Veysi Dündar solun önemli ismi Önay Alpago ile görüştü: “Umutluyum, ama umudu beslemek ve dayanışma ruhunu kaybetmemek gerekir”

0
Önay Alpago kimdir?

Karadeniz Ereğlisi’nde doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. SHP’de aktif siyasete başladı. Kongre tarafından seçilen ve üst üste iki kez ilçe başkanı olan ilk kadındır. CHP’de Parti Meclisi ve MYK Üyeliği ile Genel Başkan Yardımcılığı yaptı. Kadın Aile ve Sosyal Hizmetlerden Sorumlu Devlet Bakanlığı yaptı. Evli ve iki çocuk annesi. Çeşitli üniversitelerde öğretim görevlisi olarak çalışmakta ve serbest avukatlık yapmaktadır.

Giriş

Önay Alpago ile söyleşi yapmaya karar vereli neredeyse 1 ay oldu. Görüşmemizi kimi zaman iş yoğunluğu, kimi zaman da sağlık problemlerinden dolayı ötelemek durumunda kaldık. Sağolsun, “1 hafta önceden sözleşelim, ben sizi Büyük Kulüp’te ağırlayayım” deyince bu hafta çarşamba gününe muvafık olduk. Dün itibariyle de buluştuk. Çok keyifli, çok samimi ve bana feyz veren bir buluşmaydı. Kendisinden, tecrübelerinden ve bir kısım kıymetli anılarından çok hissedar oldum. Şahsıma da Alpago’nun yazacağı “Anılar” kitabına destek olma sözü ve editörlüğü paye oldu.

Sn. Alpago’nun geçtiğimiz yıllarda “Tüm sakallı erkeklere çağrımdır. Lütfen traş olun artık. Her taraf terörist gibi gezen aynı model adamla doldu. Bu toplumsal bir harekete dönüşsün istiyorum” sözüne latife olsun diye; kendi sakalımdan dem vurarak “Bu karizmaya traş yakışır mı?” diye takıldım. “Oradaki cümlenin manasını farklı yöne çekenler oldu. Benim oğlumda da böyle bir sakal var. Öpülecek yer bırakmadığından böyle bir cümle kurdum” dedi gülerek. Vedalaşırken sakallı yüzümden öptü belirteyim.

O kadar dolu dolu bir sohbet oldu ki, vedalaşırken “Çok naziksiniz. Sizi tanıdığım için mutlu ve şanslıyım. En kısa sürede tekrarlayalım.” iltifatına mazhar oldum.

Çok sevimli üç kız torunu var. (Bahtları, ikballeri açık olsun.) En küçük torunu evlerindeyken kapalı olan Alpago’nun odasına girer. Bir bakar ki Önay Hanım namaz kılıyor. Hemen salona koşar ve salondakilere “Babaannem, anneanne olmuş” der, gülüşmelere neden olur. Zira torununun anneannesi de devamlı namaz kıldığından o vaziyette göründüğü çok olmuştur.

[Namaz konusunu yazmamı istemediği halde neşr ediyorum. Kendisinin “İbadet Allah ve kulu arasındadır.” haklı maruzatına, eskiden SHP şimdi ise CHP veyahut sol meşrebin, muhafazakar kesimden oy alamamasının, dine soğuk, dinden uzak ve hatta dinsiz yaftalamalarına neden olduğunu, bunun bilinmesinin daha pozitif değerler üreteceğini düşündüğümden paylaşmayı uygun gördüğümü belirteyim. Kendisinin hoşgörüsüne sığınarak… VD]

Bakanlığı döneminde kendisine Ankara Belediye Başkanlığı teklif edildiğini ve bir yemek organize edildiğini de anlattı bana. Kabul etmediğini ve düşünmediğini söyler. 71 yaşında Madrit Belediye Başkanlığını kazanan kadının başarısı hala akıllarda taze iken ve bu kadar liyakatli iken neden kendisine şimdi belediye başkanlığı adaylığı teklif edilmiyor, şaşarım doğrusu. Liyakatli insanlara görev tevdi ederken, irade beyan edenlerin sayısı çoğalmalı.

Kısa süren Bakanlığı sırasında Mısır’a 25 kişilik bir heyetle gidildiğini ve heyete yemek ikram ettiğini, dönüşte de kendisine uzatılan harcırah zarfını almadığını ve iade ettiğini de anlattı. İade bölümü diye bir sahifenin olmadığını da belirtti gülerek. Söyleşimiz uzun sürdü. Ben detay anıları paylaşmıyor ve söyleşiyi kısa tutuyorum. Ne de olsa kendisiyle “Anılar” adlı bir kitap yayınlayacağız. İyi okumalar dilerim…

Türkiye hukuk devleti mi?

Veysi Dündar (VD): Türk hukuk sisteminin getirildiği noktayı nasıl buluyorsunuz? Sizce uygulamalar itibariyle Türkiye anayasada karşılığını bulan “hukuk devleti” ilkesine hangi mesafede durmaktadır?

Önay Alpago (ÖA): Hukuk Devletinin önemli tanımlarından biri, devletin vatandaşlarına hukuk güvenliği sağlaması ve kendisini de hukukla sınırlamasıdır.

Böylece devlet tüm faaliyetlerinde hukuk kuralları ile bağlı olacaktır. Her birey hukuk karşısında eşit olacaktır. Hak ve özgürlükleri devlet tarafından güvence altına alınmış olacaktır. Yargı tarafsız ve bağımsız olacaktır.

Son yıllarda ülkemizde hukuk devletine olan inanç ve adalete duyulan güven giderek azalmaktadır. Bu konuda Yargıtay Başkanı dahi, adalete güvenin % 30’lar düzeyine indiğini ifade etmiştir.

Gerçekten hukuk ve adalet algıları azalmakta, yargıya duyulan güvensizlik artmaktadır. AİHM’de Türkiye dosya sayısı ile 2. ülkedir. (1. Rusya’dır.) Mahkum olan ülkeler sıralamasında ise ülkemiz 1. durumdadır.

Bu tablo, ülkemizde hukuk sisteminin geldiği yeri göstermektedir.

VD: Hukuk fakülteleri ve oradaki eğitim hakkında düşünceleriniz nelerdir? Yozlaşma nasıl bertaraf edilebilir?

ÖA: İnsan ilişkilerini düzenleyen ve uyulmaması halinde yaptırımlar uyguladığı yazılı kurallar bütünüdür, hukuk.

Hukuk eğitimi yüzyıllardır vardır. Bu anlamda hem ulusal hem de uluslararası niteliği, hem de gelenekleri olan bir eğitim dalıdır.

Ülkemizde 30 devlet üniversitesinde, 41 özel üniversitede Hukuk Fakültesi vardır. Öğrenciler için bu fakültelerin bir kısmında yargı odaklı geleneksel hukuk meslekleri için olduğu kadar; diğer mesleki ve akademik alanlarda veya uluslararası düzeyde de bilgi sahibi olmaları için çalışmalar yapılmalıdır.

Çok üniversite açmak yerine; varolan üniversite/fakülteleri daha donanımlı hale getirmek gerekir.

Bir fakültenin kalitesi, öğretim elemanı kalitesiyle yakından ilgilidir.

Kimi zaman öğretim üyelerinin veya görevlilerinin hukukçu olmadığı görülmektedir. Hatta bazı yeni hukuk fakültelerinde dekanlar bile hukukçu değildir.

Kaliteli bir hukuk fakültesinde, araştırma görevlisi sayısı da, o fakültenin bilimsel zenginliğidir.

Bu nedenlerle hukuk fakültelerinde eğitim, akademisyen ve formasyon eksikliklerinin giderilmesi, fiziki donanımlarının da eksiksiz olması için özen gösterilmelidir.

VD: Erkler ayrılığı ilkesinin Türkiye için ne ifade ettiğini defacto pratikleri üzerinde yorumlar mısınız?

ÖA: Erkler ayrılığı bir devletin demokratik değerlerinin korunması demektir.
O nedenle demokratik parlamenter rejimlerde, yasama yürütme ve yargı yetkileri, farklı organlar tarafından kullanılır.

Son Anayasa değişikliğinden ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçişten sonra, Türkiye’de erkler ayrılığı sistemi fiilen ortadan kalkmıştır.

TBMM’nin yasa yapma tekeli elinden alınmıştır. Ayrıca sözlü soru, gensoru, meclis soruşturması gibi kanallar kapalı olduğu için TBMM’nin denge ve denetim mekanizması ortadan kalkmıştır. Milletvekili olmayan bakanlar sadece Cumhurbaşkanı’na karşı sorumludur. Geleneksel yürütme organı artık yoktur.

Yasama ve yürütmeden uzak tutulması gereken yargı; siyasal alanın dışında kalamamıştır.

Anayasa Mahkemesi ve HSK’nın üye sayısı üyelerin seçilme ve atanma biçimleri değişmiştir.

Yüksek Mahkemelerin kararları eleştirilmekte, yargıçları azarlanmakta, savunma itibarsızlaştırılmak istenmektedir.

Artık hukukun üstünlüğü değil, üstünlerin hukukundan söz edilmektedir.

VD: Siz, bu dönemdeki aile. çalışma … vs bakanlığının karşılığı bakanlığı icraa ettiniz. Bu anlamda ülkede ne tür kazanımlar ve kaybedişler oldu?

ÖA: Ben bu görevi 8 ay yaptım. Kadının statüsü ile ilgili, aile kurumunun güçlendirilmesine yönelik ve sosyal hizmetler alanında hizmete ilişkin yoğun bir çalışma dönemi yaşadık.

O dönemde birlikte çalıştığımız bütün çalışma arkadaşlarıma şükran borçluyum.

Bu bakanlıktan önce “Kadın” ismi kaldırıldı. Sonra “Bakanlık” kaldırıldı. Ve bugün bu bakanlık, Çalışma Bakanlığı ile birleştirildi. Bence yazık oldu. Her iki bakanlık da çok önemli ve kendi başına yaşamsal konuları olan ve ayrı teşkilat yapısı içinde çözümler bulması gereken bakanlıklardır.

Türkiye ve NATO

VD: Sizce Türkiye NATO ile olan ilişkisini gözden geçirmeli midir? Eğer evet diyorsanız bunun nedenleri nelerdir? Bu konuda çözüm öneriniz var mı?

ÖA: Türkiye 1952’de NATO üyeliğine kabul edilmiştir. O günden bu yana Kore’ye, Somali’ye, Afganistan’a bu birliktelik içinde asker göndermiştir. Ancak Türkiye’ye NATO üyesi gibi davranılmamaktadır.

Bu nedenle Türkiye-NATO ile olan ilişkisini gözden geçirmelidir. NATO üyeleri arasında kalacaksak; daha kimlikli, kararlı ve kararlarında ısrarlı bir Türkiye görmeliyiz. İlişkilerde karşılıklı çıkar ve yarar dengelerimizden ödün vermemeliyiz.

VD: Umut ve yeis arasında nerde duruyorsunuz? Enseyi karartanlardan mısınız? Yoksa hala söylenecek bir söz var, yapılacak bir eylem var diyenlerden misiniz?

ÖA: Enseyi karartanlardan değilim. Her zaman umut vardır. Ama umut var diye beklemek değil; çalışmak, emek vermek, umudu beslemek ve dayanışma ruhunu kaybetmemek gerekir.

VD: Zamanın ruhu kavramı hakkında ne düşünüyorsunuz? Siz ve sol ülkede zamanın ruhunu yakalamış mıdır?

ÖA: Hegel’den bu yana kullanılan bir kavram “Zamanın Ruhu”. Gününümüzde yeniden popüler oldu. Zamanın Ruhu karşısında durulamayacağına inanılıyor. Toplumsal yaşama egemen olan ruh hali, toplumlara da egemen olur diye düşünülüyor.

İnsanların sosyal ve ekonomik kalkınmasını savunurken; para bazlı ekonomiden, kaynak bazlı ekonomiye geçme ekseninde ise bu ruh; hiç bir itirazım yok!

VD: Kız çocukların eşit haklara sahip olmaları için yapmış olduğunuz 2017’de Taksim Hill’deki açıklamanızdan sonra, gelinen nokta için değerlendirme yapacak olursanız, neler söylersiniz?

ÖA: ‘Dünya Kız Çocukları’ toplantımızı ve açıklamamızı 11.10.2017 tarihinde yaptık. Üzerinden 1 yıl geçti. O günkü tespitlerimizin hepsi doğru. Hepsi can yakan gerçekler. Ve maalesef hiç biri çözülmedi. Ama biz ısrarla takip edeceğiz. Çocuklarımızın “çocuk olma hakkı”nı, sonuna kadar sahiplenip mücadelemizi sürdüreceğiz.

CEVAP VER