Veysi Dündar Saadet Partisi İl Başkanı Dr. Abdullah Sevim’le Görüştü: “İstanbul’da Taşlar Yerinden Oynayacak”

0

Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Dr. Abdullah Sevim’le, partisinin İstanbul İl Merkezi’nde görüştük.

Parti binasında ilk göze çarpan şey kalabalık ve yoğun bir çalışma temposu. “Abdullah Abi” ise kararlı ve bir o kadar da umutlu…

Gündem yoğun, sohbet samimiydi. İBB adaylarından, ittifaklara; ekonomik durumdan, Fatih Erbakan’a kadar pek çok meseleyi konuştuk.

Söyleşimiz son bulurken, İl Başkanlığı binasında hummalı bir çalışma vardı. Bizden hemen sonra İl Başkanı Sevim, oradaki toplantıya geçti. “Parti olarak seçimlerde nasıl başarılı oluruz?” sorusuna cevap aramaya devam ediyorlardı.

Keyifli ve ilgili çekici bir röportaj oldu. Buyurun…

Fatih Erbakan ve ekonomik kriz

Veysi Dündar (VD): Nasılsınız?

Abdullah Sevim (AS): Ülkenin durumunu düşünürsem pek iyi hissettiğim söylenemez ama il başkanı olarak yürüttüğümüz seçim hazırlıklarını düşünürsem heyecan duymuyor değilim. Seçimleri düşündüğümde ise her zamankinden daha fazla umutluyum.
Biraz karışık yani…

VD: Nereden başlayacağımı bilemedim bu cevap karşısında. Önce gündem diyelim isterseniz. Fatih Erbakan partisini kurdu. Ne söylemek istersiniz?

AS: Ne söyleyebilirim ki. Erbakan Hocamızın oğludur. Kardeşimizdir. Şahsi kanaatim, bizimle beraber yürümesi hem kendisi, hem de memleketimiz için daha iyi olurdu.

VD: İktidar yok diyor ama sizce ekonomik kriz var mı?

AS: İktidar cenahında bir ekonomik kriz hissedilmiyor olabilir. Bu şaşırtıcı da olmaz bizim için. Ancak halka bakarsak, caddelere sokaklara bakarsak bunun böyle olmadığını görmek için iktisatçı olmaya gerek yok. Biraz görmek için bakmak yeterli olacak.
Ayrıca iktidar, bir yandan sizin dediğiniz gibi kriz yokmuş gibi yapmaya çalışırken öte yandan krizin suçunu sürekli bir yerlere yıkmaya çalışıyor. Önce ABD yaptırımlarıydı malum suçlu. Sonra fırıncılar suçlu oldu. En son kabahatli de soğan!
Krizin suçunu küçük esnafın omuzlarına bırakmak istiyorlar. İnsanlara “stokçu, fırsatçı” diye yaftalar yapıştırıyorlar.
Oysaki kaynaklar üretime yönlendirilmedi. Sıcak paranın oluşturduğu sahte bahar sona erdi. Büyük puntolu cümleler kurmaya gerek yok. Mesele bu şekilde özetlenebilir aslında.

“Biz İstanbul aşığıyız”

VD: Yerel seçimlere geçelim ama hemen öncesinde bir şey sormak istiyorum. Size “İstanbul’un ağabeyi” diyorlar. Neden?

AS: Lütfetmişler. Biz İstanbul’un aşığıyız. Hadim olabilirsek de ne mutlu!

VD: Aşık olduğunuz şehrin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz peki?

AS: İstanbul’un birçok problemi var. Trafik, israf, imar, otopark, yeşil alan, huzur, güvenlik, temizlik, engelli vatandaşlarımızın yaşadığı problemler…
Medeniyetlere ev sahipliği yapmış İstanbul’umuz için bugün insanların zihinlerine sıkışık, keşmekeş bir kent geliyor. Buradan mevcut yöneticilere sormak gerekir; hiç mi görmüyorsunuz vatandaşımızın yaşadığı bu sorunları?

VD: İstanbul’u yönetenleri ve siyasi partilerin il başkanlarını birkaç gün önce birlikte metrobüse binmeye çağırdınız. Görmelerini mi istediniz bu durumu?

AS: Tabii ki. İnsan görmediği, bilmediği sorunu nasıl çözebilir. Bilmek de sadece önlerine gelen raporları incelemekle olmaz. İstatistiklere bakarak olmaz. Yaşamak lazım.
Çünkü insan, istatistiğin konusu değildir. İnsan matematik değildir! İstanbullunun ulaşım ihtiyacını bir şekilde giderebilirsiniz ancak bunu insan onuruna yaraşır şekilde mi gerçekleştiriyorsunuz? Bu ihtiyacı karşılamak kadar onu insan onuruna yaraşır şekilde karşılamakta önemli.

Metrobüs örneğinden devam edersek yine, oturarak seyahat etmekten bahsetmiyorum binmek bile büyük mesele! Sadece bununla da bitmiyor tabii ki örneğin Edirnekapı’daki metrobüs üst geçidine gidelim mesai çıkış saatlerinde. Uzayıp giden insan seli. Üst geçitte bile trafik oluşuyor. Yine Yenibosna’da da durum aynı. Zincirlikuyu apayrı bir alem!
Ben davetimi yineliyorum. İstanbul’u yönetenler ve siyasi partilerin il başkanları gelsinler, çayımızı içsinler. Ardından da mesai çıkış saatinde metrobüse binelim. Onlar da İstanbul’da ulaşımın çakarlı araçlarla ve emniyet şeridinden sağlanan birşey olmadığını görsünler.
Ayrıca başka başka bir çok konuda da bahsettiğim örnekler tekrarlanabilir.

VD: Başka hangi örnekler vermek isterseniz peki?

AS: Peki… Şöyle diyelim o zaman. Bu şehri yönetenler ya da talip olanlar yol kenarında birikmiş yağmursuyu ile hiç ıslanmışlar mı? Şehir şebekesinden su içiyorlar mı? Fatura kabarmasın diye doğalgazı kısmışlar mı? Adaletsiz kentsel dönüşüm uygulamaları ile evlerinden, yurtlarından edilmişler mi?
Liste uzar gider ancak mesele anlaşıldı sanıyorum.

Yönetenler veya yakınları toplum taşım araçlarına binerse…

VD: Sorunlara oldukça hakimsiniz anlaşılan. O zaman biraz da problemler özelinde konuşalım. İstanbul’un ulaşım sorunu desem ne demek istersiniz?

AS: Bu sorun tabii ki toplu ulaşımla çözülür. Ama nasıl bir toplu ulaşımla? Hemen herkesten aynı cümleyi duyabilirsiniz. Şu an da İstanbul’u yöneten arkadaşlarımız da buna önem vermeye gayret ediyorlar ancak sonuç alınamıyor maalesef.

VD: Neden sonuç alınamıyor?

AS: Az önce de bahsettim; çünkü İstanbul’da toplu ulaşım rahat ve konforlu değil. İnsanlarımız tıka basa dolu bir metroya, metrobüse, otobüse binebilmek için maalesef birbiriyle yarışıyorlar.

VD: Buradan sormak istiyorum İstanbul’u idare edenlerin hangisi ya da kaçı bir yakınını gönül rahatlığıyla toplu ulaşım araçlarına bindirebiliyor?

AS: İstanbul’da toplu ulaşım adına altında maalesef toplu işkence var. Öncelikle bu sorun giderilmeli ki İstanbullulara “özel araçlarınızı kullanmayın, toplu ulaşımı kullanın” diyebilelim. Bunu söyleyemiyorsak toplu ulaşımın, trafik sorununu çözmesini beklemeyelim.
Ayrıca, Anadolu’da yaşayan insanlarımızın İstanbul’a mecbur olmaması da gerekiyor. Vatandaşlarımızın doğdukları yerde doydukları bir ekonomik düzenin kurulması lazım. Tabii ki bu merkezi idarenin yapacağı bir şey.

Marmara depremi: Düşünmek bile istemiyorum

VD: Peki ya imar ?

AS: İstanbul’a gelen dünyaca ünlü mimarlardan bir tanesi, uçaktan inince diyor ki; “Bu binaları yapanlar Mimar Sinan’ın torunları olamaz!”
İstanbul maalesef eski siluetini ranta dayalı imar politikalarıyla kaybetti. Hangi semte bakarsanız bakın, çarpık kentleşme dikkatinizi çekiyor. Artık şehir yaşanmaz hale geldi. Hava alamaz hale geldi. İklim değişiyor. Allah muhafaza, olası bir Marmara depremini düşünmek bile insanı ürkütüyor.
Bir yerin yaşam alanı olabilmesi için oraya binalar, evler inşa etmek yeterli olmaz. Oranın tam manasıyla, yeşil alanıyla, sosyal donatı alanlarıyla, altyapısıyla, doğasıyla imar edilmesi lazım.
Ağaçları keselim, hayvanları kovalım, gökyüzüne hasret yaşayalım. Ama oranın adı yaşam alanı olsun. Olmaz öyle şey!
Sonra bir yağmur yağıyor. Plan yok, altyapı yok, toprak yok. Sonuç taşkın, sonuç karayla deniz birleşmiş, sonuç insanların evlerini su basmış. Biz buna şehirleşme diyebilir miyiz?
Eskiden “taşı toprağı altın” denilen İstanbul’un taşı toprağı beton olmuş durumda! Deprem toplanma alanlarının dahi yüzde 75’i imara açılmış durumda!

VD: Kentsel dönüşüm uygulamaları ile ilgili neler düşüyorsunuz?

AS: Tabii bu konuda, neredeyse her ilçeye ayrı ayrı bakılmalı ve değerlendirilmeli. Ancak ilkesel bazda biz olaya şu şekilde bakıyoruz. 3 ana mesele var. Birincisi İstanbulluların ikamet ettikleri yerlerde yaşamaya devam etmeleri. İkincisi, dar gelirli vatandaşlarımızın bu dönüşümden mağdur olmamaları. Üçüncüsü ise kente ihanet edilmemesi.

VD: Meseleye biraz daha etraflıca değinmek gerekirse…

AS: Birincisi kentsel dönüşüm adı altında insanlarımızın yerlerinden edileceği her uygulama başarısızdır. İstanbulluların, İstanbul’un merkezinde yaşama hakkı neden ellerinden alınsın? Neden insanlarımız alabilecekleri bir miktar para ile şehrin uzak köşelerine hatta diğer şehirlere göç etmek zorunda kalsın? Kentsel dönüşüm yapılırken, büyük nüfus hareketlerine sebebiyet verecek, insanlarımızı yerlerinden edecek ve birilerine rant sağlayacak uygulamalardan şiddetle kaçınılması gerekir.
İkinci hususta ise, dar gelirli kardeşlerimizin dişlerin tırnaklarından arttırarak yıllar önce satın aldıkları ya da inşa ettikleri evleri var. Bu insanlar bugün çok iyi ekonomik koşullara sahip değiller. Herhangi bir yenileme bedelini ödeyebilecek durumları yok. O zaman bu kardeşlerimiz ne olacak? Bu kardeşlerimize “evini sat, ne yaparsan yap” diyebilir miyiz? Diyemeyiz, dememeliyiz. Gerekli kaynaklar ortaya koyulmalı ve vatandaşlarımız mağdur olmamalı. Yoksa konut stoğunun eskidiği aşikar ancak bu meselede vatandaşı mağdur edecek uygulamalardan mutlak suretle uzak durulmalı.
Üçüncü olarak da unutmayalım ki, bütün bunlar yapılırken İstanbul’un tarihi yapısına ve doğasına zarar vermeyecek çözümler ortaya konulmalı.

“Şehre ruhunu veren mahalle kültürüdür”

VD: Kentsel dönüşüm ile birlikte “mahalle kültürü” kavramını da çok duyuyoruz. Sizin bakış açınız nedir?

AS: Bu konu bizim üzerine titrediğimiz bir mesele. Şehre ruhunu veren, semte huzurunu veren şey mahalle kültürü. Maalesef yok olma tehlikesi ile karşı karşıya.
Biz İstanbul’un sokaklarında çocuklarımızın güvenle oynadığı, ev hanımlarının evlerinde huzur içinde yaşadığı, çalışanlarımızın evlerine dönerken huzur bulduğu bir yer olmasını hayal ediyoruz. Komşuluğun, dostluğun, samimiyetin yaşandığı bir kente dönüşmesini arzu ediyoruz. Evlerin sokaklara, sokaklardan mahallelere taştığı dost selamının, yardımlaşmanın yaşandığı bir güzellik yeniden yaşansın istiyoruz.
İnanın bu imkansız değil. Ancak ruhsuz beton bloklar inşa ederek bunu sağlayamayız. Pansuman tedbirlerle buna çare bulamayız. İstanbul’un, tarihi yapısına da uygun olarak, yeni baştan planlanması gerekiyor bunu yapabilmek için. Biz buna hazırız. Çünkü biz İstanbul’u rant alanı olarak değil yaşam alanı olarak görüyoruz. Rantı değil halkı seviyoruz. Bence bizi başkalarından ayıran en büyük özellik de bu.

VD: Mahalle kültürü demişken semt esnaflarına da değinmek lazım…

AS: Tabii ki onlar da zor durumda. Mahallelerdeki tüm esnaflarımız için benzer bir durum geçerli. Burada da iki açıdan olaya yaklaşmamız gerekiyor. Birincisi mahalle esnaflarımız, özlediğimiz mahalle kültürümüzün olmazsa olmazları. Bu çerçeveden desteklenmeliler.
İkincisi de gelir dağılımındaki adalet konusu. Bu da çok önemli. AVM’lerle rekabet edememe, küçük esnafımızın en büyük problemlerinden bir tanesi. Biz gelir adaletinden yanayız. Gelirin adil paylaşımını destekliyoruz. Biri ya da birileri değil herkes kazansın istiyoruz. Ülkemizde dolar milyarderlerinin artmasını değil herkesin refahının artmasını istiyoruz. Bu yüzden de AVM’lere karşı esnafımızı destekliyoruz. Onların yanında olduğumuzu bir kez daha açıkça ifade ediyorum.

VD: İmar, kentsel dönüşüm, mahalle kültürü derken değinmemiz gereken bir diğer konu herhalde İstanbul’un yeşil alan ihtiyacı… Millet Bahçelerinin ilki Ataköy sahiline yapıldı. Basitçe bir ifade ile 100 m2’lik inşaat alanının yüzde 2’si park olarak hizmete sunulmuş. “Alın buralarda yuvarlanın” deniyor.

AS: Atılan bir takım adımlar var tabii ancak yeterli değil. Yeşil alan demek sadece park değildir. Biz İstanbulluya doğayı sunmalıyız. Ancak, İstanbul’un doğası o kadar talan edildi ki bunu yapabilmek gerçekten çok zor. Ancak Erbakan Hocamız “Milli Görüş tekeden süt çıkartır” derdi.
Peki yapılan parklar yeterli mi derseniz maalesef o da değil. Arabaya binerek yeşile gitmek çözüm değil. Yeşille içiçe bir hayat sürmemiz gerekiyor bizlerin.

VD: Engelli vatandaşlarımız için İstanbul’da şehir hayatı nasıl?

AS: Engelli vatandaşlarımız bu toplumun eşit bireyleri. İlke olarak bunu kabullenmeliyiz.
Ayrıca bir yere bir hizmet götürülürken, şehir planlaması yapılırken engellileri de mutlak suretle göz önünde bulundurmalıyız ki adaletli bir yatırıma, şehirleşmeye imza atabilelim.
Bu asla bir lütuf değil. Onlar için gerekli yatırımların yapılmaması bu sorunların başlı başına büyümesine neden oluyor.
Engellilerimize yönelik belediyelerin çeşitli çalışmaları var. Milletimiz adına her birine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Ancak bu çalışmalar sadece basit bir pansuman niteliğinde. Şehrimizi planlarken, imar edilirken engelli kardeşlerimizin hayatlarını rahatlıkla sürdürebilecekleri bir süreç işlemeli, işlemeli ki engellilere gerçek mana da hizmet götürülebilsin.

“Yönettiğimiz kentte köprüaltı insanı olmaz”

VD: Sokak çocukları, evsizler, bağımlılar… Hep mi görmezden gelinecekler?..

AS: Hayır elbette ki gelinmeyecekler. Bakın bizim yönettiğimiz şehir de sokak çocukları olmaz. Evsizler olmaz. Bağımlılıkla mücadele eden bir belediye olur.
Bizim şehrimizin sokaklarında çocuklar yaşamaz, oynar!
Bizim şehrimizin sokaklarında, evsizler olmaz. Köprü altlarında insanlar yaşamaz!
Siz köprüler, yollar yapmakla övünürsünüz ama o köprünün altında bir insan sabahlıyorsa, o yollarda çocuklar uyumak zorunda kalıyorsa bunlar özü itibariyle ne işe yarar!

VD: Peki siz nasıl çözeceksiniz bu sorunları?

AS: Belediye başkan adaylarımız açıklandığında projeleriyle İstanbulluların karşısına çıkacaklar.
İl Başkanı olarak şunları ifade etmek isterim. Biz temiz siyaset yapıyoruz. Ayrıca şeffaf siyaset yapıyoruz ve bu konuda insanlarımız bizlere güveniyor. Ayrıca, hemşehrilerimiz bizim geçmiş dönemde yapmış olduğu efsanevi hizmetleri unutmadılar. Bizim belediye başkanlarımız hala halk içinde sevilen insanlar. Toplumda başı dik bir şekilde gezebiliyorlar. Taraflı tarafsız herkes bizim belediyeciliğimizi takdir ediyor.
İnsanlarımız gerçek manada hizmet almayı özledi. Mevcut belediyeler genel itibariyle şunu ifade edebiliriz ki, şehri değil algıları yönetiyorlar. Hizmet üretmiyorlar ve halktan kopuklar. Bütün bu olumsuz tabloları pozitife çevirecek olan da sadece Saadet Partisi’dir. İnsanlarımız bunu bildiklerinden, partimize karşı bir teveccüh içerisindeler.
Yerel seçimlerde de göreceğiz ki bu teveccüh oya dönüşecek ve belediyelerde Saadet bayramı yaşanacak.

VD: Projeleri açıklamayı adaylara bıraktınız ve iddialısınız da… Peki adaylarınız belli oldu mu?

AS: Uzunca bir süredir aday belirleme sürecimiz devam ediyor. Belirlediğimiz adaylarımız da var. Kısa süre içerisinde de kamuoyu ile bunları paylaşacağız.
Ancak şunu ifade edeyim ki, adaylarımız çok güçlü adaylar. Açıklandıklarında ses getirecek adaylar. Seçimi kazanacak adaylar.

İstanbul’a layık adayı göstereceğiz

VD: Siz aday mısınız peki İBB için?

AS: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayımızı nihai olarak Genel Merkezimiz belirleyecek. Tabii istişareler devam ediyor. Genel Başkanımız Temel Karamollaoğlu bir açıklamasında “seçimlere İstanbul’u kazanacak adayla gireceğiz” demişti. Kim olur, bugün için bilemiyorum ama seçimi kazanacak isim olacak onu biliyorum.

VD: Söylediklerinizden anlaşılan ittifak yok. Öyle mi?

AS: Evet ittifak yok. Bunu Genel Başkanımız da ifade etti. Sadece dirsek teması olabilir o da partimizin oyunu arttırmaya yönelik.
Zaten parti olarak uzun zamandır titiz bir çalışma yürütüyoruz. Tabanımızı dinledik. İlçe yöneticilerimizi dinledik. Anketler yaptırdık.
Çok iddialı adaylarla sahaya çıkacağız. Bizim adaylarımız herkesi kucaklayacak. Hangi görüşten olursa olsun oy alacak. İşinin ehli olacak. Göreceksiniz İstanbul’da taşlar yerinden oynayacak!

“Belediyelerin tamamında iddialıyız”

VD: Son olarak ne söylemek istersiniz?

AS: Türkiye’ye belediyeciliği adeta Milli Görüş getirdi. 1994 yılında gerçekleştirdiğimiz tam anlamıyla bir yerel yönetimler devrimiydi.
O dönem ve sonrasındaki hizmetlerle belediyecilikte hem okul hem de ekol oluşturduk. İnsanlarımızın da bunu gördüklerini ve takdir ettiklerini biliyoruz.
Saadet Partisi her zaman yerel seçimlerin favorisidir. Her zaman güçlü adaylarla seçimlere girmiştir.
Buradan hareketle bizim için yerel seçimler, her zaman için çok daha farklıdır. Apayrı bir motivasyonla çalışmalarımızı yürütüyoruz.
Bunun bizi başarıya götüreceğinin altını bir kez daha kalın çizgilerle çizmek istiyorum. Milletimizin desteğini gözlemliyoruz.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi dahil şehrimizdeki 40 belediyenin tamamında iddialıyız. Tamamında başarıya ulaşacağız!

VD: Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

AS: Buraya kadar zahmet ettiniz. Bize bu fırsatı verdiniz. Ben teşekkür ederim.

CEVAP VER