Veysi Dündar Ertuğrul Günay ile siyaset üzerine konuştu: “Muhalefet iktidarın zihinsel hegemonyası altında”

0

Ertuğrul Günay, ismi siyasi hayat içerisinde duyulsa, 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi kendisini CHP’den en genç milletvekili olarak Meclis’te bulsa, 2000’de kurulan AK Parti’nin bir dönem bakanlığını yapsa da hukukçu kimliği yanında bir bilge insan o.

Biz de görüşlerini almak üzere zaman zaman kapısını çalıyoruz.

Veysi Dündar son gelişmeleri Ocak Medya okurları için değerlendirmesi için Ertuğrul Günay ile görüştü..

Türkiye’de krizi aşmak için…

 

 

Veysi Dündar (VD): Başkanlık Seçimleri ile başlayalım. Abdullah Gül’ün ortak aday yapılamaması ya da kendisinin kabul etmemesiyle, kaybedilen neler var? Erdoğan’ın muhtemel en güçlü rakibi Gül müydü ?

 

 Ertuğrul Günay (EG): Türkiye’de kültürel bölünme ve buna dayalı kutuplaşma, siyaseti tıkayan önemli sorunların başında geliyor. Taraflar kendi kamplarından ne ölçüde şikayetçi olursa olsun, karşı kampta saydıkları birine destek vermekte tereddüt yaşıyorlar. O nedenle, köklü tercihlerin yapılması gereken seçimlerde, özellikle muhalefetin, kutuplaşmayı kaldıracak, gerginliği azaltacak, karşıtların da güven ve desteğini sağlayabilecek isimlerle yola çıkması sonuç almaya etkili olabilir.

24 Haziran’da sayın Gül bu tanıma uygun düşen isimlerin ilk akla gelenlerindendi.

Ne yazık ki, tüm partiler böyle akılcı bir ortak arayış yerine ‘partili/partici’ isimlerle yola çıktılar. Tümü ‘partici’ olan adayların yarıştığı bir seçimde de, en büyük partinin başkanının seçileceği baştan belliydi; sonuçta da öyle oldu.

VD: Mart’taki seçimlerden sonra yeni bir oluşum, yeni bir parti kurulması söz konusu mu? Zira siyaset tıkanmış vaziyette. Bu gidişin değişimi için, yeni şeyler söylemek lazım gibi…

EG: Türkiye’de demokrasinin her krizi yeni siyasal oluşumlar ve yeni söylemlerle aşıldı. Şimdi de öyle olacağa benziyor.

Mevcut partiler, iktidarı ve muhalefetiyle Türkiye’yi kucaklamaya, barıştırmaya, birleştirmeye, geliştirmeye yetmiyor. Son kullanma tarihleri geçmiş gibi. Eskimiş, yıpranmış görünüyor, umut vermiyorlar.
Bir anlamda “kem aletle kemalat olmuyor!”

VD: Demokraside olmazsa olmaz temel kaide; hukuk sisteminin “adalet”in işlemesidir. Esas olan ekonomik kalkınmada tarım, hayvancılık, sanayi, kişi hak ve özgürlüklerinin önünün açılmasıdır. Ancak ve ancak üretmenin, bu topraklarda huzurla yaşamanın yegane yolu da budur.
Siz, Ak Parti hükümetinde tepkilere rağmen bakanlık yaptınız. “Zaman zaman yanılmışım, kandırılmışım, aldatılmışım, böyle olduğunu, olacağını tahmin edememişim” şeklinde özeleştiride bulunuyor musunuz?

EG: Bu tür deyimleri siyasetin doğasına aykırı ve bir bakıma içtenliksiz bir acz ifadesi olarak görüyorum. Herkes yaptığı işten sorumludur. Ben -eksiklerimi elbet biliyorum- ama yaptığım işlerle de övünüyorum.
Dünkü söylemlerine ve millete yaptıkları vaadlere aykırı işler yapanları da milletin ve tarihin hükmüne terk ediyorum.

VD: Bu minvalde hükümetin “akil adamlarının” verdiği beyanlar var. Seçim çalışmaları, afiş asma, arabalı ses propaganda çalışmalarının yapılmaması kararı alındı AKP’de.
Olası “yerel yönetimler” seçimi iptal olur mu?

EG: Yerel yönetim seçimlerinin iptaline yol açacak -şu anda- bir neden görmüyorum.

VD: Herhangi bir partiden, belediye başkanlığı teklifi aldınız mı? Dirsek teması kuran oldu mu? Böyle bir teklif alırsanız cevabınız ne olur?

EG: Bu tür tartışmalardan uzak duruyorum.

AİHM’nin Demirtaş kararı ‘lazım-ül icra’ bir karardır

VD: AİHM’nin Demirtaş hakkında verdiği kararı hükümet dikkate alır mı?
Almalı mı?

EG: AİHM’in Demirtaş hakkındaki kararı uyulması gerekli, eski deyimle ‘lazım-ül icra’ bir karar.

Halen de yürürlükte olan Anayasa kuralımıza göre (madde 90) “usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir.”

AİHM’nin yetkisini kabul eden antlaşma da bu cümledendir.

Ancak görüldüğü kadarıyla iktidar bu kararın gereğinin yerine getirilmesini istemiyor.

VD: İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı için en azından Binali Yıldırım’ın ismi öne çıkmış durumda. Buna karşın muhalefetin İBB için adayının olmamasını ya da bir ismin öne çıkmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

EG: Son bilgilere göre ana muhalefet İstanbul’da başarılı belediye başkanlarından birini öne çıkarmaya çalışıyor. Bu, belki biraz geç olmakla birlikte, doğru bir yöntem.

Buna karşılık iktidar en büyük şehirlere başka illerden aday devşirmeyi uygun gördü. İzmir ve Ankara’da tüm teşkilatın, bir dolu nitelikli adayın birikimi, iddiası ve emeği hiçe sayılarak böyle oldu.
Sayın Yıldırım’ın İzmir’den Istanbul’a taşınması da bunlardan biri.
Üstelik 2014 adaylığı İzmir’de -2011’e göre- oyların azalmasını engelleyemedi.

VD: Hükümete yakın basın yayın organlarında Mansur Yavaş’ın İYİ Parti’nin teklifine sıcak bakmadığı yönünde devamlı haberler yapılıyor. Oysa Mansur Yavaş’ın bizzat yaptığı açıklamada “Chp ile arasını bozamadık. Bari İYİ Parti ile arasını bozalım asparagası.. Bu bilgi kirliliği ve pis oyunlar bile iki partinin temiz siyaset için bir araya gelip başkenti kazanmasını gerektiriyor. 31 Martta Ankara arınacak!” şeklinde açıklaması var.
Mansur Yavaş ismi sizce doğru bir isim mi? Kazanma ihtimali nedir?

EG: Ankara için İYİP /CHP ittifakının yeterli olacağını sanmıyorum. Ankara’da başka oy kümelerinin desteğine ihtiyaç var ve sayın Yavaş’ın bu desteği bulması kolay değil.

 Ülkemizde muhalefet sorunlu

VD: Dünyada “muhalefet” iktidara bir yol gösterir. Doğruyu bulmasına yardımcı olur. Yanlış yaptığında yanlışta ısrar ettiğinde muhalefet hükümeti hizaya getirir. Fransa’da Sarı Yelekliler örneğinde olduğu gibi. Bizde ise tam aksi. Sanki 20 yıldır muhalefet Türkiye’yi idare ediyormuş gibi bir intiba bir algı oluşturuluyor hükümet tarafından.
Muhalefetin silkelenip kendine gelmesi için bir öneriniz var mı?

EG: Defalarca söyledim ve yazdım: Muhalefet iktidarın zihinsel hegemonyası altında.
Neredeyse iktidarın dili ve kabulleriyle konuşuyor ve hemen her olayda savunmaya çekiliyor.
15 yıllık yorgun bir iktidar karşısında savunmada kalan bir siyaset, değil iktidar, muhalefet bile olamıyor o yüzden.

VD: Muhalif partiler; ana muhalefet CHP, HDP, İYİ Parti ve SAADET Partisi… Bu arada Temel Karamollaoğlu yılların siyasetçisi. Zannediyorum Karamollaoğlu’nun yıldızı içinde bulunduğumuz yıl kadar parlamamıştır. Bana göre Temel Karamollaoğlu muhalif isimler arasında en dikkat çekici olanı. Her görüşten insanın takdirini topladı. Aynı muhalif tutumu ve kararlılığı diğer muhalefet partileri de göstermiş olsaydı, Türkiye’nin kaderi değişir miydi?

 

EG: Sayın Karamollaoğlu, Türkiye’deki tıkanmayı aşabilecek siyaset adamı ihtiyacına iyi bir örnek.
Hem iktidara haklı ve cesur söylemlerle eleştiri yöneltiyor, hem de iktidarın geleneksel seçmeni ondan özel, kasıtlı bir davranış, ‘kötülük’ göreceğinden korkmuyor.
Şu aşamada ihtiyaç olan siyaset adamı tipi.
Belki talihsizliği biraz geç ortaya çıkmış olması ve partisinin eskilerden biri olması.

Ertuğrul Günay ile söyleşimiz, güzeldi. Fikir alışverişi istifade etmeme imkan tanıdı. Cevapların kısalığına bakmayın. Tecrübeli siyasetçi Günay söyleşimizi;
‘Uzun söyleşileri kimse sonuna kadar okumuyor.’
“Ah, kimselerin vakti yok, durup ince şeyler düşünmeye..” (G.Akın) – diyerek noktaladı.

CEVAP VER