Veysi Dündar HDP eş-başkanı Sezai Temelli ile görüştü: “Meclis’te niteliksel anlamda ana muhalefet biziz”

0

Sezai Temelli kimdir?

İstanbul doğumludur. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümünden mezun oldu ve yine aynı üniversitede doktorasını tamamladı. İ.Ü. Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Maliye Anabilim Dalında öğretim üyesi iken OHAL kapsamında yayınlanan 675 Sayılı KHK ile üniversiteden ihraç edildi.

Uzun süre Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nde (ÖDP) siyaset yaptı ve 2009 yılında Ufuk Uras ile birlikte partiden ayrıldı. 2013 yılında da Halkların Demokratik Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı. 7 Haziran 2015 seçiminde İstanbul Milletvekili olarak seçildi. Mayıs 2018 tarihinden itibaren HDP eş-başkanı olarak görev yapmaktadır.

KHK ile ihraç edilmiş siyasetçi olmak
Veysi Dündar (VD): Bir siyasi parti eş genel başkanı olarak tek KHK’lı siz varsınız bildiğim kadarıyla. Maliye kökenli bir akademisyen olarak 2016 yılında 675 Sayılı OHAL KHK’sı ile ihraç oldunuz.

Sezai Temelli (ST): Evet, eş başkan olarak tek KHK’lı benim. Meclis’te 8’i Partimizden olmak üzere, KHK ile görevinden edilmiş toplam 10 milletvekili bulunuyor. Bunun dışında KHK’lı arkadaşlarımızla Komisyonlarımızda çeşitli çalışmalar da yürütüyoruz. KHK’lı arkadaşlarımızın güven duyduğu bir adres olarak partimizi seçmiş olmasından ayrıca memnuniyet duyduğumuzu belirtmek isterim.

Mecliste KHK’lı vekiller olarak fiili bir komisyon oluşturduk. Özellikle Kocaeli vekilimiz Ömer Faruk Gergerlioğlu çok özel bir çabayla bu arkadaşlarımızla tek tek ilgileniyor. Toplantılar yapılıyor, kararlar alınıyor. Yani Meclis çatısı altında da, bu konuda özel bir mücadele yürütmeye devam ediyoruz.

VD: Parti ve halk desteğiniz ile bu haksızlıklara karşı yeteri kadar mücadele ettiğinizi düşünüyor musunuz?

ST: Öncelikle faşizm koşullarında mücadele ettiğimizin altını çizmek istiyorum. Faşizmin olmadığı koşullarda da hakları daha ileri taşımak için mücadele vermeniz gerekebilir, ancak faşizm koşullarında mücadele vermek çok daha farklı. Sadece KHK ile işinden edilenler değil, tüm aileler hedef alınıyor. Yalnızca işlerinden de edilmiyorlar, insanların tüm hayatları adeta bir selle yutulmak isteniyor.

Yaptığımız il çalışmalarında, zaman zaman KHK’lıların kurduğu dernek, kooperatif ve kafeleri ziyaret etmeye çalışıyoruz. Harika örnekler gördük, kapıdan girdiğiniz gibi mekânın başkalığı sizi sarıyor. Orada mücadelenin, umutların, haklılığına duyduğu inancın getirdiği başka bir atmosfer oluyor. Ben ayrıca Van’da KHK’lı vatandaşlarımızla bir toplantıda buluştum. Orada gördüğüm şuydu; evet, çok doğal olarak üst üste saldırıların getirdiği bir halsizlik var, ama aynı zamanda haklılığına duyduğu inancın getirdiği bir güç de var. Tarih, işte bu gücün belirleyici olduğu örneklerle dolu.

Bize düşen, öncelikle, yenilgi hissinin getirdiği kapanmaya, iktidarın insanları umutsuzluğun içinde tekleştirerek yalnızlığa hapsetmesine izin vermemek.

 Türkiye’de sendikalar

VD: Yıllarca sendikacılık yapan biri olarak Türkiye sendikacılığının geleceği için perspektifiniz nedir?

ST: Öncelikle KHK ile hedef alınan sendikaların başında KESK geliyor. Biliyorsunuz, Aralık ayı içerisinde asgari ücret belirlemesi yapılacak. Asgari ücret sadece asgari ücretle çalışanları etkilemiyor, asgari geçim indiriminden sosyal güvenlik primlerine kadar belirleyici olan, çalışma yaşamının temel bir parametresi. O yüzden çok önemli.

Çalışma yaşamının içinde olan, işçilerin durumunu yakından bilen kimsenin içine sindiremeyeceği bir dönemin eşiğindeyiz. Emekli maaşı ile 105 bine varan Cumhurbaşkanının maaşı asgari ücretin neredeyse 25 katı. Yöneticileri asgari ücretin en fazla üstünde olan ülkeler arasındayız. Kriz döneminde iktidarın asgari ücret üzerine çevireceği hilelerin farkındayız.

Yanı sıra, bildiğiniz gibi krizin derinleşme dönemindeyiz. Yani, sendikalara krizin bedelinin emekçilere ödetilmesi anlamında önemli bir sorumluluk düştüğü bir dönemdeyiz. Ama sırf asgari ücret görüşmelerinde tavır aldığı için iktidara yakınlığı ile bilinen Türk İş başkanının bile hedef alındığını, sosyal medya linçiyle hain ilan edildiğini görüyoruz.

AKP sivil toplum ve sendika alanını doğrudan hedef alan sayısız hamle yaptı. Bunların başında kendi dernekleri ve sendikalarını oluşturması geldi.
Buna karşın üyeleriyle, yönetimleriyle hedef alınan sendikaların da dimdik ayakta olduğunu görüyoruz. 3. Havalimanı mücadelesinde İnşaat İş ve Dev Yapı Sendikaları doğrudan hedef alındı ama mücadeleden vazgeçmediler. Bu yönüyle emek mücadelesi de artık faşizme karşı mücadelenin önemli bir ayağı haline geldi.

İçinde bulunduğumuz koşulların emekten yana dönüşümü için sendikal mücadeleye büyük bir sorumluluk düşüyor. Sendikal siyasetin çalışma yaşamı sınırlarını aşarak toplumsallaşması, bu toplumsallaşma sürecinde sendikal bürokrasiyi kırması, iktidarın korporatist anlayışına karşı sınıf mücadelesi zemininde siyasetin toplumsallaşmasına katkı sunması bizim emek alanına dair en temel perspektifimizi oluşturuyor.

Emeğin partisi olarak emek mücadelesini bütünlüklü toplumsal mücadelemiz içinde belirleyici dinamiklerden biri haline getirdiğimizi söyleyebilirim. Mevcut sendikal mücadelenin yükselmesi için üzerimize düşeni yapmanın ötesinde, radikal demokrasi anlayışımıza bağlı bir sendikal siyaset zemini yaratmak da en önemli hedefimiz.

HDP, Selahattin Demirtaş ve karamsarlık

VD: Parti içinden ve dışından, HDP’de köklü bir değişim olduğu ve bir tasfiye yapıldığına dair iddia ve algı var. Buna katılır mısınız?

ST: Bu algıyı devlet, iktidar/AKP Partimizi zayıflatmak, demokrasi isteyen güçleri ayrıştırmak için bizzat dolaşıma sokuyor.

Partimizde fikir ayrılıklarının olmadığını, olmayacağını söylemiyorum; tersine, fikir farklılıklarına açık olmak konusunda kendisini teşvik eden bir yapıyı benimsiyoruz.

Fikir farklılıklarının bir ayrışma olarak okunması tekçi bir yaklaşımın tezahürü olur. Parti içi çoğulculuk zaten partimizin temel karakteridir, partinin oluşumu zaten bir çokluğun örgütlenme modelidir.

VD: Demirtaş’ın AİHM kararı ve ardından cezasının kesinleşmesiyle nasıl mücadele edeceksiniz? Demirtaş, son twitlerinde karamsardı. Buna dair görüşleriniz nelerdir?

ST: Selahattin Demirtaş karamsarlığa düşecek bir siyasetçi değil. Kürt Halkının, Türkiye demokrasi güçlerinin siyasi geleneğinde ne tür bedeller ödeyerek bu günlere geldiğini iyi biliyor. AİHM kararı bu yönüyle hiçbirimiz için şaşırtıcı olmadı.

Bu karar belki Demirtaş için olduğundan çok daha fazla, Türkiye için bir fırsattı.

Türkiye siyaseten, toplumsal ve ekonomik olarak tam bir tıkanma yaşıyor. Barış diyemedikçe savaş diyor, demokrasi diyemedikçe gözaltılarla tehdit siyasetine muhtaç kalıyor.

Karşımızda “yasaları tanımıyorum” diyerek aslında “yasa benim” diyen bir iktidar var. Yaşadığımız durum hukuksal bir ihlalin de ötesine geçiyor. Bu düzeye gelmiş bir zorbalığa karşı yanıt; güçlü, iddialı ve kapsamlı bir siyaset olabilir ancak.

AKP’nin saldırısı Türkiye muhalefetini de aştı. Şimdi Gezi yalanlarını yeniden ısıtarak kendi tabanlarındaki itirazın da önünü kesmeye çalışıyorlar, iş oraya kadar vardı.

Faşizme karşı birleşme büyüyor. Kendi kuyruğunu yemeye başlayan AKP’yi ve faşizm ittifakını göndereceğiz, tüm siyasi tutsakları cezaevlerinden çıkaracağız.

VD: Memleketteki demokrasi sorununa dikkat çekerken, önseçim yapmamanız çelişki gibi değerlendiriliyor. Bu yerel seçimlerde nasıl bir yolla adaylarınızı belirlemeyi düşünüyorsunuz? HDP adaylarını Kandil’e tahvil eden trol bakışını nasıl izale edeceksiniz?

ST: Ön seçimden çok daha demokratik, çoklu bir teamül yoklaması sistemi uyguluyoruz. Kentte adayın belirlenmesi açısından söz söyleyebilecek tüm aktörleri sürece dahil ediyoruz. Fizibilite çalışmaları ve arama toplantıları ile önerileri alıyor, hep birlikte değerlendiriyoruz.

HDP adaylarının Kandil’den belirlendiği iddiası, adaylarımızı kriminalize etmenin ötesinde, HDP’nin bir iradesi olmadığı fikrini dolaşıma sokmayı hedefliyor.

Bunu da partideki bütün kişilerin işlevinin, tek bir kişiye hizmet etmek olduğu bir parti söylüyor.

AKP’nin seçim vaatlerine bir bakın, bütün vaatleri HDP’nin nasıl engelleneceği üzerine kurulu. HDP herhangi bir yerden emir alan bir parti olsaydı, AKP’nin işi çok kolay olurdu. HDP Türkiye demokrasinin hattını, yönünü belirlediği, pek çok konularda kilit bir parti olduğu için bu kadar hedef hattında.

Çünkü HDP devre dışı kalırsa faşizmin geriletilmesi açısından temel itirazları yapan engel de ortadan kalkmış olacak.

HDP’nin bu “mihenk taşı” işlevini Türkiye halklarına anlatmak için her kanalı zorlayacağız. Sorumluluğumuzun farkındayız.

Ekonomi ne durumda?

VD: Ülkemiz şimdiye kadar olmadığı gibi bir ekonomik darboğazda. Daha önceki kriz dönemlerinde toplum bu süreci daha objektif gözlemleyebiliyordu, ama şimdi çok daha ağır bir tablo ile karşı karşıya olmamıza rağmen toplumun hepsi bu gidişatı fark edebilme, tartışabilme imkânına bile sahip değil.
Ekonomist bir eş genel başkan olarak bu konuda neler yapabileceğinizi öngörüyorsunuz?

ST: Türkiye toplumunun ayrıca fark etmesi gereken bir süreçte değiliz, halk zaten ekonomik krizi doğrudan “yaşıyor”. 5 liraya aldığınız bir ürünü 10 liraya almaya başlamışsanız bunun ayrıca farkına varmanıza gerek yok.

Ancak AKP’nin, sarayın hilesi, bu süreci “dış mihraklara” bağlamak. Biz her yerde Türkiye ekonomisi ve demokrasisi için en büyük dış mihrak AKP’nin kendisidir, diyoruz. AKP önce büyümek için, şimdi de bu çürüyerek büyüme sürecinin sonunda gelen krizin getirdiği borçları kapatmak için yüksek faizlerle ülkeyi borçlandırıyor ve bu borçları “dış mihrak” dediği finans kuruluşlarından, dev şirketlerden alıyor.

Partimizde krizle farklı alanlarda mücadele etmek için bir Ekonomi, Emek, Sosyal Politika ve Tarım Masası oluşturduk. Meclisteki Plan ve Bütçe Sürecinde savaş bütçesinin sosyal politikalara aktarılması, krizin bedelinin halklara yüklenmemesi için muhalefet ettik, bazı konularda neredeyse tek başımıza mücadele ettik.

Bütçe öncesinde halklara çağrı yapıp bütçe ile ilgili taleplerini aldık, şimdi de ücret gaspı ile ilgili bir çalışma başlatıyoruz. Yakında bir basın toplantısı ile duyuracağız. Bunların yanı sıra birkaç hafta önce Mersin’de çiftçilerin de katılımıyla çok kapsamlı bir Tarım Sempozyumu yaptık.

Öncelikle Türkiye halklarında şu inancı oluşturmamız gerekiyor: Bu krizin bedelini halkların sırtına yüklemeden krizden çıkmak mümkün. Krizle ilgili bir metin hazırladık ve orada emeği büyüterek, güçlendirerek krizden çıkış programı önerdik. Ekonomik kararlar siyasi tercihlerdir. Derdiniz yandaş şirketleri kurtararak kendinizi korumaya almaksa önceliği buna verirsiniz, çünkü halkın itiraz etse de size oy vereceği düşüncesiyle hareket edersiniz.

Ama halk itirazını yükseltirse, sarayın lüks harcamalarını, şirketlerin borcunu ödemeyi red ederse ekonomik politikalar başka bir yöne girecek. Bunun için de muhalefetin bizzat kendisinin güçlü bir ekonomik alternatif olması gerekiyor. Partimizin bu yönüyle özel çalışmalara girmesi, bu konudaki iddiamızdan kaynaklanıyor.

Kimse açıklamadan önce asgari ücret için 2800 TL önerisini sunduk. “Krizdeyiz” diye düşünenler bu ücret önerisi fazla diye düşünebilir, bunun “AKP’nin krizi” olduğunu bilenler ise bu önerinin gayet makul olduğunu fark ederek önerimizi sahiplendi. Halkımıza ekonomi alanındaki çalışmalarımızı takip etmelerini öneriyoruz, bu alanda güçlü çalışmalarla iddiamızı ortaya koyacağız.

HDP ve yerel seçim

VD: HDP kayyumlarla yönetilen belediyelerini almak için yerel-ulusal ve uluslararası düzeyde ne yürütüyor? Seçimlerde neyi hedefliyorsunuz? Adaylarınızı belirlerken nelere dikkat edeceksiniz?

ST: Bugün 102 belediyemizin 96’sına kayyum atanmış durumda. Bunların hepsini geri alacağız, ama hedefimiz bunun çok daha ötesinde. Bu ülkeyi kayyumlardan kurtaracağız. Halkımız bu konuda çok kararlı. Sessiz bir öfkenin güçlü bir yanıtını bu seçimlerde yaşayacağız. Bu konuda kapsamlı bir seçim ve mücadele programı yürütüyoruz. Bu programın en önemli ayağı hiç kuşkusuz halkımızın kararlı ve bükülmez iradesi.

Diğer taraftan Yerel Yönetimler Komisyonumuzun çok özgün çalışmaları var. Geçmiş birikimlerimizin yeniden ele alınarak yerel yönetim anlayışımızın güncellenmesi, yerel yönetim modelimizin geliştirilmesi ve bunun örgütlenmesi çalışmalarının yanı sıra aday belirlemeden seçim işlerine kadar partimiz topyekûn bir çalışma içinde 7/24 çalışma ilkemiz sürüyor.

Bunların ötesinde Türkiye’nin her yerinde demokrasi güçleriyle birlikte bu kayyumcu zihniyeti, tek adam anlayışını, otoriter rejimi süpürmek için üzerimize düşen sorumluluğun gereğini de yapmaya hazırız. İlkelerimiz çerçevesinde, halkımızın hassasiyetlerini koruyarak güzel ülkemiz ve çocuklarımızın geleceği için, doğayı korumak, emeğin sömürüsünü sonlandırmak, eşit temsiliyeti sağlamak adına fedakârlık yapmak ahlaki anlayışımızdır.

HDP ve temsiliyet

VD: Kamuoyunda HDP’nin son projeksiyonunda partinin dindar vekil nosyonunun biraz azaltıldığı görülüyor. Bunun yerine genelde biraz daha marjinal sayılabilecek Sosyalist ideolojiden vekillerin seçilebilecek yerlerden aday gösterilmesi neyi ifade ediyor?

ST: Partimizin çoğulcu yapısı her geçen gün zenginleşmekte, güçlenmektedir. Bu açıdan eksilen yok, yeni katılanlar var ve partimizde bir yer sorunu da yok; herkese yerimiz var. Marjinal kavramını kabul etmemiz mümkün değil, bu son derece ayrımcı bir dil.

Her görüşe saygımız var, her düşüncenin temsiliyetine inanıyoruz ve bu kapsamda parti yapısı içinde yer almayan siyasi yapılarla, toplumsal kesimlerle de ittifak yaparak temsiliyeti olabildiğince yükseltmeye, demokratik mücadeleye katkı sunmaya devam ediyoruz.

Parlamentonun niteliksel anlamda ana muhalefet partisiyiz. Toplumsal muhalefetin de odağında yer alıyoruz. Türkiye partisi olarak bu vasfa bizim dışımızda sahip olan başka bir parti yok.

Bunca saldırıya, zulme, tutuklamalara, yıkımlara rağmen kararlı mücadelemiz sürüyor. Bu mücadele içinde toplumun tüm kesimleri var. Mağdurlar, emekçiler, kadınlar, gençler, halklarımız, farklı inançlardan olanlar.

Radikal demokrasi anlayışımız önemli bir zemindir, bir iktidar alternatifidir.

Yerel seçimler bu alternatifin yerellerden başlama eşiğidir ve Türkiye açısından büyük bir dönüşüme işaret etmektedir. Bu eşiğin tüm demokrasi güçlerince benimsenmesi büyük bir önem taşımaktadır. Çabamız parti içinde var olan çoğulcu, eşitlikçi, özgürlükçü anlayışı Türkiye’ye taşımak olacaktır.

CEVAP VER