Veysi Dündar KHK’lı Öğretmen Fatma Sırma ile konuştu: “KHK’lılar Sessizliklerini Seçim Dönemlerinde Sandıkta Bozuyor”

8

KHK raporunun ikincisini dinlerken dikkatimi çekmişti öğretmen Fatma Sırma. İtiraz ediyordu. KHK’lı söyleşilerimden birini de kendisiyle yapmaya o an karar vermiştim.

İlk söyleşimiz sunumu yapan KHK’lı akademisyen Bayram Erzurumluoğlu, ikincisi yine kHK’lı akademisyen Fatma Bostan Ünsal ile gerçekleşmiş ve yayınlanmıştı. Üçüncü ve sonuncu söyleşimiz KHKlı öğretmen Fatma Sırma ile.

Yaşadıkları zorlukları birinci ağızdan dinlemek faydalı olacak diye düşünüyorum. Ülkeme ve insanına empati yapmayı aşılayan bir söyleşi olduğu kanaatindeyim. Sıkıntılı zamanlardaki insanlara o an yardımcı olunmalı. Zira “sıra bize geldiğinde” feryat figan etmenin manası olmuyor. Özelde 130 bin KHK’lının ülke geneline sosyal-psikolojik maddi-manevi yansımaları üzerine hepimizi düşünmeye davet ediyorum.

KHK’lı olmak ne demek?

Veysi Dündar (VD): KHK’lerde hiçbir terör örgütü ismi belirtilmeden sadece örgüt iltisakı gerekçesiyle binlerce kişinin işlerini kaybetmelerinin sizdeki psikolojik, sosyolojik ve ekonomik karşılığı nedir?

Fatma Sırma (FS): Bir hukukçu değilim ancak; hukukçuların sık sık dile getirdiği anayasamızda, ceza mevzuatında ve evrensel hukukta “iltisak” denilen bir terimin olmadığı. Buradan hareketle bahse konu ifadelerin hiçbirinin bir memuru görevinden uzaklaştırmak için yeterli olmadığı açık. Türkiye tarihinde, hem seksenlerde hem de 28 Şubat sürecinde yaşanan hadiseleri biraz analiz edecek olursak, haksız da olsa hukuksuzluğun kılıfı sayılabilecek birtakım gerekçelerin ve “az” da olsa işleyen bir hukuk sisteminin olduğunu görmek mümkün. Şu an ise “iltisaklı” denilerek alalade bir vatandaşı bile terör örgütü üyesi olmakla ilişkilendiren bir hukuk  düzeni var. Neticeleri de ortada.

En ufak bir disiplin cezanız olmasa da mesleki hayatınız başarılarla dolu da olsa somut, yasal, bir delil olmaksızın, iltisak, idari tasarruf denilerek keyfi uygulamalarla insanların işine son verilebiliyor, özgürlükleri ellerinden alınabiliyor ve tüm hakları gasp edilerek adeta sivil ölü haline getirilebiliniyor. Benim başıma gelen de bu.

Adaletsizlikle, haksızlıkla tanışmam yeni olmasa da 1 Eylül 2016’da 672 sayılı KHK ile ihraç edilişim benim için beklenir ve kabul edilebilir bir hadise değildi. Bir anda Resmi Gazete’den tutun ülkedeki tüm gazetelere hatta görev yaptığınız ilçedeki yerel gazeteler de dahil olmak üzere tamamında isim-soyisim, doğum tarihi, baba adına varıncaya kadar listeleniyorsunuz ki, gerçekten terör örgütü üyesi olanlara yapılmamış bir uygulama bu. Medyada ihraç edilen memurlara yönelik haberlerle hedef haline getiriliyorsunuz. Kendinizi savunmanıza dahi fırsat verilmeden tüm haklarınız elinizden alınıyor. SGK’nız iptal ediliyor, özel eğitim kurumlarında çalışma izniniz iptal ediliyor, pasaportunuz iptal ediliyor, hatta akbiliniz bile iptal ediliyor. İhraç edildiğiniz için işverenler kendilerine de baskı yapıldığı gerekçesi ile sizi kapılarından geri çeviriyorlar. Bazıları ise KHK’lı olmanızı fırsata çevirerek asgari ücretin yarısı bile sayılmayacak rakamlarla çalışmanızı teklif ediyorlar. Vasıfsız bir elemana dönüştürülüyorsunuz. Yıllarca emek verdiğiniz mesleğinizin elinizden alınması ve uğradığınız haksızlıklar bir tarafa topluma kendinizi ifade etmekte güçlük çekiyorsunuz. Hakkınızı aramak istediğiniz de muktedirler tarafından “mağdur edebiyatı” yapmakla itham ediliyorsunuz. Devamlı bir açıklama yapmak mecburiyeti bir süre sonra toplumdan, insanlardan kendinizi soyutlamanıza sebep oluyor.

İhraç edildikten sonra kendilerinin de  görevden uzaklaştırılma ihtimali, korkusu ile birçok meslektaşım ne yazık ki bana geçmiş olsun demeye dahi çekindiler. Çok uzun süreli dostluklar bitti. Birlikte yıllarca çalıştığınız ya da birlikte eğitiminizi tamamladığınız, sizi çok iyi tanıyan insanların vefasızlığı ile tanışmak çok büyük bir travmaydı benim için. “Henry neden buradasın?” diye soruyor, “Waldo sen neden burada değilsin?” diyorsun, sonrası kopuş. Çok azı ile hâlâ görüşüyorum. Bir öğretmenler gününde bazı meslektaşlarımın bana gönderdiği mesajlar sonrası artık tamamen emindim, korku ile şekillenmiş davranışlardı hepsi. Cüzdanı ile vicdanı arasında kalmak bir yerde.

İbn Haldun: “Zulüm, umrânın (toplumun) yıkılmasına sebep olur”

VD: KHK’lı olarak kısa vadede değil ama orta ve uzun vadede neler olabileceğini değerlendiriyorsunuz?

FS: Öyle bir atmosfer oluşturuldu, öyle bir sivil tazyik gerçekleştirildi ve öyle inanılması güç olaylar, trajediler yaşanmakta ki, idealist olmak bazen mümkün olmayabiliyor. Ancak ben bu yaşatılanların daha fazla devam edeceğini düşünmüyorum. Devam ederse zira bunun sonuçlarına ülkenin tüm fertleri katlanmak  zorunda kalacaktır. “Zulüm, umrânın (toplumun) yıkılmasına sebep olur” der İbn Haldun.

VD: Normalde en küçük ortak gerçekliğe sahip gruplardan başlayan ve daha geniş kitlelerde görülen dayanışma, KHK’liler için maalesef söz konusu olamamakta. Son zamanlarda ufak emareleri görülen bu dayanışma yoksunluğunun temel nedeni ne olabilir? Raporu beraber dinledik, toplasanız 20 KHK’li yoktu. Toplamda çarpan etkisi ile birlikte 2 milyon insanın bu tepkisizliğini nasıl yorumluyorsunuz?

FS: Esasen tüm KHK’liler için bir genelleme yapmak, bir dayanışma ve mücadele olmadığını belirtmek adaletsiz  ve yanlış bir değerlendirme olur. 1 Eylül KHK’sinden bir müddet sonra ihraç edilen ve ağırlıklı olarak öğretmenlerden oluşan sosyal medyadaki KHK’lıların sayısı zamanla arttı ve uğranılan haksızlıkları ifade edebilmek ve birbirlerine destek olabilmek  adına sosyal medyadan başlamak üzere çeşitli etkinliklerde, faaliyetlerde bulundular. Milletvekilleri, parti liderleri, sendika temsilcileri, insan hakları savunucuları, gazeteciler, tanınmış hukukçular ve şu an Meclis’te vekillik görevini sürdüren bazı KHK’lılar ile faydalı görüşmeler yaptılar. Yine, işlerine dönebilmek için uzun bir süre açlık grevi yaparak seslerini duyuran akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’ya tüm KHK’lıların  destek verdiğini sosyal medyadan da takip ettik.

Ancak KHK’lılar homojen bir kitleden oluşmadığı için ortak bir dil, ortak bir hareket her zaman mümkün olmuyor. İhraç edilen insanların büyük bir çoğunluğu yaşamları boyunca ilk defa devlet eliyle mağdur edilmiş kimselerden oluşuyor ve hak arama noktasında dirençli değiller. Yaşanılan ağır tramvalar, intiharlar, intiharın eşiğinde paramparça hayatlar, maddi manevi tükenmişlikler ile kendini bir çıkmazda bulan sivil ölüler ordusundan, öğrenilmiş çaresizlik içerisinde savruk yüz binlerden bahsediyoruz. Sevgi Hemşire, Ergülü öğretmen, doktor Orhan  Çetin hayatlarına son verenlerden yalnızca birkaçı. (bkz. 2. Ohal mağd.rap.) Mevcut  atmosferde bir şikayetin, asılsız bir ihbarın  tutuklanmak için yeterli olduğuna da çok defa tanık olduk, dolayısı ile insanlar belki ellerinde kalan son ve tek şey olan özgürlüklerinden de endişe ediyorlar ve sessizliğe gömülüyorlar. Seslerini yükseltip birer Nuriye ve Semih olacak olsalar başlarına gelecekleri ve onları KHK’lılar dışında destekleyecek geniş kitleler olmayacağını da iyi biliyorlar. Sessiz KHK’lılar sessizliklerini daha çok seçim dönemlerinde sandıkta bozuyorlar diyebilirim.

Sendika, Bankasya veya…

VD: Zaman zaman bir komploya kurban gittiğinizi düşünüyor musunuz? 15 Temmuz’a kadar aidatını devletin ödediği sendika üyeliği, devletin denetiminde olan bankada hesap sahibi olmak ihraç nedeni sayıldı zira.

FS: Sendika meselesi nerden bakarsanız bakın, ihraç edilen öğretmenler için de görevde olan öğretmenler içinde  büyük bir trajedi. En başta yasalara, yargıya olan güven tamamen ortadan kalktı. Öyle ki OHAL süresince peş peşe çıkan her KHK sonrası insanların listelerde “acaba ben de var mıyım” endişesi  Resmi Gazete’nin internet sitesinin çökmesiyle sonuçlandı.

Devletin bakanlarının izni ve onayı ile açılan ve son güne kadar aidatı devlet tarafından ödenen bir sendikaya ya da sendikalara üye olmak bir terör örgütüne mensup olmak olarak görülüyor ve bağlı olduğunuz bakanlık sizi bu sebeple görevinizden uzaklaştırıyor. Eğer yasal bir sendika üyeliği suç ise, evvela suçlular sendikanın açılmasına onay veren ve bunu teşvik ederek devlet kurumlarına yazı gönderen ilgililerdir. Ayrıca burada kastettiğim tek bir sendika değil, çünkü ihraç edilen öğretmenlerin tamamı aynı sendikalara üye değil. Yasal bir hak olan sendika hakkı noktasında, bir sendikaya üye olmak hukuk normları, yasalar ve yargı nezdinde suç ise neden bu suçun işlenmesine izin verildi, olanak sağlandı? Ağırlıklı olarak öğretmenler ve diğer meslek gruplarından KHK’lılar bir sendikaya üyeliği sebebiyle ihraç edilirken neden bu suçun -varsa böyle bir suç- ortağı olan bakanlar ve diğer yetkililer görevlerine devam ettiler, hatta terfi aldılar? Buradan tek bir sonuç çıkıyor; sendika açıkça bir tuzaktı. Bundan sonra bir sendikaya kolay kolay üye olunacağını düşünmüyorum.

Gelelim madalyonun diğer yüzüne, insanları bir kör döğüşünün içine çeken ve onları sendikalara üye yapan kimselere. Burada kendi sendika üyeliği sürecimi örnek verebilirim. Aynı gün içerisinde iki farklı sendikaya üye oldum. Kulağa tuhaf gelse de böyle oldu. Birlikte çalıştığımız okuldan bir meslektaşım Eğitim-Bir-Sen’e üye olmamı rica etti, hatta formu kendi doldurdu, ben yalnızca imzaladım. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra yine aynı gün içinde bir idareci, ben ve benim gibi aday öğretmen olan ve açıkçası hakkında bir bilgimin bulunmadığı Aktif-Sen’e üye yaptı bizleri. Anlatmaya çalıştığım şu: Burada sendika bazında niceliksel bir yarış söz konusu idi ve biz farkında olmadan, başımıza ne geleceğini öngöremeden araçsallaştırılmış olduk.

Öğretmenlerin sendikalara üye olması genelde bir diğer öğretmenin ricasını kırmamak, mobbing ya da kendi rızasıyla bilinçli bir şekilde olur. Her üç durumda, üye olan da üye yapan da sendika üyeliğinin birgün suç sayılabilecek illegal bir fiil olabileceği ihtimalini düşünmez ki, bu söylediklerim bizleri ihraç edenlerin idari tasarrufu(!) yoksa, böyle bir kanun maddesinin varlığı bile söz konusu değil.

İhraç edilmek için bir kriter sayılan Bankasya’da bir hesabının olması da keza öyle. Eğer bu,  ihraç edilmek için yeterli bir gerekçe ise Bankasya’da hesabı olan memur ihraç edilirken,  Bankasya yönetecisinin SPK’ya nasıl başkan yapıldığı açıklanmalı. Ya da sıradan bir vatandaş gazete aboneliği sebebiyle terör örgütü üyesi olmakla suçlanırken Zaman Gazetesi’nde ortaklık hissesi bulunan bir kimsenin nasıl suçsuz bulunduğu izah edilmeli.  Adalet herkes için olmalı.

Az insan, çok kitap

VD: KHK’ler sosyal hayatınızı nasıl etkiledi?

FS: Telefon rehberi bir hayli temiz olanlardanım ben de. Bu yönüyle KHK bir elek oldu diyebilirim. İnsanlar, haklı olduğunuzu itiraf edip ardından ama ile başlayan cümleler kuruyorsa, elinden şekeri alınsa dünyayı ateşe verecek olanlar size sabır vaazları veriyorsa, yeryüzünde adaletten söz edilmesin diye, en yakınlarınız dahi ilahi adalet nutukları atıyorsa geriye tek bir seçenek kalıyor: “Az insan, çok kitap.” Bencil, hakkaniyetten yoksun, üç maymunu oynayan insanlarla yola devam etme şahsiyetsizliğine düşmeyeceğim.

VD: KHK’lerin maddi boyutu var bir de. İş hayatınız var mı, nasıl geçiniyorsunuz?

FS: Zaman zaman özel ders verdim. Bazı iş deneyimlerim de oldu, ancak her biri kısa süren deneyimlerdi. Mevcut ekonomi ve düzen KHK’lı iseniz iki kat fazla sömürüyor sizi. Sigortasız, az bir maaşa günü kurtarmak için katlanıyorsunuz  ama kurtaramıyorsunuz. KHK’lı olduğunuzu da gizlemek zorundasınız üstelik. Söyleseniz dert, söylemeseniz ayrı bir dert KHK’lı olmak. Mesleğinizi özelde sürdürmenize olanak tanımaması yönüyle, mağduriyet çıtasının bugün olduğu kadar yüksek tutulduğu başka bir dönem daha olmamıştır. Öyle ki, seksenlerde üniversiteden ihraç edilmiş bir akademisyen olarak KHK’lılara haklılıkları noktasında her daim destek veren değerli hukukçu Prof. Dr. Sayın Hüseyin Hatemi’ye desteği için teşekkür ziyaretinde bulunduğumda, “Hocam 1402’lik olmak mı zor yoksa 672’li olmak mı?” şeklinde bir soru yöneltmiştim. O da tereddüt etmeksizin, “Evren Paşa daha insaflı idi. Ben en azından avukatlık yapabiliyordum ve yurtdışına çıkma imkanım da oldu” cevabını vermişti. Hem seksenlerde hem 28 Şubat sürecinde haksızlığa uğramış bir akademisyenin, bir hukukçunun bu cevabı yaşanılanları özetlemeye kafidir sanırım.

OHAL Komisyonu ne yapar?

VD: “Geçmişe dönseniz neler yapmazdınız?” şeklinde bir soru sormak istiyorum.

FS: Suçlular pişmanlık duyar. Hayatım boyunca suç olan tek bir eylemde bulunmadım ben. Bulunmadığım için de suçlu değilim. Ben yalnızca bir öğretmenim. Kalem, kitap suç aleti sayılıyor ise o başka.

VD: Özellikle son zamanlarda hem niteliği hem aldığı kararlar itibariyle çokça eleştirilen bir Ohal Komisyonu var. Siz ne düşünüyorsunuz komisyon hakkında?

FS: OHAL bitmesine rağmen varlığını sürdüren bir OHAL Komisyonu var. Komisyona 2016‘da dokuzuncu ayda başvurdum ben. Komisyon ise 22 Mayıs 2017’de çalışmaya başladı ve 130 bini aşkın dosyayı 2 yılda sonuçlandıracağını söylediyse de tarihler 23 Ocak 2019’u gösterdiğinde, totalde dosyaların yarısını bile incelemeyi tamamlayamadığını belirterek çalışma süresinin 1yıl daha uzatıldığını duyurdu. Yani 2019’da bitirilecek denilen tüm dosyalar için bu kez 2020 tarihi verildi. Yakın zamanda da tüm başvurucuların dosyalarının 1,5 yıl içinde karara bağlanacağını belirtti. 2020’nin ikinci yarısında son durum ne olur, komisyon bir kez daha  ek süre ister mi, belirsiz. “Red” yanıtı alınırsa bir de bunun  mahkeme süreci var. Komisyon’un işleyişi de oldukça sıkıntılı. Üyeleri yargıç değil ama verdikleri kararlar mahkemelerin kararlarını dahi geçersiz kılıyor. Takipsizlik, beraat alsanız da komisyon “Red” verebiliyor çünkü. Öte yandan kurum kanaati denilen bir şey var ki her şeyin üzerinde bir geçerliliğe sahip.  Adli, idari hiçbir soruşturmanız olmasa da geleceğiniz, bir amirin iki dudağı arasında yani. Komisyon devam eden mağduriyetleri  arttırarak bir çileye dönüştürüyor.

VD: Peki siz göreve iade edileceğinizi düşünüyor musunuz?

FS: Adil olunursa elbette. Ancak adil olunmadığı da ortada. Yasal sendika üyeliğine bazen “kabul” bazen “red” veriliyor. Diğer yasal kriterler için de durum farklı değil. Neye dayanarak böyle bir uygulama sürdürülüyor, anlamak güç. Komisyon şeffaf değil. Ayrıca dosya inceleme önceliğinin ilk KHK’lılardan başlanarak yapılacağı söylendiği halde böyle olmadı. 672’li olarak hala beklemedeyim. Burada iltimasların yapıldığı bilgisine sahip olduğumu da belirtmek isterim. Bu bir iddia da değil üstelik, zira bu isimlerin kim olduğu ve kimlerin bu isimlere aracı olduğu bilgisi KHK’lı bir milletvekilinde mevcut. Komisyondan “kabul” yanıtı almak ya bir iltimasla ya da şansa oluyor gibi bir sonuç çıkıyor ortaya. Komisyon başkanının, dosyaların tamamı sonuçlanmadığı halde, “%15 kabul kararı vereceğiz” açıklaması, yine eski adalet bakanının “komisyon kararları açıklandığında ihraçların ne kadar isabetli olduğunu göreceksiniz” açıklaması da bu değerlendirmemi doğruluyor.

VD: Gelecekten umutlu musunuz? Varsa bu umudunuzun temel motivasyonu nedir?

FS: Bazılarımız için kurtuluş,  artık umut etmemek olsa da, hiç yok dediğimiz zamanlarda bile umut var. Yaşıyor olmak, sonsuz bir haklılık içerisinde olmak ve inanıyor olmak bunu gerektiriyor. Ve elbette öğrencilerim… Farklı inanç, fikir ve kültüre sahip pekçok öğrencimden gördüğüm vefa ve sevgi.  Öğrencilerim benim için her zaman çok kıymetli idiler ve bunun karşılığını bilhassa bu süreçte fazlasıyla aldım. Yaşanılan haksızlıkların, adaletsizliklerin farkındalar ve benimleler. İhraç edildiğimi öğrenen bir öğrencimin “hocam okul her yerdir” mesajı çok anlamlı idi. Onlara buradan seslenmek istiyorum. İnandığım Kitab’ta filler değil kuşlar kazanıyor.

“Geri döneceğiz!”

8 YORUMLAR

  1. Allah ‘ın izniyle geri döneceğim. Allah cc imhal eder ama ihmal etmez ben onun adaletine sonsuz güveniyorum. Veysi kardeşim sizlere de çok teşekkür ederim.

  2. Bıkmadan usanmadan olup bitenleri okudum… Sonunda gözyaşıma hakim olamadım… Eğer bu ihraç edilen insanlar “inançlı” olmasalardı, hiçbirinin başına böyle bir şey gelmezdi… Dünyayı zindan ederler, taş taş üstünde bırakmazdı… Her tarafı, SARAYI dahil, yıkarlardı… Ama yapmadılar ve asla yapmazlardı… Çünki İMANI buna engel olur…

  3. Keşke bu söyleşileri geniş kitleler de okusa
    Gerci okusa ne olacak kii…
    İnsanlar kör sagır sadece kendine hassas
    En güzeli de şu: Filler değil kuşlar kazanacak…

  4. Harika bir söyleşi olmuş . Her cumlesine katiliyorum. Çünkü F. Hanim ‘ın da ifade ettigi gibi ” İnandığımiz Kitab’ta filler değil kuşlar kazanıyor.”.

CEVAP VER