Veysi Dündar Yeni Asya yayın yönetmeni Kazım Güleçyüz ile konuştu: “Seçime giderken muhalefet ‘OHAL KHK’larını iptal ve mağduriyetleri telafi’ konusunu gündeme taşımalı”

4

HZ. YUSUF’UN ÇİLESi ve GÜNÜMÜZ TÜRKİYESİ:
Aşil’in topuğu haline gelen adaletsizliklere karşı Allah’ın “İhmal değil imhal edeceğini”(*) bilenler…
1970’den beri yayın hayatında olan Yeni Asya’nın genel yayın yönetmeni Kazım Güleçyüz’le Fatih Camii’nden Yavuzselim Camii’ne yürüdük ve doyurucu bir mülakat yaptık. Kendisi ile sohbet o denli lezizdi ki kopamadım. Hatta öyle ki Sevgili Ahu Özyurt ile “Fotoğrafın Tamamı” programı için RS FM için yaptığımız telefon görüşmesini Yavuz Selim Camii bahçesinden Haliç’i seyrederek ve biraz üşüyerek gerçekleştirmek zorunda kaldım. Ahu Özyurt ile konuşmamızın detaylarını daha sonra ileteceğim. Ama 1970’den beri Türkiye Gündeminde yer bulan Yeni Asya’nın yönetmeni Kazım Güleçyüz ile yaptığım söyleşi bana özellikle KHK’lar ve OHAL ile yaşanan sürecin mağdur ve mazlumlarının seslerini yansıtma fırsatı verdi. Atılan cesur manşetler, yol gösterici, çözüm odaklı yazılar, hakka ve adalete çağrı içerikli mesajlarla toplumsal mutabakata katkı vermeye gayret eden Sayın Güleçyüz’le, son dönemde yaptığım mülakatların da bir mütemmimi olarak söyleşme imkanı buldum. Benim kişisel olarak tanımaktan da nafakalandığım Güleçyüz’ün adı gibi güleç ve samimi olduğunu de ifade edeyim. Bu keyifli söyleşiyi paylaşırken aynı zamanda çağın tanığı kişileri de -bir nebze de olsa- kayda geçirmiş olmanın mutluluğunu yaşamış oluyorum. Keyifli okumalar…

Kazım Güleçyüz kimdir

Kütahya doğumludur. İstanbul Hukuk Fakültesini bitirdi. Fakülteye girdiği yıl Yeni Asya Yayınlarında çalışmaya başladı. Yayınevinin çıkardığı çok sayıda kitabın editörlüğünü yaptı. Bu görevini sürdürürken, 1984-92 yılları arasında, aylık Köprü dergisinin sorumluluğunu üstlendi. 1988 yılı başından itibaren yayına başlayan Bizim Aile dergisinin kurucu editörü oldu. 1992 yılından bu yana Yeni Asya Gazetesinin Genel Yayın Yönetmenliği ve Başyazarlığı görevlerini yürütüyor.

Yeni Asya Neşriyat tarafından yayınlanmış eserleri şunlardır: İslâm Demokrasi Laiklik (Süleyman Demirel’le mülâkatlar), Şeriat ve Demokrasi, Din ve Siyaset, Ordu ve Demokrasi, Balans Ayarı, Kumandalı Siyaset, Zulüm Devam Etmez, Postmodern Darbe, AB Sürecinde Değişen Türkiye, Bu Bayrak İnmez, Said Nursî ve Demokratik Açılım, Cemaatler ve Toplum-Siyaset-Devlet, Bediüzzaman Modeli, Müflis Proje: Kemalizm, Said Nursî ve M. Kemal, İttihad-ı İslam, Teröre Said Nursî Çözümü, İman Hizmeti, Cemaat ve İktidar, Risale-i Nur Kur’an’ın Malıdır, Tekelleştirilemez, Demirel’le Dünya Turu, Çağın Afeti Teröre Said Nursî’den Çözümler (Ömer Ergün’le birlikte). Ayrıca çok sayıda kollektif çalışmada imzası bulunuyor.
Nobel ödüllü Pakistanlı fizikçi Prof. Dr. Abdüsselâm’ın “İdealler ve Gerçekler” adlı kitabının Türkçe tercümesi onun girişimleri ve editörlüğüyle yayınlandı.

Ülke içinde ve dışında birçok konferans, seminer ve panele konuşmacı olarak katıldı.Veysi Dündar (VD): İlk olarak karikatürle başlayalım. Bu karikatür size ne anlatıyor?

Kazım Güleçyüz (KG): Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin hukukunu… Onları uluslararası provokasyon tuzaklarına kurban etmeden ve istismar ettirmeden korumanın yolunu mutlaka bulmalıyız.

“En büyük saadetler büyük ve acı felâketlerin neticesidir”

VD: Hz. Yusuf kıssasındaki Bünyamin metaforunun günümüze bakan boyutunu nasıl anlamalıyız?

KG: Bünyamin metaforunu, Yusuf (as) ve Yakup (as) ile birlikte düşünmek, sanırım Kur’an’ın bu “en güzel kıssa”sından daha kapsayıcı ve derin mesajlar çıkarmamızı sağlar. Kıssanın üç kahramanının yaşadıklarından öğrenmemiz gerekenlerden düşünebildiklerim: Uğradıkları bunca haksızlıklara ve maruz kaldıkları böylesine ağır imtihanlara sabır, tevekkül ve teslimiyetle dayanıp mukabele etmeleri, onları herkese nasip olmayacak “mutlu son”a ulaştırdı. Yusuf (as) kuyuya atılmak, köle olarak satılmak ve iftira sonucu zindana atılmak gibi her biri ayrı bir çile olan acıların ardından Mısır’a sultan oldu. Yakup (as) önce Yusuf’la (as) yıllarca, ardından Bünyamin’le kısa bir süre yaşadığı ayrılık acısını ve görme kabiliyetini kaybetmesini takiben, büyük mutlulukla kavuştuğu iki oğlunu da dünya gözüyle görmenin saadetini yaşadı. Bünyamin de yılların kardeş hasretini dindiren bir buluşma ile bu mutluluk halkasına dahil oldu. Böylece Üstadın “En büyük saadetler büyük ve acı felâketlerin neticesidir” sözüyle yorumladığı bir tablo ortaya çıktı. Bu kıssadan alınacak önemli derslerden biri de, kıssanın kahramanlarının, kendilerine o ağır ihanet ve haksızlıkları yapanları bağışlayarak sergiledikleri büyüklük ve gönül zenginliği idi. Bir başka son derece önemli mesaj ise, Yusuf’un (as) finalde eriştiği o doyumsuz mutluluk anında Allah’tan vefatını isteyip, bu dünyanın gönül bağlanacak kalıcı bir yer olmadığı ve asıl olanın kabirden sonraki ebedî hayat olduğu gerçeğini vurgulamış olması idi. Üstadın ifadesiyle: “Kabrin arkası için çalışınız. Hakikî saadet ve lezzet ondadır.”

Seçime gidilirken ne yapılmalı?

VD: OHAL KHK’ları ile oluşturulan sosyal, politik, hukuki ve ekonomik tahribatı izale etmek için oluşturacak eylem planında öncelik neler olmalıdır?

KG: 24 Haziran seçimi öncesi muhalefetin ortaklaşa seslendirdiği “OHAL’i kaldıracağız” taahhüdü etkili olmuş ve seçim bildirgesinde “OHAL sürecek” diyen iktidarı geri adım atarak seçimden sonra OHAL’i kaldırma sözü vermek zorunda bırakmıştı. OHAL’in şeklen de olsa kalkması bu sayede gerçekleşti.

Buradan hareketle, 31 Mart seçimi öncesinde muhalefetin “OHAL KHK’larını iptal ve mağduriyetleri telafi” konusunu gündeme taşıması isabetli olur. Her ne kadar yerel seçim yapacak olsak da, OHAL mağduriyetleri gibi genel ve yakıcı bir sorunun seçim kampanyalarında es geçilmesi söz konusu olmamalı.

İktidar açısından “Aşil’in topuğu” haline gelen adaletsizlikler ne kadar fazla gündeme gelirse, sonuç alma ihtimali de o ölçüde artar.

VD: Her dönem mazlum ve mazlumun yanında oldunuz. Korkmuyor musunuz?

KG: Zulme karşı mazlumun yanında olmak, inancımızın, vicdanımızın ve insan olarak yaratılmış olmamızın bir gereği.
Niye korkalım ki?
Zulmedenler ve zulme alet olup seyirci kalanlar korksun.
“Mazlumiyetle ölmek zalimiyetle yaşamaktan hayırlıdır. Tükürün ehl-i zulmün merhametsiz yüzüne! Zalimler için yaşasın Cehennem!” diyen Üstad Bediüzzaman’ın çok anlamlı bir sözü de şu:
“En az yara alanlar siperde sebat edenlerdir.”

“Hiçbir zulüm, yapanın yanına kalmıyor”

VD: Üstadın “Allah imhal eder ama ihmal etmez” sözünü günümüze bakan yönüyle yorumlar mısınız?

KG: “Allah imhal eder, ama ihmal etmez” cümlesi, konuyla ilgili hadislerde vurgulanan ve sayısız tecrübeyle ispatlanmış derin anlamı dilimize taşıyan son derece veciz ve hikmetli bir söz.
Hiçbir zulüm, yapanın yanına kalmaz.
Allah Âdil’dir ve adaleti emreder.
Zulme sapanlara bazan bize çok uzun gelen sürelerle ve defalarca mühlet verir, ama İlahî adaletin gereğini asla ihmal etmez.
Bu gereğin sonuçları Hakkın Divanında mutlaka tecellî eder.
Ama çoğu zaman bu dünyada da görülür.
İnsanlık tarihine zulümleriyle geçmiş nice despotun feci akıbeti, bunun ibretli örneklerinden.
Kendi kısacık hayat tecrübemizde bile bu gerçeği tasdik ve teyid eden nice olaya şahit olduk.
Meselâ 28 Şubat sürecinde maruz kaldığımız haksız uygulamaların sorumluları, çok geçmeden, yaptıklarının bir şekilde karşılığını buldular.
İçinden geçtiğimiz süreçteki zulümlerden sorumlu olanların âkıbeti de farklı olmayacak, bundan hiçbir şüphemiz yok.
İşin bir de kimsenin kaçamayacağı “hesap günü”ne bakan boyutu var ki, o çok daha farklı.

VD: OHAL komisyonunun hukukiliği ve performansı hakkında neler söylemek istersiniz?

KG: OHAL Komisyonu, tamamen hukuku engellemek, hak arayışlarının önünü kesmek ve bu yöndeki çabaları olabildiğince geciktirmek için kurulan bir aldatma ve oyalama mekanizması.
Verdiği kararların hukuktan fersah fersah uzak olması da bunu açık şekilde gösteriyor.
OHAL KHK’ları ile birlikte bu komisyonun da daha fazla gecikilmeden kaldırılması gerekir.

FETÖ ile mücadele

VD: Gülen grubunun 80’li yıllarda Yeni Asya’dan ayrılmasını rahmet olarak görüyor musunuz?

KG: Keşke Risale-i Nur’daki prensiplere bağlı kalınıp camia içinde kalınsa ve o çizgide yola devam edilseydi de, bu acılar yaşanmasaydı…
Ne yazık ki, devlette tekelci kadrolaşma, kurumlara hakim olma, siyasetle bu derece içli dışlı hale gelme, her alanda ölçüsüz büyüme, “himmet” toplama gibi Nur hizmetinde yeri olmayan yanlışlara sapılmış olması, maksatlı sızmalara ve fitnelere kapı açarak, hem samimi ve masum cemaat mensuplarınca yapılan güzel hizmetlere zarar verdi, hem de en çok o masumların zarar gördüğü yürek yakıcı bir tabloyu ortaya çıkardı.

Umalım ki, bu yaşananlardan doğru dersler çıkarılmış olsun.

VD: “FETÖ” mücadelesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

KG: O “mücadele” maalesef hukukun en temel prensiplerinin çiğnendiği bir zeminde, çok ağır ve vahim hak ihlalleriyle yapılıyor.
Bu vahameti daha da ürkütücü kılan, söz konusu ihlallerin, adaleti koruyup gözetmekle yükümlü olan yargı organları eliyle gerçekleştirilmesi.
AYM’nin bile, bir yargı organı olmayan ve demokratik hukuk devleti kriterleri açısından son derece tartışmalı bir konumda bulunan MGK’yı referans göstererek bu hukuksuzluklara göz yumması, daha ötesinde destek vermesi.
Gerçek bir hukuk devletinde böyle birşey söz konusu olabilir mi?
Darbecilerle ve teröristlerle yine hukuk içinde elbette ki en kararlı şekilde mücadele edilmeli; ama bunun yolu darbeyle de, terörle de hiçbir ilgisi olmayan insanları telafisi imkânsız mağduriyetlere maruz bırakmak ve cemaat mensubiyetini terör örgütü üyeliği ile özdeşleştirmek değil, olamaz, olmamalı.

Ülkenin ihtiyacı olan siyaset

VD: Şu an kendinize yakın hissettiğiniz politik bir yaklaşım var mı? Ülkenin bütününe hitap edecek bir siyasi oluşum mümkün mü?

KG: Türkiye’nin siyasette DP-AP modeli bir oluşuma ihtiyacı var.
Toplumun tüm kesimlerini kucaklayan,
din başta olmak üzere ortak değerleri tekelci yaklaşımlarla istismar etmeyen,
germeyen,
dışlamayan,
ötekileştirmeyen,
kutuplaştırmayan,
hukukun üstünlüğü ilkesine içtenlikle bağlı olup gereklerine uyan,
“herkes için adalet ve demokrasi” diyen,
millî iradeyi sadece kendisine verilen oylarla tanımlamayan,
halka hizmeti esas alan,
ayrımcılık yapmayan bir oluşuma ihtiyaç var.

VD: Risale-i Nur yasağı girişiminizle kalktı. Halkın Risale-i Nurlar’a ve Nur hareketine bakışında herhangi bir değişiklik görüyor musunuz?

KG: Risale-i Nur’u devlet tekeline alma girişimini, kararlı bir hukuk mücadelesiyle bertaraf ettik. Son süreçte yaşananların, Risale-i Nur’la ilgili olarak toplumun bir kesiminde meydana getirdiği “yasak kitap” algısı ile bundan kaynaklanan korkuları dağıtmak için de yayınlarımızla, kitap fuarlarına katılıp Risale-i Nur’un tanıtımını yaparak, sosyal etkinliklerimizle yoğun gayretlerimizi sürdürüyor ve olumlu neticelerini alıyoruz.

VD: “Zamanın Ruhu” kavramı sizin için ne ifade ediyor?

KG: Dilimizdeki “Herşeyin bir vakti saati var” deyişi ile Üstadın “Her zamanın bir hükmü var” ifadesi, “zamanın ruhu” sözündeki anlamla örtüşüyor olmalı. Kâinattaki işleyiş ve hayatın akışı, Yaratıcının koyduğu fıtrî kanunlar çerçevesinde bir program ve takvime bağlanmış. Her gün güneşin doğuşu ve batışı, gece ve gündüzün birbirini takibi, mevsimlerin dönüşümü, bunun en bilinen örnekleri. Herşey takdir edilen zaman periyodunda şekillenip neticeye bağlanıyor. Sosyal ve toplumsal olaylar ise, imtihan sırrının gereği, insanın kendisine verilen iradeyi hangi yönde kullandığına bağlı olarak gelişiyor. Yanlış tercihler, doğurdukları olumsuz sonuçlarla herkesi sıkıntıya sokarken, bunlardan alınan derslerin de etkisiyle tercihlerin doğru istikamete yönelmesi ferahlama getiriyor. “Zamanın ruhu” dediğimiz kavram da buna göre biçimleniyor. Menfaat, bencillik, hırs gibi olumsuz etkenlerin öne çıkması, çatışma, kaos, zulüm gibi neticeleri beraberinde getiriyor. Bunların yol açtığı mağduriyet ve bunalımlar da adalet, huzur ve barış arayışını güçlendiriyor. Bu arayışların “Bıçak kemiğe dayandı” noktasına vardığı haller ise, küllî bir dua hükmüne geçtiği için olmalı, feraha çıkmanın vesilesi olabiliyor. Son dönemde toplumdaki adalet talebinin zirveye çıkmış olması, bunun güncel örneklerinden biri olsa gerek. Gelinen noktada zamanın ruhu “adalet, huzur ve barış” diye sesleniyor.


(*) Allah süre verir ama asla adaletinden feragat etmez (Said Nursi)

4 YORUMLAR

  1. Muhterem Kazım Güleçyüz’ü tebrik ediyorum. Gerçekten imani, İslâmî ve insani hakikatleri gayet net ve açık bir şekilde ifade etmiş. İnşaallah bu gerçekler diğer dindar grup ve cemaatler tarafından da idrak edilerek, zulmün son bulması, İslâm dinini dört temel esasından biri olan adaletin hakim olması için bir yol açılır.

  2. Kazım Gulecyuz’e çok teşekkür ederim.Bu süreçte mazlumların sesi soluğu oldu.(Hakkinda soruşturma açılmasına rağmen) Adalet , hak,hukuk adına mazlumların yanında duran YENİ ASYA ve KAZIM BEY’in yardımlarını unutmayacağım

CEVAP VER