Veysi Dündar Gaziantep BBB adayı Celal Doğan ile görüştü: “Halk ittifakı kurdum; halkın ittifakını dünyada hiçbir güç yenemez”

0

“Gaziantep’in efsane başkanı sahalara geri dönüyor”

Gaziantep, Mardin, Hatay banko; Kahramanmaraş, Şanlıurfa plase. Her halükarda bir süre İstanbul’dan uzak ata yurdum Mardin eksenindeyim. Gaziantep’te İyi Parti adayı Ejder Demir ve efsane başkan Celal Doğan ile söyleşi yapma fırsatım oldu. Cumartesi’den itibaren yazılarımın odağında bu bölge, adaylar, seçim var. Başkan ile yaptığımız söyleşi yoğun program içinde adeta bir son dakika golü tadındaydı.
Söyleşi planlanandan da uzun sürdü. Ben açıkçası karşımda zihni berrak, gerçek bir siyaset adamı gördüm. Ne kazanacak ne de kaybedecek şeyleri olan bir insan. Tek kaygısı sahip olduğu deneyimden şehre bir kazanım sağlamak. 68 kuşağının bir temsilcisi olarak başka bir beklenti de olmaz zaten.
Bu arada kendime çıkaracağım pay da oldu: Havuz ve sözde ana akım medyanın perişan halinde başkan ile ilk söyleşiyi yapan oldum.
Söyleşiden benim en çok etkilendiğim husus, “CHP aday çıkarsa aday olmazdım” sözü. Bunu iyi not etmek lazım. Belli ki, Cumhur bloku ne derse desin CHP/İYİ Parti ittifakı her zaman her yerde tek çözüm değil. Celal Doğan gibi bir adayın sözüne itibar etmek zorundayız. Kendisi aday oldu ise belli ki bir bildiği var.
Yine DSP’yi potansiyelinden doğan beklenti ile değil, Ak Güvercine olan saygı ile tercih ettiğini söyleyecek kadar açık sözlü.
Son olarak mevcut belediye başkanı ve adayı Fatma Şahin’e yönelik eleştirisi aslında seçilmesi durumunda Binali Yıldırım için de olacakların da habercisi. “Kendini hala bakan gören” birinin belediye başkanlığı için verecekleri nefsani tereddütlerin altında ezilmeye aday.
HDP’ye dair olarak sevapları kendine, günahları elaleme yazan iktidar dilini eleştirisi ise son derece net bir duruşu gösteriyor.
“Halep Düdüğü”nü de bu vesile ile öğrendim. Gerek Erdoğan gerek Bahçeli bu düdükle bayağı tiz ses çıkarıyor. Düdüğün sırrını söyleşide öğrenebilirsiniz. Keyifli okumalar…

Celal Doğan ve yeniden belediye başkanlığı

Veysi Dündar (VD): Uzun yıllar hizmet etmiş, muhteşem bir şehir kurgulamış, hatta adı efsane başkana çıkmış bir siyasi olarak neden tekrar belediye başkanlığı adaylığı?

Celal Doğan (CD): 15 yıldan sonra tekrar Belediye Başkanlığına dönmek makul değil. Buna iki açıdan bakmak lazım. Şehir açısından ve ülke açısından üzüntü verici bir durum. Siyasi partilerin liderlerinin yeni gelenlerin önünü kesmesinin bariz bir örneğinden söz edebiliriz. Zaten 81 milyonda 24 milyon oy alan AKP’nin kendisi de tekliği öne çıkaran liderinin İstanbul için TBMM Başkanı’ndan başka aday bulamaması da buna en iyi örnek. Bu, siyasi partiler için son derece acı ve ağır bir durum aslında. Bana gelecek olursak, benim durumum böyle değil. Ben hiçbir siyasi partinin kapısını çalmadım. Kimseyi aramadım. Bana gelen teklifleri nazikçe reddettim. Çünkü o hale geldi ki, eğer kabul etmezsem benim ihanet ettiğim düşüncesi öne çıkacaktı. Beni vatan haini ilan edeceklerdi. HDP’de barış için siyaset yaptım diye “ihanet etmiştim”, bu defa da kabul etmesem vatan haini olacaktım. Vatan haini olmaktan kurtulmak için mecbur oldum.

VD: Geçmişe doğru bakıldığında, ismi parti ve kendi kentlerini aşmış belediye başkanları görülür. Sayın Doğan, ilinizde iktidar mensuplarından bile saygı sevgi görüyorsunuz. Bunu neye bağlıyorsunuz?

CD: Benim için Belediyecilik kamu hizmetidir. Belediye başkanı şehrin belediye başkanıdır, partinin değil. Belediye başkanı iken şehrin, vekil iken Türkiyenin temsilcisi oldum. Partizanlık benimle ilgili bir kavram değildir. 1989’da Belediye merdivenlerini çıkarken rozeti il başkanına emanet etmiştim. 1977’de ilk defa vekil olduğumda da aynı idim. Bana gelen her kimse destek aramaya, yardım aramaya gelmiş ihtiyaç sahibidir. Şehirle eşleşme benim felsefemin neticesidir.
Tabii icraatler de bunu desteklemiştir. Ekonomik bir çekim merkezi olmak, kendi ile yarışmak, dünya markası bir takımın yaratılması sağlanmıştır.
1989-2004 arası 15 sene Antep’e çağ atlatmıştır. Bu ise tabii ki bir birikimin ve devlet yönetimi ile uyumun neticesindedir. Özal, Demirel, Çiller, Yılmaz, Ecevit hatta Bahçeli ile son derece uyumlu ve proje bazında mutabık bir çalışma ortaya konmuştur. Hangi projeyi götürsem yüz ekşimemiştir. Ülkesini seven bütün devlet büyüklerinin katıksız desteği ile bu işler olur hale gelmiştir.

VD: Bugün Gaziantep, Türkiye’nin saygın metropolleri arasına girmişse, tartışmasız bu öncelikli olarak sizin eseriniz. Çünkü bu şehri kasaba silüetinden metropol boyutuna getiren dev planlamalar yaptınız. Yani sizden sonra AKP’nin devam ettirdiği makro projeler sizin planlamanızla yürüyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

CD: Burada maalesef üzüntümü belirtmeliyim. Ortaya koyduğumuz Makro kent AKP döneminde geriye gitmiştir. Bugün Antep arzuyla yaşanmak istenen bir kent değildir. Çekim merkezi olmaktan çıkmıştır. Türk şehri olmaktan çıkmış, Arap şehri haline gelmiştir. Suyu kirletilmiştir. Havası kirletilmiştir. Türkiye’nin en temiz havalı 4 şehrinden biri iken bugün insanlar oksijensizlikten sıkıntı duymaktadır. Şehrin iklimi yanısıra fiziği de ciddi tahribata uğramıştır. Ben şehirde hiçbir ada bazlı olmayan uygulamaya olur vermedim. Parsel bazlı işlemlere izin vermedim. Buna karşılık AKP döneminde yapılan uygulamalarda haksızlık, yolsuz çıkar sağlamak ve rant yaratmak vardır. Kentin batısına doğru yapılan yüksek binalar şehre hava girişini bile engelleyen duvarlara dönüşmüştür. Kentsel dönüşüm kaba ve basit emlakçılık haline gelmiştir. Kentsel dönüşüm insanları yerinde dönüştürmelidir. Çocuklar doğup büyüdüğü yerde dost, akraba ve anılarından kopmamalıdır. İnsanlar sürgün edilmektedir. Emlakçılık yapılarak haklar gasp edilmektedir.
Gaziantepte benim için iki şey esas olacaktır :
1.      Ada bazlı dönüşüm olacaktır.
2.      Vatandaşın gayrimenkulunun %40’ının üzerinde imar uygulaması kesinlikle yapılmayacaktır.

Neden İstanbul değil de Gaziantep?

VD: İsmi İstanbul adaylığı için bile geçen bir siyasi aktörken, neden tekrar Gaziantep? 

CD: Benim için Gaziantep’e dair rüyamın iki aşaması eksik kalmıştır. Kentleri fiziken düzeltmek mümkündür. Kentleri kültürel anlamda kentlileştirmek ise işin zor yanıdır. İnsanlar kendi kültürleri ile geliyorlar şehre. Bu kötü olduğu için değil. Ancak sanat tiyatro vb alanları kapsayan kültürel gelişim için adımlar atılması gerekiyor. İkincisi fiziksel alana dairdir. Bu Gaziantep’te 50.000 kişin istihdam edilip Ortadoğu’ya satılacak bir milyon aracı üretilebileceği bir otomotiv endüstrisi planı idi. Yine aynı alanda Beyrut’u ikame eden bir Ortadoğu’da çekim merkezi olarak Gaziantep’i konumlamak hayalim vardı. Bununla ilgili olarak Ortadoğu’nun altın borsasını Gaziantep’e kurmak istedim. Bu yatırım projelerine konu binalardan biri lokanta diğeri otel oldu bu dönemde. Dolayısıyla tüm bu projeler benim için gerçekleşmemiş, söylenmemiş sözler olarak durmaktadır.

VD: Herkes sizi çatı adayı olarak beklerken neden gidip DSP’den aday oldunuz? Çatıda sorun neydi, nerelerde anlaşılamadı?

CD: Ben hiçbir partiye başvurmadım. CHP ve İYİ Parti arasındaki ittifakta, her ne hikmetse, sebebini çok bilmiyorum, Maraş’ı CHP’ye, Antep’i İYİ Partiye veriyorlar. Maraş’ta CHP oyu %2, burada %21. İyi Parti’nin Antep’teki %5 oyunun da yarısı CHP’nin. Ben bu taksimatı anlamadım. Büyük olasılıkla Kemal bey Gaziantep CHP örgütündeki olumsuzluklara dair olarak “ne haliniz varsa görün” şeklinde bir tavır gösterdi. Ben bu konuyu içime sindiremedim. İl Başkanı arkadaş “biz bunu halledeceğiz” dedi. Kemal beyin bu konuyu çözeceği söylendi. Ancak 10-15 gün sonra gece 23’de gelen bir telefon ile sorunu halledemediklerini öğrendik. Bunun üzerine tabanın sesi beni bir şekilde yönlendirdi. 64 saatte tam 3561 telefon aldım. Sayısız mesaj geldi. Bunun üzerine kendi gözümle görmek için Antep’e geldim. O günden beri günde 500-1000 kişi gelmeye başladı. Bunun üzerine seçime girmeye karar verdim. Önce bağımsız olayım dedim. Ama Belediye Meclisi oluşturmada zorlanacağımı anladım. Demokrat Parti ve Saadet Partisi adaylık teklif etti. Alicenaplık gösterdiler. Buna rağmen 1977’de siyasete girdiğim parti Ecevit’in partisi idi. Araştırdım ve gördüm ki, DSP’nin Antep’te ne parti binası ne de levhası var. Bir mobilyacı arkadaş kendi ofisinde imza yetkisini almış, ondan ibaret. Bina yok, örgüt yok ama vatandaşa oy verirken bir adres var. Bir güvercin var. Güvercin kalmış yani geride. Genel Merkeze gittiğimde de söyledim. Tercih sebebim partinin potansiyeli değil. Tamamen adres olarak DSP’yi seçtim. Bu kirlilikte sağ olmasa da Ecevit’in liderliğini kendime uygun gördüm. DSP’nin mazisinin temiz olduğuna şüphe duymuyorum. Ama CHP burada aday gösterse idi aday olmazdım. Ben oyları bölmek istemem. Hayatımın hiçbir zamanında bölücülük yapmadım. Ben HDP’ye de barış için gittim, bölmek için değil. Mezarımın üzerinde ot bitene kadar Türkiye’de tek bir asker, polis, insan ölmemesi için gövdemi koymaya hazırım.

VD: Chp’de yer bulamayan mevcut ve eski başkanların DSP ile yoluna devam etmesini etik açıdan nasıl buluyorsunuz? DSP gerçekten Türk Sosyal Demokratlarını bölmek için bir aparat mı? Bu konuda neler söylemek istersiniz?

CD: Bunlar basit iftiralar. Söyleyecek lafı olmayan insanların sözü. Ben kendim katılana kadar DSP’de kim aday olmuş bilmiyordum. Ben ve Mustafa Sarıgül aday olduktan sonra parti tanındı zaten. Ben kimsenin aparatı olmadım. Benim tek projem vardır, o da barış projesidir. Tekrar ediyorum: CHP Antep’te aday koysa ben aday olmazdım. Tek oyu bile bölmem.

Cumhur ve millet ittifakları yerine halk ittifakı

VD: Akp’nin bütün medya, devlet vs araçlarını kullandığı bir zamanda, propagandanızı nasıl yürütüyorsunuz? Anketler Celal Doğan için ne diyor?

CD: Anket yaptırmadım, yapılmış olana da bakmadım. Ana akım medya bize kapalı. Zaten ana akım medya da havuz medyasından farksız. Aynı kişileri çıkarıp duruyorlar. Halep düdüğü gibi. (Başkan Halep düdüğü deyince nedir diye baktım; meğer her halükarda kendini haklı çıkaran, olumlu ya da olumsuz her şartı kendi lehine çevirme kurnazlığı güden kimselere söylenen bir sözmüş. VD) Onlar konuşuyor, siz bakıyorsunuz. Bunun adına medya demek mümkün değil. Bizim medya ilişkimiz sizin gibi İnternet medyası ile oluyor. İlk defa da sizinle görüşüyorum. Sosyal medyayı da o kadar kullanamıyorum. Benim şu anda kocaman bir ittifakım var. Cumhur ittifakının söylemlerindeki bekanın kendi bekaları olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de bir bekasızlık varsa bu hale getirenler kendi icraatlarına baksınlar. 17 yıl önce beka meselesi yoktu. Başkanlık sistemi ülkenin sorunlarını hızlandırır. Ben Bahçeli’ye bunu söyledim. Demokrasiden uzaklaşırsanız ülkenin sorunlarını artırırsınız dedim. CHP’nin neden İyi Parti’ye ihtiyaç duyduğunu bilmiyorum. Ama İYİ Parti benim üzerimden siyaset yapmaya kalktı. Bu doğru değildi. Meral Hanım’ın beni övüp arkasından HDP’de siyaset yapmamı olumsuzluk olarak ifade etmesi etik değildi. Ben 20 yıl önce ne dedi isem 3 yıl önce Meclis’te de aynısını söyledim. Ben HDP’ye barış için gittim. Bugünleri 20 yıl önce gördüm. Misak-ı Milli sınırlarını üniter devlet içinde çok kültürlü etnikli yapıda korumaya adadım. 20 yaşımda da silaha elimi vurmadım, bu yaşımda da silaha karşı durdum. Amacınız ne kadar yüce olursa olsun şiddetle elde edilen zaferler kalıcı olmaz. Ben hep barışı tercih edeceğim.

Kurduğum ittifak farklı bir ittifak. Yanımda kimler var? Demokrat Parti, ANAP, Saadet, Ülkücüler, Liberaller, Solcular var. Herkes burada. Benim gibi bir örnek ittifak Türkiye’de yoktur.
Sandıkta bir seçenek var. Alternatifsiz değil seçmen. 15 yıl efsane bir Başkanlık yapmış bir aday var. Diğer tarafta hayal satan bir hanımefendi var. Benim yaptıklarımı Antep’ten çıkarırsanız Antep köy bile olamaz. Ben Halk ittifakı kurdum. Halkın ittifakını dünyada hiçbir güç yenemez.

VD: Siz modern Gaziantep’i kurguladınız ve hizmetlerinizi daha çok alt yapı ve üst yapı noktasında odakladınız. Spora da el attınız. Sizden sonra gelen başkanların önünde yapılacak makro fiziki proje kalmamıştı, onlar da daha çok sosyal ve kültürel belediyeciliğe el atıp, seçmenin gözüne hitap ettiler. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

CD: Aslında ona da hitap edemediler. Çünkü bu bir vizyondur. Bakıştır. Kültür projelerinin önünü kestiler. 100. Yıl kültür parkı 17 km’lik bir aksdı. Bunu kesip alanı imara açtılar. Bunların da çocukları bu şehirde büyüyecek. Maalesef ufukları yok. Vicdani muhasebe yapmıyorlar. 50 yıl sonra bu kent nasıl olacak? Buna dair bir düşünceye sahip değiller. Siyasette kirlilik ve çıkar siyaseti son safhaya gelmiş durumda. Neredeyse yapılan her işin altında çıkar ve yolsuzluk şayiası çıkmış durumda. Yükselen binalar rantların nasıl paylaşıldığını gösteriyor. Türkiye’nin en borçlu belediyesi. 6 milyonluk Ankara kadar (170 Milyon TL) faiz ödeyen 2 milyonluk bir şehirden söz ediyoruz. Tefecilere düşmemişler ama çizgileri tefecilere bir adım mesafede. Bıraktığım ana proje olan Metro’ya ellerini dokundurmadılar. Tam tersi hafif raylı sistem getirip bir de mevcut yolları daralttılar. Şehirde sola dönüşü yasaklamışlar. Beyinlerinin sol lobunu galiba iptal etmişler. Su projesi tamamıyla hayali. Fatma Şahin Tugay’ın taşınmasına dair bir resimle dolaşıyor. Bu, iddia ediyorum, 70 yıldan önce olacak bir şey değil. “Tugay’ı kaldıracak, yerine medeniyet şehri kuracağım” diyor. Bu da bir hayal ticareti. Zaten kendisi “Ben Bakanım” diyor. Bakan denmediğinde rahatsızlık duyuyor. Bakan iyi bir mevkidir. Ama Belediye Başkanlığı halkla bütünleşmektir. Kapılar ve gönüller halka kapalı olduğu için böyle oluyor. Keşke bakan kalsa da belediyeyi tahrip etmese idi.

Aranan kan bulunmuştur

VD: Gaziantep’in demografik, sosyal ve etnik zenginliği açısından kendinizi aranan kan olarak görüyor musunuz? Ne dersiniz?

CD: Ben her kesimden oy alıyorum. Bu etnik ve sosyolojik bir gerçek. Benim aşiretim, tarikatım, holdingim yok. Ben adil davrandım. O yüzden bana teveccüh olduğunu düşünüyorum.

VD: Ya bu kadar güzel işler yapan, arkasında parlak bir kariyer bırakan Celal Doğan yorulmuşsa, enerjisini yitirmişse, hayalleri tükenmişse?

CD: Tam tersi. Burası beni bedensel olarak dinç hissettiriyor. Benim birikmiş tecrübem var. 15 yıllık tecrübem ve enerjim ile çok büyük başarılar elde etmeyi umuyorum.

VD: HDP’yi kriminal ilan eden iktidar dili için siz ne düşünüyorsunuz. Bu konuda kişisel bir endişeniz var mı?

CD: HDP yasal ve meşru bir siyasi partidir. Ben HDP’ye gittiğimde barış projesi gündemde idi. Habur’a kurulan adliyeler, Oslo’ya gidenler hep Cumhurbaşkanı bilgisi dahilindedir. Cumhurbaşkanının barış sürecinde yaptıklarını sonuna kadar alkışladım. Ben kendisine gittiğimde 80 milletvekili adına geldiğimi ifade ettim. Ve kendisinden barışı masadan kaldırmamayı talep ettim. İkinci talebim de Suriye’ye girmemek üzerineydi. “Diyarbakır’da dağlardan kurşun değil, kuş sesi gelsin” diyen Cumhurbaşkanı’nı alkışlamıştım. Yine de alkışlarım. Ama kendi yaptıklarına sevap berikine günah diyeceksin. Kendini kahraman beni kriminal ilan edeceksin. Bu yakışmaz !

VD: Zamanın ruhu kavramı hakkında neler söylemek istersiniz?

CD: Zamanın ruhunu içselleştiren bir insan değilim. Zamanın ruhu vardır ama zamanın ruhu; bir gün gelir kendi kendini yutar.
2 sene önce Aydın Doğan’la görüşmüştüm.
“Tvleriniz medyanız tek taraflı yayın yapıyor. Bu doğru değil. Savunma hakkımızı elimizden alıyorsunuz” dediğimde;
Doğan da; “Başkan, işte ne yapayım. Zamanın Ruhunu anla” demişti. Ben de; “Zamanın ruhu bir gün sizi boğduğunda hiç şaşmayın” demiştim.
Yüzüne de söyledim.
Bugün Aydın Doğan ana akım medyanın sahibi değil.

CEVAP VER