Veysi Dündar, Mardin BBB adayı Ahmet Türk ile görüştü: “Türkiye Kürt sorununu çözerse Ortadoğu’nun en güçlü ülkesi olur”

0

Ahmet Türk’ün tarihe yayılmış bilgeliğinden süzülen bu söyleşi, iyi siyasetçilerin her zaman öğreteceği bir şey olduğunu kanıtlıyor.

Ahmet Türk kimdir?

Mardin doğumludur. TBMM’ye ilk kez Demokratik Parti’den 1973 yılında Mardin milletvekili seçilerek girdi, daha sonra CHP’ye katıldı. SHP milletvekiliyken Paris’teki Kürt konferansına iştirak ettiği gerekçesiyle ihraç edildi. HEP, DEP, HADEP; DEHAP gibi Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan partilerde bulundu.

2014 yerel seçimlerinde HDP’den Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Hakkında açılan bir dava sebebiyle Ocak 2016’da görevinden el çektirildiği gibi, 21 Kasım 2016 tarihinde de gözaltına alındı. 3 Şubat 2017’de sağlık sorunları sebebiyle adli kontrol şartıyla tahliye edildi.

31 Mart günü yapılacak belediye başkanlığı seçiminde Mardin’den HDP’nin adayı oldu.

 

Veysi Dündar (VD): İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Dağ kadrosu bütün lojistik kadrosunu buradaki belediyelerden sağlıyordu. Bize kayyum atadık diye kızıyorlar. Ama bizden önce neredeyse her belediyeye Kandil’den atanmış bir kayyum gönderiyorlardı. İnanmayan Mardin’de yaşından başından utanmayan Ahmet Türk’e sorsun. Belediye Başkanıyken karşısına geçip bacak bacak üstüne atıp sigarasını yaktıran 17-18 yaşındaki teröristin kim olduğunu sorsun” dedi. Bu konuda siz ne söylersiniz?

Ahmet Türk (AT): Biz yıllardır demokratik siyaseti yürütüyoruz. Halklarımızın demokratik bir gelecekte buluşması için çaba gösteriyoruz.
Türkiye’nin demokratik bir cumhuriyete dönüşmesinin mücadelesini veriyoruz. Biz burada bütün hakların mücadelesinin öne çıkması için çaba gösteriyoruz. Ama savunduğumuz fikirler, demokrasi talebimiz, hak ve özgürlük talebimiz birileri tarafından topluma farklı bir biçimde yansıtılmaya çalışılıyor. Biz birlikte yaşamayı esas alan inancımızdan bugüne kadar asla vazgeçmedik.
Bu yerel seçimlerde mevcut siyasi anlayış toplumu kamplaştıran ve ötekileştiren bir anlayışla hareket ediyor. Biz bu siyasi anlayışın farkındayız.
Apolitik ve gerici kesimi ellerinde tutma çabası içerisindeler.
Devletin televizyonu ve diğer kanallar ellerinde. Buradan Kürtleri terörist ilan eden bir mantıkla hareket ediyorlar.
İçişleri Bakanı Soylu’nun 17 yaşındaki bir delikanlının Ahmet Türk’ün odasına gelip bacak bacak üstüne atıp Ahmet Türk’e sigarasını yaktırıyor ifadesini ise düşünmek ve konuşmak abestir.
76 yaşındayım. Bugüne kadar nezaketen sigara içmek isteyenlerin sigarasını yakmak istemişimdir mutlaka, ama bana sigarasını yaktıran olmamıştır.
Akıl hastası birinden emniyetten böyle bir ifade alınıyor. Üstelik hakkımızda açılan dosyada da böyle bir ifade yok. Bizler halkın demokratik geleceği ile ilgili inancımızı ortaya koyduğumuz için birileri rahatsız oluyor.
Belediye başkanlığım döneminde rüşvetten hakkımda bir dava açılmamış. Mevcut belediyenin parası ile ilgili kuruşu kuruşuna hesap vermişiz. Bütün memur ve işçilerin paralarını banka hesaplarına yatırmışız.
İftiralarla ve yalanlarla ülkeyi yönetmek hiçbir siyasetçiye yakışmaz. Süleyman Soylu böyle yalan ve iftiralarla halkın kafasını karıştırmaya çalışıyor.
Kendisi çok iyi biliyor ki, 17-18 bir genç asla bana sigarasını yaktırmaz. Bu ne geleneğimizde ne de anlayışımızda vardır, ne de şahsıma böyle bir saygısızlık yapılır. Bunu sürekli yıllardır söylüyor, ama buna kendisi de inanmıyor.

VD: AK Parti lideri de olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Kürtlerin Kürdistan’a yönlendirilmesi ile ilgili sözlerine ne dersiniz? En son mitingde de “ Sen Kürdistan’ı çok seviyorsan, Kürdistan Kuzey Irak’ta, haydi defol oraya git” dedi. Siz bu söylemi apolitik seçmene söylenmiş bir söylem olarak mı değerlendirdiniz? 

AT: Halka söyleyecek fazla bir şeyi kalmamış. Ekonomik konuda söyleyecek bir şeyi yok. 2002 yılından beri kendileri iktidarda. Türkiye’yi kendileri yönetti. Malzemeleri yok olunca bu konuyu pişirip sunuyorlar. Biz hep demokratik bir Türkiye için mücadele ettik. Bizim amacımız bütün farklılıkların kendilerini özgürce ifade edeceği demokratik bir Türkiye. Biz bunun özlemi içindeyiz. Biz bu güne kadar hep bunları dile getirdik. Siyasi partimiz barışçıl bir sürecin devamı için hep çaba gösterdi. Ama bunun yanında birileri toplumu ötekileştirerek ayakta kalmanın hesabını yapıyor. Biz her ne olursa olsun mücadelemizi vermeye devam edeceğiz.

VD: Halkın %76’sı birinci sorun olarak ekonomiyi görüyor, %5’i beka sorunu var diyor. Cumhur İttifakı’nın sıkça kullandığı Türkiye’nin beka sorunu olduğu konusunda siz neler söylersiniz?

AT: Türkiye’nin en önemli sorunu ekonomik sorunudur. Bunu herkes biliyor. Dünyada ekonomisi bozuk hiçbir ülke ayakta kalamamıştır.
Yerel seçimlere giden bir Türkiye’de neden beka sorunu ile gündeme gelinir ki?  Sonuçta halkın iradesi kimi işaret ederse o galip gelecek. Kendileri seçildiği zaman beka sorunu olmayacak ama başka bir siyasi partinin adayı seçilirse hemen bir beka sorunu haline gelecek. Dünyada böyle bir seçim ve demokrasi var mı?
Hani her yerde dağda, mağarada mücadele veriyorlar, oy vermede mi beka sorunu yaşar oldular. İnsanlar gelişmeleri inceliyor. Köylere gidiyoruz. Belki köylüler Türkçe konuşamıyor, ama halk politize olmuş, dünyada neler olduğunu biliyor ve takip ediyor. Halk görüyor ve izliyor. Bugün yürütülen siyasetin anlamını çok iyi biliyorlar.

VD: Ahmet Bey Türkiye’de neler oluyor? Her dönem siyaset zor ve popülist olmuştur ama halkın bir bölümü oylarının bu şekilde değersizleştirilmesinden artık şikayetçi. Bu konuyu nasıl değerlendirirsiniz?

AT: Hani bir söz vardır, “Balık baştan kokar”. Eğer siyasetçiler demokratik bir toplum için halkın değerlerinin, halkın geleceğinin daha iyi bir noktaya taşınması noktasında aynı anlayışta olmayınca toplum da çürümeye başlar. Bugün bu çürümeyi görüyoruz.
Yaşama hakkı, insan hakkı, demokrasi mücadelesi konusunda adımlar atıldı, önemli gelişmeler oldu. Ama toplumun değerlerini esas almayınca, sadece iktidarı ve seçimleri bir demokrasi mücadelesi olarak gördüğünüzde, değerler kaybolur, çürüme başlar.
Bu durumda sadece halk kaybetmiyor. Bu durumda aslında Türkiye’nin geleceği ile ilgili bir kaygının ortaya çıktığını görüyoruz.

VD:  Herkes MHP liderini ideallerini teslim etmekle itham ediyor. Ama bence ideallerine yaklaşan bir MHP izliyoruz. BUna karşılık AKP’nin de kendisine yabancılaştığını izliyoruz. Siz bu konuda bana katılır mısınız?

AT: 1973 yılından beri siyaset yapıyorum. Altı dönem parlamentoda görev aldım. MHP’nin bir çizgisi var. Ve fikirlerinde de bugüne kadar bir değişim olmadı. Değişen MHP değil. MHP çizgisinden çıkanlar.
Başka siyasi partiler konusunda yorum yapmak istemiyorum. Şu anki Cumhurbaşkanının Genel Başkan, başbakan olduğunda nasıl bir Türkiye istediğine dair söylemleri hala hafızamızda saklı. O zamanlar demokrasi iddiası ile ortaya çıkmıştı. Ama bugün izlediği siyaset tam tersi bir siyasettir. Bu ülkenin şiddete, gerginliğe tahammülü kalmamıştır. Bütün bu anlayışı yıkmak için yeni bir kucaklayıcı bir anlayış ile sorunlarımızı tartışmalıyız. Bir çıkış yolu bulmalıyız. Ortadoğu’yu görüyorsunuz. Ortadoğu bir bataklık; hiç birimiz yaşadığımız bu sorunları bu bataklığa saplamak gibi bir düşünceye sahip olmamalıyız. Tam tersi insan haklarına, özgürlüklere, demokrasiye sahip çıkarak Ortadoğu’da ciddi bir rol alabiliriz. Türkiye’nin geleceği demokrasi açısından Ortadoğu’ya örnek olacak siyasi bir yapıdır ve anlayıştır.

VD: Gerek Bahçeli, gerek Erdoğan ile yüz yüze diyaloglar kurdunuz. Hatta on yıl önce Sayın Bahçeli ile tokalaşırken çekilmiş fotoğrafınız var. Bu, ülke adına çok güzel bir fotoğraf. Bugünkü lisanlarını nasıl değerlendirirsiniz? Siyasetin geldiği nokta bundan sonrası için bir ümit vaat ediyor mu? Yüz yüze bakacak bir ümidiniz var mı?

AT: Zor bir dönem. Açıkçası çok ümitli değilim. Bire bir siyasette insanların yüz yüze bakma ortamının olmadığını görüyorum. Artık öyle bir hale geldik k,i farklı düşüncedeki partiler adeta düşman olarak görülüyor. Birbirimizin yüzüne bakmamak üzere bir politika geliştiriyorlar. Biz böyle bir siyaset istemiyoruz. Gerginlik üzerinden siyaset yapmayız. Türkiye’nin farklı düşüncelerine, seslerine uzak bir siyaset doğru bulmadığımız bir siyasi anlayıştır. Çünkü ötekileştiren bir siyasi anlayış gerginlik yaratan bir anlayıştır.

VD: Özeleştiri açısından süreci nasıl değerlendirirsiniz? Özeleştiri yapılacak alanlar var mı? 7 Haziran bir başarıydı ama arkasından müthiş bir ters dalga ile bu başarının diyeti ödetildi. Sizce bu süreçte hatalar var mıydı?  Farklı bir senaryo mümkün olabilir miydi?

AT: Çözüm süreci ve barış süreci için yapılan atılımları yakından biliyorum. Samimi olarak 7 Haziran seçimleri iktidarın istediği şekilde sonuçlanmayınca bu masayı devirme durumuyla karşı karşıya kaldık. Seçimlerde HDP’ye karşı teveccüh olunca bu da sürecin sonunu getirdi. Bizler özeleştirimizi yapmalıyız.
Masayı kim deviriyorsa bu masayı devirenlerin kim olduğuna sabırla bakmalıydık. Çözüm sürecinin sıkıntıya girmesinin sebebi HDP değildir. Sabırla bu süreci izlememiz gerekirdi. Bu sürecin neden bozulduğunu halka anlatabilmeliydik.

VD: Burada bir kusur olduğunu kabul ediyor musunuz?

AT: Evet ediyorum. Kusurdan çok bu hassasiyeti göstermek gerekirdi. Bunu halkın görmesini sağlamalıydık.

VD: Dünyada benzer deneyimleri düşündüğümüzde mesela İspanya, İrlanda, Kanada… Bizim coğrafyada da çözümün olması mümkün müdür? Biz halk olarak yeni sözlere söylemlere ihtiyaç duyuyoruz. Sizce bu olası mıdır?

AT: Dünyadaki sorunlar birbirine benzemiyor.
İrlanda ve İngiltere arasındaki ilişkiler farklı; İspanya’nın koşulları, bulunduğu bölge, sorunları farklı. Ortadoğu’da dört ayrı ülkede yaşanıyor. Parçalanmış ve her zaman potansiyel tehlike olarak görüldüğü için sorunun çözümü kolay değil. Bir BASK, IRA olayı gibi değil.  Afrika’daki siyahlarla beyazların sorunu gibi değil. Çünkü bir tarafta demokrasi süreci başlatıyorsunuz, diğer taraftan alıyorsunuz. Suriye, İran, Irak sürecinde farklı durumlar izledik. Elbette ki bu yaşanılanlar bir sorun. Ve bu sorunların çözümü noktasında da “ortak akla” ihtiyaç vardır.
Türkiye’de bizim bu ortaklığa ihtiyacımız vardır. Benim inancım Türkiye Kürt sorununu çözerse Ortadoğu’nun en güçlü ülkesi olur. Ve tüm komşu ülkelere de örnek olur. Etnik, mezhepsel çekişmelerle hareket eden bir Türkiye’nin Ortadoğu’daki sorunlara hiçbir katkısı olmaz.

VD: Yerel seçimlerde aday olmanızın sebebi nedir? 2014’de seçilmiştiniz fakat gökten inmiş ve yeniden keşfedilmişsiniz gibi iktidar tarafından seçilmiş olmanıza rağmen görevden alındınız. Bu durumun esas sebebi nedir?

AT: 97 belediyeye kayyum atandı. Bunlardan biri de Mardin’de gerçekleşti. Ben açıklamalarımda yaşım dolayısıyla siyasetin sonuna geldiğimi açıklamıştım.

VD: Ama ülke genelinde size karşı bir teveccüh var.

AT: Çok şükür sağ olsunlar. Sağlığım iyi ama esas mesele kayyum atandıktan sonra halka bunun cevabını vermekti. Halkın iradesine ipotek koyulmasına karşı bir mücadele vermenin zorunlu olduğunu düşündüm. Halktan da destek geldi. Ve bu yüzden de aday oldum. Kayyum atandıktan sonra bir köşeye çekilmenin ahlaki olarak doğru olmadığını düşünüyorum.

VD: Sayın Erdoğan tekrar kayyum atarız dedi. Siz kolay olmayacak dediniz. Önceden kolaydı da şimdi ne değişti?

AT: Eğer halkın iradesini kayyumla karşı karşıya getirirsen bu yanlıştır. Ve demokrasi için bir yaradır. Evet, söyledim. Tabii ki, kendileri kayyum atayabilirler. Ama halk kayyum atamasından sonra nasıl bir yanıt verecek? Bizim için önemli olan budur. Ben belediye başkanlığına sadece belediye hizmetlerini yapan biri olarak bakmıyorum, burada esas olan halkın iradesidir. Halkın bu ipoteğe karşı tavrı önemlidir. Halkın sesi önemlidir. Yerel seçimleri hükümet beka sorunu yaptı. Bunu referanduma dönüştürdü. Meseleyi büyüterek içinden çıkılmaz bir noktaya doğru götürdüğünü fark ediyoruz. Bu durumun halk tarafından benimsenmediğini seçilmiş bir başkan olarak koymak gerekir. Bunu cevabını vermek zorundayım.

VD: Ülkenin genel panoraması için neler söylersiniz? AKP’nin ciddi iktisadi başarısızlığına rağmen güçlü konumdaymış gibi olmasını neye bağlıyorsunuz? Ülkenin demokratik yapısından kaynaklanan sosyolojik tabanlı sorunlar daha ne kadar devam eder?

AT: Toplumun demokrasi kültürüne bakmak lazım. Toplum ne kadar demokrasi ile özdeşleşmiş, uzlaşmış ve kişiselleştirmiş bu konulara bakmak lazım. Sonuçlar ortada. Mesela Apolitik yerlerde Orta Anadolu, Karadeniz’in belli kesimlerinde farklı bir kesim çıkıyor ortaya. Hükümet zaten ifade etmişti; bu kesimleri elinde tutmak istediğini. Ayrıştırarak bu kesimi elinde tutmaya çalışıyor.
Çiftçinin, hayvancılık yapanların içinde bulunduğu durum malum; ama milliyetçi söylemlerle ve dini kullanarak duygulara hitap etmeye çalışan bir anlayış güdüyorlar. Yürütülen siyaset budur. Toplumda eğer yerel seçimlerde başka bir siyasi görüş belediyeleri alırsa Türkiye fotoğrafı değişecek her şey değişecek diye bir algı yaratıyorlar. Bu yanlıştır.

VD: 76 yaşında bir insan olarak herhangi bir siyasi ikbal peşinde olmanız akla gelmez. Belli ki ciddi bir idealin peşinde aday oldunuz. Siz neredeyse yarım asırdır siyasetin içindesiniz. Bunu da göz önünde bulundurarak siz Türkiye siyaseti hakkında neler söylersiniz?

AT: Yıllardır her dönemi olağanüstü bir dönemmiş gibi değerlendiriyoruz. Tüm samimiyetimle ifade ediyorum. Benim derdim Belediye Başkanı olmak değil. Ama ülkede yapılan bu kadar yanlışa rağmen bir şeyler yapmak lazım; ve yanlışın içinde olanları da uyarmak lazım. Kürtler tek başına Türkiye’nin demokratik geleceğini sağlayacak bir noktada değil. Her zaman ötekileştirilmiştir. Ama demokratik bir geleceğin sağlanması için ortak bir noktada buluşmak adına hassasiyet göstermek. Elbette bizim geniş bir Kürt tabanımız var. Ama sadece Kürt tabanı üzerinden değil, Türkiye’yi de değiştirip geliştirmek için bir taban oluşturmak istiyoruz. Söylediğim gibi ortak akıl ve güven olmadan asla olmaz.
Geçmişte dedelerimiz, babalarımız anlatırdı. İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de… Bir Kürt’le bir Türk komşu olduğunda bir Türk bir yere gittiğinde evini Kürde teslim ederdi. Ya da tam tersi olurdu. Ama o kadar yanlışlar yapıldı ki Kürt, Türk ayırımından ziyade insanlar birbirine güvenmez oldu. Bu halkın sorunu değil, sadece siyasetçilerin yarattığı bir kaostur.. Bugün inanıyorum ki, kucaklayıcı ortak bir dil, ortak akıl noktasında birleşirsek, Apolitik kesimi bile demokratik sürecin gelişimi noktasında ikna edebiliriz.
Bizler özgürleştikçe, Türkiye özgürleşir. Türkiye özgürleştikçe Ortadoğu’daki rolü büyür. Elli yıllık siyasetime geri dönüp baktığımda ön yargılarla yapılan siyasetin ve birilerini fişleyerek yaptığımızın siyasetin ne kadar yanlış olduğunu görüyorum. Kürtleri Türkiye’de potansiyel tehlike olarak gösteren mantık yanlış bir mantıktır. Kürtler Türkiye için tehlike değil tam tersi Türkiye’nin demokratikleşmesine katkı sağlayacak, ortak demokratik bir geleceğe inşa edecek bir anlayışa sahiptir.

VD: Mardin bir kültür kenti. Beş yıldızlı otellerimiz Avrupa şehirlerindeki üç yıldızlı otellerle kıyaslanınca yarı fiyatına müşteri arıyor. Sadece turizm bile Mardin’i abad eder. Bu konuda neler yapılabilir?

AT: Barışı tek taraflı sağlamak mümkün değil. Bizim iyi niyetimiz hatta hükümetin iyi niyeti bile kafi gelmez. Çünkü barışa inanmak lazım. Evet! Mardin çok kültürlü bir şehir;  farklı inanç ve kültürün bir arada yaşandığı bir şehir. Devletin eli olmadığı zaman bu inanç ve kültürler bir arada yaşamış ve sorun yaşamamıştır. Yanlış politikalar ayrıştırmayı doğurdu. Çok şükür bunlar Mardin’de çok fazla yaşanmadı.
Ben her zaman söylüyorum;  keşke bütün Türkiye Mardin gibi olsa…
İnan ki o zaman hiç bir sorun olmaz. Kiliseyi ziyaret ediyoruz, onlarda gelip bizleri ziyaret ediyor. Biz onların bayramlarını onlarda bizim bayramlarımızı kutluyor. Mardin’de bir hoşgörü havası mevcuttur.
Mardin bir kültür ve turizm şehridir. Senede beş milyon turisti misafir edebilir. Bazı süreçlerde insanlar gelmekten ürküyor. Ama Mardin her dönem insanların rahatının bozulmayacağı bir ortam olmuştur. Belli dönemlerde basının etkisinden Mardin’de nasibini alıyor. Ama Mardin gelen hiçbir misafirine ister yerli, ister yabancı olsun farklı bakmamıştır. Hep kucaklamaya çalışmıştır. Mardin her zaman Türkiye’de gezilip, görülmesi gereken ilk beş ilden biri olmuştur. Turizm açısından Mardin’in iyi bir yere taşınması için iyi bir çalışma yapılmalıdır. İyi bir tanıtım yapılmalıdır. Mardin tarım ve meyvecilik ile çok önemli bir şehir. Tarım konusunda destek çok önemli. Üreticinin ürettiklerini pazarlayacağı alanlara ihtiyaç vardır. Üreticinin ürettiği elinde kalıyor. Bunun pazarını oluşturmak lazım.

VD: Ahmet Bey, Celal Doğan “ Gaziantep’i Beyrut’tan daha kaliteli bir şehir yapacağız dedi. Mardin’de böyle bir potansiyel var.

AT: Gaziantep, Urfa, Diyarbakır hepsi önemli şehirler; ama Mardin herkesin gelip görmek istediği müthiş bir potansiyele sahip.
Organize sanayi bir dönem Türkiye’nin %70’ini karşılıyordu. Ama bir buğday ithalatı diye bir şey çıkarıldı. Bu konuda burada 170’e yakın buğday un fabrikasının %20si iş verebiliyor artık. Diğerleri kapandı. Yanlış ithalat-ihracat politikalarının ortaya çıkardığı tablodur bu.
Tarımı küçümseyenler tarıma muhtaç duruma geldiler.

VD: Zamanın ruhu hakkında neler söylersiniz?

AT: Felsefi bir soru olmuş. Zamanın ruhu bizim becerimiz, bizim anlayışımız, bizim olaylara sosyal ve toplumsal bakışımızla alakalıdır. Eğer bu konuda kendimizi gözden geçirirsek zamanın ruhuna uyarız. Ve zamanı da bu sayede gelecek güzel günlerin müjdecisi olarak bekleriz.

CEVAP VER