Veysi Dündar Saadet Üsküdar BB adayı Yılmaz Bayat ile konuştu: “Patron halktır, belediye başkanı halka hizmet için vardır”

0

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu konuşmasını bölüp sözlerine itiraz eden bir Saadet Parti mensubunu önce azarladı, daha sonra bu şahıs gözaltına alındı. Bu olay Üsküdar’da gerçekleşti. Üsküdar belki de bu şehirde dinsel duyarlılığın hiç eksilmediği ilçedir. CHP bir önceki seçime din adamı ile katılmıştı. Bir tür dinsel duyarlılık siyasetinin başkenti diye tanımlasak yanlış olmaz. Siyasete Doğru Yol – Demokrat Parti çizgisinde başlamış ve daha sonra AKP’ye intisap etmiş Soylu’nun muhatap olduğu Yıldıray Çamlıca belki başka bir ilçede olsa bu denli cüretkar biçimde doğrudan sözünü kesmezdi Sn.Bakanın.

Yılmaz Bayat ile söyleşimiz daha önce tamamlandığı için bu konuyu sormadım. Ancak şurası kesin ki Soylu’nun Üsküdar’da Saadet Partisine yönelik ithamlarının yarattığı infialin arka planı oldukça derin ve Saadet Partisi seçmeni kendi evinde tahkir edilmeye pek de tahammül edememiş.

Yılmaz Bayat daha ziyade projelerini konuştuğumuz söyleşisinde AKP ile aralarındaki farkı şu şekilde ifade etti: “Milli görüşü Saadet Partisi, rantçı görüşü AK Parti temsil ediyor.”

Belli ki, AKP’ye yönelik bu dolaysız eleştiri iktidar cenahını ciddi biçimde rahatsız etmiş. Saadet Partisi’nin yarattığı rahatsızlık seçime nasıl yansır bilinmez ama şurası kesin ki sonuç ne olursa olsun Üsküdar’da kendi evinde hissedenlere yönelik bu ağır lisanın tahribatı kolay tamir olmayacak. Bu ise sadece bir seçime odaklanan iktidarın neden aslında ortak vicdanlarda ağır bir hezimete uğradığının en dolaysız göstergesi.

Veysi Dündar (VD): Bu karikatür size ne anlatıyor?

Yılmaz Bayat (YB): Görünen o ki; Ak Parti artık hızla tükeniyor. Bildiğiniz gibi sosyal olaylar kimyasal olaylara benzerler. Bir kimyasal olayı başlattıysanız yarı yolda durduramazsınız, olay sonuna kadar gider, biter ve durur. Sosyal olayları da böyle görüyorum. Yıkım başlamışsa yavaşlatabilirsiniz ancak onu durdurmak çok zordur, nerdeyse imkansızdır. Sayın Cumhurbaşkanı da AKP Genel Başkanı olarak bari kökleri yanmaktan kurtarayım çabasında ama kökleri de çok derinde değil, çünkü kendilerini geliştirecekleri bir fikri zemin inşa edemediler, dolayısı ile kökler de gelişemedi. Nasıl kurtulur bilemem.

VD: “Eğri oturup doğru konuşalım” deyimini burada kullanmamız yerinde olacaktır. Milli Görüş belediyeciliği gerçekten efsane… Yılmaz Bayat Milli Görüş’ün o efsane belediye başkanlarından biri. Yılmaz Bayat 27 Mart 1994 – 2004 yılları arasında iki dönem Üsküdar Belediye Başkanı olarak görev yaptı ve Üsküdar halkı Yılmaz Bayat’ı çok sevdi.
-Devlet halkına hizmet eden devlettir. Rahmetli Erbakan da “Garson devlet” derdi. Belediye başkanının temel görevi halkına hizmet etmektir. Size göre Belediye, Üsküdar halkına “Garson devlet” mantığı ile hizmet ediyor mu?

YB: Bizimle diğer partilerin arasındaki görüş farkı burada başlıyor. Belediye ve Belediye başkanlığı konusundaki görüşlerimiz onlardan tamamen farklı. Diğer partiler seçildikleri ili, ilçeyi, beldeyi yönetmek için seçildiklerini zannederler. Belediye başkanlığı, görevleri ve sınırları ve süresi kanunlarla belirlenmiş, halka hizmet görevidir; halkı yönetmek gibi bir görev değildir. Belediye başkanlığı halka hizmet görevidir, yani Garson Belediye anlayışıdır.
Mevcut yönetim; merkezi yönetimin iktidar gücü ile kendilerini sadece belediyeyi değil, Üsküdar’ı da yöneteceklerini zannettiler. Kararlarda ve icraatlarda halkı ve halkın düşüncesini dikkate almadıklarını görüyoruz. Halk vardır ve dikkate alınması gerekir. Patron halktır, belediye başkanı ise halka hizmet için vardır.
Bir diğer prensip ise; Belediye başkanlığı görevi halkın verdiği bir emanettir. Halka hizmet için halk tarafından verilmiş bir emanettir. Bu da ana prensiplerden biridir. Aksi takdirde halka tepeden bakmaya başlarsınız, halkla irtibatınız kesilir, halkın değil partinin belediyesi olursunuz. Bu anlayış partizanlığı getirir, halkın belediyesi değil parti belediyesi olursunuz. Belediye başkanlığının size halk tarafında verilmiş bir emanet olduğu unutulur, böylece hesap verme, şeffaf yönetim ve adalet gibi önemli prensipler tamamen ortadan kalkar, belediye parti belediyesi haline dönüşür ki, Üsküdar’da bugün yaşanan budur.

Üsküdar için önemli projeler

VD: Üsküdar’da uzun yıllar hizmet ettiniz. Neden tekrar belediye başkanlığı adaylığı? “Geçmişte şunları yapamamıştım, tekrar belediye başkanı olursam yapamadığım her ne varsa yapacağım” dediğiniz neler var?

YB: 1994-1999 döneminde ağırlıklı olarak alt yapı problemlerinin çözümü için çalıştık ve Üsküdar’ı yaşanabilir bir kent haline getirdik. 1999 yerel seçimlerini tekrar kazanınca; halkımıza daha iyi hizmet vermek için toplam kalite çalışmalarına ağırlık verdik ve hizmette kaliteyi artırdık. Bir de bu kapsamda; uzun ve geniş istişari çalışmalar yaparak Üsküdar’a bir vizyon belirledik. “Gelecekte Üsküdar nasıl bir Üsküdar olmalı” diye. Uzun, özverili ve titiz çalışmalardan sonra;
Üsküdar’ı
* Tarihi ve doğasıyla bütünleşen,
* Eğitim, kültür, sanat ve spor faaliyetlerinde öncü,
* Nitelikli sağlık tesislerinde önemli bir merkez olan,
* Yönetici ve çalışanlarında toplam kalite bilincinin hâkim olduğu,
* Eğitim ve kültür düzeyi yüksek, halkının huzur içinde yaşadığı, bir şehir haline getirmektir. olarak tanımlandı.
Belediye olarak bu vizyonun gerçekleşmesi için yatırımlar ve faaliyetler buna göre planlandı. Üsküdar’ın her mahallesine kültür, spor ve sağlık tesislerinin yapılmasını planlanmıştık. Bir de Üsküdar’a yakışır bir nikah dairesi planladık, yer seçimi ve projeleri hazırlandı. Planladığımız yatırımların önemli bir kısmı bizim dönemimizde yapıldı, Üsküdar bir kültür şehri haline dönüştü. Belediye başkanlığı görevini rahmetli Mehmet Çakır beye devrederken yapılacak işlere ait bir çanta dolusu daha proje teslim etmiştim. Bunların bir kısmı benden sonra gelen başkanlarımız tarafından hayata geçirildiler. Bu konuda Üsküdar; belirlenen bu konularda İstanbul’un önde gelen ilçelerindendir. Kalan projelerimizi de bu dönemde hayata geçirmeyi planlıyorum.
Ayrıca Üsküdar’a; içinde müzayede salonları, kütüphanesi, müzesi ve sosyal yaşam alanları da olan büyük bir antikacılar çarşısı da planlamıştık. Bu konu Üsküdar’ın bir diğer belirgin ve önemli bir yüzü olacak ve Üsküdar’ı dünya çapında bir merkez haline getirecekti; bunu çok önemli görüyorum.
Bir önemli konu da, bildiğiniz gibi, Fatih Sultan Mehmet’in kendi adını taşıyan camiyi yapan Rum mimarla yargılanması ve elinin kesilmesine hükmedilen bir mahkemesi var, bu mahkeme Üsküdar’dadır ve Fatihin Mahkemesi olarak bilinir. Burası Üsküdarlı bir vatandaşımıza aitti, biz burayı satın aldık ve Üsküdar müzesi yapmak üzere faaliyete geçtik. Konuyu rahmetli Erbakan hocamıza açtığımızda, müzenin ismini Üsküdar İnsan Hakları Müzesi olarak değiştirmemizi istemişti. Bununla ilgili projeleri hazırlayıp Kültür ve Tabiat Varlıkları Kurulu’na gönderdik, ancak 2004 seçimlerini kazanamayınca proje kaldı. Yeni yönetim konsepti ve projeyi değiştirdi, başka bir hizmet için kullanıyorlar. Bunun da yeniden ihya edilmesini arzu ediyorum.
Bir diğer önemli gördüğümüz konu ise, o tarihlerde Üsküdar’da 20.000 okuma yazma bilmeyen insanımız vardı; Milli Eğitim’le koordineli bir şekilde çalışarak insanlarımızı okuma yazma bilen konumuna getirmektir.
En önemlisi de, artık Üsküdar’a yeni bir vizyon belirlenmesi gerekir. Bunu da, geniş kapsamlı ve titiz bir çalışma ile üniversitelerimizi, sanatçılarımızı, akil adamlarımızı ve halkı da işin içine katarak belirlememiz gerekiyor. Üsküdar’ı bir bilişim kenti olmaya aday görüyorum.
Bizim bir diğer önemli yönetim prensibimiz de, “Halka hizmeti halk için ve halkla birlikte yapmak”tır. Halk karar süreçlerinde olaya katılır, fikri, düşüncesi ve kanaatleri alınırsa olayları sahiplenir, Üsküdar’a sahip çıkar, böylece Üsküdarlılık bilinci gelişir, bu da işleri kolaylaştırır. Aksi durumda kendisini kiracı gibi hisseder halk, Üsküdar için bir tasası olmaz.

VD: Röportaj sorularını hazırlarken Üsküdar’da esnaf ve vatandaşla konuştum ve gördüm ki, Yılmaz Bayat ismine hiç yabancı değiller. Sizden hep müspet bahs ediyorlar ve sizi seviyorlar. Vatandaşın teveccühünü bir avantaj olarak görüyor musunuz? Bu durum sandığa nasıl yansır?

YB: Yaklaşık bir aydır sahadayız. En çok duyduğum cümleler, “Sizi özledik, hizmetlerinizi özledik, bekliyoruz, nerede kaldınız, geç kaldınız” cümleleri oluyor. Bunun için bir kul olarak Cenab-ı Hakk’a şükrediyorum tabii. Daha önce de seçimlere gerek belediye başkan adayı gerekse milletvekili adayı olarak katıldım; vatandaşlardan oy istediğimizde “Allah hayırlısını versin” cümlesini daha çok duyardık, şimdi ise daha çok “Hayırlı olsun” cümlesini duyuyoruz.

VD: Belediyeyi kazanmanız halinde yeni bir bakış açısı belirleyeceğinizi söylüyorsunuz bir beyanatınızda. “Öncelikle belediyeyi iktidar partisinin belediyesi olmaktan çıkartıp halkın belediyesi haline getirmemiz ve partizanlığa son vermemiz lazım.” Gerçekten kulağa da hoş geliyor. İçinde bulunduğumuz şartlarda bu mümkün mü?

YB: 1999 seçimlerinden sonra hemen toplam kalite çalışmalarına başlamış ve belediyeciliği yeniden tanımlayacağız iddiası ile çalışmalarımızı sürdürmüştük. Bu çalışmalarda; personelimiz bizzat işin içinde oldu ve belediyede yapılan her faaliyet üniversiteden gelen işin ehli profesörlerimizle birlikte bütüncül olarak yeniden tanımlandı ve ortaya güzel hizmetler çıktı. Çalışanlarımıza hizmet içi, kişisel gelişim ve diğer değişik konularda her çalışan için 150-250 saati bulan eğitimler verildi. Bunun neticesinde çalışanlarımız severek ve kendilerinden de olaya bir şeyler katarak hizmet vermeye başladılar, böylelikle Üsküdarlıların, ‘özlediğimiz hizmetler’ dedikleri faaliyetler ortaya çıktı. Ancak bizden sonraki yönetimler bu personeli iyi değerlendiremediler ve olaya partizanca yaklaştılar. Bu güç heder edildi bence. Biz hiçbir personelimize ne partisini sorduk ve ne de bizim parti çalışmalarına katılmalarını zorladık. Bunu çok yanlış buluyorum. İnsanlar kendileri olurlarsa iyi iş ortaya çıkarırlar, baskılanmış insanlar özgün ve faydalı iş üretemezler. Eski tecrübelerimizle ve gördüğümüz bu kötü uygulamaların tecrübesi ile bunu çok daha rahat başaracağımıza inanıyorum.

Neden yeniden adaylık?

VD: 2 dönem, yani 10 yıl, Üsküdar Belediye Başkanlığı görevini ifa ettiniz. Sizden sonra belediyeyi devralan yönetimin imar planlarıyla ilgili yaptığı çalışmaları nasıl görüyorsunuz?

YB: Bildiğiniz gibi Üsküdar’ın önemli bir kısmı 2960 sayılı Boğaz Kanunu kapsamındadır. 1987 yılında yapılan planlar yapılırken son derece adaletsizlikler içermekte idi. Bu durum parsel bazlı planlarla zaman içinde düzeltilmeye çalışıldı. Parsel bazlı plan değişiklikleri de zaman zaman hak zayiatlarına sebep olmaktadır. Son 15 yıllık dönem bence bütün İstanbul için büyük bir şans olabilirdi, bu heder edildi bence. Hükümet, Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin büyük bir kısmı AK Parti’nin elinde idi. İstanbul; komple yeniden bütün ihtiyaçları da karşılayacak şekilde yeniden planlanabilirdi, ancak bu imkân rant yüzünden heder edildi. Sayın Cumhurbaşkanının ifadesi ile İstanbul’a ihanet edildi.

VD: Neden aday oldunuz? Üsküdar halkı mı istedi aday olmanızı? Seçime giren diğer partiler aday olmanızı teklif ettiler mi? Siz aynı zamanda Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısısınız. Teşkilatınız bir temayül yoklaması neticesinde mi aday olmanızı istedi? Süreci anlatır mısınız?

YB: Sırası ile; CHP, Ak Parti ve İYİ Parti aday olursam seçimi kazanacaklarını ifade ederek, partilerinden aday olmamı teklif ettiler. Kendi partim ise seçimler gündeme gelince mutlaka aday olmam yönünde kanaat belirtti. Biz de bu durumu dikkate alarak; “demek ki Üsküdar’da bize ihtiyaç var” düşüncesi ile, kendi partimden Üsküdarlıların ortak adayı olarak Üsküdar Belediye Başkan aday olduk. Allah hayırlısı ile kazanmamızı nasip etsin inşallah.

VD: Bu kadar güzel işler yapan, arkasında parlak bir kariyer bırakan Yılmaz Bayat ya yorulmuşsa, enerjisini yitirmişse, hayalleri tükenmişse?

YB: Biz belediyeden sonra kenara çekilip beklemedik, çeşitli sivil toplum kuruluşlarında topluma hizmete devam ettik. “İşleyen demir ışıldar” denir, biz de elhamdülillah kendimizi çok dinamik hissediyoruz. Zaten her gören gençleştiğimi ifade ediyor; ben de, latife olarak her yıl bir yaş daha gençleştiğimi söylüyorum.
Hem belediyecilik ve hem de yönetim konusunda bilgi ve derin tecrübelerimiz var. Üsküdar’a ve Üsküdarlılara yeniden hizmet etmek benim için büyük bir onur ve üstün bir şeref olacaktır.

VD: Üsküdar’da tanınan bir isimsiniz. Parti ayrımı yapmak doğru olmaz. Burada hangi partinin tabanından daha fazla oy almayı düşünüyorsunuz?

YB: On yıllık belediye başkanlığımız döneminde; partizanlık yapmadığımız ve belediyeyi halkın belediyesi haline dönüştürdüğümüz için, hizmette adaleti esas aldığımız için, açık, şeffaf, katılımcı ve hesap verebilen bir belediyecilik ortaya koyduğumuz için ve emanete sahip çıktığımız için, partizanlar hariç her Üsküdarlı’dan oy alarak belediye başkanı seçileceğime ve halkın belediye başkanı olacağıma inanıyorum.

VD: Bir vatandaş olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Belediyede ve belediyecilikte yeni bir anlayış, sistem ve düzenlemeye ihtiyaç var. Eğer seçilirseniz ilk icraatınız ne olacak?

YB: Halkla belediyeyi kaynaştırmamız gerekiyor. Belediye bir partinin değil tüm Üsküdarlıların belediyesi olacak. Bildiğiniz gibi hizmetler belediye personeli eli ile yürütülür. Öncelikle geçmiş dönemde olduğu gibi, yine, çalışanların siyasi düşüncesine bakmadan, bu ellerin yani çalışanların; güven içinde, güçlü, bilgili, becerikli ve özverili olmaları için yeniden yapılanma ve eğitim çalışmalarına başlayacağız.
Öncelikle bir durum tespiti yapmamız gerekiyor. Partizan, kötü yönetim, israf ve savurgan bir belediye anlayışına son verip yeni rotamızı “Halka Hizmet Halkla Birlikte ve Halk İçin” olacak şekilde yeniden düzelteceğiz. Halka hizmeti Hakka hizmet olarak görüyoruz ve Yunus’un dili ile “yaradılanı severiz Yaradan’dan ötürü”, dolayısı ile insana, hayvanata ve tabiata karşı sorumluluğumuzu yerine getirmenin çabası içinde olacağız. Hizmeti, ranta kurban ve alet etmeyeceğiz.
Hz. Ali Efendimiz” Önemli İşler çoktur, önemli olan işleri önem sırasına koymaktır” der. Biz de işleri önem sırasına koyarak, yani planlı bir çalışma dönemi başlatarak süratle işe koyulacağız. Hizmette kaybedilecek tek saniye, israf edilecek tek kuruş vebaldir.

VD: Üsküdar’da kentsel dönüşümle ilgili birçok sıkıntı yaşanıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nedir? Halka dürüst davranıldı mı?

YB: Bilhassa Boğaziçi bölgesinde bu konuda ortaya çıkan sıkıntının temelinde güven problemi var. Ak Partili yönetimler her seçimde, seçimi kazanmak uğruna, halka yapamayacakları sözler vererek halkı bir beklenti içine soktular. Biz de her seçimde halkımızı uyardık, vaat ettikleri şeyleri yapamayacaklarını söyledik, yapılabilecek olan işleri de tek tek açık ve net olarak anlattık. İnsanlara bir umut pompalandı ve insanlar tabii olarak üç seçim bu umuda oy verdiler. Şimdi yolun sonuna gelindi, sözler tutulamadı, halk kandırılmış pozisyonuna düştü. Mevcut yönetimler; halkı yeterince açık, net olarak, ne tür haklarının ve imkanlarının olduğu konusunda doğru bilgilendirmediler. Devlet gücünü kullanarak ve insanımızı tehdit ederek, arsalarındaki haklarının karşılığını göstermeden zorla devretmelerini istediler.
 Yönetim halkın değil rantın/rantçının temsilcisi pozisyonuna düştü. İnsanlarımızın artık mevcut yönetime güvenleri kalmadı.
Biz bu konuda dün ne demişsek bugün de aynı şeyleri söylüyoruz. Biz belediye olarak öncelikle halkın temsilcisi olacağız, rantın değil halkın yanında olacağız. Hak sahiplerinin haklarını koruyacak ve haklarına sahip çıkacağız. Ferdin haklarını kamu menfaati için heder etmeyeceğimiz gibi, kamu haklarını da fertlere peşkeş çekmeyeceğiz.

VD: Cumhurbaşkanı Erdoğan 94 ruhuna dönmekten bahsetti. Siz de 1994’te belediye başkanı seçilmiş birisiniz. Hatta sayın Erdoğan İBB Başkanı iken siz de ilçe belediye başkanı olarak birlikte çalıştınız. Bir de sizden dinlemek isteriz, nedir bu 94 ruhu?

YB: 94 ruhu; Millî Görüşün kırk yıllık çalışmasının geldiği bir noktadır ve Milli Görüş Saadet Partisi ile devam ediyor. Buradaki temel ölçülerden biri, Allah’ın rızasını kazanmaktır. “Halka Hizmet Hakka Hizmettir” prensibidir. 28 Şubat sonrası Milli Görüş gömleğini çıkaranlar, Milli Görüşten ayrılarak, Ak Partiyi kurdular ve bugüne kadar bu yolda yürüdüler. Birçok hizmet yaptılar, ancak görünen o ki, hizmetleri eskiden olduğu gibi Allah rızası için değil oy için yapmışlar, rant için yapmışlar. Çünkü ellerinde kazanılmış seçimler ve kazanılan rantlar kaldı, amma bereket gitti. Yolun sonuna gelindi. 94 ruhuna dönebilirler mi? Keşke dönebilseler, amma ayarları bozuldu, bünyelerine rant virüsü girdi ve rantı esas alan bir kesim yetişti.
Bu süreç gösterdi ki, bir şeyin benzeri kendisi değildir. Bize benziyorlar ama biz değiller; aynı ruh kalmadı.

VD: Peki bu ruhu kim temsil ediyor. AK Parti mi Saadet Partisi mi?

YB: Milli görüşü Saadet Partisi, rantçı görüşü AK Parti temsil ediyor.

Kampanyada karşılaşılan zorluklar

VD: AKP’nin bütün medya, devlet vs. araçlarını kullandığı bir zamanda, propagandanızı nasıl yürütüyorsunuz? Üsküdar meydanı AKP billboardlarından, stantlarından, dev ekranlardan ve gürültüsünden geçilmiyor…

YB: Bizim maddi imkanlarımız son derece kıt ama bereketli elhamdülillah. Pankartlarımızı akşam asıyoruz, sabaha kalmadan belediye ekipleri tarafından sürekli kesiliyor. Aday olduğumuzu bile tam manasıyla halkımıza duyuramadık. Medya tümü ile iktidarın elinde, 5-6 kanal sürekli canlı yayın yapıyor, parasal güce dayanan diğer unsurlar çok yoğun kullanılıyor. Ancak kanaatim o ki, halk artık bunlardan bıkmış, değişiklik istiyor. Cumartesi günü, Kirazlıtepe Mahallemizde yaşlı bir teyze, “Yeter artık, bıkkınlık verdiler oğlum. Artık bunlar değişsin” dedi. Yine Bulgurlu mahalle pazarında da yine yaşlı tonton bir ablamız; Sayın Cumhurbaşkanının bizi kast ederek “Bunlara illet diyorum” demesinden çok incinmiş olacak ki, ellerini havaya kaldırdı ve yüksek sesle “İnşallah illet kazanacak oğlum, inşallah illet kazanacak” diye yüksek sesle bağıra bağıra dua etti. İnşallah biz kazanırız da halka rahat bir nefes aldırırız. Hükümet de kendine bir çeki düzen verme şansını yakalar.

VD: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın keskin dili için neler söylersiniz? Neden bu kadar kırıcı, kamplaştırıcı dil kullanıyor?

YB: Sayın Cumhurbaşkanı 3-4 seçim öncesi bu kadar kırıcı olmuyordu. Herhalde durum istediği gibi gitmiyor ki, kaybetme psikozu ile hırçınlaşıyor. Milletin büyük bir kısmını ötekileştiriyor, aşağılayıcı bir dil kullanıyor, zaman zaman da hakarete varan ve doğru olmayan bir dil kullanıyor. Sahada gördüğüm; bu dil tam da istemediği şeyi sağlıyor, insanları ”bu kadar da olmaz” noktasına getiriyor.
Zaman zaman şöyle düşünüyorum: “Yoksa Cumhurbaşkanı belediyelerin yükünü ve olumsuzluklarını çekmekten bıktım artık” diye mi düşünüyor? “Artık yeter, zamanımı ve enerjimi devlet işlerini yoluna koymak için kullanayım” mı diyor acaba?
Cumhurbaşkanı bir partili olabilir, ancak parti genel başkanı olmaması gerekirdi; bu gerçeği şimdi çok daha iyi anlıyorum.

VD: “Zamanın Ruhu” hakkındaki düşünceniz nedir?

YB: Gençliğimizde “Zaman sana uymazsa sen zamana uy” diye bir metafor kullanılırdı. Onu ilkesiz ve pragmatist bir yaklaşım olarak görüyorum. Zamanın sahibine uymak en doğrusu olur kanaatindeyim.
Edward Deming’e ait olduğu söylenen bir metafor var:
“Tanrım!
Değiştirebileceğim şeyler ile değiştiremeyeceğim şeyleri ayırt etmek için akıl,
Değiştiremeyeceğim şeyler için sabır,
Değiştireceğim şeyler için güç ver.”

CEVAP VER