Veysi Dündar ‘Kıvrımsız Kadınlar’ yazarı Havva Lakutoğlu ile görüştü: “Kadınsız bir toplum estetik olmayan ter kokulu bir yaşamdır”

0

Güneş dişi mi, erkek mi? Kıvrımsız kadınlık dersleri

Tabiatın fıtratını Tanrı doğurganlık üzerine kurgulamıştır. Kainatın var oluşu; güneş, ay, yıldızlar, galaksiler, yıl, mevsim, hafta, gün, saat, dakika, saniye, rabia tamamı doğurgandır; kadın gibi…
Kadın doğurandır, var edendir. Kadın kutsaldır… Her ne kadar toplum olarak bunun farkında olmasak da…
Erkeği de kadını da terbiye eden, yetiştiren, biçimlendiren mürebbidir…
Cümlenin başına dönecek olursak, doğurganlıktan maksat her şeyin aslına rücu etmesidir. Kadının kutsanmış, özel bir varlık olması hatasız, yanlışsız olduğu anlamına da gelmiyor. Çünkü; kadın insan üreten bir fabrikadır. İnsanlık, başarısını, erdemini esasında kadından almıştır. Doğurgan bir varlık olması hasebiyle, hücrelerini sürekli yeniliyor olması hasebiyle, tekrar tekrar başa dönüyor olması hasebiyle, Tanrı kadına lütufta bulunmuş ve ona doğurganlığı bahşetmiştir. Tanrı Rahman ve Rahimdir.
“Cennet anaların ayağı altındadır” hadisini diline pelesenk edenlere, sevgili dostum arkadaşım Havva Lakutoğlu “Kıvrımsız Kadınlar” kitabında temas ediyor.

Kadınları kadınla konuşurken…

Veysi Dündar (VD): Sizi tanıyabilir miyiz?

Havva Lakutoğlu (HL): Trabzon doğumluyum. Karadeniz kadınıyım. Beş kardeşin en küçüğüyüm. İstanbul’da yaşıyorum. Çeşitli gazete, dergi, televizyonda çalıştım. Muhabirlikten sunuculuğa, haber spikerliğinden yapımcılığa kadar farklı görevlerde bulundum.
Bir gün rahmetli Ömer Lütfü Mete’nin “Boş ver televizyonu. Sen çok duygusal bir kadınsın, yazmayı dene” hatırlatmasından sonra yazmaya başladım. Çeşitli dergi ve gazetelerde makale yazmaya başladım. Ve devam ediyorum.
Sivil toplum kuruluşları ile gönüllülük esasına dayalı birçok projede yer aldım. Son olarak İyi Parti’de aktif siyasete de dahil oldum. Evli, 18 yaşında Tuna adında bir erkek annesiyim.

VD: Kadınlar bir araya gelince ne konuşur Havva Hanım?

HL: Çok sevdiğim kıymetli bir dostum “kadınlar yine kadınlar için süsleniyor ve giyiniyor” demişti.
Kadınlar için dedikoducu denir ya, o söz erkekler için daha geçerli bir söz.
Kadınlar olarak her şeyi konuşuyoruz. Ev, iş, eş, aş, çocuk ve gündeme dair her şeyi. Genelde bizim gibi ülkelerde kadının çok konuşması ve düşünmesi istenmez. Erkek kadından itaat istiyor. Ve fazla harcama yapmasını istemiyor, çocuklarını yetiştirmesini ve iffetli olmasını istiyor.
Bir gün Peygamber Efendimize “Ey Allah’ın resulü, kadının hayırlı olanı hangisidir?” diye sormuşlar.
Peygamberimiz de “Kocasını memnun eden, bir şey emretse itaat eden, nefsinde ve malında hoşlanmayacağı bir işte kocasına muhalefet etmeyen” demiş. Bu söz de sanırım kadına biçilen rolü en iyi şekilde anlatıyor. Peki! Sorarım, Peygamberimiz ile alakalı olan bu olayı kim görmüş ve yazmış? Kadının başına gelen tüm bu sıkıntılar hep bu gibi uydurulmuş hadislerdendir. Birilerinin koyduğu kurallara koşulsuz itaat etmemiz isteniyor. Kadınların ne konuştukları önemli, ama kadınların konuşmasına ve hayal kurmasına maalesef izin verilmiyor.

VD: Daha iyi bir hayat için konuşmak lazım. Size göre ne yapmak lazım?

HL: Beni ben yapan özelliklerim var. Fakat beni “Havva” olmaktan çıkarıyorlar. Sürekli bir dayatma ve şekilcilikle karşı karşıyayız. Günahla, şekilcilikle, eşit olmamakla mücadele veriyoruz. Daha iyi bir hayat, sanırım Nietzsche’nin dediği gibi “Kim mutlu eder seni, sen mutlu değilsen?”
Sanırım biz mutlu olmaya henüz hazır değiliz.

Kadın ve yanlış kavranan görevi

VD: Kadın kimdir?

HL: Bu soruya en güzel cevap Nazım Hikmet’in şu dizelerinde: “Ve kadınlar, bizim kadınlarımız; korkunç ve mübarek elleri, ince küçük çeneleri, kocaman gözleriyle anamız, avradımız, yârimiz ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen ve dağlara kaçırıp uğruna hapis yattığımız…” Durum bugün de aynen Nazım’ın dizelerindeki gibi. Türkiye maalesef BM kalkınma raporunda yer aldığı gibi insani gelişme konusunda alarm veriyor. Bir de üstüne siyasilerin kadına: “Kadın iş aradığı için işsizlik var/ Kadın kahkaha atmayacak / Kadın ve erkeğin eşitliği fıtrata aykırı/ Başı açık kadın perdesiz eve benzer” gibi kadın üzerinden gerici politikalar izlemesi, kadının üzerine sessizlik örtüsü örtüyor.
Kadın Halil Cibran’ın Aşk Mektupları kitabında ifade ettiği gibidir: “Eğer bugün benim herhangi bir önemim varsa, bunu kadına borçluyum. Kadın benim gözlerimi ve kalp kapılarımı açmıştır. Eğer anne, kız kardeş ve kadın dost olmasaydı, ben tatlı rüyalarda horlayan ve etrafındakilerin huzurunu kaçıran olurdum.”
Yani kadın erkeğin gelişmesine katkı sağlayandır.

VD: Sizce kadının ana görevi nedir?

HL: İnsan olmaktır. Kadını insan yerine koymayıp erkek-ulus olmakla övünenlerin, kadının yaşamın tadı olduğunu, kadınla hayatı paylaşmanın hayatın anlamı olduğunu anlamaları gerekir. Kadınsız bir toplum hayal edin. Neler görüyorsunuz?
Estetik olmayan ter kokulu bir yaşam görüyorum ben.
Kadının ana görevi denince akla ilk gelen annelik görevidir. Çünkü toplumu eğiten annelerdir. Bir toplumun eğitim düzeyi annelerin çocuklarına ne verdikleri ile ölçülebilir. Üç çocuğu bir görevmiş gibi kadına layık görenler, kadını doğum yapmakla sınırlandırırken Türkiye’de üç çocuk doğurmanın önündeki en büyük engelin maddiyat ve eşine destek olmayan erkekler olduğunu görmeleri gerekir. Oysa insanlık mektebinin ilk hocası kadınlardır.

VD: Son 20 yılda kadın cinayetleri 15 kat arttı? Bunun sebebi sizce nedir?

HL: Bunun sebebi açık giyindi, kırmızı ruj sürdü, kocasının dediğini yapmadı, kahkaha attı diyen erkeklerin istedikleri şeylerin olmamasından kaynaklı ölümlerdir. Kadını susturamadıklarında, istediklerini yaptıramadıklarında şiddet, taciz ve ölümle sonuçlanan olaylarla karşılaşıyoruz.
Kadın bedeniyle yürütülen politikalar, erkeklerin elini güçlendirince önce mahalle baskısı, ardından da korkunç olaylarla karşılaşır olduk.

VD: Kadının hak ettiği yere ulaşması nasıl sağlanır? Kitabınızda kadın sürekli haksızlığa uğrayan olarak ifade ediliyor.

HL: Gerçek güç kadın ve erkeğin bir bütün olmasıyla sağlanır. Kurtuluş savaşında Kara Fatma, Nene Hatun (ismi geçince heyecanlanırım, Nene Hatun filminin yapımcısıyım) gibi nice analarımız erkeklerle beraber kahramanlık destanı yazdı. Birlikte savaştı.
Gelecek nesillerin aydınlığı birlik ve beraberlikle sağlanır.

Kıvrımsız ve kadın

 VD: Kitabınızın adı ‘Kıvrımsız Kadınlar’; neden Kıvrımsız Kadınlar?

HL: Hamileysen sokakta dolaşma denildi. Şortla minibüse binme denildi. Üç çocuk doğur denildi. Tecavüze uğruyorsan da bu senin suçun denildi. Kadın hep zorlandı, hep üzüldü, hep yoruldu ama hiç anlaşılmaya çalışılmadı. İşte bu yüzden Kıvrımsız Kadınlar.

VD: Siz kadının anlaşılmadığını mı düşünüyorsunuz?

HL: Evet. Yeryüzüne beraber indirildik. Ve bize beraber yaşamamız emredildi. Birbirimizi sevmemiz ve saymamız bahşedildi. Ama erkek kadından hep sevmeyi, saymayı, edepli, iffetli olmayı istedi.

VD: Peki! Ya erkek?

HL: Sanki kadına anlaşılmamanın anlayışsızlığı ile mücadele bahşedildi.
Bakıyorum da din âlimlerimizin de sözlerinde bugünlerde hep kadının iffeti ve kocasına itaati var. Dinde kadın hep göğsü, dudağı, bacağı ile konuşulur oldu.
“Kadınların en hayırlısı zevcine muhabbet gösterendir.” “Kadınlarınızın en hayırlısı, iffetli, genç, şehvetli ve kocasına itaat edendir” demiş Hz Ali.
Ama çok sevdiğim bir söz var ki o da İsmail Hakkı İzmirli’den “Kadınlar melektir. Onları şeytan eden erkektir.”

VD: “İnsan her şeye cinsiyet yakıştırdığı zaman, her şeyi ahlakla yakınlaştırdı ve işin içinden çıkamayınca da etik olmaktan uzaklaştı” diyorsunuz. Siz cinsiyetsiz bir toplumdan mı bahsediyorsunuz?

HL: Yine Nietzsche soruyor: “Güneş dişi mi, erkek mi?” Maalesef varlıkların değerini cinsiyetleri ile ölçer olduk. Zihniyetler bulandırılarak, erkek ve dişi kavramlarıyla yıllardır bir oyuncak gibi oynuyor ve ortalığı darma duman ediyorlar.
Yaratan’dan çok işgüzarlık yapıp, fitne, fesat, ayrımcılık, kötülükle, yalanla, dolanla kendi yarattıkları din ve menkıbelerle ortalığı karıştırıyorlar. Amaç sadece erdemli ve ahlaklı insan olmak ise cinsiyet bir sosyal statü olmamalı.
Galiba biz kadınlar olarak sanırım “adam” olmayı beceremedik.

VD: ‘Arkadaşlarım’ başlıklı yazınızda “Bir gün bana hayatta kimsenin yapamayacağı kötülüğü yaptı” dediğiniz arkadaşınız size ne yaptı?

HL: Çiçekken diken oldu. Gündüzken gece oldu. Beyazken siyah oldu. Aslında o yazıyı yazmamdaki sebep arkadaşlıklarda beklenti içinde olmamamıza işaret etmekti; oysa her şey karşılıklı. Kırıldıklarınız da oluyor. Kırdıklarınız da. Hayatımızda arkadaşlarımız için kapıyı açık bırakmamız gerekiyor. Herhangi bir kırılganlık, kızgınlık veyahut öfkede o kapıdan çıkıp gitmelerine izin vermek lazım. Arkadaşlıklarda koşulsuz olmak gerektiğini belirtmek istedim. Misyon yüklememeli arkadaşlıklara.

VD: İslâm’da kadının yeri başlıklı birçok yazı okuyoruz. Sizce neden hiç erkeği konuşmuyoruz? Erkeklerle ilgili makaleler neden yazılmaz?

HL: Sanırım kadının Kuran’da bir pozitif ayrımcılığı var. Bu soru çok güzel bir soru. Teşekkür ederim. Ama sorunun muhatabı din alimleri olsa gerek. Acaba uydurulmuş dinin uydurulmuş menkıbelerini erkekler yazıyor ondan olabilir mi?

VD: Son dönemde çok fazla tiyatro sanatçısı siyasete eğilim gösterdi. Bir siyasi kimlik olarak bu konu ile ilgili neler söylersiniz?

HL: Gülünç buluyorum. Çünkü komik güldürürken düşündürür. Akılda kalır. Gülünç ise saçma olandır. O yüzden gülünç buluyorum. Sanırım siyasilerin çok fazla rol yaptığı bu sistemde tiyatrocular da ‘biz neden siyaset yapmayalım ki’ dediler. Fakat meydanlar tiyatro sahnesi değildir.

VD: Türkiye’de kadın hareketi başarılı oluyor mu?

HL: Hayır olmuyor.
Türkiye’de kadınların siyasette bir yerlere gelmek için talepte bulunduklarını da düşünmüyorum. Çünkü korkuyorlar.

Siyasi hayatta kadın

VD: Meral Akşener kadın olduğu için mi onunla siyaset yapıyorsunuz?

HL: Cesurlar hareketi ve kadın hareketi olduğu için ve tabii ülkem ve milletimin asıl bekası için Meral Akşener’le çalışmaya karar verdim. Fakat zaman içerisinde gördüm ki, siyaset görünmeyen yüzlerin ortaya çıktığı, etrafının kalabalık ama yapayalnız yürüdüğün bir yol.
Meral Akşener’i dürüst olduğuna inandığım için, ilkeli olduğu için ve doğruları konuştuğu için sevdim. En çok da farkındalığı, iletişimi ve bir tarzı olduğu için sevdim. Ben her insanın bir tarzı olmalıdır diye düşünenlerdenim. Çünkü tarz insanın kendine özgü anlatım biçimidir.

VD: Kadınlar siyasete hazır mı sizce? İyi Parti’de kadınlar aktif olarak rol alıyor mu?

HL: Kadınlar erkekler kadar siyasette dayanıklı ve aktif rol alamıyor. Belki de duygularıyla hareket ettiklerindendir. Fakat kadının siyasal davranışları bazen perde arkasından, bazen açıkça erkekler tarafından yönlendiriliyor.
Sürekli cinsiyetçi ve kadınlar aleyhine konuşuluyor, algı oluşturuluyor ve kısaca elinin hamuruyla erkek işine karışma deniliyor. Bunun nedeni ise, erkek egemen siyaset yapısıdır. Kadınların morali ve motivasyonu erkekler tarafından sürekli bozulmaktadır.
Mesela Meral Akşener bir kadın lider. Harekete kadın hareketi olarak başladı. Ama hareket kadının hareketine dönüştü. Çünkü partideki erkekler özellikle de çok yakınındakiler Meral Hanımı ablukaya aldılar. Adeta etten duvar ördüler; hiçbir kadını yanına yaklaştırmamak üzere.
Ben kurucu İl başkan yardımcılığımın yanında üç dönem divanda görev aldım. Meral Hanımla bu dönemde hiçbir zaman yan yana gelemedik. Engellendik.
Meral Hanımın kadınlardan güç almasını mevcut iktidar ve ortağı da istemiyor bence.
Meral Hanım partideki erkekler yüzünden istediği mesafeyi alamıyor. O da bunun farkında.
Bizler tüm bu engellemelere rağmen çemberin dışına itilsek de kanadı kırıklara uçmayı öğretmek zorundayız. Adı üstünde bu bir cesurlar hareketi.

VD: Bir kadın olarak güzellik başa bela mı? Avantajını yaşıyor musunuz?

HL: Öncelikle teşekkür ederim.
Kadın hep güzel olmak ister. Bu konuda da avantaj ve dezavantaj kuralı devreye girer. Sanki güzel kadın düşünemez, çalışmaz, yorum yapamaz gibi bir algı var. Güzel kadınlar sanki hep kendini sever ve düşünür gibi düşünülür. Güzel kadın aslında girdiği mecliste kabul görendir. Ama bizim gibi toplumlarda güzellik bedelsiz verilen bir şey değilmiş gibi hep karşılık istenir. Sevilen güzel bir kadın hemen hemen yoktur. Kadınlar genelde güzel kadınlarla arkadaş olmak istemezler. Elbette istisnalar vardır. Ama azdır. Bakımlı ve güzel kadınları meclisten dışlayanlar ise yine kadınlardır. Siyasette ben engelleri çoğunlukla hemcinslerimden gördüm.
Oysa güzel kadınları kaybettikçe, güzel olmayan sinsi kadınlar hep kazanıyor. Kızmayın kadınlar! Burada kızacak bir şey yok. Doğrusu bu.

VD: “Zamanın Ruhu” sizin için ne ifade ediyor?

HL: Zaman herşeyi geliştiren, deĝiştiren ve anlamlandıran bir kavram. Eskiden ayıp olmayanlar, bugün ayıp, eskiden yadırganmayanlar bugün yadırganan, yani dün yanlış olan bugün doğru oluyor.
Doğru kişiseldir diye bir yazım var. Bu yazımda doğrunun zamanla değiştiğini ifade etmiştim.
Yeryüzündeki tüm inanç sistemlerinin en büyük kavgasınìn zamandaki bu değişimi yakalamak olduğunu düşünüyorum.
Zamanın ruhu ise, bulunduĝu anı değil, bulunduğu andan çok ötesini hissetmekten geçiyor.
Zamanın ruhu çok az insan tarafından farkedilir. Kimi buna farkındalık der. Kimi evliyalık der. Kimi dahilik der. Veyahut mertebe der.
Zamanın ruhu hayatın kalitesinin ana çarpanıdır.

VD: Yandaki karikatür size ne anlatıyor?

HL: Yine erkeğin dağıttığını kadınlar topluyor. Hiç bir erkekte böyle bir umut yoktur. Kurumuş ağaca bir yaprakla hayat vermeye çalışmak bir kadının umududur.
Kadın Allah’ın bir lütfudur.

VD: Son olarak söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

HL: Söyleşi için teşekkür ederim. Çok kıymetli bir sohbetti. Bu söyleşiden birçok insan rahatsız olacak; ama cesur yürek olmak böyle bir şey. Ben doğru bildiklerimi söyledim.

CEVAP VER