Veysi Dündar Saadet Küçükçekmece BB adayı Mustafa Kurdaş ile konuştu: “Karanlık odasız, partizanlık ve yandaşlıktan uzak şeffaf bir yönetim dönemini başlatacağız”

0

Mustafa Kurdaş Milli Gazete’nin genel yayın yönetmeni, ama şu günlerde farklı bir uğraş içerisinde. Saadet Partisi kendisini İstanbul/Küçükçekmece’den belediye başkan adayı gösterdi.

Kampanyanın en yoğun olduğu günlerden birinde kendisini röportaj köşeme konuk ettim.

Gazetecilik ve siyaset

Veysi Dündar (VD): Hep sorulur, hep de merak edilir. Gazeteciden siyasetçi olur mu?

Mustafa Kurdaş (MK): Beyazeşyacıdan, müteahhitten, dişçiden oluyorsa gazeteciden neden olmasın? Gazeteci gündeme ve dünyaya uzak değildir. Entelektüel birikimini de göz önüne alırsanız, soru sorma kültürünü de dahil ettiğinizde elbette ki olur. Ama siyasetçi olur, politikacı değil… Gazeteci milletvekilleri, gazeteci bakanlar, hatta gazeteci başbakanı da oldu bu ülkenin..

VD: Bir gazeteci olarak neden belediye başkan adayı olma gereği hissettiniz?

MK: İnsanın yaşadığı coğrafyaya karşı sorumlulukları vardır. Mesleğinizi en iyi şekilde yapmaya, iyi bir eş, iyi bir komşu, iyi bir insan olmaya çalışırsınız. Fakat daha fazlasını yapma fırsatı bulduğunuzda geri çekilir misiniz? Partimiz uygun gördü, benim için de şehrime, büyüdüğüm sokaklara hizmet etme fırsatı doğdu…

VD: Sizce gazeteci başkan bir ilçe için avantaj mı dezavantaj mı?

MK: Politikacıların gerçeklerin üzerini örtme gayretine mesleki olarak aşinayım. Hizmet etmek için bu göreve talip oldum. Gazetecilik temel prensipleri belediyecilik ile ilgili vatandaşımızın menfaatini önceleyen bir yapıya sahip zaten. Gazeteci kamu yararına görev yapar. Belediye başkanı da bürokrasiyi halka karşı bir kalkan ve silah olarak kullanan değil; halkın ve şehrin yanında olup şehri ve halkı bürokrasiye karşı koruyandır. Ben de kamunun haklarını korumak için 27 yılımı vermiş bir gazeteciyim. Gazeteci olmam sorunların çözümüne dair daha doğru soruları sormama fayda sağlayacaktır diye düşünüyorum. Belediyecilik de tıpkı gazetecilik gibi kamu yararıdır… Gazeteciler, kamu yararını koruyan yayınlar yapar, belediye yöneticileri de kamu yararının icrasını yapar.

VD: 30 yıldır gazetecilik yapıyorsunuz. Uzun süre Ankara’da görev aldınız. TBMM’de muhabir olarak çalıştınız. Sokaklarda gördüğünüz siyasetle Ankara’daki arasında ne fark var? Bu tecrübeleriniz sokağa yansıyacak mı?

MK: İnsanlar haber alma konusunda özgür bırakılmıyor. Kitle iletişim araçları vatandaşı bilgilendirmek yerine manipüle etmek için kullanılıyor. Devlet, yapısı itibari ile hizmet makamıdır. Yaptığınız hizmetleri halka şeffaf bir şekilde anlatırsınız. Eleştirilere de razı olmalısınız. Bugün bunu görmek pek mümkün değil. Benim Ankara günlerimi verimli kılan en önemli husus dünya siyasetine yön vermiş bir ismin yanında bu mesleği icra etmekti. Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın yanında olmak bir devlet adamı nasıl olur sorusuna cevaplar bulmak demekti. Biz siyasetçi olarak onu örnek alırız.

Saadet Partisine ilgi

VD: Güneydoğu’da Saadet oldukça güçlü geliyor gibi bir hava var. Bunun bir izdüşümü İstanbul’daki Güneydoğulularda da görünüyor mu?

MK: Ülkede sürekli olarak ortalama bir gerilim durumu var. Bu iktidarın işine geliyor biraz. Halkımız karar verirken rasyonel değerler üzerinden bu tercihlerini yapmıyor, yapamıyor. Ezberlenmiş, gerçeğe dayanmayan argümanlarla insanlar çaresizliğe itiliyor. Doğu bölgelerimiz Milli Görüş belediyeciliğine aşinadır. Bölgedeki birçok belediye Refah Partisinin hizmet verdiği belediyelerdi. Onlar için, özlenen hizmet anlayışına geri dönüştür. Bu sadece bir bölgeye has insanlarımızın aradığı rüzgar ile alakalı değil. Tüm ülke bu gerilimden kurtulmak istiyor. Çaresiz olmadıklarını anlatmaya çalışıyoruz biz de… Sadece Güneydoğu illerimizde değil, İstanbul’umuzda da, diğer şehirlerimizde de Saadet’in yeniden şahlanışa geçeceği seçimler olacaktır.

VD: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Saadet Partisi orucunu bozmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

MK: Korkunun ecele faydası yok diyorum… Ak Parti açısından CHP’nin birkaç belediye fazla almış, az almış bir önemi yok. CHP, üç beş puan fazla oy almış Ak Parti’nin üç beş puan oyu azalmış… Bunların da hiç önemi yok. Çünkü Türkiye’de sol-sağ oy tartısı bellidir; yüzde 70 sağ, yüzde 30 soldur. CHP biraz güçlenince yüzde 35 oluyor, sağ da yüzde 65.. Aslında değişen yine bir şey olmuyor… Fakat Saadet Partisi’nin güçlenmesi bütün dengeleri değiştirecek, bu açık. CHP’nin güçlenmesi Ak Parti’yi zayıflatmıyor, Aksine “CHP gelmesin” tiyatrosunun devamlılığı Ak Parti’yi iktidarda tutmaya devam etti bugüne kadar. Fakat Saadet Partisi’nin güçlenmesi, belediyeler kazanması, oyunu artırması, alternatif durumuna gelmesi Ak Parti için sonun başlangıcı anlamına geliyor. Saadet bu seçimlerde belediyeler kazandığı, oylarını artırdığı zaman Ak Parti’deki çözülme de çok hızlı olacak. Bunu Sayın Erdoğan da biliyor, çevresi de. O yüzden bize karşı çok sert bir yaklaşım sergiliyorlar.. Ak Parti’deki memnuniyetsiz kitle kolay kolay CHP’ye gidemeyeceği için CHP bakımından rahatlar. Saadet’in alternatif olarak kendisini göstermesinden de büyük rahatsızlık duyuyorlar. CHP, Ak Parti için varlık sebebi olarak duruyor, ama Saadet, Ak Parti için alternatiftir.

Küçükçekmece küçük bir Türkiye

VD: Biraz da ilçenize gelmek istiyorum. Küçükçekmece, İstanbul’un 2. büyük ilçesi. Aynı zamanda doğduğunuz yer. Geçmişten günümüze bir projeksiyonla Küçükçekmece’nin sorunları neler?

MK: Biliyorum; benden klasik sorunları sıralamamı siz beklemezsiniz. Otopark, ulaşım, trafik, yeşil alan, park, güvenlik, imar gibi sorunları sayarak bu sorunuzu cevaplayacak olursam, bir klişeye de ben hizmet etmiş olurum. Evet bu sorunları İstanbul için bir sıralamaya tabi tutsak Küçükçekmece ilk üç sıraya, belki de birinciliğe oturur. Ama öyle yapmayacağım…
İlçemizdeki genel görünüm gösteriyor ki en büyük sorunumuz, kötü yönetim. Gözle görülür bir kötü yönetim hem de. Hatta, Ak Parti’ye oy vermiş ve gönül vermiş insanların bile itiraf etmekten, üzülerek ve mahcubiyetle dile getirmekten çekinmedikleri kadar kötü bir yönetim krizini yaşıyor Küçükçekmece. Tabii sadece son dönem için değil, öteden beri var olan ve derinleşen sorun bu. Sorun olarak gördüklerimiz, sorun olarak bildiklerimiz kendiliğinden “sorun” olarak karşımıza çıkmaz.
Eski bir yerleşim merkeziyiz, denizimiz var, gölümüz var.. Hatta ilçemizin hemen yanıbaşında uluslararası havalanımız da vardı… 2019 bütçemiz 650 milyon.. İstanbul ilçeleri arasında bütçe büyüklüğünde ilk sıralardayız; devasa yıllık bir bütçeye sahibiz. Çünkü ilçemizin kaynakları, birileri tarafından “kaymak” parası olarak görülmüş. Yıllık bütçelerimizin içinin boşaltılması konusu da Küçükçekmece’nin sorunlar listesinde birinci sırada yer alıyor.
Partizanlık ve ayrımcılık ilçemizin bir diğer saklanamayacak gerçeği. Mahalle mahalleden, sokak sokaktan, insan insandan ayrılmış…
Öyle mahallelerimiz var ki, demografik yapısı nedeniyle, Doğulu ve Güneydoğulu insanlarımızın yoğun yaşaması nedeniyle hizmet ambargosuna tabi tutulmuş.
Horoz dövüşünde taraf olmaktan hizmet beklemeyi unutturmuşuz insanlarımıza. Oysa kendi evi, sokağı, çocuklarını büyüttüğü yuvaları ve güzergahlarını önemsemeli insanlar. Belediyecilik politika mecrası değil. Ben buna inanıyorum. Belediyecilik bir hizmet mecrası. Milli Görüş geleneği bu nüansın her zaman farkında olmuştur. Çözülmeyecek problemleri yok ilçemizin. Çözmeye talibiz…

VD: Seçilirseniz ilk olarak hangi icraatı yapacaksınız? Önceliklerini neler olacak?

MK: Önce bazı gerçeklere dikkat çekmek isterim. Çünkü önceliklerimizi bu gerçeklere göre belirlemek zorundayız.
Oradan buradan derlediğim bilgilerle değil, bizzat Küçükçekmece Belediyesi 2017 Kesin Hesap Raporu ile konuşacağım. Daha doğrusu rapordaki rakamlar konuşacak.
• Özel Güvenlik hizmet alımı için Belediyemizin kasasından 2017 yılında 12 milyon 320 bin lira kullanıldı. Nasıl bir güvenlik harcamasıysa bu; bugün hanımefendiler ve çocuklarımız güvenle parklarımıza girip oturamaz, oynayamaz. Akşam saatlerinde parklarımzızın yanından geçmek bile cesaret istiyor.
• İç borç faiz gideri olarak da 2017 yılında tam 4 milyon 171 bin lira kasamızdan çıktı.
• Tanıtma, temsil ve baskı gibi harcamalar için aynı yıl 19 milyon 509 bin lira harcandı. Yani aylarca sokaklarımızda her adım başı karşımıza çıkan “Küçükçekmece Büyük Sevdamız” sloganlı Belediye başkanı fotoğrafının gösterimi gibi çalışmalara 20 milyon liraya yakın masraf bizim bütçemizden yapıldı.
• 2017 yılında taşıt kiralama bedeli olarak ise 29 milyon 774 bin lira para ödedi belediye yönetimi. Üstelik bu araçların 85’i binek araç. Az buz para değil, eski parayla 29 trilyondan bahsediyoruz. Dikkat edin lütfen! Araç satın alınmadı, bu paralar kira bedeli olarak verildi. Bu parayla araç filoları satın alınırdı. Belediyemiz, sadece 1 yılda nasıl olur da 30 milyona yakın parayı araç kirası olarak ödeyebilir! İnsanın aklı-hafsalası almıyor.
• Bu rakamları ortalama kabul edip 5 yıllık hizmet dönemi için hesapladığınız zaman 5 ile çarpmamız gerekecektir. İsraf, lüks, şatafat, keyfilik ve hoş olmayan şeyler boyu aşmış. Anlayacağınız geçen 5 yılda kullanılan yaklaşık 2 milyarlık bütçe ilçemize, mahallelerimize değil de başka yerlere aktarılmış. İlçemizin, mahallelerimizin, insanımızın hakkı gasp edilmiş!…
• 2017 Sayıştay Denetim Raporuna göre ise Küçükçekmece Belediyesi’nin borcu da oldukça büyük. İlçemize yatırım yapmadığımız gibi, bütçemizi başka yerlere aktardığımız gibi bir de borçlanmışız. 203 milyon lira yakın vade, 56 milyon 851 bin lira uzak vade olmak üzere toplam 259 milyon 851 bin lira yabancılara borcu olan bir ilçeyiz.

İlk yapacağımız iş, halkımızla birlikte Belediye’ye gideceğiz ve Küçükçekmece Belediyesi’nin kapısına “Rüşvet alan da veren de mel’undur” tabelasını asacağız. Bu bir slogan değil, aksine çok önemsediğimiz bir husus. 1994’te Refah Partisi belediyeleri kazandığı zaman bizzat Erbakan Hocamız tarafından bu talimat verilmiş ve bütün Refahlı belediyelerin kapısına bu tabela törenle asılmıştı. O yüzden 1994-1999 yılları arasında Refahlı belediyeler çok güzel hizmetler yapabilmişti. Fakat Ak Partili belediyeler döneminde bu tabelalar söküldü, belediyecilik de Türkiye’de yeniden çöküşe geçti.
Sonra, yine halkımızla birlikte belediyemizin makam katına çıkacağız ve bizzat belediye başkanı olarak biz, kendi makam odamızın kapısını törenle sökeceğiz. Sadece Belediye Başkanlığı makam odasının kapısı değil, Belediye başkan yardımcılarımızın da makam kapılarını sökeceğiz. Arka odası olmayan, karanlık odası olmayan, derinliğinde partizanlık, yandaşlık olmayan şeffaf bir yönetim dönemini başlatacağız.

VD: Küçükçekmece’deki siyasi atmosfer nasıl? İddialı mısınız?

MK: Türkiye genelindeki atmosfer kısmen yerelede sirayet etmiş. Fakat biz sokaktayız. Konuşuyoruz, anlatıyoruz. Ezberleri bozuyor bir anlamda. Bizi dinledikten sonra destek vermeyeceğini söyleyen neredeyse hiçbir seçmenimiz olmadı. Takatimizin sonuna kadar çalışacağız. 31 Mart akşamı teslim olacağız. Sonuçlarına rıza gösterip ertesi gün yeni bir besmele ile tekrar başlayacağız. Biz hiçbir seçimde o seçim için çalışmadık. Biz hep gelecek nesiller için çalıştık. Seçmenin belediye seçimlerinde 5 yılda bir söz söyleme ahkam kesme şansı var. Bunu hatırlatıyoruz. Ellerini vicdanlarına koymaya başladı insanlarımız.

Milli Görüş belediyeciliği ve diğerleri

VD: Milli Görüş’e göre belediyecilik anlayışı nedir, nasıl olmalıdır?

MK: Biz insanı merkez alırız. İnsanın mutluluğu ve huzuru yoksa, şehir insana zulmetmeye yeltenmişse o zaman bir şeyler yanlış gidiyor demektir. Şehirler bize önceki asırlardan bir emanettir. Toprağıyla, yeşiliyle, kültürüyle, kokusuyla, mimarisiyle, suyuyla, kedisi-köpeği-kuşları-böcekleri, arıları başta olmak üzere bütün canlılarıyla biz de bu emaneti sonraki asırlara, sonraki nesillere taşımamız ve böylece emanete sahip çıkmamız gerekmektedir. İnsanın hem huzurlu ve mutlu olacağı şehri imar etmek, hem de yarınki nesillere haksızlık yapmamak belediyelerin görevidir.
Belediyecilik bir ideoloji mecrası değildir, hizmet mecrasıdır. Kimseyi ötelemeden, ayrımcılık yapmadan adaletli bir hizmet mümkündür ve Milli Görüş belediyeciliği geçmişte bunun örneklerini birçok şehrimizde başarıyla vermiştir.

VD: Yaşadığınız şehirde mutlu musunuz? Nasıl bir şehir hayal ediyorsunuz?

MK: Şehirlerin de bir ruhu olduğuna inanıyorum. Siz onu sıkıştırdıkça o da içinde yaşayanları sıkmaya başlar. Trafiği, hava kirliliği vs. nefes aldırmaz olur. İnsanın toprakla bağını koparırsanız beton gibi ruhsuzlaşır. Pencereden baktığında gökyüzünü göremiyorsa insan, yeşile çalmıyorsa gözleri, çocukları meyve ağaçlarına dadanmıyorsa, ailece huzur içinde rahatça çıkıp dolaşamıyorsanız siz bir şehirde değil de hapiste yaşıyorsunuz demektir. Ben şehir diliyorum yaşamak için. Hapishane bize göre değil…

VD: AKP, CHP ve MHP’li mevcut belediye yönetimlerini nasıl buluyorsunuz?

MK: Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenmiş. Anlık işler büyük reklamlar yapıyorlar. Planlamaları olduğunu düşünmüyorum. Bunu gördüklerimden yola çıkarak söylüyorum. Bulundukları makamı ve yaptıkları işleri kendilerinden mülhem zannı taşıyorlar. Hep kendilerine oy veren insanlar öncelikli hizmet alırken. Bunu değiştirmek için geliyoruz.

VD: İstanbul gibi büyük şehirlerde alternatif ulaşım türü olabilir mi? Size ait bir proje var mı?

MK: Yaygın ve kullanışlı toplu taşıma alternatifleriniz oluşursa insanlar araba yerine toplu taşımayı tercih edebilirler. Böylesine nüfus yoğunluğuna sahip şehirler arasında sanırım İstanbul toplu taşım bakımından en fakir dünya metropollerinden birisi. Bu garip bir durum. Bisiklet kullanımı da neredeyse sıfıra yakın. Malum Türkiye’de alternatif her şeye karşı negatif bir yükleme var.. Yeri gelmişken bir tebessüm cümlesi kurmuş olayım: İstanbul projelerini Sayın Cumhurbaşkanımızın “yok dediği” Saadet Partimizin Büyükşehir Belediye Başkan adayı Necdet Gökçınar ağabeyimize sorsak sanırım daha iyi olurdu…

VD: Size göre merkezi hükümet belediyelere bütçe ve kaynak aktarırken, ayrım yapıyor mu?

MK: Tehdit ettiklerine göre birtakım engeller de konmak istenecektir. Eskiden projelere ödenek için İller Bankasına hazırlanıyordu projeler. Şimdi hem Hazine Bakanı hem de Cumhurbaşkanımızın imzasına ihtiyaç var. Fakat şart değil. Milli Görüş tekeden süt sağması ile meşhurdur. Hizmet etmek için gereken ödeneği de buluruz biz.
Bir de başka bir açıdan ele alayım konuyu. Bakınız birçok belediye Ak Partili belediye.. Hükümet de Ak Partili, Cumhurbaşkanı da Ak Parti Genel Başkanı, mevzuatlar ve fiili durumlar da Ak Partili… Kendi belediyelerine bile ödenek çıkaramayan, para gönderemeyen bir iktidarın ayrımını konuşuyoruz. Ayrım yapabilecekleri ekonomik bir güç kalmadı artık. Para olsa kendi belediyelerine verecekler, torpil geçecekler ama, deniz bitmiş görünüyor…

Sorunlar ve çözümleri

VD: AKP hükümeti vatandaşlara sosyal yardımları daha çok belediyeler üzerinden yapıyor. Siz bunu nasıl buluyorsunuz?

MK: Bu sorunuz bana, bir belediye başkanının çarşaflı bir hanımefendiye 100 TL yardım yaparken, 100 TL’nin bir ucundan hanımefendinin, bir ucundan da belediye başkanının tutup, o anın kameralar, objektiflerle fotoğraflanması, görüntülenmesi manzarası aklıma geliverdi. 100 lira ve rezil bir yardım töreni. Rencide edecek, ağlatacak, üzecek, kalpleri yıkacak gösteriş ve şovenizm nerdeee, bir elin verdiğinden diğer elin haberi olmadığı bir inanç nerde! Sosyal yardım politik amaçlar için yapılıyorsa, öz kaynak üretmeden, başkalarının hakkından kesilerek yapılıyorsa, reklama alet ediliyorsa biz buna sosyal yardım değil, sosyal istismar diyebiliriz. Önce balık tutmayı öğretmek gerek; insanları üretmeye teşvik etmek, bunun için imkanlar sağlamak, alanlar açmak gerek. Elbette yapılması gereken sosyal yardımlar da var… Bunlar reklama, istismara neden olmadan vergilerden, başkalarının haklarından kesilerek değil de, başka öz kaynaklar üreterek yapılmalıdır.
Belediye sınırları içinde yer alan yardıma muhtaç kim varsa o belediyenin sorumluluğudur. Bu iktidar partisinin rüşveti olarak görülmemeli, böyle de kullanılmamalı.

VD: Küçükçekmece göç alan bir ilçemiz. Köyden kente yapılan bu göçlerin getirdiği eğitim ve işsizlik gibi sorunlar da artış gösteriyor. Siz bu alanlarda ne tür önlemler alacaksınız?

MK: Kısa cevaplar vereyim… Mutlaka istihdam alanları açacağız. Devlet de fabrika kurar, belediye de üretim yapar. Bunlar haram işler değil, hatta zaruri işlerdir. Üretime dair bütün kapıları açacağız, teşvik edeceğiz, öncülük edeceğiz ve işsizliği ilçemizde azaltmak için her şeyi yapacağız.
Çocuklarımızı 2 bin, 3 bin kişilik okullara hapsetmekten artık vazgeçmeliyiz. 1 müdür, 2 müdür yardımcısıyla yönetilebilir 500 öğrencilik okullar yapacağız. Böylece mahallenin çocuğu mahallede okuyacak, servis çilesinden, ulaşım çilesi ve gereksiz masraftan kurtulacağız.

VD: Konut sorununu nasıl çözeceksiniz? TOKİ ile ortak mı çalışacaksınız?

MK: Biz bu işleri kendi bünyemizde çözecek projeler üzerinde çalışıyoruz.

VD: İlçede sağlık sorununu çözüme nasıl kavuşturacaksınız ?

MK: İnsanımız hasta olmasın diye nefes alabilecekleri, stresten uzak duracakları ortamı sağlamak önceliğimiz. Semt poliklinikleri, düzenli olarak yapılacak sağlık taramaları ile yerinde zamanında tespitler yapacağız. İlçemizde bulunan hastanelerimizin kapasitesini arttıracak çalışmalar yapıyoruz.

VD: İlçenizde yeni semt pazarları kurmayı düşünüyor musunuz?

MK: Düşünüyoruz. Bazı özel pazarlar yapmayı da istiyoruz. Kadınlarımızn el emeği göz nuru yaptıklarını pazarlayacakları pazarlar, kapalı çarşı gibi yöresel ürünler satılacak pazarlar ve organik ürünler bulabileceğiniz pazarlar yapmak istiyoruz. Sembolik değil, yaygın bir şekilde düşünüyoruz.

VD: Okullara nasıl destek vereceksiniz? Eğitime ne tür katkılar sunacaksınız?

MK: Güneş enerjisi ile tüm okullarımıza sıcak su vereceğiz. Okullarda temizliği biz yapacağız. Sıcak suyun olduğu, temizliğin ihmal edilmediği okullarımızda artık çocuklarımız kabız olmayacak. Şaşırmayın, ne demek istediğimizi velilerimiz mutlaka anlayacak. Öğrenciler wc ihtiyaçlarını görmek için artık eve gitmeyi beklemeyecek yani.
Öğrencilerimizi kötü alışkanlık ve kötü kişilerden korumak için özel bir zabıta ekibi kuracağız. Her mahalleye yapacağımız mahalle konaklarında çocuklarımıza ücretsiz takviye dersleri vereceğiz. Her türlü teşvik okumak isteyen öğrencilerimiz için.

VD: “Zamanın Ruhu” hakındaki düşünceleriniz nelerdir?

MK: Her zamanın ruhu, aslında bir arayıştır. Bu arayış her zaman adalet olmuştur. Bu zamanın ruhunda da adalet arayışı vardır.

VD: Bu karikatür size ne anlatıyor ?

MK: Dikenli teller ağacı dışarıda bırakabilir ama gölgesini engellememeliydi. Ağaç bilgi ise gölgesi fikirdir. Bilgiyi dışarıda bırakabilirsiniz ama bir fikri zaptu rapt altına alamazsanız. Ben çizsem gölgeyi aşırırdım…

CEVAP VER