Veysi Dündar Saadet genel başkanı Temel Karamollaoğlu ile görüştü: “Biz Erbakan Hoca’nın talebeleriyiz; düştüğümüz yerden kalkarız”

1

Ankapark’a 400 milyon dolar harcanmış. Türkiye’de hele bu seçime çeyrek kala günler Luna Parklardaki radar (roller coaster) üzerinde gitmek gibi. Yüreğimiz ağzımızda bu seyahati yapmaktayız. Vatandaşı olmasak eğlenceli olabilir ama sonuçta gidecek bir yerimiz yok. Şarkıdaki gibi, yaşamaya mecburuz. Nisan’da veda edeceğimiz söylenen Atatürk Havalimanı VİP’inde Sn. Temel Karamollaoğlu’nu beklerken dudağımda Nejat Yavaşoğulları ezgisi, zihnimde bu düşünceler doluydu. Sn. Başkan bana, hergün yazılarını okumaya, seni takibe ihtimam ediyorum demişti. Seçimde son virajı dönerken kısa da olsa nabzı bir defa daha dinlemek üzere koşturdum iki program arasında havalimanına.

Son bir kaç günün gündemi iktidarın ak dediğine kara demesi ile oluşan sarkaç hareketi ile ikiye katlandı malum. Bütün bu gündemi yarım saate tabii ki, sıkıştıramadık ama iktidarın stadlarda söylenen aşk hikayesini seçim şarkısı yapmasına nazire olarak biz de küçük bir an ömre değer dedik.

Sn. Karamollaoğlu emaneti aldığı Erbakan hocanın düştüğü yerden kalkmayı bilmesini anımsattı. İktidarın tehdit, yalvarma dalga boyu, bırakın düşmeyi, tökezlemeyi bile kendine yediremiyor. Rahmetli Erbakan’ın hiç bir vakit kabul etmeyeceği bu tek boyutlu siyaseti Temel Başkan memleketin tüm vicdanlarının muhasebesine Ocak Medya aracılığı ile emanet etti bir kez daha.

Anlayana vicdanlar saz anlamayana Erbakan hocanın hayat serüveni az…

AK Parti Saadet’ten çekiniyor

Veysi Dündar (VD):
“Korkunun ecele faydası yok” diye atalarımızın güzel bir sözü var.

Son zamanlarda iktidar sözcüleri ağza alınmayacak “eleştiri”den uzak hakaret içeren sözler söylüyorlar. Netice itibariyle sizinle aynı kökten türeyen bir parti Akp… Nasıl bir hırstır bu… Evrilmenin böylesine şahit olundu mu sizce?

Temel Karamollaoğlu (TK): Ben bunun için bir çok konuşmama başlarken biz savaşa gitmiyoruz dedim. Seçime gidiyoruz. İş başına geçecek insanlar belirlenecek. İktidarda bulunanlar biraz hırslı hareket ediyor. Çok uzun zaman tek başına iktidarda bulunmanın alışkanlığı var. 16 küsur sene sonra ikinci sınıf olmak istemiyorlar. İmkanları kaybetmek istemiyor. Bunlardan uzak durmak istemiyorlar. Sonra sorgulanmak istemiyorlar. Ne pahasına olursa olsun kalmak istiyorlar. Bu üç şeyi vermek istemiyorlar. Gerginliğin sebebi budur.

VD: Akp ile birlikte toplumun önemli bir kısmı dine ve dini söylemler kullananlara karşı ciddi bir duvar ördü. Sizin duruş ve bakış açınız yıllardır rahmetli Erbakan’ın söylediği “Adil düzen” vurgusunu tekrar etmek ve bu yönde halkı bilinçlendirmek. Konuşmalarınızın dinlenmesi, tweetlerinizin paylaşılması, reklam filmlerinizin çok seyredilmesi, Akp hükümetini fazlasıyla tedirgin ediyor. Hatta Anamuhalefet Partisi CHP dahi Saadet partisi kadar korkutmuyor iktidarı… Size göre bu endişe ve kaygının sebebi nedir?

TK: Bugüne kadar oluşturulan söylemler nedeniyle bizim söylemlerimize ilgi duyan daha ziyade bizim tabanımız dışındaki kesimden destek aldık. İktidarın ülke problemlerini çözemediği anlaşıldıkça bizim normal tabanımız olan kitle yuvasına dönmek istiyor. Bu iktidarı tehdit ediyor. Kendi tabanını kaybettiğine, buna karşın bu tabana dayanan Saadet’in güçlendiğine şahit oluyor. Ötekileştirme CHP için vakayı adiye olurken tabii bizim için bunu diyemiyorlar. Onun yerine teröre destek vs akla hayale gelmeyecek ithamlara başvuruyorlar. Başka cepheden saldırıyorlar.

Dört benzemez bir arada değil, onlar bizi bir arada gösteriyor. Miting yapmıyoruz beraber. Geçen defa bir arada idik. Baraj vardı ve başkanlık sistemine olan itiraz nedeniyle de seçime beraber girdik. Biz netice alamadık; en azından istediğimiz kadar almadık. Ama bu defa farklı, biz seçime tek başımıza katılıyoruz. Davutoğlu zamanında AKP ile de ittifak için pazarlık ettik. Biz grup kurmak istedik. Anlaşamayınca bu durum gerçekleşmedi. Bu seçimlerde böyle bir şey olmadı.

VD: Geçen yıl The Guardian’a bir röportaj verdiniz. Bu mülakatta, “Saadet Partisi’nin vizyonunun İngiltere tarzı bir laiklik olduğunu” söylediniz, “din ve devletin barış içinde bir arada var olabileceği, kendi kendine yetebilen bir ekonomi, diyalog ve diplomasiye dayanan ve Müslüman uluslarla daha yakın bağları olan bir dış politika” vurgusu yaptınız. İçinde bulunduğumuz bu ortamda, neredeyse ilişkilerimizin yolunda gittiği tek ülke yok. Bu tespitinizin uygulanabilirliği mümkün mü?

TK: Tam olarak İngiltere tipi bir laiklik demedim. Bizdeki laiklik bugüne kadar dini reddeden Fransa tipi bir laiklik olarak yer aldı. Oysa buna kıyasen İngiliz tipi dinle barışık bir sistemi örnek gösterdik. Laikliğin algılanmasında İngiltere bize daha uygun ve “din düşmanlığı” söylemlerini aşmada işlevsel. İngiltere gibi olalım demedik. Laikliğin din düşmanlığı gibi algılanmaması bizim için önemli.

Diğer ülkelerle ilişkiye gelince. Önce ekonomik güç yoksa uluslararası siyasette yer almak mümkün değildir. Güç üretimle alakalı bir kavramdır uluslararası sistemde. İhtiyaç dışarıdan karşılanıyorsa bu muhtaçlık demektir. Üreten bir ülke olursak dışarıyla iyi ilişkiler kurabiliriz. İttifaklar çok önemli güç katar.
Avrupa ile paylaşamayacağımız ve paylaşacağımız değerler var. Adalet, insan hakları, sosyal alanlarda paylaşacağımız çok şeyler vardır.
Bununla beraber medeniyetler özde inanç üzerindedir. AB Judeo-Hristiyandır. Biz öncelikle çevre Müslüman ülkelerle bir araya gelmeliyiz. Küçük ülkeler bir arada güç ifade edebilir. Dış politikada geniş bir kitle ile ilişkiyi güçlendirmek bizim için önceliklendirilmesi gereken unsurdur. İslam ülkeleri ve akabinde ezilen tahakküm altındaki ülkelerle bir araya gelmemiz gerekir. Ezilen ülkelerin bir araya gelmesi politikaların etkililiğini artırır.

Ayasofya..
Seçim malzemesi olarak Ayasofya

VD: Ayasofya seçime malzeme edildi. Önce tezgah gibi ağır bir ifade, sonra da cami olarak ziyarete açmak gibi tuhaf bir söylem. İktidarı bu kadar gelgit içinde bırakan Ayasofyayı müze olarak insanlığın ortak mirasına bırakan imza ise Atatürk’ün. Sizin bu konudaki tavrınızı biliyoruz. Ayasofyayı bir ibadethane cami olarak görmek istediğinizi hiç gizlemediniz. Bununla beraber Ayasofya’yı bu denli aleni biçimde seçim gündeminde tartışma üzerine ne söylersiniz ?

TK: Ayasofya fethin bir simgesi. Fatih’in vasiyeti bizim için değerli. Atatürk’ün değerlendirmesi dönemsel olabilir. Halka öncesinde sorulmadığına göre şimdi de sormak abes olur. Ama birilerine bir şeyler kanıtlamak gerekirse bir oylama olabilir. Türk halkının çoğunluğunun burayı bizim düşündüğümüz gibi değerlendirdiği kanısındayım.

Bazı mefhumlar politaya alet olmaz. İdealler çelişki ile dolu olmaz. Normalde olmaması gereken bir üslupla politikaya alet edilmez. Bu iktidar aslında Bush’a Haçlı seferinde destek verdi. İkiz kuleler saldırısı sonrası bunu yaptı. Haçlıların Irak işgalinde 1.5 milyon insanın katledilmesine seyirci kalındı. Sözde de değil yazılı. Ancak politik ortam durumuyla birden söylem değişikliği ile geldi.

VD: Ayasofya için yapılan tartışmanın seçimle beraber ilerlemesini sormak isterim. Bu konuda iktidarın seçimi kazanmak için her yolu mübah görmesi bana bir Pirus zaferi hali anımsattı ve bugün (25.3.2019) bunu kaleme aldım. Sizce de 17 yıldır iktidar olan bir partinin tutup bir seçimden 6 gün önce böyle bir beyanda bulunması ne kadar kabul edilebilir, ne kadar etik?

TK: Ülkenin sorunlarını çözemediler. Korkutarak oy almaya çalışıyorlar. Bu beka problemi 16 sene önce yoktu kendi dönemlerinde çıktı. ABD ve İsrail’le stratejik ortaklık içindeler. Bu kadar gaflet olabilir mi? Korku ile vatandaşı cezbetmek istiyorlar. O yüzden sözler etkili olmuyor. Artık milletin karnı lafa tok. Söylenen sözler halkın büyük kısmını etkilemiyor. Dar bir çerçevede karşılık buluyor. 24 Haziran’dan sonra Türkiye günlük güneşlik olacaktı ne oldu? Politikalarını değiştirmeleri lazım.

Yanlış politikalarla buraya kadar

VD: Numan Kurtulmuş seçimi kazanırsak dolara istikrar gelir diyor. 24 Haziran’dan sadece 9 ay sonra istikrar tartışılıyor. Bu bana inanılmaz geliyor. Sizce de kazandığı seçimden sadece 9 ay sonraki seçimi bu kadar riskli gören iktidar aslında bize ne mesajı veriyor?

TK: Halkı kendisine inandırmaya çalışıyor. Biz tükenmedik bittik demenin bir diğer yolu bu. Bunu halka anlatırken seçimden sonra çok problemli dönem var. İktidarın kendi politikaları ve dünyanın da olumsuz durumu buna yol açıyor. Yolsuzluk ve israf politikası bu hale soktu. Üretime dönük politikayı takip etmeleri gerekiyor. Her zaman tarıma destek vermek zorundayız. Herşeyi dışarıdan getirdik. Hala eski politikaları devam ettirme görüntüsü var. Dünya varlık fonu uygulaması dışında bir yapı. Varlıklarımızı ipotek ederek kaynak bulmaya çalışıyorlar. Üzerinde durduğumuz topraklar ayağımızın altından kayıyor. Kaynak üretiminin yolu yolsuzluk ve israfın aşılmasından geçiyor. İlave borçlanmadan kaçınmamız, faizi düşürmemiz gerekmektedir. İthalatın azalması, ihracatın artması hedeflenmelidir.

VD: Saadet Partisinin afişleri sökülüyor, partilileri gözaltına alınıyor, kurşunlanıyor, 1389 yerde seçime katılan tek parti olduğu gerçeği göz ardı ediliyor ve iktidarın kendince oluşturduğu akıl yürütmesine göre yargılanıyor. Saadet Partisi bu seçimde iktidarın bu kadar tepkisini almanın karşılığını sandıkta veremezse, yani çok sınırlı bir oyda kalırsa, sizce bu propaganda başarılı olmuş mu demektir?

TK: Olmayacağına inanıyorum. Menfi düşünmüyorum. Bu yolda yürümeye devam edeceğiz. Erbakan Hoca düştüğü yerden kalktı. Hocanın rotası pes etmemek üzerineydi. Biz onun talebesiyiz.

VD: İktidarın İzmir adayı daha önce Denizli belediye başkanı iken içkili mekanları Tabakhaneye taşımıştı. Bugün yobazlık diye bir kavramı içki ile beraber kullandı. Siz bu dönüşümü nasıl yorumlarsınız? AKP yıllardır Üsküdar’da ruhsat vermiyor ama AVM’ye bolca ruhsat verdi. 

TK: Akpartinin hiçbir konuda istikrarlı politkasına denk gelmedim. Ne eğitimde ne dış politikada, ne sağlıkta, Örneğin tarım bakanı güzel konuşuyor ama söylemi tutarlı değil. O genç bir kardeş. Yıllarca beraberdik babasıyla, çok da yakındık. Ama AKP için istikrarsızlığın istikrarı doğru tanım olmalı.

1 YORUM

CEVAP VER