Veysi Dündar Abdurrahim Karslı ile görüştü “Cemaatler Siyaset ve Ticaret Erbabı Değil, Cennet Kafilesi Yetiştirmelidir”

2

Akpartinin Mhp ile sağın en uçlarına yolculuğu doludizgin devam ederken kendine Merkez Partiyi uygun gören Abdurrahim Karslı ile uzun bir söyleşi yaptık. Türk sağı seçimleri hep kazanılacak bir formalite saymayı kendine uygun görse de bunu içine sindiremeyenler de var. Karslı’yı tanımayanlar için hem bir hukuk profesörü hem de bir avukat olduğunu ifade etmek sanırım yeterince aydınlatıcı olacaktır. Söyleşimiz uzun zamandır görülmemiş seçim sonuçlarından, cemaatin manasına, İstanbul’un her köşesine asılan reklam panolarından, siyasette cesaretin anlamına geniş bir spektrumu taradı. Ben Abdurrahim Karslı’nın söyledikleri içinde en çok “cemaat siyaset ve ticaret ile uyuşmaz” saptamasına itibar ettim. Bir banka açan cemaat liderine “ne yapıyorsun sen?” sorusunun sorulmamasının ileride ne dertlere yol açtığını da hatırlattı. Dini bilerek Allah’a, hukuku bilerek kula hesap vermenin kıymetini bize tane tane anlatan Abdürrahim Karslı’dan benim öğreneceklerim bitmese de söyleşiye sığanları sizinle paylaşıyorum.

Abdurrahim Karslı kimdir?

Erzurum/Horasan doğumludur. İlköğretim ve liseyi Erzurum’da bitirdi. 1980 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanarak İstanbul’a yerleşti.

1984 yılında bitirdiği dört yıllık lisans eğitiminden sonra 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Usul Hukuku ve İcra İflas Hukuku Anabilim Dalında araştırma görevlisi olarak akademik kariyerine başladı. Daha sonra yurtiçi ve yurtdışında dil eğitimi ve araştırma faaliyetlerinde bulundu. 15.9.1993 tarihinde tez savunması ile birlikte, doktora eğitimini tamamladı. 11.1.1996 tarihinde Yardımcı Doçentliğe atanmıştır. 29.11.2001 tarihinde doçentlik sınavında başarılı sayılarak doçentlik unvanını aldı. 2010 yılında Profesörlük kadrosuna atandı. HAAlen Medeni Usul Hukuku ve İcra İflas Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanlığı’nı yürütmektedir.

Hukuk alanında basılmış birçok eseri mevcuttur. Ülke genelinde sosyal ve mesleki içerikli çok sayıda konferans ve seminerler vermiştir. [Wikipedia’dan]

Seçim sonrası değerlendirmeleri

Veysi Dündar (VD): İlk veriler gelmeye başladığında AK Parti İstanbul belediye başkan adayı Binali Yıldırım 200 bin oy civarında önde görünüyordu ama fark da her geçen saat kapanıyordu. CHP adayı Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul’u kazandığı gece yarısı AA servis yapmayı kestiğinde belli olmuştu. Genel seçim değil bir yerel seçim neticede. Tayyip Erdoğan’ın bu seçimi kazanmak için böylesine büyük bir kampanya yapmasının sebebi ne olabilir?

Abdurrahim Karslı (AK): En temel problem demokrasi kültürü olmamasıdır. Demokraside hakim ve hakem millettir. Benim demokraside idarede ömrüm muvakkat yani geçicidir. Gelişmiş ülkeler bir süre koyar. İnsan fıtratı uzun sürede faydayı düşürür diye düşünürler. Bizim ideolojik meselelere yaklaşımımız yanlıştır. İkinci konu: siyasetinize finans, eleman, araç sirkülasyon, reklam sağlamak için İstanbul bir vasıtaya dönmüş durumda. Hukukun dışında bir yapı için İBB bir candamarıdır. Mevcut hükümet bu iki sebep ile bu garabete yol açtılar. Bayrağı koşturup vakti gelince devretme kabiliyetini gösteremediler.

VD: Neredeyse 25 yıllık muhasebe zamanı geldiği için mi, bin dereden su getirip, her sandığa itiraz ediliyor. Endişenin sebebi ne?

AK: Endişenin sebebi çevre ile beraber hukuksuzluğa girilmesi. 3 Y iddiasında ters oldu. Yasaklar konusundaki taahhütler aksi ile sonuçlandı. Erdoğan’dan başka herkes en ağır suçla suçlanabilir. Ben bir hukukçu teorisyen ve pratikçiyim.
Mesela bugün limonlu çay içmek bile FETÖ’cüye delalet edebilir. Fetöcülüğüne dair bir delil olmayan kişi de kripto FETÖ olabilir. Hiç delil bırakmayan biri en azılı FETÖ’cü olabilir. Bu yüzden delil bırakmamıştır, denilebiliyor. Kaliteli FETÖ’dür, deniliyor.
Devletin gelir ve gideri arasında yıllar itibariyle çok büyük fark var. Devlet bunu örtülü ödenekle açıklıyor. Bu örtü hiç mi açılmaz?
Dış politikada olanlar daha da acı. İslam hukukundan iki kelime istismar edildi: Ensar ve Muhacir. 5 milyon insan sırtımıza konuldu. 50 milyar USD harcandı.
Yargıda hatalar yapıldı. Bunlar şeffaf değil. Yapılan işlemlerin tamamı karanlık. Bunlarda suç ortaklıkları var. Bütün bunlarda tüm ekibin ciddi hataları var.
Mali ve hukuki açıdan da hesap verme durumu var.
Bazen ne diyorlar? İktidardan düşersek bize hesap soracaklar, milletten hesap soracaklar diyorlar. Oysa milletten hesap sorma diye bir şey yok. Sadece geçmiş uygulamalar sorgulanacak.

VD: İktidar seçim sonuçlarını değiştirecek bir şey yapabilir mi?

AK: Her türlü hamleyi yapabilir. Çünkü hukuk tanınmıyor. Anadolu’da delidir ne etse yeridir diye laf vardır. Ama “külli kader” diye bir kavram var. Çünkü yerel seçim yerelde sonuçlanıyor. Muhalefet akıllı davrandı. Mantıken çıkış noktaları yok. Yapabilecekleri yok. Kendileri kaybeder.

VD: Seçim sonuçlarına itiraz ediyorlar ama şurası bir gerçek ki İstanbul’da az bir fark ile de olsa kaybedeceklerini biliyorlardı…

AK: Türkiyede iktidar ve muhalefet aynı yerden kuruluyor. Aslında AKP’nin ve CHP’nin adayı arasında fark yok…

VD: Bu durumda kurulması muhtemel yeni partiler için düşünceniz nedir?

AK: En uç siyaset iddia eden ülkücüler CHP ve AKP’ye hizmet etti. Bu konjonktüre göre harekettir. Bahçeli Erdoğan’a en aşırı sözleri söyledi. Bunu hazmetmek mümkün olmaz. İyi siyasetçi iyi halef yetiştirmeli. Partiler sadece kendini öne çıkarır, diğerlerini kötüler. Şu anda AKP’den duyduğumuz şikayet bu ortamda yerine gelen parti için biraz iyi biraz kötü deriz. Daha fazla ya da az değil. Bu durumda tek bir çözüm var: Yeni bir siyasete ihtiyaç var.

VD: Erdoğan’ın balkon konuşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

AK: Balkon konuşmasında sineye çekmeyi önerdi. Üslubu bağırmalı, rest çekmeli değildi. Demokrasiye saygı havası vardı. Ekrem İmamoğlu kıyamet koparmaz.

VD: CHP, İmamoğlu’nun arkasında durur mu?

AK: Türkiye’de eğer belli yerlerden destek almıyorsa siyasete katılan her Anadolu evladının mukadderatı sıkıntılıdır. Göreceğiz arkasında kim var. Benim hissiyatım var, ama erken olduğu için söylemek istemiyorum. İnsanlarla hemhal olmayı biliyor. Ama bu yetmez. Eğer aday yapmasalar Türkiye’nin kendisinden haberi olur muydu? Onun önünü açanlar eğer bundan sonra da devam ederlerse o da yol alabilir. Bunun tersi Muhsin Yazıcıoğlu örneğidir.

VD: Hepimiz için önce bir hesap verme, sonra tövbe ve helalleşme zamanı geldi ve geçiyor bile… diyorsunuz. Burdaki kastınızı biraz açar mısınız? Hesap verme nasıl gerçekleşecek?

AK: Tövbe ile hesap Allah’a olur. Millete hesap yargıda olur. Ben 17-25 Aralık’ta muhakemeye uygunluk verirdim. Onların yerinde olsam “bütün zeminleri ben teşekkül ettirdim, bu zeminlerde herkese nasıl muamele ediyorsanız bana da edin” derdim.
Mal beyanında bulunurdum. Bu benim fikrim değil. İnsanın siyasi hayatının tereddüte tabi olması mal varlığı ile ölçülür. Siyaset mal artırma demek değildir.
Siyaset adaleti millete öğretme yeridir. Siyaset millete karşı vefakarlık demektir. Mahkeme-i kübradan önce yargıya hesap ve ibra ile olur.

AK Parti ve medyası

VD: “İstanbul’un kaybı sadece AKP zihniyetini değil, AKP finansını da sıkıntıya sokacaktır. Özellikle AKP’nin elinde olan basının %98’ini beslemek, hele hele o aklı az nefsi kudurmuş bir kısım riyakarları doyurmak bundan sonra daha da zor olacaktır” diye yazdınız Twitterda. Bu saatten sonra Erdoğan yandaş basını ne yapmalı? Zira ters köşe yatırdılar seçim neticesini…

AK: Şahsi konuşmayayım. Başarısızlıklar Erdoğan’a yazıldı. Basının tamamı onlara ait oldu. Oysa başta öyle değildi. Bir Kanal 7 vardı. Saadet’le arasında tartışmalı idi o da. Kendini sabahtan akşama kadar anlattırdığın bir siyaset siyaset değildir.
Kalıcı olan birleştirici siyasettir. Ortak alanları geliştirmek gerekir. Yüzüğünden başka bir şeyi olmayan Erdoğan bu basının giderini nasıl karşılayacak? Öyle insanlar var ki bedava konuşsa ben istemem. Büyükşehiri ele geçirenler belediyenin önemli gelirlerini incelemeye başlasın. Reklam ve ilan gelirlerini incelesin. Açık hava mecrasını incelesin. Kazanmadığınız seçimi mecralarda nasıl neşredersiniz. Bundan sonra bunu yapamayacaksınız.Bu mecrayı kullananlar al gülüm ver gülüm içindeler. Önemli finans kaynakları elden geçecek. İstanbul’daki mecralar kaç yıldır kime nasıl ihale edilmiş? Ben bunu biliyorum. Ben bu mecralarda %50 hisse sahibi idim. Sattım, kaçtım. Burada durulmaz dedim. Ben hissemi 5 milyon dolara devrettim. Başkası 500 milyon dolara devretti. Bunlar kocaman paralar. Benim aklımdan zorum mu var da kaçtım. Ama çamur bulaşacak dedim kaçtım. Eğer bunu masaya yatırmazlarsa göreceğiz. İBB’de kaç kişi çalışıyor? O kadar arabayı kim kullanıyor?
Bu seçim sonucu çok önemli. İnsanlar isabetli mesaj verdi. Millet şuurlu oy verdi. Çifte sigorta yaptı. Orta yol buldu. Siyasi kontrolü takip edeceğiz.

VD: “Külli musibetler, sonuçta külli hayırlar getirir. Bundan sonra Türkiyede olumlu, ilme, adalete, hukuka, evrensel ilkelere dayalı ve bireyin mutluluğunu ve temel hak ve hürriyetlerini esas alan hareketler başarılı olacaktır. Tek adam sistemi değil, kurumsal yapılar kazanacaktır…” diyorsunuz. Parlamenter sisteme mi geri dönülmelidir?

AK: Siyaset ilmi değil cehalet esasına göre yürüyor. %34 ile iktidar oldu. Şimdi %51e mahkum oldu. İnsan eşi ile bile idare edemediği zaman boşadım diyor. Kendisine en aşırı sözleri söyleyenle yan yana geldi ve hep yan yana kalmak zorunda. Bu dikilen ağaç zehirli meyvesini verdi. Bakın Osmanlı’nın sonundan bu yana Türk siyasi hayatında arayış nedir biliyor musunuz? Tek adamın yanına bir ikincisini, bir meclisi nasıl ekleriz. Bunun yanına meşvereti nasıl ekleriz. Veli denilen Abdülhamid’e karşı 1. Meşrutiyet’te meşveret ile mukabele etmişlerdir. Biz cumhuriyeti geliştirelim derken cumhurbaşkanlığı sistemi dedik, bir tür padişahlığa geri döndük. Şu anda meclis yok. Bakan yok. Eskiden olsa bu partide insanlar ne derdi? Vicdanı olanlar ne derdi? Meclis usulen duruyor. Bütçe bile hazırlayamadı. AKP de MHP de buna hiçbir ilave yapmadı. Ben bütçe hazırlığında grup başkanlarını aradım. Ne yapıyorsunuz diye sordum. Bütçe hazırlıyormuş gibi yapıyoruz yanıtı aldım. İktidar cehalet üzerine müzakeresiz bir sistem üzerine gidiyor. Su yukarı gitmez. İki alternatif olacak: Ya bu başkanlık sistemi denetimi ve müzakereyi kabul edecek. Ya da meclis sistemine geri dönülecek.

VD: Bahçeli’nin “bundan böyle sadece Büyükşehir BB seçimi yapılsın” diye bir teklifi oldu. Bu konudaki yorumunuz nedir?

AK: Bundan sonra milletvekili de seçmeyelim, parti başkanlarının atamasına bırakalım. Hatta vekile de gerek yok. Bahçeli 60 vekillik oy alıyorsa onun elinin üstüne 60 yazalım. O el kaldırdığında direk 60’lık tesir etsin. Erdoğan 314, Kılıçdaroğlu 140 etsin. Boşa maaş vermeyelim. Emir komutada zaman kaybetmek istenmiyor. Müzakere zaman alıyor. Bu durumda meclis de küçülmüş olur. Ama illa önlerinde ceket ilikleyecek adama ihtiyaç varsa biz onları seçelim. Onlar da adamlarını seçsin.

Yapılması gerekenler

VD: Hukukçu ve bir avukat olmanız hasebiyle sormak isterim. Ülkenin esas önceliği adalet ve ekonomidir. Bunu siz de teyit ediyorsunuz. “Hapishaneler masumlarla dolu ve evlerde, iş yerlerinde yangın var. Hükümet ise dünyada en yüksek faizlerle borç topluyor” diyorsunuz. Sizce hükümet elzem olarak ne yapmalıdır?

AK: Umumi sulh ve vicdanları rahatsız etmeyen affa ihtiyaç var.
Kavga dili terk edilmeli.
Suriye’den derhal çıkılmalı. Terör yoksulların savaşı, savaş zenginlerin terörüdür. Yoksulluk üretmememiz lazım. Hükümet adaletsizlik, işsizlik üretiyor. Bu da terörü üretiyor. Adliyeler elden geçirilmeli. Hakim nedir? 4 meziyeti vardır hakimin: Nezaketle dinler. Akıllıca soru sorar. Tereddütle delillere yaklaşır. Nesnel sonuca varır.

VD: BOP konusunu en iyi bilenlerdensiniz. BOP’ta değişen ne oldu ? Ya da uygulamaya devam ediliyor mu?

AK: Hiçbir şey değişmedi. İsrail’in ilk önceliği güvenliğinin sağlanması idi. En büyük engel Suriye idi. Suriye yerle yeksan edildi. Golan tepeleri, Kudüs’ün başkent ilanı. Ortadoğu’da haritayı bizim yardımımızla değiştirdiler. Bazı ülkeler artık kağıt üzerinde var. Libya, Yemen, Suriye, Irak. Son aşamasında Türkiye için beka söylemi de gündeme sokuldu. Ama Türkiye’nin yapısı değişik, buna muvaffak olamazlar. Diğer proje İslam’dan soğutmaktı. Bugün dindar biri ile mi seküler biri ile mi iş yapmak istersin diye sorsalar ikincisi tercih edilir. Eskiden Müslüman dikkatli, itimada şayan insan idi. BOP’un Siyonist güçleri dünyada etkinleşiyor.

VD: Cemaatlerin, tarikatlerin siyasete ve ticarete bulaşmaması ya da alet olmaması için ne yapmak, neyi düzenlemek gerekir?

AK: Bireysel ve sistem ahlakı olmalı. Cemaatin liderine banka açarken sistem sormalı. Bir hükümetin başı cemaatin başı ile banka açıp kurdele keser mi? Ben Horasanlıyım. Cemaatlerin içine doğdum. Cemaat ahlaklı cennet kafilesi yetiştirir. Devlet adamı da ticaret erbabı da yetiştirmez. Ama bu noktaya gelme sebebimiz cehalettir. Kur’an’daki emre ihanet ettik. Meşverete ihanet ettik. Hiçbir cemaat sizi istişarede dinlemez. Siyasi kontrol olsa cemaatler bu hale gelmezdi. 82 milyonun parasını bir cemaate veremezsin demeliydı. Demedi.

VD: Bu karikatür size ne anlatıyor?

AK: Sonun başlangıcı denebilir. Bu gidişle AKP gider. Ben ille de gitsin demiyorum. Tayyip bey ve ekibine olan teveccüh dünyada yoktu ama bunu kullanamadılar. İktidarın zehri kötü oldu. STK ve cemaatlar da burada hatalar içinde kaldı. İnançlı insanlar yanlışı söyler, bu yapılmadı. Elimizle büyüttük. Karşılıklı hatalar var. Aydınların hatası var. Bir hukuk dekanı kalkıp bir söz edemedi hukuksuzluğa.

2 YORUMLAR

  1. : Cemaatlerin, tarikatlerin siyasete ve ticarete bulaşmaması ya da alet olmaması için ne yapmak, neyi düzenlemek gerekir?

    Çok yanlış bir soru olduğu halde hoca doğru cevap vermeye çalışmış.

    Cemaatlerin siyaset ve ticaret ile ilişkisi sorgulanır elbette ama böyle mi sorgulanir bilemiyorum. Hiçbir kesimin siyasi yada ticari faaliyetleri kisitlanamaz bana göre. Eğer meseleye böyle yaklaşılırsa müslümanlar siyaset ve ticaret yapamaza kadar gider bu.
    Bence meseleleri genel hukuk zemininde değerlendirmek lazım.( Gene yaptım ukaladığımı kusura bakma hocam)

CEVAP VER