Veysi Dündar eski başbakan Ahmet Davutoğlu’nun AK Parti manifestosuna aracılık ediyor (*)

0

(*) Ahmet Davutoğlu önceki gün yaptığı manifesto niteliğinde açıklamaları ile dikkat çekti. Uzun açıklamanın hazmı zor, başlıkları keskindi. Türkiye’nin seçilmiş son başbakanının muradını anlatmak için bu kadar uzun bir metin hazırlaması herşeyden önce takdire şayandır.

Ben Ahmet Davutoğlu’nu eleştirmek için bir çok başlık bulabilirim. Bu ifadelerini de çelişkiler yönünden masaya yatırabilirim. Ama hala bir AKP mensubu olarak AKP içinden görmediğimiz sarahat ve dikkatte, özenli ve kaygılarımızı paylaşan bir metnin öncelikle sıhhatli biçimde okunmaya ihtiyaç duyduğunu düşündüm. Bu vesile ile Sn. Davutoğlu ile adeta bir hayali röportaj yaptım. Uzun metnin içinden bana göre pekiştirme nitelikli yerleri çıkardım. Sn. Başbakanın yazdıklarına bir virgül dahi eklemedim. Bu şekilde bir söyleşi formunda hem metnin temel mesajlarını  hazmetme imkanını ben buldum, hem de gündemi takip edenler için bu şekilde bir özet imkanı yarattım. Bu hayali röportajım cevaplara soru sorarak ilerledi. Umarım Türk demokrasisine faydası olur.
Ben metnin her bölümünün uzun uzadıya irdelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bununla beraber kendi adıma hafta sonu Devlet Bahçeli’nin seçim analizinden kendine düşman üretme retoriğine dair bir AKP mensubunun dolaysız saptamalarını görmüş olmaktan da gayet memnunum. Bahçeli’nin celadetinden Ahmet Davutoğlu nasibini alır mı yoksa Bahçeli bu minvalde sükuta mı tahvil olur bilemem.
Bildiğim o ki, biz sadece düşünceleri ile var olanlar, Davutoğlu’nun söylediklerinden fazlasıyla bahtiyarız. İşin en ince noktası da budur.
Voltaire’in şiarı şiarımızdır : “Görüşlerinize katılmıyoruz ama ifade etmeniz için canımızı veririz.”

VEYSİ DÜNDAR (V.D.) Zamanın ruhundan ne anlıyorsunuz?
AHMET DAVUTOĞLU (A.D.) Önümüzdeki dönemde temel farklılaşma zamanın ruhunu kavrayarak bu ivmeyi yönetenler ile zamanın ruhundan koparak bu akışın içinde sürüklenenler arasında ortaya çıkacaktır.

V.D. AKP neden krize girdi?
A.D. 2013 yılında Gezi olayları ile başlayan, 17/25 Aralık komploları ile devam eden, çukur eylemleri ile tehlikeli boyutlara ulaşan ve nihayet 15 Temmuz hain darbe girişimi ile zirveye çıkan iç gerilimler ülkemizi vizyoner ve atılımcı pozisyondan reaksiyoner ve savunmacı bir pozisyona sürüklemiştir. Bütün bu süreci yönetebilecek yegane siyasi aktör konumunda olan partimizin de bu komplo süreçlerinde öncü rol oynamış bazı odakların milli iradeyi hiçe sayan tahrik ve manipülasyonları ile enerjisini kendi içinde tüketmeye başlaması hem iç ahengimizi sarsmış hem de vizyon üretme ve uygulama kapasitemizi daraltmıştır.

V.D. Neden bu konularda görüş bildirmek için bu zamanı beklediniz?
A.D. Değerlendirmelerimi ve endişelerimi Sayın Cumhurbaşkanımıza doğrudan sözlü ve yazılı olarak iletmiş, ancak kamuoyu ile paylaşmamayı tercih etmiştim. AK Parti’nin 2. Genel Başkanı ve ülkemizin halk tarafından seçilmiş son Başbakanı olarak bu sorumluluk bilinci ile TBMM’mizin kuruluşunun 99. Yıldönümü arifesinde görüşlerimi aziz milletimizle paylaşmayı kaçınılmaz bir görev addediyorum.

V.D. 31 Mart Seçimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

A.D. Başta hareketimizin kitleselleşerek iktidara yürümesinin önemli sembolleri olan ve çeyrek asırdır kadrolarımızın yönetiminde bulunan İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye başkanlıklarında alınan sonuç olmak üzere, partimizin toplumsal desteğinde görülen azalma gerçeğiyle yüzleşmek ve bunu sağduyulu bir şekilde değerlendirmek durumundayız.

V.D. AK Parti’nin misyonunu nasıl görüyorsunuz?
A.D. Her şeyden önce tekrar hatırlamak zorundayız ki AK Parti konjonktürel siyasi şartlarda ortaya çıkmış nevzuhur bir siyasi oluşum değildir. Geçmiş nesillerin emeği, ileriye doğru bakıldığında gelecek nesillerin umutları üzerinde yükselen bu hareket ikbal hesaplarına, gittikçe kabaran egolara ve kısır çekişmelere kurban edilmemelidir.

V.D. Bir siyasi hareketi oluşturan temel faktörler nelerdir?

A.D. Siyasi hareketleri ve partileri tarih sahnesinde başat aktör kılan beş temel unsur vardır: (i) kendi içinde tutarlı bir ilkeler ve değerler manzumesi, (ii) bu değerler manzumesinin ruhu ile uyumlu bir söylem, (iii) toplumun her kesimine açık bir sosyal ilişkiler ağı, (iv) bu ağı etkin bir şekilde yöneten sağlam bir teşkilat yapısı ve (v) zamanın ruhuna uygun politikalar geliştirilebilmesini sağlayan özgür düşünce ve ortak akıl.

V.D. AK Parti bu özelliklere tam olarak uyuyor mu?

A.D. Son yıllarda yaşananlar bu temel özelliklerde ciddi bir zafiyetin yaygınlaşmakta olduğunu ortaya koymuştur. Son olarak mahalli seçim sürecinde ve sonrasında her açıdan gözlenen savrulma ve dağınıklık aslında bu zaafiyetin yansımalarıdır.
V.D. Bunları biraz açar mısınız?
A.D. – Ben-merkezci kibirli bir dil ile tevazudan kopuş
-mahviyet vurgusu yaparken en küçük birimlerdeki siyasilerin bile adlarını verme yarışı içine girmeleri,
-sürekli görünür ve bilinir olma dürtüsüyle gündeme gelmek için her türlü çabanın gösterilmesi,
–kullanılan dil ile sergilenen tavır arasındaki uçurumun alabildiğine açılması,
-kutsal değerlerimizin siyasi çıkarlar uğruna hoyratça kullanılması,
-alınan görevlerin kişiye has olduğu unutularak bütün bir aile ve çevrenin etki kurma çabaları,
-siyasi rakip görülen kişilerin yıpratılması için sosyal medya operasyonları dahil her türlü iftiranın yaygınlık kazanması,

V.D. Bu durum partiye ne tür zararlar vermiştir.?

A.D. Son yıllarda partimizin insan-odaklı, insan haklarına dayalı, özgürlükçü, reformcu, kuşatıcı, kendinden ve geleceğinden emin siyasi söyleminin yerini devletçi, güvenlikçi, statükocu ve salt beka endişelerine dayalı bir söylem almıştır.

V.D. Siz devleti nasıl tanımlıyorsunuz?
A.D. Devlet milleti oluşturan insanların ortak iradesinin tecessüm etmiş halidir ve o irade olmadıkça varlığını sürdüremez. Devlet bizim dışımızda var olan değil, toplumu oluşturan bireylerin iradesiyle var olan bir siyasi organizma ve toplumdan meşruiyet aldığı ölçüde kalıcı olabilecek bir idari mekanizmadır. .

V.D. Seçim sonuçlarını somut olarak değerlendirdiğinizde ne tür saptamalar yapıyorsunuz?
A.D. Son seçimlerde alınan neticeler sahil kesimlerinden koparak İç Anadolu ve Karadeniz’e doğru daralan bir siyasal etkinlik alanına sıkışmakta olduğumuzu göstermektedir. İç Anadolu’da ise ittifak-içi dengenin partimiz aleyhine değişmekte olduğu bir vakıadır.

V.D. Bu daralma nasıl aşılır?

A.D. Bu toplumsal destek daralmasını durduracak en önemli faktör bulundukları sosyal doku ile kaynaşmış ve kritik süreçlerde dinamik bir rol üstlenmeye hazır bir teşkilatın varlığıdır. il başkanlarımızın ve teşkilatlarımızın devre dışı bırakılması teşkilatlarımızın derin vicdanında ciddi bir yara açmıştır.

V.D. Bunu biraz daha açar mısınız?
A.D. Partimizin kurullarının üstünde gören ve adeta paralel bir yapı gibi partiyi yönetmeye çalışan bir odağın ortaya çıkması ve partinin seçilmiş yetkililerini ve kurullarını devre dışı bırakmaya kalkışması teşkilat kurumsallaşmasının özünü sakatlamıştır. Öte yandan, halktan doğrudan yönetme yetkisi almış kişilerin parti kurullarında ve belediye meclislerinde atılan adımlarla önce yetkilerinin daraltılması sonra da görevden ayrılmak zorunda kalmış olmaları siyasetin kurumsallaşmasına darbe vurmuştur.

V.D. Bu noktada yapılması gereken nedir?
A.D. Partimizin kurumsal yapısı, teşkilatlarımızdan gelen önerilerin siyasete yansıtıldığı gerçek işlevine yeniden kavuşturulmalıdır. Partimiz ve ülkemiz, hırslarına esir düşmüş dar ve çıkarcı bir çevrenin ikbal kaygılarına terk edilemez; kurumsal yapısı güçlendirilmeli, istişare ve ortak akıl mekanizmaları etkin bir şekilde çalıştırılmalı, milletimizle olan bağımız tevazu temelinde yeniden inşa edilmelidir.

V.D. Seçim sonuçlarını olumlu bulmadığınızı anlıyorum; sizce burada ne tür eksikler var?
A.D. Seçim sonuçları, ittifak siyasetinin hem oy oranı hem de parti kimliği açısından partimize zarar verdiğini ortaya koymuştur. Partimiz, ittifak içi yarışta da ittifaklar arası yarışta da hedeflerine ulaşamamış, yönettiği bir çok belediyeyi kaybetmiştir.

V.D. İttifak siyasetinin buradaki rolünü biraz daha açar mısınız?
A.D. İttifak partimizi dar bir siyasi dile ve kimliğe hapsederek, ülkenin her bölgesini ve toplumun her kesimini kucaklayan özgün duruşumuza zarar vermiştir.

V.D. Bu aşamada nasıl bir vizyon çıkış sağlar?
A.D. Bu dönemde AK Parti kökten bir yenilenme süreci yaşarsa kaybettiği söylem ve politika dinamizmini yeniden kazanabilir. En önemlisi de hızla kaybetmekte olduğu moral üstünlüğü tekrar elde edebilir.

V.D. Ülkemizin gündemine dair konulardan biri de Başkanlık sistemi. Siz bu sistemi nasıl görüyorsunuz?

A.D. Cumhurbaşkanlığı sistemi ile birlikte gelen ittifak yapılanmaları beklenenin aksine siyasi yelpazedeki dağınıklığı gideremediği gibi siyasi kutupların oluşmasına ve toplumu bir arada tutan ortak değerlerin yıpranmasına yol açmış görünmektedir.

V.D. Beka söylemi için ne dersiniz?
A.D. Seçimlerde yarışanlar düşmanlar değil, siyasi rakiplerdir. Kazanan ise sandıktan kim çıkarsa çıksın milletimiz ve demokrasimizdir. Devletimizin bekasının temeli demokratik meşruiyettir. Ankara’da aslında hepimizi birleştirmesi gereken bir şehit cenazesinde gerçekleşen çirkin saldırıda yaşadık, herkesi demokratik düzen içinde hareket etmeye ve kutuplaştırıcı siyasi söylemlerden uzak durmaya davet ediyorum. b Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı kimliği taşıyan hiç kimse hiç bir makam ve güç sahibi tarafından tahkir edilmemeli; herhangi bir şekilde nefret söylemine muhatap kılınmamalıdır.

V.D. Hukuk düzenine dair eleştiriler için neler söylersiniz?
A.D. Sağlam bir adalet felsefesine dayanmayan hukuk yapısı saldırıya ve kaosa açık hale gelir. Hukuk güç biriktirme alanı değil, gücü denetleme ve ahlaki çizgiye getirme alanıdır. Yargının kontrol altına alınması çabası hangi gerekçeyle ve kim tarafından yapılırsa yapılsın en büyük suç olarak görülmelidir. Bir hakim ve savcı hüküm verirken ya da iddianame hazırlarken davanın mahiyeti ve nihai adalet ölçüsü dışında hiç bir kaygı taşımamalı ve hiç bir müdahale veya telkine maruz bırakılmamalıdır.

V.D. FETÖ ile mücadele için neler söylersiniz?
A.D. FETÖ ile tavizsiz verilmesi gereken mücadelede farklı kişilere farklı kriterler uygulanması, yürütülen mücadeleye zarar vermektedir. Bu konuda hukukun en temel ilkesi olan ‘suçların şahsiliği’ ilkesi özenle korunmalıdır

V.D. Yeni bir anayasa çözüm olur mu?

A.D. Türkiye’nin sivil, demokratik ve bütüncül bir anayasa ihtiyacı her zamankinden daha fazladır. Sistem değişikliğini içeren son anayasa değişikliği paketinin TBMM’ne sunulmasından hemen sonra kaygı ve önerilerimi sözlü ve yazılı olarak Sayın Cumhurbaşkanımıza da arz etmiştim. Ne yazık ki geçen sürede yaşadıklarımız bu endişelerimi haklı çıkarmıştır

V.D. Sizce çözüme giden ana yol nedir?

A.D. Bu muhasebede ilk başlamamız gereken nokta, hukuk devleti ilkesinin varlığı ve korunmasıdır. Hukuk devletinin korunabilmesi ise kuvvetler ayrılığı ilkesinin yeniden inşasına bağlıdır. Türkiye 12 Eylül Anayasasının yürütmede yol açtığı çift başlılıktan dolayı yönetim krizleri yaşamıştı. Yeni sistem bu sorunu çözmüş olmakla birlikte yürütmeyi yasama ve yargı karşısında baskın kılarak kuvvetler ayrılığı ilkesini zedelemiş, denge ve denetim mekanizmalarını işlevsizleştirmiştir. Kuvvetler ayrılığını garantiye almak üzere, yasama erki yürütme ve yargı erkleri karşısında dengeleyici bir otonomiye sahip kılınmalıdır. Bu çerçevede seçim sistemi ve siyasi partiler kanunu da tekrar gözden geçirilerek tek tek milletvekillerinin temsil gücü tahkim edilmeli ve yasama süreci içindeki etkinliği güçlendirilmelidir.

V.D. Son dönemde hasıl olan süreçler içinde bu bahsettiğiniz yapının tesisi nasıl mümkün olacak?

A.D. Devlet, daimiyetini sürdüregeldiği teamüller ve kurumlar üzerinden tarih sahnesine yansıtır. Bu teamüllerin ve kurumların değişen şartlara göre yeniden tanzim edilmesi tarihin doğal akışının getirdiği bir zorunluluktur. Devlet yeniden tanzim edilirken statükoculuğa dayalı kurumsal asabiyet terk edilmeli, ancak kurumsal kültür ve hafıza özenle korunmalıdır. Bu bağlamda devlet mimarimizin süreklilik arz eden en önemli özelliklerden birisi devlet başkanlığı makamının toplumun bütününü temsil etmesi ve her kesimi kucaklamasıdır.

V.D. Anladığım kadarıyla mevcut başkanlık yapısını revize etmenin gereğini vurguluyorsunuz…
A.D. Demokratik başkanlık sistemlerinde gözlendiği gibi Cumhurbaşkanının parti üyeliğine sahip olması bir sorun teşkil etmemekle birlikte genel başkanlık görevinin de aynı kişi tarafından yürütülmesi hem devlet işleyişi hem parti kurumsallaşması açısından sakıncalar doğurmaktadır. Cumhurbaşkanı’nın seçimlerin birinci derecede tarafı olarak toplumun en az yarısı ile psikolojik bir kopuş yaşamasına yol açmaktadır. Cumhurbaşkanlığı ile parti genel başkanlığı görevlerinin bir arada yürütülmesinin doğurduğu sakıncalar giderilmelidir.

V.D. Bu yapıda bakanlıkların da kimyası ile oynandı. Bunlara dair neler söylemek istersiniz?
A.D. Devlet mimarisinde kurumsal nitelikli yatay iletişim ve dikey hiyerarşik ilişkilerin yeniden tanımlanması, bakanlıkların sistem içindeki rolünün açıklığa kavuşturulması, politika kurullarının devlet mimarisi içindeki konumlarının belirlenmesi gibi hususlar netleştirilmedir.

V.D. Güvenlik politikaları iktidarın sürekli gündeminde. Siz bu konuda ne diyorsunuz?

A.D. Ordumuzun 15 Temmuz’da derin travmayı aşarak yeniden iç düzenine kavuşmuş olması her türlü takdirin üzerindedir. 23 Temmuz 2015’te PKK, DAEŞ ve DHKP-C’ye karşı, 17-25 Aralık 2013’teki komplolar ve 15 Temmuz 2016’daki hain darbe teşebbüsünden sonra da FETÖ’ye karşı başlattığımız haklı mücadele ara vermeksizin sürmelidir. Ancak, bu mücadele sırasında özgürlük-güvenlik dengesinin hassas ölçülerine özen gösterilmesi yürütülen mücadelenin geniş halk kesimlerince benimsenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Farklı görüş beyanının terörle özdeşleştirilmesi hayata büyük darbe vurmaktadır.

V.D. Bu noktada akla KHK’lılar geliyor.
A.D. Güvenlik endişelerinin son yerel seçimler sonrası kamu görevinden olağanüstü hal şartlarında mahkeme kararı olmaksızın ihraç edilenlerin ellerinden seçme ve seçilme gibi anayasal bir hakkı dahi almaya evrilmesi kabul edilemez. Böylesi bir keyfiliğin uzun vadede idari kararlarla nasıl yanlış uygulamalara sebep olabileceğini düşünmek bile istemiyorum. Anayasa herkes için temel bir metindir, keyfi şekilde yorumlanamaz.

V.D. Gelinen noktayı aynı zamanda düşünce özgürlüğüne Müdahale olarak görüyorsunuz galiba.

A.D. Düşüncelerini ifade eden gazeteci, akademisyen, kanaat önderi, siyasetçi kim olursa olsun hiç kimse işini kaybetme, yaftalanma, sosyal medya linci ve hakaret tehditleri ile karşılaşmamalıdır. Eleştiri ve fikirlerini ifade etme özgürlüğü sonuna kadar korunmalıdır.

V.D. Basın için neler söylemek istersiniz…
A.D. Özgür düşüncenin, eleştirinin temel unsuru olan ve gelişmiş demokrasilerde dördüncü kuvvet olarak nitelendirilen basın ise tek elden yönetilen bir propaganda aracı haline gelmiştir. Gerçek basın özgürlüğü demokrasimizin bağışıklık sistemidir.

V.D. Sivil topluma itibarı geri verilsin diyorsunuz…
A.D. Sivil toplumun gücü yüksek binalarda değil derin vicdanlarda tecelli eder. Katılımcı demokrasi, sivil toplumun siyaset kurumunu meşru yöntemlerle ve şeffaf bir biçimde etkilediği ve kamu yönetimini denetlediği bir ortamda gerçekleşir. Sivil toplumun devlete eklemlenmesi ve farklı kaygılarla görüş beyan edemez hale gelmesi sivil toplumun ruhunu ve vicdanını yok etmektedir.

V.D. Tekrar Akparti’ye dönersek… Siz bu noktada bir çıkış görüyor musunuz?
A.D. Siyasetin toplumumuz nezdinde tekrar itibar kazanmasında ana faktör partimizin siyaset literatürüne kazandırdığı en önemli şiarlardan birisi olan 3Y (yasaklar, yolsuzluk ve yoksulluk) ile mücadeleye yaptığı vurguydu. Bugün bu üç hedef konusunda da hangi konumda bulunduğumuzun samimi bir muhasebesini yapmaksızın siyasete yeniden itibar kazandırmak ve topluma yeni bir güven verebilmek çok güç görünmektedir.

V.D. Bu güçlüğün detaylarını belirtebilir misiniz?
A.D. Bir devletin yönetim etkinliğinin en öncelikli şartı siyasette ve kamu yönetiminde ehliyet ve liyakat unsurlarının esas alınmasıdır. Bunun aksine kamu yönetimde hısım ve akraba kayırmacılığının yaygınlaşması her türlü yozlaşmanın ve güç zehirlenmesinin hem en önemli sebebi hem de en çarpıcı göstergesidir . Devlet yönetiminde personel alımlarında kişinin kökenine, bölgesine ve şehrine odaklanılmasının önüne geçilmeli, istisnai atamalar açık ve şeffaf bir şekilde belirlenmelidir.

V.D. Ailelerin öne çıktığı yapılar görüyoruz…
A.D. Aile ilişkilerinin kamusal ve resmi alana yansıtılması da hem aile hayatına zarar vermekte hem de hukuki sorumluluk alanının dışına taşan ilişkilerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Siyasetçilerin ve kamu görevi yürütenlerin aile mensupları devlet imkanlarından yararlanmada ne özel bir ayrıcalığa sahip olmalıdır ne de yıpratıcı bir eleştiriye muhatap kılınmalıdır.

V.D. Şeffaflık diyorsunuz?
A.D. Siyasi etikle ilgili bütün bu konuların en kesin çözümü şeffaflık ilkesinin toplumsal hayatın her alanına egemen olmasıdır. Her türlü darbe girişimini engelleyecek en önemli unsur sivil toplumdan devlet kurumlarına, şirket yapılarından hayır kuruluşlarına, yerleşik geleneksel basın mecralarından sosyal medyaya kadar hayatın her alanında şeffaflığı egemen kılmaktır.

V.D. İhaleler konusu çok gündeme geliyor…
A.D. Kamu ihalelerinin toplumun bilgisi olmadan gerçekleşmesi, ihale kanunundaki istisnaların kanunun kendisini fiilen işlemez hale getirmesi, kamuoyunda devlet bütçesi ile yapılan işlerin sürekli aynı şirketlere verilmesi gibi yolsuzluk algısına yol açan olgular da acilen yüzleşilmesi ve gereğinin yapılması gereken hususlardır.

V.D. Kamu kaynaklarının kullanımında denetim şart diyorsunuz yani…
A.D. Kamu kaynaklarının denetime açık bir şekilde kullanımı, kamu imkanlarının kişisel çıkar ve şöhret için kullanılmaması ve kamu görevi üstlenenlerin özel hayatlarındaki ekonomik faaliyetler ile yürüttükleri kamu görevleri arasında çıkar çatışmasının olmaması gibi temel ilkeleri de kapsayan siyasi ahlak, şeffaflık, siyasetin finansmanı ve imar rantlarının vergilendirilmesi yasaları acilen çıkarılmalıdır.

V.D. Ekonomi için genel olarak neler söyleyebilirsiniz…
A.D. AK Parti’nin toplum nezdinde teveccüh görmesinin arkasında yatan en önemli başarı alanlarından biri ekonomi politikaları olmuştur. Bugün ne yazık ki bu alanda da geçmiş dönemde ulaştığımız seviyenin çok altında olduğumuzu görmekteyiz. Bunun en çarpıcı örneği ise 2018 yılındaki ABD doları cinsinden kişi başına milli gelirimizin 2007 yılındaki seviyesinin altına gerilemiş olmasıdır.

V.D. Krizin sebebi sizce nedir?
A.D. Yaşadığımız ekonomik krizin temelinde bir yönetim krizi yatmaktadır. Ekonomi politikalarıyla ilgili kararların gerçeklikten uzak, piyasanın uygulamalarına ve ekonomi biliminin yasalarına aykırı biçimde alındığı, uygulamalarda keyfî ve tarafgir davranıldığı kanaati yayılmışsa yönetime olan güven kaybolur.

V.D. Çözüm nerededir?

A.D. Ekonomik başarı için ön şart hukukun üstünlüğünün hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde sağlanmasıdır. Rekabetçi bir ekonomi ve girişimci dostu bir yatırım ortamı ancak öngörülebilirliğin sağlandığı, kuralların herkese eşit uygulandığı ve mülkiyet hakkının güvence altına alındığı bir ortamda kurulabilir. Bu ise yargının tarafsız, bağımsız, hızlı, etkin ve hepsinden önemlisi evrensel hukuka uygun işlediği hukuk devletinde mümkündür.

V.D. Ekonomide ciddi hataların varlığından söz ediyorsunuz…
A.D. Partimizin ekonomi felsefesi kurulduğu günden beri kurallı serbest piyasa ekonomisi olarak belirlenmiştir. Serbest piyasa ekonomisi, devletin ekonomiye doğrudan ve keyfî biçimde müdahale etmediği, fiyatların arz ve talep tarafından belirlendiği bir yapıdır. Son dönemde ekonomi yönetiminde alınan kararlarla serbest piyasa ilkelerinden uzaklaşılmaktadır. . Bu çerçevede bankaların mevduat ve kredi politikalarına doğrudan müdahale çözüm getirmez.

V.D. Bu bağlamda AB ile nasıl bir perspektif öneriyorsunuz?
A.D. Ekonominin bir boşlukta değil uluslararası bir ortamda seyrettiği de göz önünde bulundurularak AB ile 2016 yılında son aşamaya getirilmiş olan vize muafiyetinin ve Gümrük Birliği revizyonunun bir an önce hayat geçirilmesi ekonomimize yeni bir ivme katacaktır

V.D. Genel bir dağınıklıktan bahsediyorsunuz galiba?

A.D. AK Parti’nin ekonomik başarı hikâyesinin önemli bir bileşeni de geçmişte ekonomide kurumsallaşmayı sağlamış olmasıdır. Son dönemde devlet kurumlarındaki görevlendirmelerde ehliyet ve liyakat ölçütleri yerine başka özelliklerin tercih edilmesi, kamu kurumlarında kurumsal hafızanın ve kültürün korunmasını imkânsız hale getiren keyfîliklerin yaşanması kurumsallaşmaya büyük zarar vermiştir.

V.D. Bunu biraz daha detaylandırabilir misiniz? Kamu maliyesi alanında ne tür hatalar yapılmaktadır?

A.D. Kamu maliyesi milletin devleti yöneten kadrolara emanetidir. Toplumun genelinde son dönemdeki uygulamalarla, kamu yöneticileri hakkında israf ve aşırı gösteriş algısı oluşturan bir manzara sergilendiğini gözlemliyorum. Öte yandan faiz dışı kamu harcamalarında kaydedilen artış ve buna bağlı olarak ortaya çıkan bütçe açığının bir seferlik gelirlerle saklanmaya çalışılması da güveni sarsmaktadır.

V.D. Ekonomik verilerin sıhhati de sorgulanıyor…

A.D. Ekonomi ile ilgili kararlarda açıklanan verilere duyulan güven olmazsa olmaz bir unsurdur. Ne yazık ki son dönemdeki bazı uygulamalar verilere olana güveni sarsmaktadır. Ekonomi yönetiminde dürüstlükten büyük sermaye, itibardan büyük kredi olmaz. Ekonomi yönetiminin işleyişi acilen bu düstur doğrultusunda yeniden yapılandırılmalıdır.

V.D. Genel olarak ekonomi alanında yapılması gerekenler nelerdir?
A.D. Enflasyonu kalıcı olarak düşürmek, ekonomide öngörülebilirliği artırmak ve riskleri azaltmak, küresel sermayenin Türkiye’ye güvenle gelip yatırım yapacağı Türkiye’deki yerli sermayenin de dışarı çıkmak için yollar aramak zorunda kalmayacağı bir yatırım ortamı oluşturmaktır. Böyle bir ortamda faizler kalıcı olarak düşer, Türk lirası güç ve itibar kazanır.

V.D. Son olarak Türk halkına ve partinize mesajınız nedir?
A.D. Şimdi yapmamız gereken, zihinlerimizi özgürleştirmek, psikolojilerimizi yenilemek, toplumsal bağlarımızı güçlendirmek ve ortak geleceğimiz konusunda atılması gereken adımları atmaktır. Partimizin yöneticilerini ve ilgili kurullarını bütün bu konuları ve gelecek vizyonumuzu değerlendirmeye, geleceğe hazırlanmaya, kanaat önderlerimizi, aydınlarımızı ve her siyasi kesimden vatandaşlarımızı ortak vicdanımız, ortak aklımız ve ortak irademiz temelinde ortak geleceğimizi belirlemek için omuz omuza vermeye davet ediyorum. Gün devlet aklını, insan onuru ve millet vicdanı ile buluşturma günüdür.”

CEVAP VER