15 Temmuz gecesi ne oldu?

    0
    Abdurrahman Dilipak
    Yeni Akit

    15 Temmuz’u 16’ya bağlayan gece kim nerede idi, ne oldu. Bana kalırsa bu FETÖ’cülerin istismarını önlemek, şüphe uyandırmaya çalışan sorgulamalarını sona erdirmek için 15 Temmuz 12.00’den gece 24.00’e kadar olan 12 saatin kronolojisini çıkartmak gerek. Önce bunu yapalım da sonra 16’sı akşamına kadar da bu cetvel uzatılabilir.

    Bu sorumluluk Adalet Bakanlığına düşüyor.

    Aslında hikâye belli. Olayların akışında bir değişiklik yok. Ama isim, saat, şekil ve yer konusunda bir takım ayrıntılar söz konusu.

    Mesela Selvi’nin son yazısında MİT Müsteşarının Genelkurmay’a gidişi saat 18.00. Genelkurmay’dan 20.20’de ayrılıyor. 2 saat 20 dakika orada kalıyor. Çıkarken Başbakanı arıyor, 7 dakika sonra da Cumhurbaşkanını.

    Basit gibi gözüken bazı ayrıntılar, beraberinde birçok soru getirecek. Bilgilerin olaylarla senkronize olması gerek.

    Bunu gazeteciler değil, Adalet Bakanlığı araştırmalı. MİT, Cumhurbaşkanı, Başbakan aynı saati ve olayı doğruluyor mu?

    O gün yaşanan olayların sıcaklığı ile birçok şey unutulabilir, karıştırılabilir. Gerekiyorsa bilgilerin kontrol edilmesi, o zaman orada bulunan başkalarına da sorulması gerek.

    Bu konuyu Adalet Bakanlığı’nın yapması gerek diyorum, çünkü bu zaman bilgisi yargılamada çok işe yarayacak. İfadelerin doğruluğunu kontrol etmek için de bu bilginin büyük ve önemli bir rolü olacak.

    Sadece zaman cetvelinin hazırlanması değil, bu cetvelle ilgili mahkemede ifade veren tanık ve sanıkların beyanları ile de sürekli kontrol edilerek yargıya bilgi aktarmak gerek. Yoksa yarın bunlar temyiz sürecinde de başımızı ağrıtır. Uluslararası divanlarda da sıkıntıya sebeb olur.

    Bu zaman cetveli tüm 1. devlet protokolü için de uygulanmalı. Müsteşarlar ve süreçte kilit rol oynayan herkes için. Bazı siyasilerin ve bürokratların şaibeden kurtarılması için de bu iş artık bir mecburiyet halini aldı.

    Öyle basit bir çalışmadan söz etmiyorum. Bir grubun haftalarca çalışması ile hazırlanacak yüzlerce sayfalık bir dokümandan söz ediyorum.

    Mesela sosyal medyada hangi politikacı, hangi iş adamı, gazeteci, STK temsilcisi ilk tepkiyi ne yönde vermiş. Bunların bazıları sosyal medyada yayınlandı. Olay yerinden ilk çatışma bilgisi ne zaman geldi? Köşe taşlarını sağlama alırsak, ara dolguların bunlara uygun olup olmadığını daha kolay anlarız.

    Bakın FETÖ çetesi, sadece zihinleri bulandırmak için, kendi yalanlarını gerçeğin yerine ikame etmek için, bizimkilerden daha titiz çalışıyor.

    Tabi arkasında dev örgütler var ve bu işi başka ülkelerde denemiş bir sürü uzman çalıştırıyorlar yanlarında. “Rubin” ne güne duruyor, ya da “Strafor”. Bu biraz da onlar için bir “öz savunma” anlamına geliyor. Bu tür fitne – fesat işlerinde üstlerine yoktur. Çünkü bu iş tam olarak çözüldüğünde, ipin ucu kendilerine de gelir.

    Biz geç kaldık ama, hemen başlayabiliriz. Sonuçta gerçeğin peşindeyiz. Bu iş gazetecilerin gözlem ve izlenimlerinden ibaret kalmamalı. Namuslu, gerçeğin peşinde olanlar, namuslular kadar cesur, bilgili ve hızlı hareket etmiyorlarsa işleri zordur.

    Ben o gece, yani darbe teşebbüsünün olduğu gece Köyceğiz’deydim. Tam da Marmaris’le Dalaman’ın tam orta yerinde. Her iki tarafa da yaklaşık 20 km mesafede bir yerde “Darbeler ve FETÖ” diye bir konferans veriyordum. Bir hafta öncesi “Askeri şura öncesi bunların harekete geçeceğini” yazmıştım, bölge eşrafından Şadi Pirci de, bu konuyu açıklayan bir konuşma yapmam için davet etmişti. Beni kaldığım yerden 21.00 gibi aldılar, 21.30 gibi konuşmaya başlamış olmalıyım. Hanım da 21.45’de telefonla arayıp haber verdi konferans devam ederken. Daha sonra yarım saat kadar telefon görüşmesi ve kendi aramızdaki değerlendirmelerin ardından, önce WhatsApp’tan bazı arkadaşlarla temas kurmaya çalıştım, sonra Twitter’dan. Köprüdeki gelişmeleri Muhammed Binici’den, Genelkurmay’ın önündeki gelişmeleri Yusuf Kara üzerinden, Meclisteki gelişmeleri Yasin Aktay üzerinden, Emniyet’teki gelişmeleri Mustafa Gülcü üzerinden, TRT’de İstanbul’da ne olup bittiğini Tolga Ece üzerinden takip etmeye çalıştım. İlk halkı direnmeye çağıranlar Hamza Türkmen ve Fatih Tezcan’dı gördüğüm kadarı ile zaten Hamza Türkmen beni aradı, ben de Cevat Özkaya’yı aradım. Birçok arkadaşa ulaşamadım bu arada ya da sürekli meşgul çalıyordu. Herhalde beni arayanlar da bana ulaşamamışlardır.

    Toplantı saatini, yazıyı yazarken, tekrar Şadi Pirci’yi arayıp kontrol ettim. O da emin olmak için arkadaşlarını aradı. O günün sıcaklığı ile mesela ben toplantının daha erken başladığını düşünüyordum.

    Bu arada; bir türlü Beştepe ve Marmaris’le temas kuramadım. Size döneceğiz diyorlar, dönüş yok. Gülcü ile konuştuktan sonra, Beştepe’de telefona bakan kişiye “Ben de halkı sokağa çağırıyorum, eğer bana iletilmesi gereken bir cevap varsa ararsınız, ama artık ben aramıyorum” dedim.

    Şunu söyleyeyim, ben zaten bir ay önceden bir müdahale bekliyordum. Ama doğrusunu söyleyeyim böyle bir şey beklemiyordum.

    Yazının devamı için