‘Aday ittifakı’ yeterli mi; başkanlık seçimlerinde muhalefetin başarısı hangi koşullara bağlı?

    0
    Sencer Ayata
    T24.com.tr

    2019’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimini kazanabilecek muhalefet adayının kim olabileceği ve onu destekleyecek siyasi parti ittifaklarının nasıl oluşturulacağı büyük merak konusu oldu. Bunun en önemli nedeni cumhurbaşkanının yalnızca siyasi değil, toplumsal hatta ekonomik hayatı biçimlendirecek başlıca güç konumuna getirilmiş bulunması. Yapılan anayasa değişiklikleri sonucu cumhurbaşkanının devlet, siyasi partiler, üniversiteler, meslek örgütleri başta olma üzere tüm kurumlar üzerinde belirleyici ağırlığa sahip kılınmış olması.

    Adayın özellikleri ve siyasi ittifaklar kazanmanın zorunlu koşulu. Ama yeterli koşulu da değil. Muhalefetin başarısı, birçok koşula bağlı. Örneğin, siyasi partiler ve aktörler arasında temel konularda görüş ve hedef birliği sağlanmazsa kurulacak ittifaklar sağlam ve kalıcı olmayabilir. Diğer bir deyişle siyasi uzlaşmanın temelini oluşturacak ortak değerler ve ilkeler önceden belirlenmeli ve taraflarca benimsenmeli. Örneğin başkana verilen anti-demokratik güç ve yetkilerin kısıtlanması ve parlamenter sistemin yeniden tesisi konularında mutlaka anlaşma sağlanmalı.

    Her ne kadar artık adil seçim geleneğinden söz etmek mümkün görünmüyorsa da seçim sonucunu belirleyen esas unsurun yine seçmen tabanı olacağı kesinlikle unutulmamalı. Referandumda oluşan muhalefetin iki önemli özelliği var. Birincisi kazanmak için gerekli olan seçmen sayısının yarısına hatta yarısından fazlasına sahip olması. İkincisi ise sayısal çoğunluğa rağmen seçmen tabanının siyasi ve ideolojik bakımdan bölünmüşlüğü. Elbet yeni kazanılacak oy sorunu çok önemli ama bu tablo öncelikle mevcut oyları korumanın önemine işaret ediyor. O nedenle muhalefetin seçmen tabanındaki farklı unsurları bir arada tutacak ve onları mobilize edecek bir strateji ve toplumsal vizyona sahip olması büyük önem kazanıyor.

    Toplum ve kültür

    Önce iki önemli konuya dikkat çekelim. Son yirmi otuz yılda siyasi gelişmeleri dini ve etnik fay hatları ile kültürel kimlikler üzerine odaklanarak açıklama anlayışı hâkim olmuştur. Kültürel kimlikler toplumsal yapılardan ve toplum kesimlerinden ayrı hatta kopuk gibi düşünülmüştür. Bir önceki döneme damgasını vuran toplumsal yapı ve sosyal sınıf odaklı bakış ise büyük ölçüde terk edilmiştir.
    Bu yaklaşımın siyasi süreçleri anlama bakımından önemli eksiklikleri bulunmaktadır. Çünkü bu yeni bakış sosyo-ekonomik süreçlerle siyasi/kültürel oluşumlar arasındaki çok yönlü bağlantıları ve etkileşimleri gözden kaçırmamıza neden olmaktadır. Bu etkileşimleri dikkate almadan geliştirilecek seçim stratejileri eksik ve yanlış olacaktır.

    İkinci konu mevcut siyasi iktidarın seçmen tabanına bakışı ile ilgili. AKP bir yandan kendisine oy veren seçmenleri toplumun kendisi ve bütünü gibi göstermeye çalışmaktadır. Diğer yandan muhalefete oy veren diğer yarısını adeta toplumdan saymamakta, onların toplumdaki yerini, işlevini, rolünü yok addetmektedir.

    Yazının devamı için