Akın Öztürk tam olarak ne yapmaya çalışıyor?

    0
    Mehmet Acet
    Yeni Şafak

    etö’nün 15 Temmuz darbe kalkışmasının merkezi olarak kullandığı Akıncı Üssü ile ilgili 486 sanıklı dava, dikkat çekici gelişmelere sahne oluyor.

    Kalkışmanın en yüksek rütbeli sanığı Akın Öztürk’ün çarpraz sorgusu sırasında olup bitenler bile başlı başına, radarlarımızın antenlerini Sincan’a çevirmemizi gerekli kılıyor.

    Akın Öztürk belli ki avukatlarıyla paslaşarak davanın gidişatına etki edeceğini düşündüğü bir strateji belirlemiş.

    Avukatları hedef kişileri zan altında bırakacak sorular soruyor, o da bu paslaşmaya yüzde yüz uyum sağlayarak mahkeme heyetini etkilemeye çalışıyor.

    Amerikan filmlerinde “Başka sorum yok sayın yargıç” diye biten replikler var ya hani, onları hatırlayın, ne demek istediğimi anlarsınız.

    HEDEF KİŞİLER HULUSİ AKAR /ABİDİN ÜNAL

    Önceki gün yapılan 5’inci celsede, Akın Öztürk ve avukatlarının iki önemli ismi hedef tahtasına koyduklarına tanık olduk.

    Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve 30 Ağustos’ta emekliye ayrılacak olan Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal.

    Akın Öztürk, Genelkurmay Başkanı Akar’ın kendisi hakkında başta olumlu düşündüğünü ama sonra bundan vazgeçtiğini söylüyor.

    Çapraz sorguda, Çankaya Köşkü’nde yapılan bir toplantıya atıf yapıp, Başbakan’ın da bulunduğu o toplantıda Akar’ın “Siz ne diyorsunuz, gidin ya” diyerek kendisini savunduğunu anlattı.

    AKIN ÖZTÜRK’ÜN İPLİĞİNİ PAZARA ÇIKARAN İSİM: ABİDİN ÜNAL

    Akın Öztürk’ün sanık avukatlarıyla paslaşmasında ismi geçen ikinci kişi, 15 Temmuz gecesi Hava Kuvvetleri Komutanı olan, son YAŞ toplantısında görev süresi diğer kuvvet komutanları gibi uzatılmayan, bu nedenle 30 Ağustos’ta emekliye ayrılacak olan Abidin Ünal.

    Akın Öztürk’ün avukatlarıyla birlikte Ünal’ı bilinçli bir şekilde hedef tahtasına koymasının anlaşılabilir bir nedeni var.

    Kendisinin ipliğini pazara çıkaran, darbedeki rolünü ifşa eden ismin Hava Kuvvetleri’ndeki halefi Abidin Ünal olduğunu en iyi o biliyor.

    Ünal, 16 Temmuz günü “Geçmiş olsun” demek için telefon eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Akın Öztürk’ün darbenin Cemal Gürsel’i olmak istediğini söylemişti.

    27 Mayıs sonrası darbeyi yapanlar “Bize bir baş lazım” diyerek İzmir’de emekliliğini bekleyen Cemal Gürsel’i Ankara’ya getirmişlerdi ya.

    Akın Öztürk’e düşen rol de, 15 Temmuz’u yapanlara “Baş olmak”olacaktı.

    Sincan’daki duruşmaların 5’inci celsesinde Akın Öztürk’e sanık avukatlarından biri şöyle bir soru soruyor:

    “O gece saat 02.30-03.00 sularında elleri cebinde koridorlarda rahatlıkla dolaşan biri daha var. Abidin Ünal. O dışarıdayken sizin burada olmanız çelişki değil mi?”

    Soruya Öztürk’ün verdiği yanıt;

    “Çelişki. Aramızda bir fark yok. Kaldı ki, ben ellerim cebimde rahatlıkla dolaşmadım. Çok endişeliydim. O yüzden bana yapılan bu ithamlar yanlış”

    Şeklinde.

    ABİDİN ÜNAL 15 TEMMUZ’DA NE YAPMIŞTI?

    Abidin Ünal İstanbul’da Moda Düğünevi’nde derdest edildikten sonra Akıncı Üssü’ne diğer bazı komutanlar gibi elleri, yüzü, ayakları bağlanmadan getiriliyor.

    Bu doğru.

    O gece Akıncı Üssü’nün koridorlarında Akın Öztürk ile yan yana yürürken çekilmiş ‘kelepçesiz’ görüntüsü olduğu da doğru.

    Peki bu durum kendisini darbe şüphelisi yapar mı?

    Ünal’ın o gece darbe başladığı anda aldığı pozisyon bilinmese, evet belki bu bağlamda bir takım sorular sorulabilirdi.

    Darbe haberini aldıktan sonra ne yaptı?

    Bir şey yapabildi mi, yoksa hemen derdest mi edildi?

    İkinci Ordu komutanı ve daha pek çok generalin yaptığı gibi “Kim kazanacak bir görelim hele” diye beklemeye mi geçti?

    “BU BİR DİVAN-I HARP SUÇUDUR”

    Akın Öztürk’ün yukarıda geçen suçlamalarını görünce, Ünal’ın 15 Temmuz’dan sonra mahkemeye verdiği ifadeye tekrar baktım.

    Yukarıda sorduğum soruların net bir cevabı var.

    Darbe için düğmeye basıldığından haberi olduğu anda Abidin Paşa, Moda Düğünevi’nde bir salona geçiyor, orada bulunan 24 Havacı generali topladıktan sonra “Bu bir Divanı Harp suçudur” diyerek net bir tutum alıyor.

    Emri altındaki generallere havadaki uçakları indirmeleri, yerdeki uçakların havalanmalarını engellemeleri için emirler veriyor.

    “Diyarbakır’daki uçağın kalkmasını engelleyemedim” diyen oradaki bir generalin darbeci olduğunu fark edince “Allah belanı versin” diye bağırıyor.

    Bütün bunlar darbenin ilk saatlerinde yaşanıyor.

    Yazının devamı için