Alerjik tepkiler

    0
    Hakan Albayrk
    Karar

    Bugün Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplanıyor. Aslında beş gün sonra toplanacaktı ama Irak Kürdistan Bölge Yönetimi’nin (IKBY) 25 Eylül’de düzenlemeye hazırlandığı bağımsızlık referandumu münasebetiyle toplantı erkene alındı. Masadaki en önemli konu, referandumdan vazgeçmemesi halinde IKBY’ye uygulanacak olan yaptırımlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediğine göre bunlar “sıradan olmayacak”. Demek ki can yakıcı adımlar planlanıyor. IKBY Başkanı Barzani’nin bu sayede geri adım atması umuluyor.
    Barzani yaptırım tehditlerine rağmen geri adım atmaz ve bu tehditler kuvveden fiile çıkar ise, Türkiye, Katar’dan sonraki en yakın dost ve müttefiki olan IKBY ile sonu belirsiz bir sürtüşmeye girer. Bu sürtüşme, Dicle-Fırat havzasında kazandığımız çok önemli bir mevzii kaybetmemize yol açabilir. O mevzi, dost olmayan unsurların eline geçebilir. Diyelim ki Barzani geri adım attı; o takdirde bile, Barzani ve taraftarlarının içinde kalan ukde yüzünden, Türkiye-IKBY ilişkileri zehirlenecektir.

    Yol yakınken dönmeyi öneriyorum. Devlet erkânı, bugünkü MGK toplantısında, ‘O kadar yüksek perdeden konuşup büyük bir beklenti oluşturduktan sonra dönmemiz mümkün değil. Bu toplantıda dananın kuyruğunu koparmazsak karizmamız çizilir’ düşüncesine kapılmadan, Türkiye ile IKBY arasındaki iyi münasebetlerin stratejik önemine uygun bir tavır sergilese, yaptırım konusunu geçiştirse veya bu konuda en kötü ihtimalle yasak savmak babından bir şeyler söylemekle yetinse ne güzel olur. Ufak bir ‘mahcubiyet’ olacaksa da olsun. Türkiye’nin selametinin yanında ne ehemmiyeti var?

    IKBY ile iyi münasebetleri korumak ve geliştirmek, ki ileride IKBY’nin yerini alabilecek olan bağımsız Kürdistan devletinin dostluğunu şimdiden ‘garantilemek’ anlamına da gelir bu, Türkiye’nin selameti için ‘olmazsa olmaz’ mesabesindedir.

    ***

    Bugünkü MGK toplantısının IKBY ile ilgili faslında gözetilmesi gerektiğini düşündüğüm bir husus daha var:

    IKBY’deki bağımsızlık referandumuna, orada bağımsız bir Kürdistan devletinin kurulması fikrine, Kerkük’ü o devlete dahil etme arzusuna, hatta tek başına “Kürdistan” kelimesine bile gösterilen menfi tepkiler genellikle ‘alerjik reaksiyon’a benziyor ve pek çok Türkiyeli Kürt üzerinde (de) tahkir etkisi yapıyor. Basın-yayın organlarında ve hele sosyal medyada söz konusu ‘alerjik reaksiyonlar’ had safhada. Bazı muhalefet partilerinde de öyle. Hükümet, devlet, bilhassa Erdoğan bu sevimsiz resme girmemeli. (Diyarbakır’daki tarihî Erdoğan – Barzani – İbrahim Tatlıses – Şivan Perver buluşmasında verilen harikulade Yeni Türkiye resmi vardı ya, işte o resmi ihya etsinler. Korkulara, vehimlere, seçim hesaplarına kurban etmesinler o resmi.)

    Irak’taki durum Türkiye’dekinden tamamen farklı. Suriye’dekinden de tamamen farklı. Oranın kendine özgü şartları, IKBY’nin bağımsız Kürdistan devletine dönüşmesini kaçınılmaz kılabilir. ‘Tartışmalı bölgeler konusunda uzlaşma sağlanmadan bu bölgeleri de Kürdistan devletine dahil etme çabası yanlış olur, bölge halkları için büyük riskler doğurur’ gibi şerhler elbette düşülmeli ama ‘Bağımsız Kürdistan hiçbir kayıt ve şart altında kurulamaz!’ diye kestirip atılmamalı. Aynı şekilde, Kerkük’te Türkmenler ve Araplar aleyhinde demografik dümenlerin çevrilmesine itiraz edilmeli ama ‘Öz be öz Türk şehri olan Kerkük asla Kürdistan toprağı olamaz!’ diye kestirip atılmamalı.

    Türkiyeli olmaktan mutluluk duyan, Türkiye’yi bölmeyi aklının ucundan bile geçirmeyen, PKK’nın “demokratik özerklik” davasına da itibar etmeyen, Kuzey Irak’ta bağımsız Kürdistan’ın kurulmasına ise sıcak bakan Kürt arkadaşlarım soruyor, ben de onlarla beraber soruyorum:

    “Türkiye var, Arabistan var, daha birçok Türk ve Arap devleti var; Kürdistan niye olmasın?”

    “Türkler, Araplar ve Farslar devlet kurabilir ama Kürtler kuramaz, öyle mi? Kürtleri tahkir etmek değilse nedir bu?”

    Yazının devamı için