Bilecik ve Şeyh Edebali

    0
    Hadi Önal
    İstiklal gazetesi

    Yeşil dağların arasında sıcak bir ana kucağı sarıp sarmalayınca sizi, anlarsınız o zaman Ertuğrul Gazi’nin otağı Bilecik’te olduğunuzu. Huzurun ve güvenin kentidir Bilecik… Osmanlı medeniyetinin doğuşuna ev sahipliği yapmış; kuruluş ve kurtuluşun beşiğidir, Bilecik. Marmara Bölgesi’nin güney doğusunda dört bölgenin; Marmara, Karadeniz, İç Anadolu ve Ege Bölgeleri, kesiminde yer alır. Sakarya ırmağının etrafındaki göletleri ve zengin mermer yatakları ile tanınır. Bu şehre asıl değer kazandıran şüphesiz ki tarihidir. Cihanşümul Osmanlı Devleti’nin tohumunun atıldığı, filizlendiği, boy vererek serpildiği Bilecik ile ilçeleri; Bozüyük, Söğüt, İnhisar, Gölpazarı, Osmaneli, Pazaryeri ve Yenipazar’ın hemen her karış toprağında Osmanlı ruhu hâlâ bütün ihtişamı ve canlılığı ile yaşamaktadır. 

    Hey gidi Hayme Ana; “boyundan, soyundan olsun olmasın insanlara âdil davran. Adaletten ayrılma ki, insanlar birlik ve dirlik kazansın.”, diyen bu Türk anası, öğüdü ile birlikte oğlu Ertuğrul Gazi’den buraları yurt tutmasını isterken kim bilir neler hissetmiş neler düşünmüştü.
    Bilecik’in güneyinde kayalık ve dik yamaçlı vadideki bir alana kurulmuş olan Orhan Gazi Cami’si, Osmanlı tarihinin ilk kubbeli dini mimari örneğidir. Cami I. Beyazıt tarafından dedesi Orhan Gazi hatırasına yaptırılmış. Duvarları kesme taş ve tuğla olan caminin kubbesi sekizgen kasnak görünümünde ve mekânın ortasında yer alıyor. Orhan Gazi Cami’sini bu güne kadar sayısız camilerden ayrılan yönü ilk ve asıl minaresinin camiden ayrı bir mekânda oluşudur. Minare, ana binanın 30 metre uzaklığında bir kayanın üzerine inşa edilmiş. Caminin büyük çapta onarımını 1905 tarihinde II. Abdülhamit yaptırmış. Yunan işgalinde ağır hasar gören Orhan Gazi Camisi daha sonraları yeniden onarılmış. Kubbesi kurşunla kaplı olduğundan halk arasında bu camiye kurşunlu cami de denmektedir.
    Orhan Gazi Camisinin doğusundaki dik basamaklar, Şeyh Edabali Türbesine uzanır. Şeyh Edebali, üç kıtaya İslam’ın adaletini, nurunu ve huzurunu taşıyan Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda hemen akla gelen isimlerin başında yer alır. Küçük bir külliye durumunda olan Şeyh Edebali türbesi; bir avlunun çevrelediği biri büyük iki ayrı oda ve bir makamdan oluşmaktadır. Avludan türbeye giden yol üzerinde Ertuğrul Gazi’nin oğullarına vasiyetini bildiren bir levha vardır.
    “Bak oğul! Beni kır, Şeyh Edebali’yi kırma. O, bizim boynumuzun ışığıdır. Terazisi dirhem şaşmaz. Bana karşı gel ona gelme… Bana karşı gelirsen üzülür, incinirim; ona karşı gelirsen gözlerim sana bakmaz. Baksa da görmez olur. Bu dediklerimi vasiyetim say!”
    “Beni kır; ama Edebali’yi kırma; çünkü o, boyumuzun bilgesi.” İşte Ertuğrul Gazi, işte bir obadan imparatorluğa yürüyecek olan bir devletin temel taşlarını döşeyen bir babanın ilme, ilim adamına verdiği değer…
    Şeyh Edebali ne demiş damadı Osmanlı imparatorluğunun kurucusu Osman Gazi’ye; “Ey oğul, artık Bey’sin!
    Bundan sonra öfke bize, uysallık sana.
    Güceniklik bize, gönül almak sana.
    Suçlamak bize, katlanmak sana.
    Acizlik bize, hoş görmek sana.
    Anlaşmazlıklar bize, adalet sana.
    Haksızlık bize, bağışlamak sana…
    Ey oğul,
    Sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz.
    Şunu da unutma; insanı yaşat ki devlet yaşasın.
    Ey oğul,
    İşin ağır, işin çetin, gücün kula bağlı…
    Allah yardımcın olsun…
    Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın!
    Ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgârında savrulur gidersin.
    Öfken ve nefsin bir olup aklını yener.
    Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın!
    Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi değildir.
    Bütün bilinmeyenler, fethedilmeyenler, görünmeyenler, ancak sen faziletli ve ahlaklı olursan gün ışığına çıkacaktır.
    Ey oğul!
    Ananı, atanı say! Bereket büyüklerle beraberdir.
    İnancını kaybedersen, yeşilken çöllere dönersin.
    Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma!
    Gördüğünü görme! Bildiğini bilme!
    Sevildiğin yere sık gidip gelme!
    Ey oğul!
    Üç kişiye acı:
    Cahil arasındaki âlime, zenginken fakir düşene ve hatırlı iken itibarını kaybedene…
    Ey oğul!
    Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
    Haklıysan mücadeleden korkma!”