Demokrasi için illa İslami bir temel aramaya ihtiyaç var mı?

    0
    Mehmet Ocaktan
    Karar

    Bir okurum geçen yazımdaki ‘Şura’ örneği konusunda haklı bir eleştiride bulundu. Diyor ki: “Nedense demokrasi konusu hep ŞURA kurumuna benzetilerek izah edilmek istenir. Bir kere demokrasi insanların yaşadıkları tecrübeler sonunda yöneten ve yönetilen arasındaki ilişkinin ne olması gerektiği sorusunun cevabı sadedinde üretilen sistemin adı.. Ama bunu sadece şura yönü ile izah eksiktir. Bir kere şurada muhalefet yoktur. Ama Müslümanların ilişkilerinde pratikte vardır.. Ve bu olgu önemsenmiştir. Ancak nedense iş devlet yönetim işine geldiğinde kurum olarak sistem içinde yer verilmemiş.. Üstelik muhalif tavırlar küfür ve mürtedlikten tutun da daha düşük derecede ithama muhatap edilerek pasifize edilmiştir.. Oysa sahabe ve Peygamberimiz arasında geçen değişik konulardaki ihtilaf/muhalif tavırlar kaynaklarımızda var. Yani işin esas ve özünde muhalefet olgusu var.”

    ***

    Hemen belirtmekte yarar var, ben demokrasiye İslami bir referans aramak niyetinde değilim. Zira demokrasi esas itibariyle bir yönetim biçimidir. Oysa İslam evrensel bir dindir. İslam’ın herhangi bir yönetim modeli, rejim tarifi ve talebi yoktur. Din açısından önemli olan, adaletin sağlanmasıdır, hakikatin ve doğru olanın hakim olmasıdır, zulmün ortadan kaldırılmasıdır. Dolayısıyla nasıl bir siyasi modeli seçeceklerine, yani krallıkla mı, padişahlıkla mı yoksa demokrasiyle mi yönetileceklerine insanlar kendi özgür iradeleriyle karar verirler.

    Hal böyleyken, Kur’an’ın “Şura ve istişare” ilkesine işaret ederek illa da demokrasiye referans aramanın zorlama bir gayretten öte bir ifade etmeyeceği açıktır. Her ne kadar dört başı mamur bir uygulama örneği olmasa da, özellikle dört Halife döneminde başvurulan ‘Şura’ sistemi o günün şartlarındaki küçük ölçekli site devleti modelinde hukuksal bir anlam ifade ediyordu. Zaten ‘Şura’ sistemi sonraki dönemlerde yönetimleri denetleyen, dengeleyen, hatta görevden alabilen anayasal bir yapıya dönüştürülemediği için sadece o döneme has bir uygulama olarak kaldı.

    Dolayısıyla günümüzün İslam toplumlarında aydınların, ulemanın zaman zaman, “Demokrasi en kamil manada İslam’da vardır, Batı’nın icat ettiği demokrasiye ihtiyacımız yok” benzeri tartışmalarının yaşadığımız dünyanın gerçekleriyle çok da örtüştüğünü söylemek maalesef mümkün değildir. Ayrıca “Demokrasinin en mükemmeli İslam’da zaten vardır” benzeri söylemlerle tarif edilmeye çalışılan, tarih içinde ete kemiğe bürünmüş, yani hayata geçirilmiş bir İslam devleti modeli de yoktur.

    Abdulvahhab el-Efendi “Nasıl Bir Devlet?” adlı eserinde bu konuda çok dikkat çekici bir tespitte bulunuyor: “Yıllardır var olagelen ve değişmeye devam eden, insanlara somut faydalar veren demokrasiler, halifelik hakkındaki yüzyıllardır süren bir tartışmanın kurbanı yapılıp göz ardı edilemez. Ve İslami kaynaklar  (şura, icma vs.) üzerinden, demokrasi için dolambaçlı, anlaşılması güç meşrulaştırmalar yapmaya gerek yoktur. Çünkü apaçık gerçek şu ki, demokratik düzen, kıyaslanamayacak ölçüde despotizme, tek adama dayalı ya da kliklere dayalı düzene tercih edilir. Ve demokrasinin dile getirdiği değerler, İslam ile uyum halindedir. İslam, asırlardır insanoğlunun benimsediği değerlerden farklı bir söylemle gelmedi. Ve insanoğlunun değerlerine, yeni ya da alışılmadık tanımlar getirmedi.”

    ***

    Aslında bütün bu tartışmaların ötesinde günümüzde Müslümanlar açısından önemli olan, İslam’ın evrensel mesajını yaşadığımız dünyanın diliyle insanlara ulaştırabilmektir.

    Yazının devamı için