Geçici iyileşmelere aldanmayalım, sorun çok büyük

    0
    Alaattin Aktaş
    Dünya

    ABD ile yaşanan vize restleşmesinden sonra önceki gün piyasalarda ortaya çıkan sert dalgalanma dün yerini daha ılımlı hareketlere bıraktı.

    Sanki toplum olarak manik depresif durumdayız. Önceki gün piyasalar adeta çakılınca “Eyvah” diye zıpladık; dün ise biraz iyileşme oldu ya, bu kez de “İşte canım, vizenin etkisi de neymiş, bir günde geçiverdi” demeye başladık.

    Bir gün dünya batmış gibi davranırken, ertesi gün dünyanın en mutlu ülkesi olabiliyoruz, özgüvenimiz adeta tavan yapıyor.

    Ama vatandaş bu düşünceye durup dururken varmıyor ki… Bu duruma biraz da siyasetçilerimizin hiç değişmeyen bir ezberi katkı yapıyor.

    Vize krizi patlak verince siyasetçilerimizin bu tür durumlarda her zaman sergiledikleri “Bize bir şey olmaz” yaklaşımına yine tanık olduk:

    “Türkiye ekonomisi sapasağlam ayakta…”

    “Bizim gelişmemizi istemedikleri için böyle davranıyorlar…”

    Sanki biz ABD’ye herhangi bir konuda, özellikle de ekonomik alanda rakibiz de ABD bu yüzden vize kararını aldı!

    ***

    Türkiye ekonomisi zaten bir dizi sıkıntı içinde. Varsayalım ki hiçbir sıkıntımız yoktu, her şey yolunda gidiyordu, ABD ile yaşanan bu kriz bile tek başına büyük öneme sahip bir sorundur.

    Bakmayın öyle bir gün iyileşen piyasalara… Büyük resmi görmek gerekir. Bu iyileşme birkaç gün de sürebilir. Önemli olan genel eğilimdir ve o eğilim de bize ne yazık ki olumlu işaretler vermemektedir.

    ***

    Türkiye ekonomisi bu yıl geçen yılın yarattığı baz etkisiyle görece yüksek sayılabilecek bir büyümeye erişecek. Hatta daha önce de yazdık, üçüncü çeyrekte çift haneli rekor bir oran bile görebileceğiz.

    Ama ya sonra, ya 2018 yılında? Tasarrufların yeterli olmadığı bir ülkeyiz ve dış tasarrufları çekmek durumundayız. Böyle Avrupa ile didişerek, ABD ile adeta ipleri koparma noktasına gelerek hangi ülkelerden fon sağlayabileceğiz… Ya da sağlayacağımız bu fonların maliyeti eskiye göre ne kadar artacak…

    ***

    Herhangi bir gerilim sonrası gözler doğrudan döviz kurundaki artışa çevrilir. Hepimiz biliriz ki kur yükseldi mi bunun bir dizi olumsuz sonuçları olur. Eli kulağındadır, bugün yarın akaryakıta zam gelecektir örneğin.

    İlgisi olsun olmasın, kurdaki artış fiyat artışları için zemin yaratır, herkese sözde haklı bir gerekçe sunar. Bir mal ya da hizmetin fiyatının arttığından söz etseniz, alacağınız karşılık bellidir: “Ne yapalım dolar arttı…”

    Kur artışından en çok etkilenecek kesim özel sektördür. Özel sektörün yurtdışından sağladığı kredi temmuz ayı itibariyle tam 273 milyar dolar. Bu tutarın 214 milyarı uzun, 59 milyarı kısa vadeli.

    Bir de finansal kesim dışında kalan reel sektörün net döviz açığını unutmamak gerek. Reel sektörün temmuz ayı itibariyle 109 milyar dolarlık döviz varlığına karşılık 320 milyar dolarlık döviz borcu bulunuyor.
    Yani net döviz pozisyonu negatif 211 milyar dolar.

    ***

    Döviz kurundaki artış kadar, hatta zaman zaman ondan daha da önemli olan bir başka gösterge ise ikinci planda kalır. İkinci el tahvil bono piyasasındaki faizden söz ediyoruz. Yaşanan olumsuzlukların dönüp dolaşıp bir süre sonra faizi yukarı iteceğini biliriz bilmesine de, Hazine faiziyle pek ilgilenmeyiz.

    Yazının devamı için