Hassasiyetlerimize ne oldu?

    0
    Remzi Çayır
    Milli Gazete

    İki binli yılların başında, idealizm, fedakârlık, insaniyet, başkaları için yaşama sevdası levhalaşmış, hayatımızda yer bulmuştu.

    Haram helal… Doğru yanlış. Kur’an’ın emirleri, yasakları temel ölçüydü.

    Bizimkiler, parayla, pulla… Makamla, mevkiiyle tanışınca… Güce erişince. Yukarı katlardan zemin katlara kuşbakışı nazar atınca zincir koptu.

    Önce kendimizi başkalaştırdık, değişik hallere soktuk… Gücü kendimizden sadır oluyor sandık, hayal tüneline girdik. Vardığımız yerde, her türlü imkân, her türlü renklilik ve grilik başımızı döndürdü.

    Dün eleştirdiğimiz, fena diye tasvir ettiğimiz ne varsa, hayatımıza hâkim oldu. Dünle, gerçek yolculuğumuz birbirine karıştı. Film koptu aslında.

    Dünü bile hatırlamaz olduk.

    Hâlbuki dün… Davamız vardı. Kur’an’ın işaretleriyle kendimize gelecek kuruyorduk, kurmaya çalışıyorduk.

    Başkasının acısını acımız biliyorduk. Bosnalı müslümanlar, Filistinliler… Afganlı mülteciler, Irak’taki zulüm, bizim meselemizdi.

    Geceleri, sabahları, ümmetin problemlerini gündemde tutardık.

    Siyaseten zengin olmuşlara yüzümüzü çevirir, dürüst, dik duruşlu, inançla yolculuğa devam edenlere hürmet ederdik.

    Ya şimdi?

    Artık, ölçüler kayboldu. Hassasiyetlerimiz yerle bir oldu.

    İktidarın oturduğu yerde esen rüzgârlar, bizi başkalaştırdı. Bu değişim serüveni bir günde, bir ayda olmadı… Yavaş yavaş… Tedricen, kıdımkıdım zehirlendik aslında.

    Fark ettik mi?

    Hâlâ uyanmadığımızı söyleyebilirim.

    Ulaşıp ulaşmamak mühim değildi, ancak bir hayalimiz vardı. Umudumuz, inancımız, masalımız, hikâyemiz vardı.

    Ya şimdi?

    Yazının devamı için