“Hayatın ve Aşkın Yasaları” yalandır!

    0
    Fatma Barbarosoğlu
    Yeni Şafak

    Avrupalıların bilincinde bir Akdeniz öfkesi var mı diye düşünmeye başladım. Bunu düşünmeme sebep üst üste okuduğum iki roman oldu.

    İlki Connie Palmen’in Yitik Ruhlar Irmağı’nda çıktı karşıma. Yitik Ruhlar Irmağı, yazarının da anlatıcısının Connie Palmen olduğu bir roman. Yazar  okuyucunun otobiyografik bir roman okuduğunu düşünmesini sağlayacak şekilde kurgulamış romanını. Palmen, yeni çıkan romanı Hayatın ve Aşkın Yasaları’nın tanıtım toplantılarında tanıştığı radyo programcısı Ischa Meier ile ilerleyen arkadaşlığını, kitabın tanıtım toplantıları için birlikte yaptıkları Amerika seyahatini, günlük hayatın sıradanlığı içinde anlatıyor kitapta. Yani biz bu romanda  yazarın bir önceki romanı olan Hayatın ve Aşkın Yasaları‘nın tanıtım toplantılarına, yurt dışı programlarına, başka dillere çevrilme aşamalarına tanık oluyoruz.

    Yitik Ruhlar Irmağı romanı, daha önce yayınlanmış olan Hayatın ve Aşkın Yasaları ile daha sonra yayınlanacak olan Arkadaşlık romanının nasıl yazıldığına nasıl okunduğuna dair bilgileri bir arada veriyor.

    Nuri Bilge Ceylan sinemasının kamerayı hayatın ortasına, durağanlığın içine yerleştiren tarzı edebiyatta da karşılığını buluyor. Mesela anlatıcı kadın yazar ile sevgilisi Amerika seyahatlerinden birinde ünlü İspanyol şarkıcı Julio Iglesias’ın konserine gidiyor.

    Yahudi Ischa’nın, İspanyol şarkıcının sahnede çizmiş olduğu “erkeksi olmaktan hoşnudum” tarzını eleştirmek için kurduğu cümle şu: “Avrupalılıkla alakası olmayan bir Akdenizli, Avrupalı imajı çiziyor.”

    Hollandalı yazar Palmen’in romanında, Akdenizli imajının Avrupa’nın ötekisi olarak çizilmesi dikkatimi çekmişti ki, bu defa İngiliz felsefeci ve yazar Iris Murdoch’un Deniz Deniz romanında benzer yaklaşımlarla karşılaştım. Deniz Deniz’in anlatıcısı anılarını yazmaya çalışan emekli bir aktör. İnzivaya çekildiği ilk gün günlüğüne yazdığı cümle şu: “Ah, kutsal Kuzey Denizi, düzgün cömert dalgalarıyla gerçek deniz; pis kokulu bungun Akdeniz gibi değil!”

    Her iki romanda da Akdeniz’i olumsuz imajlar eşliğinde anan özneler erkek. Ama öznelere bu cümleyi söyleten yazarların kadın olması şaşırtıcı değil mi?

    Adı geçen romanların edebi doyuruculuğuna gelince…

    Deniz Deniz romanı edebi açıdan son derece doyurucu bir roman. Ancak Palmen’in adı geçen romanları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. O halde niye okudum?

    Benim Palmen’in romanlarını okuma eylemim, gündelik hayatın dilini, “hayatım roman” olarak kurgulayan romanların sosyolojik frekansını bulmak üzerinden gerçekleşti.

    Ne demek istediğimi kitaptan tadımlık bir bölüm ile aktarayım. Anlatıcı/yazar ile sevgilisi bir Amerikan çölünü  bir Chevy Chevalier ile geçiyor. Yolda bol bol ilan panoları görüyorlar. Anlatıcı bir taraftan arabayı kullanıyor bir taraftan da içinden geçtiği “çöl deneyimini” yorumluyor:

    “…Kurmaca her yerde var, gerçekle aynı ölçüde mevcut ve bunu bilmek için  çoktandır insanın kitap okumasına gerek yok. Sinema, televizyon, İncil, reklam panoları, gazete. Kitap okumanın avantajı, insanın kendi deneyimlerinin  ve başkalarının deneyimlerinin arkasındaki ilksel hikayeyi durmadan başka biçimlerde tekrarlanan yapıyı daha çabuk görebilmesi. Sıkı kahramanların; sadece yalnızlıklarını iyice vurgulayan ve aynı zamanda  kahramanca bir görünüm katan beyaz çubuk dostlarının varlığına ihtiyaç duyan yalnız ranger’ların öykülerini anlatan Camel ve Malboro reklamları. İşte sigara tiryakiliği: Kahramanlara özgü bir yalnızlık. Belki de her türlü tiryakilik böyle bir yalnızlığa yol açıyor,” diye ekliyorum. “Belki de yalnız kahramanlık kiralıyor.”

    “Aman Tanrım sen çalışıyorsun!” diye sahte bir öfkeyle bağırıyor Ischa. “Kadın Death Valley’de araba sürüyor, bununla yetinmiyor, ölümü hiçe sayarak bir sonraki kitabı üzerine çalışıyor.”

    Yukarıdaki alıntı, “hayatımı, romana dahil ede ede kurgusuz yazıyorum” tarzını tam anlamıyla karşılamıyor mu?

    “Hayatım roman” klişesine Türkiye olarak ziyadesiyle aşinayızdır. Ama son yıllarda “hakikat” in bir pazarlama stratejisi olarak karşımıza çıkmasıyla birlikte bütün dünyada “kendi hayatını yazan” yazarların çok satması söz konusu.

    Çünkü post modern insan kurgunun değil, yaşanmış deneyimin peşinde. Ama bazen deneyimler yalan deneyim haline gelebiliyor. Mesela şu habere dikkatinize çekmek isterim:

    Yalan Söyleyen Yazarın İtirafı: Üzgünüm…

    Yazının devamı için