Hikayeleri tektipleştirmek

    0
    Yıldıray Oğur
    Karar

    Geçen hafta gazetelerde küçük ama ilginç bir haber çıktı. Haber son Yüksek Askeri Şura sonrası kadrosuzluk sebebiyle emekliye sevk edilen Genelkurmay Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Tuğgeneral Ertuğrulgazi Özkürkçü’nün altı yıldır birlikte çalıştığı gazetecilere gönderdiği veda mektubuydu. Haberi ilginç yapan bir veda mektubu göndermesi değildi, mektubun alışılmadık içeriği ve bunun haber yapılmasına izin vermesiydi. Darbe akşamı Genelkurmay Başkanlığı’nda gözleri ve elleri bağlanarak gözaltına alınan sonra sabaha kadar Akıncı Üssü’nde rehin tutulan ve burada darp edilen Özkürkçü’nün duyulmasını istediği veda mektubu klasik bir veda mektubuna göre fazlasıyla sitemkardı: “15 Temmuz hain darbe girişimi gecesi Genelkurmay Karargahı’nda asker elbisesi giyen şerefsizlerce derdest edildim, direndim, mücadele ettim, iki hainden şiddetli darplar aldım… Yerimi, makamımı kaybederim korkusuyla zinhar yalana, dolana başvurmadım. Komutanlarımdan azar işitme, bulunduğum makamı bile kaybetme pahasına hep gerçekleri söyledim. Yanlış veya eksik olduğunu değerlendirdiğim bir konuda komutanlarımın hoşuna gitsin diye, savundukları düşüncelere de ‘Çok güzel, muhteşem, doğrudur’ demedim. Bu çok uzun süreçte maruz kaldığım haksız ithamları, yalanları ve vefasızlıkları artık bir kenara koyarak son sözümü söylüyorum; devlet anamdır, babamdır, eşimdir, kızlarımdır, namusumdur.”

    Geçen yıl terfi almış olmasına rağmen, darbecilerin hedefi olmuş, iki dil bilen bir komutana neden kadro bulunamadığını bilmiyoruz. O gece Genelkurmay’da, Kara Kuvvetleri’nde ya da İstanbul’daki düğünde darbeciler tarafından sert biçimde gözaltına alınıp Akıncı Üssü’ne getirilmiş 23 üst düzey komutan içinde daha önce de istifa edenler, emekliye sevk edilenler olmuştu. EDOK Komutanı Orgeneral Kemal Başoğlu, Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Orgeneral İhsan Uyar mağduru oldukları darbenin hemen ardından üyesi oldukları YAŞ’a katılmadan istifa etmişlerdi (ya da ettirilmişlerdi). O gece kızının İstanbul’daki düğününde Hava Kuvvetleri Komutanı ve diğer komutanlarla birlikte derdest edilip Akıncı Üssü’ne getirilen Muharip Hava Kuvveti Komutanı Mehmet Şanver de darbeden bir süre istifa etmişti ama o diğerleri gibi sessiz kalmamış, gazetelere konuşmuş “Darbeden önce Fethullahçıların isimlerini Genelkurmay Başkanı’na anlatırken, Fethullahçı general de söylediklerimi not alıyordu… Genelkurmay’da bunları kim olduğunu bilmeyen yok ama darbeye kadar bunlara güvenmeye devam ettiler” demişti. O gece Genelkurmay’dan derdest edilerek Akıncı’ya götürülen birkaç üst düzey komutandan biri olan Genelkurmay İstihbarat Karşı Koyma ve Güvenlik Dairesi Başkanı Tuğgeneral Atilla Gökesaoğlu da darbeden sonra atanmayıp emekli edilenler arasında yer aldı. Gökesaoğlu, 2015 YAŞ’ından önce MİT’in Karargah’taki FETÖ’cü subaylarla ilgili hazırladığı raporu talep eden yazıyı yazan generaldi, ayrıca, Karargah’taki FETÖ’cü generallerle ilgili ihbar ve istihbaratları topladığı ve üst makamlarına bildirdiğiyle ilgili haberler çıkmıştı.

    Kara Kuvvetleri Personel Daire Başkanı Tümgeneral Ömer Şevki Gençtürk de darbe gecesi Kara Kuvvetleri’nden derdest edilip Akıncı Üssü’ne götürülmüştü. Diğer komutanlıklarda FETÖ’nün eline geçmiş kritik bir koltukta oturan ama FETÖ’cülerin hedefindeki bir isim olması bile emekliye edilmesini engellemedi. Halbuki iddiananamede yer alan Zekai Aksakallı’nın ifadesine göre 2015’te “FETÖ’cü olarak bildiğimiz Kurmay Albay Fırat Alakuş ile Kurmay Albay Fatih Yarımbaş’ın Özel Kuvvetler Komutanlığı’na Grup Komutanı olarak atamaya çalıştıklarını, kendisinin buna engel olamadığını, Genelkurmay’ın planladığını söylediğini…” Aksakallı’ya söylemişti. Emekli edilen Ertuğrulgazi Özkürkçü’nün darbeden sonra savcıya verdiği ve Akıncı İddianamesi’ne giren ifadesi iddianameye göre Yurtta Sulh Konseyi’nin üç numaralı ismi olan Mehmet Dişli’nin darbedeki rolünü göstermesi açısından birinci elden bir tanıklıktı. Özkürkçü o gece “Mehmet Dişli’nin makam odasından çıkarak etrafı kontrol ettiğini, Mehmet Dişli’ye bir kişinin “Ne zaman tahliye edeceğiz?” diye sorduğunda Mehmet Dişli’nin “Şimdi değil talimat gelecek, haber gelecek bekleyin” dediğini aktarmış ve ifadesinde “darbe girişiminin Genelkurmay Başkanlığı yöneticisinin Tümgeneral Mehmet Dişli olduğunu” söylemişti. Bu iddianamede Mehmet Dişli aleyhine en net ifade. Dişli’nin aleyhine olan ikinci mağdur ifadesi Hulusi Akar’a ait.

    İddianamede Dişli aleyhinde kullanılan 11 sanık ifadesinden ise ikisi darbedeki rolü hakkında net bir fikir veriyor. Onlardan biri olan Genelkurmay Başkanı Akar’ın yaveri Levent Türkkan’ın mahkemede ifadesini reddettiği için artık Dişli için tehlikeli değil. Fakat halen tutuklu olan Genelkurmay Plan Prensip Başkanı Salih Ulusoy’un “Mehmet Dişli’nin inanç olarak Fetullah Gülen grubuna kendini yakın hissettiği” ifadesini mahkemede tekrar edip etmeyeceğini göreceğiz. Ama ilginç olanı Dişli’nin FETÖ ilişkisinin darbeden tutuklu bir generalin dahi bilgisi dahilinde olan ve savcıya söylemekten çekinmediği bir bilgi olmasıydı. Mehmet Dişli, kariyerinin son 16 yılında Hulusi Akar’la birlikte çalışmış bir isim. Neredeyse her görev yerinde Akar’ı takip etmişti. Bu takip darbe günü de sürdü. Darbe gecesi saat 21.00’den 23.00 Genelkurmay’daki odasında, Genelkurmay’dan Akıncı Üssü’ne giden helikopterde, Akıncı Üssü’nde 9 saat boyunca tutulduğu yerde ve darbe sabahı Akıncı Üssü’nden başbakanlığa uçan helikopterde de Akar’la birlikteydi. Hatta iddianameye göre darbenin bastırılmasından sonra 16 Temmuz günü saat 15.30’a kadar da altı saat Başbakanlık’ta süren toplantılarda birlikteydiler.

    Peki, Mehmet Dişli’nin darbeci olduğu ne zaman anlaşılmıştı ve gözaltına alınmıştı? Önce Hulusi Akar’ın 19 Temmuz 2016’da verdiği ifadeden hatırlayalım: “Akın Öztürk Paşa benim götürüleceğim anlaşılınca ‘Komutanım ben de sizinle geleyim’ diye söyledi. Ben pozisyonu itibarıyla ve gece boyunca şahsı ile yaşadığım izlenimler karşısında bunun uygun olmayacağını düşündüm ve ‘Sen burada kal, kızının evi burada’ dedim. Fakat sürekli ısrar ediyordu, onu üs binasında bırakıp çıktık. Araçla helikopter pistine gittik, orada pek çok helikopter vardı. Gelen giden, bir hareketlilik gözlemledim. Birisi bir helikopteri işaret etti ve onu çalıştırdılar. Fakat üsten kalkan helikopterlere ateş edilebileceğini birisi söyleyince Genelkurmay Başkanı’nın içerisinde olduğunun belirtilmesi gerekir gibi birşey söylendi. Hatta ben Mehmet Dişli’ye ‘Sen de kal’ dediğim hâlde bu hususu belirterek ben telefon ile irtibat kuracağım dedi. Helikopter hareket ederken telefon ile bu durumu bir yerlere iletti. Helikopter havada iken de bir yerler ile irtibat hâlindeydi. Sonuçta Çankaya Köşkü’ndeki Başbakanlığa iniş yaptık. Başbakanlık Müsteşarı bizi karşıladı. Ben ve peşimden Mehmet Dişli geldi. Açıkçası arkamdan gelenleri kontrol etmedim. Başbakanlık binasına girdik, bu şekilde ben de hürriyetime kavuştum. Müsteşar bey ile baş başa iken bana peşimden gelenin kim olduğunu sordu, ben yaşadığım olayları kısaca özetledim ve Mehmet Dişli’nin gözaltına alınmasının uygun olacağını değerlendirdim. Zaten bilahare gözaltı işlemi yapıldığını öğrendim…”

    Yazının devamı için