Koltuklar giderken

    0
    Özgür Mumcu
    Cumhuriyet

    Sovyetler Birliği döneminde Batılı gözlemciler ülkedeki siyasi gelişmeleri anlamak için özel teknikler geliştirmişti. Böylelikle adına Kremlinoloji denen bir dal doğmuştu. Bir toplantıda duvara asılı bir fotoğrafın kaldırılması, askeri törenlerde protokol sıralamasındaki değişiklikler, gazetelerde haberlerin veriliş şekli, resmi açıklamalardaki satır araları didik didik ediliyordu. Kremlin kapalı bir kutuydu. İktidar cephesinde ne olup bittiğini anlamak için en ufak ipucunun bile peşine düşülmekteydi.

    Bugün Kremlinoloji kapalı toplumları anlamak için hâlâ başvurulan bir araç. Memleketimizde de bu dala özgü tekniklere başvuruyoruz.

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın istifasıyla başlayan dalga Düzce Belediye Başkanı’nın istifasıyla devam etti. Sırada Ankara, Bursa, Balıkesir, Bolu, Gaziantep’in olduğu iddiaları dolaşıyor.

    Sayın Erdoğan’ın Melih Gökçek’in istifa edeceği iddialarına verdiği yanıt Ankara’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemez belediye başkanının zorda olduğunu gösteriyor: “Şu anda böyle bir şey yok. Ama bundan sonra da olmayacağı anlamına kesinlikle gelmez. Çünkü bir değişimi dönüşümü biz seçime kadar yaşıyoruz, yaşayacağız ve o metal yorgunluğu dediğim konu, tüm bunları kapsayan bir konuydu.”

    Melih Gökçek’in olan biteni “fitne” diye değerlendirmesi de suyunun ısındığını gösteriyor. Geçmiş tecrübelerden iktidar çevreleri ne zaman fitneden bahsetse çatışma ve ayrılığın eli kulağında olduğunu biliyoruz. Cemaatle ilk kavga emareleri belirdiğinde hem cemaat hem de iktidar çevrelerinin nasıl “aramızda fitneçıkaramazsınız” diye canhıraş bir şekilde kendilerini paraladıklarını hatırlamak kâfi.

    Kim istifa edecek, kim etmeyecek bilemem. Çok da umurumda değil. Hayat hangi AKP’li belediye başkanının koltuğunu koruyacağını, hangisinin “reis”in gözünden düştüğünü merak etmekle geçirilmeyecek kadar kısa ve güzel.

    Aklımı meşgul eden ve memleketimiz için üzülmeme yol açan kamu idaresinin tamamen tek bir kişinin iradesine bağlanması. Başbakanla mı ters düştü, adamcağız ortadan kayboluveriyor. Makamındayken kendini dilediği kadar büyük kudret sahibi zannetsin, İçişleri Bakanı bir anda unutuluveriyor. Sayın Erdoğan kayyım atama işini çok sevmiş olsa gerek, kendi partisinde de sürekli birilerini gönderip yerlerine başkalarını kayyım atıyor.
    Oysa o çok sevimli AKP programı “Parti içi demokrasi, bireyin ve azınlık görüşsahiplerinin hukuki ve demokratik yarışma hakları sağlanarak geliştirilecektir”demekle yetinmemiş “partimiz sadece kendi içinde değil, parlamento ve toplumiçinde de kolektif iradenin tekil iradelerin yerini almasını sağlayacaktır” diye de eklemişti.

    Yazının devamı için