MİT Müsteşarı’nın söyledikleri…

    0
    Hasan Cemal
    t24.com.tr

    Hürriyet’in manşetinde bugün eski
    MİT Müsteşarı, emekli Büyükelçi Sönmez Köksal‘ın ilginç açıklamaları yer alıyor. İpek Özbey’in yaptığı söyleşiyi dikkatle okudum.
    Sönmez Köksal’ın söyledikleri var.
    Söylemedikleri var.
    Yutkunduğu yerler var.
    Satır aralarında söyledikleri var.
    Bir yerinde şöyle diyor:

    Taha Akyol’un 12 Ekim’de
    Hürriyet’teki köşesinde de yazdığı
    gibi, böylesine tehlikeli bir dönemde
    bize ışık tutacak iki önemli unsur var:

    İlki 70 küsur yıllık kolay elde
    edilmemiş çoğulcu demokrasi kazanımlarımıza sahip çıkmak;
    diğeri ise geleneksel diplomasi
    imkânlarını sonuna kadar
    kullanarak dost sayımızı
    artırmak.

    ​Eski MİT Müsteşarı, burada da neyin ne olduğunun gayet iyi farkında

    Sönmez Köksal, diplomatik dilin inceliklerine sığınarak konuşmuş, yani
    Tayyip Erdoğan‘a dokundurmaktan kaçınmış…
    Bu ülkede artık “çoğulcu demokrasi kazanımları” diye bir şey kalmadı ki. Kalmayan birşeye nasıl sahip çıkılacak ki?
    Erdoğan iktidarı altında demokrasi ve hukuk çoktan buharlaştı, eski deyişle tebahhur etti gitti.
    Yine, Erdoğan’ın dışarıda “dost sayısını arttırmak” gibi bir derdi de yok çoktan beri.
    Kaç zamandır yedi düvele kılıç sallayarak Türkiye’nin düşmanlarını çoğaltmaya devam ediyor.
    Bu iki gerçeği Sönmez Köksal elbette biliyor, ama anlaşılan mesleğinin bir gereği olarak diplomatik dille, yutkunmayı tercih ediyor.
    Olabilir.
    Bunun gibi bir başka konu daha var:

    Erdoğan’la birlikte Türkiye’nin Batı‘ya arkasını dönmeye başlaması…
    Eski MİT Müsteşarı bu noktaya da haklı olarak parmak basıyor, ancak eleştirisini fazlasıyla üstü örtülü yapıyor:

    Global olarak ve özellikle
    Türkiye’yi saran bölgedeki
    değişiklikler, Irak’taki Amerikan
    işgali sonrası gelişmeler, Suriye iç
    savaşına yaklaşım farklılıkları,
    Kürt sorunundaki açılım
    politikalarının sona ermesi, bu
    olayların yarattığı genel iklim
    içinde hükümetin Batı’dan ve
    Batı değerlerinden kopma
    zannı yaratan söylemleri
    ,
    Washington’da ve Batı
    başkentlerinde Türkiye’nin
    konumu hakkında ciddi bazı soru
    işaretlerinin doğmasına yol açtı. 

    ‘Türkiye nereye gidiyor, öngörünüz nedir’ sorusuna da Sönmez Köksal’ın yanıtı son derece gerçekçi gözüküyor

    Eski MİT Müsteşarı, burada da neyin ne olduğunun gayet iyi farkında.
    Ama dilini, “hükümetin Batı’dan ve Batı değerlerinden kopma zannı yaratan söylemleri” derken öylesine inceltmiş ki, neredeyse kopacak.
    İlahi Sayın Müsteşar!
    Orta yerde “Batı’dan kopma zannı yaratan söylemler” yok artık; Türkiye’yi Batı değerlerinden çatır çatır kopartmakta olan adımlar var adımlar…
    Sönmez Köksal, Irak, İran, Kerkük konularında yutkunmamış, uyarılarını açık dille yapmış.
    Örneğin, “Barzani’nin referandumuna ihtiyatlı yaklaşmakta fayda var” uyarısının altını çizmekte yarar var.
    Bu konuda şunları söylüyor Köksal:

    Şimdilik Tahran ve Bağdat’la
    aynı tutumda görünüyoruz.
    Unutmayalım ki Bağdat
    Tahran’ın kontrolünde
    .

    Devrim Muhafızları, Hizbullah
    ve Şii Haşdi Şabi güçleri sadece
    Irak’ta değil, Suriye’nin her
    tarafında at koşturuyor.
    İran ise PJAK, yani PKK ile
    anlaşma yaparak kendisine dönük
    terör eylemlerine son verilmesine
    karşılık, özellikle Suriye’de Devrim
    Muhafızlarının ve Haşdi Şabi’nin
    PYD’yi rahat bırakmasını
    sağladığı biliniyor.
    İran’ın geleneksel Kürt politikası
    bütün Kürt örgütleriyle aynı   
    zamanda hem dost hem düşman
    olmaya dayalıdır. Zarifi’nin (İran
    Dışişleri Bakanı) Talabani’nin
    cenaze töreninde verdiği fotoğrafı
    unutmayalım.

    Eski MİT Müsteşarı Köksal, “Kuzey Irak’ta Barzani’nin aşırı zayıflatılması PKK’nın ekmeğine yağ sürer” dedikten sonra, Kerkük‘e ilişkin uyarılarını da satır aralarına bırakmıyor:

    Kerkük konusu çok daha
    sıkıntılıdır.
    Bağdat’ın tam kontrolüne
    geçmesi dolaylı olarak İran’ın
    kontrolü
    anlamına gelir.
    Çok etnili otonom statüsü Türkiye
    açısından yaşamsaldır.
    Bu konuyu güncelin dışında, çok
    uzun vadeli düşünmek gerekir.

    Köksal’ın bir başka açık değerlendirmesi de, Kuzey Suriye ya da Suriye Kürdistanı‘yla ilgili:

    Türkiye-ABD ilişkilerini bekleyen
    en önemli meydan okuma,
    Suriye’nin geleceği ve bu
    gelecekte PYD’nin rolü ile elinde
    bulunan silahlarla eğitimli 60.000
    kişilik silahlı gücü.

    Bu durum, en kötü ihtimalle
    geriye döndürülemeyecek bir
    veri/gerçek olarak
    değerlendirilmelidir.
    Türkiye, geleceğe dönük bütün
    hesaplarını, bu gerçeği göz
    önünde tutarak yapması   
    kaçınılmaz. 

    “(Bölgede)Türkiye nereye gidiyor, öngörünüz nedir” sorusuna da Sönmez Köksal’ın yanıtı son derece gerçekçi gözüküyor:

    Önümüzde en kaba haliyle iki
    ayrı yol var gibi görünüyor:
    Ya çok kanlı bir hesaplaşma veya
    aklın galip geleceği barışçı
    çözüm.
    Kanlı hesaplaşma Türkiye’nin
    geleceğini karartır
    ve yıkıcı
    sonuçlarını öngörmek
    mümkün değil.

    Sönmez Köksal konuyu Kürt sorununa getirip, satır aralarına hiç bırakmadan, açık dille şu değerlendirmeleri yapıyor:

    Türkiye adına Kürt denen
    sorunun hâlli yolunda geçtiğimiz
    dönemde Cumhuriyet tarihinin en
    cesur en önemli adımlarını
    atmıştır.
    Çözüm sürecinden
    bahsediyorum.
    Sınırlarımız
    dışındaki oluşumlar o ülkeleri
    ilgilendirir.
    Barışçı olmaları koşuluyla tarihsel beraberliğimiz de kutsaldır.
    Cumhuriyet döneminde de
    “pasavan” uygulaması vardı.
    Türkiye’de toprağı olan insanlar
    gündüz tarlasında çalışır, gece
    pasavanla sınırı geçerek evine
    giderdi.

    Güney’in petrolü ve Türkiye’nin
    iş dehasının birleşmesiyle sınır boyumuzda kurulacak
    ‘cluster/cazibe merkezleri’nin sınırın her iki yakasında
    yaşayanlara refah getireceği
    bir senaryoyu pek âlâ hayal
    etmek mümkün. 

    İpek Özbey burada, “Şu anda çok tartışılacak bir şey söylüyorsunuz” diye araya giriyor.
    Sönmez Köksal yutkunmuyor, devam ediyor:

    Yazının devamı için