Her Musul-Kerkük dendiğinde hortlayan ulusalcı yalanları teşhirimdir

    0
    Baskın Oran
    t24.com.tr

    Bu trajikomik yalanları teker teker ele alacağım. Ama önce, arşivinizde kullanırsınız diye bir toparlama girizgahı yapayım. (Bunlar benim malumum diyorsanız, aşağıda “Sadede gelelim”le başlayan paragrafa kadar atlayınız)

    Barzani’den ciddi para kazanıyordu AKP. Özellikle petrolden; nasıl olduğu herkesin malumu. Erdoğan, Barzani’yle can ciğer kuzu sarmasıydı; aynen bi zamanlar Esad’la olduğu gibi. Referandum işi duyulduğunda da dikkat ettiyseniz AKP’nin tüm itirazları hep çeyrek ağızlaydı.

    Ama fazla sürmedi. Koalisyon ortağı Bahçeli, bir yandan emperyalist ideolojisi bir yandan da Akşener korkusu nedeniyle bayrağı açıverdi. İslamcı ideolojisi çoktandır İslam-Türk Sentezi’ne dönüşmüş olan AKP de, referandumu gayrimeşru ilan ederek katıldı kampanyaya.

    Hem de ne katılmak. Erdoğan sözünü dinletemeyip sinirlendiği zaman kendini durduramıyor. Buna kamuoyunun “milli hisler”ini tahrik “avantajı” da eklenince, müzik terminolojisinde “kreşendo” tabir edilen perde perde yükseliş başladı:

    ***

    Bakalım petrolünü nereye akıtacak ya da satacak? Vana bizde dedi. Bunu, Türkiye’yi “enerji merkezi” (hub) olarak düşünen devletler de duymuş vaziyette.

    Yaptırımlar başladığında yiyecek dahi bulamayacaklar dedi. Yani, açlıkla terbiye ederim, diyor.

    “Askerî seçeneklere kadar her şey masada. Hemen ardından; sözleri Ümit Yaşar’dan, bestesi Rüştü Şardağ’dan, icrası Emel Sayın’dan, Musul konusunda artık klasikleşmiş bir şarkı: “Bir gece ansızın gelebiliriz.

    Bu arada Erdoğan, mazlumiyet faktörünü de ihmal etmeyeyim derken, aldatılmaları listesine bir madde daha ekledi: “Barzani’nin böyle yanlışa düşeceğine ihtimal vermiyorduk, demek yanılmışız.
    Şimdi düşmanları yine kalkıp, ‘Bu kaçıncı! Aldatılmadığın ne kaldı, sen onu söyle’ diyebilirler. Ama böyle olası bir girişim, 25-26 Eylül’de İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Ombudsmanlık Konferansı’nda kendisine “insanlığa yaptığı katkılar” nedeniyle Nobel Barış Ödülü verilmesi çağrısıyla şimdiden dengelenmiş sayılabilir.

    ***

    Bu kreşendo fevkalade tatsız sonuçlar getiriyor:

    1) OHAL kararnameleriyle tüm hukuk düzenini silip atmış bir AKP’nin komşudaki düzeni “gayrimeşru” ilan etmesi Türkiye’yi uluslararası planda çok acayip bir yere koyuyor;

    2) Türkiyeli Kürtleri alabildiğine yabancılaştırarak milleti bölüyor. Üstelik Barzani’yle ticaretin kesilmesi üzerine şimdi Güneydoğu daha da fukaralaşacak ve bunun sonuçları olacak;

    3) K. Irak’ta er geç kurulacak ve Arap okyanusu içinde en çok Türkiye’ye muhtaç olacak Kürdistan gibi bir müttefiki şimdiden kendisine düşman ediyor;

    4) Milliyetçi oyları avlayacağım derken, antlaşma metinleriyle hiçbir ilgisi olmayan ulusalcı yorumlarla kamuoyunu ve kendisinialdatıyor.

    ***

    Şimdi bunları teker teker görelim. Fakat görmeden önce, dayanamayacağım, lütfen son bir parantez daha açmama izin veriniz:

    Washington’da büyükelçiliğin karşı kaldırımında pankart açan protestocuları dövmekten tutuklu iki Türk’ü hapiste ziyaret ederek “milletimizin sevgi ve selamlarını ileten” Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu şöyle dedi: “Türkmenlere müdahale olursa askerî operasyon yapılır”.

    Keşke, bunu söylerken diplomatlarımıza danışsaydı. En az iki sebepten:

    1) Irak ile Türkiye arasında Irak Türkmenlerini güvenceye alan iki taraflı bir antlaşma yok;

    2) Daha önemlisi: Irak’taki Türkmenlerin hakları, Türkiye’deki Kürtlere oranla (en azından kağıt üzerinde) epey çok:

    Irak Anayasası Md. 121’de idarî, siyasal, kültürel ve eğitsel hakları adları zikredilerek teminat altına alınmış bulunan Türkmenler kendi etnik kimlikleriyle siyasal faaliyette bulunabiliyorlar (milletvekilleri var), kendi dillerinde eğitim görebiliyorlar. Md. 4/4 ve 44/5’e göre, nüfus çoğunluğu oluşturdukları idari bölgelerde Türkmencenin resmî dil olarak kullanılması mümkün. Md. 7/iv’e göre Türkmence, IKBY’deki eğitim dilleri arasında. Md. 26/ii,  belediye meclislerinde Türkmenlerin de dahil olduğu ulusal azınlıkların adilane temsil edileceğini söylüyor.

    ***

    Sadede gelelim. Bizzat Başbakan B. Yıldırım’ın ileri sürdüğü “kanıt”ları numaralayalım ki atlamaksızın inceleyelim:

    Yazının devamı için