Orta Doğu’da yeni bir “Bağdat Paktı” mı kuruluyor?

    0
    Akdoğan Özkan
    t24.com.tr

    Türkiye, İran ve Irak’ı Batı İttifakı ile birlikte “Sovyetler Birliği tehdidine karşı” aynı safta buluşturan Bağdat Paktı’nın kurulduğu tarihten bu yana 60 yılı biraz aşkın bir süre geçti. Bugün, Orta Doğu’da dengeler o denli değişmiş durumda ki, Türkiye, İran ve Irak’ın bu kez Rusya ile birlikte “ABD ve proksilerinin tehdidine karşı” yeni bir kamplaşmanın içine doğru çekildikleri görülüyor.

    Hem diplomatik, hem askeri sahalarda -Rusya’nın sponsorluğunda- varılan mutabakatlarla temelleri atılan bu yeni ittifak akıllara, “Ortadoğu’da yeni bir Bağdat Paktı mı şekilleniyor” sorusunu getiriyor. Gerçi bugün aynı safta görülen aktörlerin böyle bir yakınlaşma içine girmelerinin arka planında farklı saikler söz konusu ise de, bu fiili ittifakın Suriye & Irak Savaşı’nın hemen ardından resmi bir savunma teşkilatına dönüşmesi mümkün. Bu çerçevede, son derece kompleks hedefler setiyle start alan İdlip Operasyonu’nun böylesi bir pakt için iyi bir sınav, aşılması gereken bir mihenk taşı olduğunu pekala düşünebiliriz.

    “Ortadoğu’da yeni bir Bağdat Paktı mı şekilleniyor” sorusu yanılmıyorsam ilk olarak The Washington Institute adı verilen think-tank kuruluşunun uzmanlarından Ehud Yaari tarafından Times of Israel dergisinin 8 Ekim 2015 tarihli nüshasında atılmıştı. Yaari, o tarihlerde, ittifakın temel stratejisinin, bir yandan ABD’nin Körfez’e kadar olan coğrafyada nüfuzunu zayıflatmayı hedeflerken, bir yandan da İran’ın bölgedeki başat rolünü -Rusya’nın süpervizörlüğü- altında genişletme gibi bir temele dayandığını ileri sürüyordu. Türkiye’nin dış politikasında takip eden iki yılda geçireceği dönüşümü hesaba katamadığı için söz konusu strateji tarifi bugün muhtemelen eksik kalacaktır. Zira gerek Türkiye’nin Suriye Savaşı’nın son iki yılında -Rusya ile aynı safta- üstlendiği, geçmişten farklı roller, gerekse de Irak Kürdistanı’ndaki referandumun bölgedeki yankıları bu stratejinin tanımını bugün daha geniş bir çerçeveden ve daha bir güvenle yapmamıza imkân tanıyor.

    Bağdat Paktı’nı hatırlayalım

    Tabii yeni bir Bağdat Paktı’ndan söz etmeden önce eskisine dair biraz bilgi aktarmak şart: Bağdat Paktı, temelleri 1955 yılında İngiltere, Türkiye, İran, Irak ve Pakistan tarafından siyasi, askeri ve ekonomik hedefler doğrultusunda atılan, savunma amaçlı bir örgüttü. NATO ile SEATO arasındaki boşluğu doldurarak, bölgede “komünizm tehlikesine set çekme” ve Batı ile Ortadoğu arasındaki bağı güçlendirme gayeleri güdüyordu.

    İngiltere söz konusu ittifaka Suriye ile Ürdün’ün de katılmasını ve bu şekilde bölgenin bir uçtan öbür uca Batı ile bağlarını sağlamlaştırmasını umuyordu. Ancak Bağdat Paktı o dönemde Arap dünyasının lideri konumunda olan Mısır’ın ikinci cumhurbaşkanı Cemal Abdül Nasır tarafından Batı sömürgeciliğinin örtülü uzantısı olarak değerlendiriliyordu. Türk ve Arap dünyasının Soğuk Savaş dönemindeki tehdit algıları arasındaki bu farklılık Arap ülkelerinin pakta katılmalarına engel olmuştu. 7 Mart 1955’te Ankara’nın Şam’a gönderdiği sert mesaja ve Celal Bayar’ın 3-4 Kasım 1955’teki Amman ziyaretinde Filistin meselesine dair verdiği güvencelere rağmen, Suriye ve Ürdün Bağdat Paktı’ndan uzak durdular.

    Irak’ın 1959 yılında ittifaktan ayrılması ile paktın adı CENTO olarak değiştirildi. ABD’nin Mısır ve Suudi Arabistan’la arasını açmamak için pakta doğrudan değil gözlemci statüsüyle katıldığı örgüt, Sovyetler Birliği’nin uzun yıllar şiddetli muhalefetine de maruz kaldı. Bağdat Paktı gibi CENTO da siyasal amaçlarına ulaşamadı ve nihayetinde İran’ın İslam Devrimi ile çalkalandığı 1979 yılında dağıldı. Ancak bu arada başka şeyler de oldu. Mesela Moskova, Arap dünyasının lider konumdaki ülkesi Mısır’dan temellerini ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın attığı ve Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ın uyguladığı politikalar nedeniyle ‘70’li yılların başlarında, deyim yerindeyse, “kovuldu.” Moskova her ne kadar Suriye, Libya ve Saddam Hüseyin dönemi Irak’ı ile yakın ilişkiler kursa da, Ortadoğu’da o tarihten sonra büyük ölçüde tâli bir rol üstlendi.

    Yeni Bağdat Paktı

    Bugün Türkiye, İran ve Irak’ın bu kez Ortadoğu’da etkinliğini artıran Rusya önderliğinde askeri ve diplomatik cephelerde sık sık bir araya gelmekte olduklarını görüyoruz. Şam yönetiminin davetiyle bundan iki yıl önce Suriye Savaşı’na müdahil olan Rusya, o tarihten bu yana sadece Suriye Savaşı’ndaki dengeleri değiştirmekle kalmadı, ABD politikalarının sonuçlarının bölgede yarattığı vakumu doldurmayı da iyi bildi ve yeni Ortadoğu’nun şekillenmesine siyasi, askeri ve iktisadi açılardan eskisiyle kıyaslanmayacak katkı yapar bir konuma geçti.

    Boğuştuğu ekonomik sıkıntılar yüzünden Ortadoğu’ya yönelik vizyonuna sınırlı kaynak aktarabilecek olsa da, Rusya bugün Mısır’dan Suudi Arabistan’a, Türkiye’den İsrail’e Ortadoğu’nun tüm aktörleriyle aktif ve yakın bir ilişki içinde.

    Tahran’dan Akdeniz’e uzanan bir yaya hakim konumda görünen Rusya, eski Bağdat Paktı’nın yeni versiyonu gibi şekillenecek ve ortak bir tehdit konsepti etrafında şekillenecek resmi bir savunma ittifakının da doğal olarak direksiyonunda oturmaya aday.

    Yazının devamı için