Sıradan faşizm ve radikalizm ihtiyacı…

    0
    Hasan Bülent Kahraman
    Sabah

    Irkçılık aldı başını gidiyor. Hem de en radikal halinde. Bunun Amerika’da olması şaşırtıyor insanları demiştim, son yazımda. Şaşırtır. Neticede onlar Yale Üniversitesi hukuk profesörlerinden James Q. Whitman’ın Hitler’s American Model (Hitler’in Model Aldığı Amerika-doğru Türkçesi budur) kitabını okumayanlardı. Profesör kitapta Hitler’in ırkçı yasalarını çıkarırken Amerikan modelinden nasıl yararlandığını milimetrik olarak gösterir.

    Bu işin bir yanı. Ama önemli bir yanı. Ve benim tezimi güçlendiren bir yanı. Irkçılığın Batıda yerleşik bir anlayış olduğunu, uygun zemini bulduğunda canlandığını öne sürüyorum. Fakat ben ırkçılığın neden şu sıralar bu şekilde yeniden uyandığı üstünde durmak istiyorum da demiş ve ‘sıradan faşizm’ kavramına değineceğimi belirtmiştim çarşamba günkü yazımda.

    ***
    Gerçekten de ‘sıradan faşizm’ veya daha başka bir adlandırmayla ‘mikro faşizm’ bu kavramı geliştiren Deleuze ve Guattari’nin Bin Vadi ismli kitaplarındaki sınıflandırmasıyla makro faşizmden ayrıdır. (Onlar kavramları ‘mikrofaşizm’ gibi bileşik yazıyorlar, ben Türkçe bakımından ayırmayı doğru buluyorum). Çünkü makro faşizm devletle, mikro faşizm gündelik hayat ve sıradan insanla ilgilidir.

    Bu da hayatın bireysel ve ‘mikro’ ölçeğinde cereyan eder. Klasik ifadesiyle iki insan arasındaki ilişkide başlar. Dalga dalga yayılır. Nefret söylemi meselenin belkemiğidir. Kadın erkek ilişkileri, çocuk ebeveyn ilişkileri, karı koca ilişkileri, memur amir ilişkileri bu değirmene su taşır. Gündelik hayata sızmış bütün şiddet halleri ve söylemleri mikro faşizmi besleyen en önemli unsurlardır.

    Bırakın 2017’yi daha 1990’larda dünya bu konuyu konuşuyordu harıl harıl. Çünkü sıradan veya mikro faşizm dörtnala üstümüze geliyordu. Olanlar oldu. Dünya ılımlısından ırkçısına koyu bir faşizme kendini kaptırdı gidiyor.

    Yazının devamı için