Tanrı, siyaset ve demokrasi

    0
    Mehmet Ocaktan
    Karar

    İslam toplumlarında demokrasi tartışmaları, ister istemez ‘din-siyaset’ ilişkisinin bağlamı içinde yapılmaktadır. Bu konuda zihni bir karışıklık olmaması açısından şunu öncelikle belirtmek gerekiyor ki, dinin temelini oluşturan Kur’an ve Sünnet’te genel ahlaki ilkeler dışında bir siyasi modele atıf yapılmamış, dolayısıyla siyaset insanların içinde yaşadıkları toplumsal şartlar ve ihtiyaçlar muvacehesinde doğrudan beşeri inisiyatif kullanarak çözecekleri bir alan olarak görülmüştür.

    ***

    İslam’ın ilk yıllarında özellikle Hulefa’yi Raşidin döneminde halifeler toplumu Tanrı adına ve O’ndan alınan güçle değil, ümmetten alınan yetkiyle yönetmişlerdir. Prof. Dr. Ali Bardakoğlu Hoca ‘Yüzleşme’ adlı eserinde bu konuda diyor ki: “Hz. Peygamber’in Medine dönemindeki yönetim tarzını, onun peygamberliğinin, nübüvvet ve risaletinin ayrılmaz bir parçası görmek yerine, adalet, ehliyet, emanet ve hukuka riayet, kamu düzenini koruma, kamu yararını sağlama gibi teme hukuki ve ahlaki ilkelerin mevcut şartlar içinde uygulama örnekleri olarak görmek gerekir.”

    Ancak dört Halife sonrasında özellikle Emevi ve Abbasi dönemleri, maalesef Müslümanlar açısından tarihe talihsiz tecrübeler olarak kaydedilmiştir. Emevi devletinin ve sonrasında Abbasilerin, Sasani’lerin temelini oluşturan Kirsracı modeli benimsemesiyle birlikte İslam toplumlarında kelimenin tam anlamıyla bir ‘itaat ahlakı’ yerleşmeye başlamış ve devleti yönetenler de doğrudan Tanrı adına yetki kullanan, krallar ve sultanlara dönüşmüşlerdir. Kisracı anlayışın Emevi ve Abbasilere Fars kültüründen miras kaldığını belirten Muhammed el Cabiri’nin ‘Arap Ahlaki Aklı’ adlı kitabında Kisra konusunda çok dikkat çekici bir ifadesi var: “Kisra’ya itaatten ayrılış, yürürlükteki dinden çıkmakla başlıyordu.”Ne yazık ki bu anlayış, İslam devletlerinde daha baskıcı ve otoriter zihniyetin hakim olmasına yol açmış, Cabiri’nin ifadesiyle, Emevi halifesinden yeni bir Kisrayaratarak, Mecusi Kisra’nın yerine Müslümanların Kisra’sı gelmiştir.

    Oysa İslam’ın özündeki biat uygulamaları gerek Hz. Peygamber’e yapılan birinci ve ikinci Akabe’deki biatler, gerekse dört halifeye yapılan biatler belli istişareler ve düzenlemeler yapılarak ve belli şartlara bağlanarak gerçekleşmiştir.

    Açıkça ifade etmek gerekirse, geleneksel İslam kültürüne sadık kalınarak İslam toplumlarında demokrasi üretmek ne yazık ki pek mümkün gözükmüyor. Zira klasik doktrinle ilgili tarihsel tecrübe, İslam devletlerinde bütün gücün devletin tepesindeki kişide toplandığını, sultanın ya da kralın Tanrı’dan aldığı yetkiyle ülkeyi yönettiğini göstermektedir. Bu öylesine sınırsız bir güçtür ki, devlet başkanının uygulamalarına karşı bir tavır geliştirmek dine ve Allah’a karşı çıkmakla eş görülmektedir.

    Hatta geleneksel İslam kültürünün tarihsel tecrübesi içinde pek çok
    ulema, aslında sahih olmayan “Sultan Allah’ın yeryüzündeki gölgesidir” hadisi üzerinden devlet başkanlarının Tanrı adına siyaset yapabileceklerini
    bile savunmuşlardır.

    ***

    Muhammed el Cabiri ‘Arap Ahlaki Aklı’ adlı eserinde, Maverdi’nin içinde ‘melik’ ve ‘mülük’ geçen ayetlerle delillendirerek krallara nasıl bir güç aktardığına işaret ederek Maverdi’nin şu ifadelerine yer veriyor:

    Yazının devamı için