Türkiye inovasyon dedikodusu yaparak zenginleşemez

    0
    Güven Sak
    Dünya

    Türkiye’nin kişi başına milli geliri 1980 yılında 1500 dolar civarındaydı. 2002’de 3300 dolara ancak varmıştık. 2007’den beri 10 bin dolar etrafında dolanıp duruyoruz. Çin’de ise kişi başına milli gelir 1980 yılında 200 doların altındaydı. Malum çok sayıda Çinli var. 2002’de Çin’de kişi başına 1140 dolar olan milli gelir, 2014 itibariyle 7500 dolar oldu. Çinlilerin performansı yanında Türklerinki pek de parlak durmuyor doğrusu. 1980’de onlar bizim üçte birimiz kadardılar. Sonra Deng Şiaoping güneye indi. Türkiye, Turgut Bey reformlarına başladı. Grafiğe bakarsanız iyi gittik. Ama 2002 yılında Çin’in kişi başına geliri oldu Türkiye’nin üçte biri kadar. Sonra geldik bugüne. Biz 10 bin dolara takıldık, Çin 2014 itibariyle 7500 dolar oldu. Bu, oldu bitti.. Şimdi dünü bırakıp bir de geleceğe bakalım. Ben Türkiye’nin artık inovasyon dedikodusu yaparak zenginleşemeyeceği bir eşikte olduğu kanaatindeyim. Gelin bir anlatayım.

    Türkiye 10’uncu Kalkınma Planı’nda kendisine yeni bir hedef koydu. 2023 itibariyle kişi başına milli geliri 25 bin dolar olan bir ülke hedefliyoruz. Çin daha geçenlerde 13’üncü Kalkınma Planı’nı açıkladı. Çin’in kalkınma planları artık aynı Türkiye’nin kalkınma planlarına benziyor. Neden? Kamu iktisadi teşekküllerinin Çin ekonomisi içindeki ağırlığı artık iyice geriledi. Başka bir deyişle, Çin KİT’lerinde artık işgücünün yüzde 20’si istihdam ediliyor. Çin 2010 yılında bir de hedef koydu. Buna göre kişi başına milli gelir 2020 yılında 2 katına çıkarılacaktı. 2010 yılında Çin’in kişi başına geliri 6250 dolardı. Dolayısıyla 2020 hedefi 12500 dolar civarı oluyor. Çin’in 13’üncü kalkınma planı 2016-2020, bizimki ise 2014-2018 arasını kapsıyor.

    Çin’de şehirleşme oranı yüzde 50’lerde. Daha Almanya ve Fransa gibi yüzde 75’lere varmamış. Şimdi Çin yeni kentler inşa ederek kentlere göçü özendirmeye önem verecek. Planın unsurlarından biri böyle. Türkiye’nin şehirleşme oranı ise yüzde 75. Nedir? Türkiye iç göç vasıtasıyla verimlilik artışları ve büyümeyi yakalama döneminin sonunda geldi. Çin’in ise yapısal dönüşümden kaynaklanan büyüme şansı hala bizden iyi duruyor. Bu ilk nokta.

    Geleyim ikincisine. Martin Feldstein, geçenlerde Çin’in hedefine ulaşması için yıllık ortalama yüzde 6,5 civarında büyümesi gerektiğini belirtip bunun olup olamayacağını sorguluyordu. Halbuki Çin zaten o hızla büyüyor. Türkiye ise o oranın ancak yarısı kadar bir hızla büyüyor. Yapılan hesaplamalar, Türkiye’nin bugüne kadar yaptıklarını yaparak yoluna devam etmesi halinde yüzde 3’lük bir büyüme oranına bile erişemeyeceğini gösteriyor. O zaman ne olacak? Çin 2020’de hedefine ulaşabilecek ama Türkiye yapamayacak.

    Her iki ülkenin de 2023 ve 2020 hedeflerine ulaşabilmeleri için aslında teknolojik dönüşümve inovasyon vasıtasıyla mevcut iktisadi altyapılarını yenilemeleri gerekiyor. Problem nedir? Grafik, bir dizi ülkede yüksek teknolojili ihracatın toplam ihracat içindeki payını gösteriyor. Kırmızı nokta, yüksek teknolojili ihracatın toplam ihracat içindeki payının o ülkede 1992 yılında nerede olduğunu; mavi sütun ise 2012 yılında ulaştığı seviyeyi işaret ediyor. Bizim gibi ülkeler ikiye ayrılıyor: 1992’den beri yerinde sayanlar ve 1992’de olduğu noktayı bugün aşmış olanlar. Türkiye ve Suudi Arabistan 1992 yılından beri hep aynı noktada duruyorlar. Çin ise yüksek teknolojili ihracatın toplam ihracat içindeki payını 1992’deki yüzde 5’lerden, yani Türkiye’nin bugünkü seviyesinden, 2012 yılında yüzde 25’e, Kore’nin bugünkü seviyesine yükseltiyor. Şimdi hiç acımadan söyleyeyim: Ben yüksek teknolojili ihracatın artan payını, teknolojik yenilenme vasıtasıyla inovasyon yapıyor olmaya bağlarım. Türkiye ise inovasyonun yalnızca dedikodusunu yapmaktadır. Etrafta pek çok toplantı olabilir, ses yüksek çıkabilir ama görüntü hala yoktur. İnovasyonun dedikodusunu yaparak Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşabilmesi mümkün değildir. Bu da üçüncü nokta.

    Küresel McKinsey Enstitüsü, Çin’in inovasyon kapasitesi üzerine bir çalışma yayımladı. Neden? Yüzde 6,5’luk büyümenin en az yarısının inovasyon kaynaklı olması gereğinden elbette. Çalışma bir nevi, peki, Çin bunu yapabilir mi diye tasarlanmış. Sektörlerin inovasyon kapasitesi ve yaptıkları inovasyonun türü, farklı bilim-teknoloji göstergeleri ile detaylıca değerlendirilmiş. Ve zaten Çin’in tüketici elektroniği ve inşaat malzemeleri sektörlerinde aslında inovasyon yapıyor durumda olduğunu, pek çok sektörde de benzer bir rolü farklı inovasyon türlerine odaklanarak üstlenebileceği vurgulanıyor. Çin ile Türkiye arasındaki fark nedir?

    Birincisi, Çin inovasyon yapmaya başlarken Türkiye inovasyon dedikodusu yapıyor. Ben temel farkın burada olduğunu düşünüyorum. İkincisi, Çin bildiğiniz teknoloji transferi yaparken Türkiye yalnızca milli teknoloji geyiği yapıyor. Üç de rakam vereyim isterseniz. Çin AR-GE için yılda 200 milyar dolar harcıyor. Bu harcama kaleminde Amerika’dan sonra dünya ikincisi. Biz daha 10 milyar dolara bile ulaşamadık. Orada yaklaşık 30 bin doktoralı mühendis ve bilim adamı var. Bu arada yılda 820 bin patent başvurusu yapıyor Çinliler. Nedir? Dünyada bu alanda birinciler. Bizim kalan rakamları yazmayayım, boynunuz daha da yere eğilmesin. Sonuç ortada. Çinliler işi yapıyor, Türklere ise mış gibi yapmak kalıyor. Bu da üçüncüsü.

    Peki, 2023 hedefleri ulaşılamaz mıdır? Hayır, ulaşılabilir. Sorun, Çinlilerin bir odağı ve bir yol haritası varken Türkiye’nin dönüşüm programlarını hala bir odak etrafında hareketlendirerek  yol haritasına dönüştürememiş olmasıdır. Olmaz mı? Olur. Ben başbakan yardımcılarından birinin reformlardan sorumlu olmasının önemli bir niyet beyanı olduğunu düşünüyorum. O bakanlık ne kadar işlevsel olursa Türkiye’nin şansı o kadar artar.

    Ama yine de Türkiye ile Çin arasında önemli bir fark görüyorum ben. Onu da göz ardı etmeyelim. Çin, hedefe ulaşmak için listedeki işlerin sayısını azaltıyor. Türkiye ise yapılması gereken işlerin sayısını artırıyor. Gelin bir kaç ay öncesine göre listeye eklenen yeni meselelere bir bakalım.

    Teknolojik yenilenme yabancı yatırım olmadan olmaz. Mahkeme sistemimizin alenen iflas etmiş olduğunu, kayyum atamaları yetmezmiş gibi Can Dündar ve Erdem Gül kararları iyice tasdik etti. Mahkemesi siyasi direktifle çalışan yerde yatırım da olmaz inovasyon da. Önce bu algının süratle düzeltilmesi gerekir. Sonra Ankara katliamından Diyarbakır Baro Başkanı Sayın Tahir Elçi’nin katline, faili meçhul olaylarda suçluların yakalanması gerekir. Güvenlik birimlerinin görev yapmadığı algısının yüksek olduğu ülkede yatırım filan olmaz. Değil yabancılar, Türkler de yatırım yapmaz. Nitekim olan tam da budur.

    2023 hedeflerine elbette ulaşılabilir. Ancak ulaşmanın şartları bellidir. Siyasi kararlılık gerekir.

    Şekil 1: Türkiye ve Çin’de kişi başı GSYİH, cari ABD doları, 1980-2014

    Kaynak: Dünya Bankası

    Şekil 2: G20 Ülkelerinin toplam imalat sanayi ihracatlarında ileri teknoloji ürünlerin payı (%), 1992 ve 2012

    Kaynak: Dünya gazetesi