Türkiye’nin Kuzey Irak’ta ‘politik hedefi’ üzerine…

    0
    Nihat Ali Özcan
    Milliyet

    Küresel ve bölgesel siyasi düzenin, ilişkilerin tarihte hiç olmadığı kadar dinamik ve değişken olduğunu söylemek çok da iddialı olmaz. Yeni düzen/düzensizlik kendine has özellikler üretirken, değişkenler belirliyor ve ilişkileri oluşturuyor. Doğal olarak, yarına dair gelişmeleri öngörmek çok da kolay değil. Bu durum bireyleri, toplulukları, devletleri ve en fazlada karar alıcıları etkiliyor.
    Kürt Bölgesel Yönetimi’nin “bağımsızlık” referandumu ve ardından yaşananlar bu tabloya iyi bir örnek teşkil ediyor. Zaten belirsizliklerin hâkim olduğu siyasi, ekonomik, güvenlik ortamını referandum daha da muğlak hale getirdi. Nitekim bu gün gelişmeleri öngörmek, geçen haftadan çok daha zor görünüyor.
    Sorun sadece ortamın muğlaklığından, aktörlerin çokluğundan, niteliğinden kaynaklanmıyor. En az bunlar kadar önemli olan Türkiye’nin “politik hedefinin” muğlaklığından, bir türlü net olarak tarif edilememesinden de kaynaklanıyor.
    Herkes, Kuzey Irak Kürt Yönetimi’ne karşı Türkiye’nin kullanabileceği araçların çokluğu ve etkinliğinden söz ediyor. Habur Hudut Kapısı’nın kapatılmasından sivil uçuşların iptaline, boru hattının kesilmesinden televizyon yayınlarına son verilmesine kadar. Hatta beş bin gönüllü sivilin hazır olması, hareket halindeki tankların çıkardığı toz bulutu, Bağdat hükümetinin gönderdiği, 32 kişilik caydırıcı askeri birlik de (!) buna dâhil edilebilir. Tabii ki uluslararası hukukun askeri güç kullanma konusunda sağladığı meşruiyeti de (!) unutmamak gerekir.
    Evet, listenin uzunluğu ve çeşitliliği heyecan verici. Ancak ortada bir sorun var.

    Yazının devamı için