Tuzak

    0
    Aydın Ünal
    Yeni Şafak

    16 Nisan Halkoylaması’nda AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu Evet bloku yüzde 51,4 oranında oy aldı. Köklü bir sistem değişikliğinin oylandığı hesaba katıldığında, AK Parti’nin oy oranının yüzde 50’nin üzerinde olduğu kolayca görülecektir. Bu kuşkusuz çok büyük bir başarı. Ancak, yeni sistemde artık iktidara gelebilmek için yüzde 50+1 oy almak gerekiyor. Halkoylamasında yüzde 50 oy oranına yaklaşan AK Parti ve Erdoğan karşıtı blokun motivasyonu yükseldi. Önümüzdeki 2 yıllık süreçte, AK Parti ve Erdoğan karşıtı bloku bir arada tutmak, hatta daha da çoğaltmak için, ulusal ve uluslararası her oyunun devreye sokulacağını tahmin etmek güç değil.

    Son günlerde, Atatürk heykelleri, Anıtkabir, ya da kıyafet gibi konularda devreye sokulan açık provokasyonlar, AK Parti ve Erdoğan karşıtı bloku bir arada tutabilmek ve çoğaltabilmek için yapılmış ilk denemeler. Bu provokasyonların artacağını, başka araçların devreye alınacağını da tahmin etmek zor değil.

    2019 seçimlerine giderken, AK Parti’nin son derece dikkatli olması gerekiyor. Hata yapma lüksümüz yok. Bize oy verenleri küstürmek gibi bir lüksümüz hiç yok. Çok daha kucaklayıcı, kapsayıcı olmamız, bize oy verenleri bir arada tutup, halkayı daha da genişletmemiz gereken hassas bir sürece giriyoruz.

    İşte tam bu noktada, 2019 seçimleri öncesinde önemli ve kritik bir sürece girmişken, AK Parti’ye ve onun Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a çirkin bir tuzak kuruluyor.

    Bu sütunda, önceki birkaç yazımda dilim döndüğünce ifade etmeye çalıştım: “Reis’ten çok Reisçiliğin” haddi aşmak olduğunu, bizim hiçbir şekilde FETÖ araçlarını ve yöntemlerini kullanamayacağımızı, gayri meşru yöntemlerle meşru bir davanın yürütülemeyeceğini, ahlak zemininden asla ayrılmamak gerektiğini, düşmanımıza benzeyemeyeceğimizi vurgulamaya gayret ettim.

    Kimden para alıyorsa onun düdüğünü çalan, çok hızlı manevra yapabilen, “dünya yıkılsa enkazını satıp yine de kazanan” bir lejyoner ve haşerat güruhunun kutlu yürüyüşün ahlaki zeminine ciddi tehdit teşkil ettiğini vurgulamaya çalıştım.

    Ben de, benimle aynı kaygıyı taşıyan son derece samimi arkadaşlar da, bu tehlikeye işaret ettikleri için linç edildiler. FETÖ’cü, Paralel, hain, “şucu-bucu” diye yaftalandık.

    Ancak, öyle bir noktaya geldik ki, mesele ahlak ve meşruiyet boyutunu aştı, ciddi bir tehlikeye, büyük bir riske dönüştü.

    Karşımızda, AK Parti’ye ve Erdoğan’a karşı, sinsice kurulmuş ve kurgulanmış bir tuzak olduğunu şimdi çok daha net görüyoruz.

    Kimi isimler sistematik şekilde Şeytanlaştırılıyor. Kimi isimlere sistematik şekilde itibar suikastleri yapılıyor. Emekliye ayrılanlara, görevden alınanlara, hala bu partinin içinde siyaset yapan ya da bürokraside çok kritik görevlerde bulunanlara karşı sistemli şekilde saldırılar düzenleniyor.

    Klavyelerinin, sahte sosyal medya hesaplarının ya da köşelerinin ardına gizlenenler, son derece bilinçli şekilde, kurguladıkları tuzak çerçevesinde, AK Parti ve Erdoğan’ı savunuyormuş gibi yapıp, “Erdoğan’sız bir Türkiye isteyenlere karşı savaştıklarını” iddia edip, AK Parti içinden bir muhalefet odağı inşa etmeye çalışıyorlar. Birkaç yıldır ilmek ilmek ördükleri çuvala, itibar suikastleriyle küstürdükleri isimleri, belli kesimleri, belli hassasiyetleri toplu halde dolduruyorlar.

    Herkes linç edilmek korkusuyla, “şucu-bucu” diye yaftalanmak kaygısıyla susarken, gözümüzün önünde bir kırgınlar bloğu oluşturuluyor.

    Bu, AK Parti’ye ve Erdoğan’a kurulmuş apaçık bir tuzaktır.

    2019’da 2 kritik seçime giderken, AK Parti çatısı altında hala siyaset yapanlara, hükümette başarıyla görev almış ya da görev yapanlara, muvazzaf ya da emekli bürokratlara, ahlaksızca, edepsizce, pervasızca itibar suikastleri yapmak asla ve asla iyi niyetli değildir, tam tersine bu davaya, bu harekete yapılan alçakça bir saldırıdır.

    Yazının devamı için