Zamanın ruhunu kavrayamayan din adamlarının sakıncalı dili…

    0
    Fatma Barbarosoğlu
    Yeni Şafak

    İçinde yaşadığımız çağın özelliklerini kavramakta her zaman geç kalırız.

    Sadece sanatçılar, düşünürler sezgisel olarak, gelmekte olanı diğerlerinden önce kavrar. Sanatçı ve düşünür, kavrayışını esere dönüştürür,  zamanın ruhunu kavrayan eserler yeni bir dil yeni bir üslup inşa eder.

    Din adına konuşan kişilerin; sanatsal sezgilerinin, felsefi boyutlarının, toplumsal değişimi kavrama kapasitelerinin zayıf olması çoğunlukla onların söylemini kaba bir anlayışa oturtur. Kişiler din adına güzel şeyler söylediklerini zannederken, esasında kitleleri dini olandan uzaklaştırmakta, yanlış söylemleri yüzünden insanları isyana teşvik etmekte, ahiret bilincini imha etmektedir.

    İnsanları güzele iyiye doğruya teşvik etmek üzere konuşanların, öncelikle insanların doğruyu, iyiyi, güzeli nasıl kavradığını; iyinin iyiliği, kötünün kötülüğü hakkında bilgilerini nereden edindiğine dair bir fikrinin olması gerekiyor.

    Nasıl sanatın dili modern öncesi dönemden bir hayli farklı ise, nasıl şairler şiirlerini divan edebiyatı ya da halk edebiyatı formunda dile getirmiyorsa, nasıl roman, klasik, modern, postmodern olarak farklı tema ve üslup ile  ortaya çıkıyorsa din dilinin  de değişmesi gerekir.

    Din dilinin değişmesi, muhtevanın değişmesi anlamına gelmiyor. Neyin nasıl, hangi sıra ile hangi bilginin kiminle nasıl hangi şartlarda paylaşılacağı konusunda basiret sahibi olmayı kast ediyorum din dilinin değişmesi derken.

    Mesela  küçük bir toplulukta dile getireceğiniz eleştiri ve tavsiyeleri kitlesel bir mecrada bir gazete köşesinde ya da ekranda dile getirirseniz söyleminiz faydadan çok zarar getirir.

    Küçük bir toplulukta söylediğinizin nasıl anlaşıldığını görme imkanınız vardır. Sizi dinleyenlerin yüzündeki ifadeden, bakışlarındaki ışıktan meramınızı anlattığınızı ya da anlatamadığınızı fark etme imkanınız vardır. Üstelik o küçük toplulukta insanlarla kesintisiz iletişiminiz vardır. Aynı zamanı aynı mekanı paylaşmaktasınızdır.

    Ama kitle önünde söz söylerken kimin neyi nasıl algıladığını, algıladığı bilgiyi hangi haleti ruhiye ile karşıladığını görme imkanı bulamazsınız.  Din adına yaptığınız tebliğ, siz farkında olmadan  sizi şovun mecrasında sürüklemeye başlar. Etrafınızdakiler sizi alkışlar aman hocam söyleminiz çok ses getirdi diye.

    O gelen ses çoğunlukla pek hayra alamet değildir.

    Yazının devamı için