Yayın İhalesi Arefesinde Bir Derbi

2

Bu akşam, Türk futbol severler nefeslerini tutarak sonucu açısından heyecanlı bir derbi seyredecek. Sonucu açısından dememin iki sebebi var. Kimsenin ağzından düşürmediği, Fenerbahçe’nin yeni adıyla Ülker Stadyumu olan mabedinde 17 yıldır yenilgi yüzü görmemesi ilk sebep. İkincisi ise ortaya serilecek futbol kalitesinin maalesef bir muamma olması.

Türk futbolunun en büyük sorunlarından biri bu bana göre. Oynanan oyunun göze hoş görünmesi ve seyircinin nabzını sürekli olarak yüksek tutması, bizde ancak iki takımın da orta sahalarının iflas etmesi sonucu maçın artık kontratak düellosuna dönüşmesiyle gerçekleşebiliyor. Bu yüzden de kimseyi “evet siz kazandınız ama biz sizden iyi oynadık” derken göremiyoruz. Birbirlerini kızdırmaya çalışan taraftarların “nasıl yendik ama” argümanından başka ellerinde bir malzeme kalmıyor oynanan 90 dakikadan sonra.

Bu akşam her sene en az iki kere, Türkiye Kupası ve Süper Kupa’yı da hesaba kadarsak senede 4-5 kere gerçekleşebilen bir maç seyredeceğiz. Ancak yarın saat 10:00’da beş senede bir gerçekleşen, tüm futbol kulüplerini ve dolayısıyla Türk futbolunu seven herkesi yakından ilgilendiren bir ihale var.

2017-2018 sezonundan başlamak üzere beş sene boyunca Spor Toto Süper Lig maçlarını seyredebilmek için dekoderlerimizi değiştirmek zorunda olup olmadığımız ve her ay ödediğimiz faturaların artıp artmayacağı yarın belli olacak. Faturaların düşmesi gibi bir ihtimal yok, hiç meraklanmayın. Çünkü bundan önceki ihale 374 milyon dolara Digiturk tarafından alınmış olmasına rağmen bu seferki ihalenin 600 milyon dolara dayanması bekleniyor. Sanki bu süre zarfında Türk futbolunun kalitesi de neredeyse iki kat artmış gibi…

İsterseniz Avrupa liglerindeki yayın ihalelerine kısaca bakalım;

  • Fransa 1. Ligi – 624 milyon dolar
  • Almanya’nın efsanevi ligi Bundesliga – 665 milyon dolar
  • İtalya Serie A – 877 milyon dolar
  • Futbolun beşiği İngiltere Premier Ligi – Bir milyar 482 milyon dolar

Kendi ligimizle kıyaslayabilelim diye düşükten yükseğe doğru sıraladım. Sizce ülkemizde oynanan futbolun kalitesi, değeri bize en yakın iki lig olan Fransa 1. Ligi ve Bundesliga’ya yaklaşabilir mi?

Kalite bir yana, kulüpler ekonomik olarak da yöneticiler tarafından doğru yönetilemiyor. Spor Toto Süper Lig’de bulunan 18 kulübün toplam borcu 5 milyar TL’yi aşmışken, sizin ve benim gibi futbol severlerin cebinden çıkacak ve asla karşılığı olmayan paraların; toplumsal veya siyasi güç elde etmek için futbol kulüplerini ele geçiren, ne futboldan ne de ekonomiden anlamayan yöneticiler tarafından iç edilecek oluşu hiç mi içinizi sızlatmıyor?

Kulüplere yönetici olmak için talip olan insanların Türkiye Futbol Federasyonu tarafından futbol bilgisi, ekonomi ve yöneticilik becerisi başlıkları altında sınava tabi tutulmaları gerek. Yoksa Türk futbolunun bir yere gideceği yok.

Ben bu akşamki derbiyi bu düşünceler eşliğinde izleyeceğim. Keyif alıp almayacağım, Fenerbahçe taraftarı olmama rağmen sonuçtan bağımsız olmak üzere tamamen futbol kalitesine bağlı. Fenerbahçenin kötü futbolla ezeli rakibini, kendi taraftarını kanser ederek 1-0 yenmesindense; Galatasaray’ın göze hoş gelen bir futbolla 17 yıllık seriyi bozması beni daha çok memnun eder. Benim gönlüm iyi futbol oynayan takımdan yana olacak.

2 YORUMLAR

  1. Tuğrul Bey;
    Yazınızdaki “mabed” lafına takıldım.
    Mabed bildiğiniz gibi ibadet edilen yer demektir.Dinimizce de sadece Allah’a ibadet edilir.
    Stadyumu mabede benzetmek ne derece doğru?

  2. Merhaba,

    Yazımı okuyup yorum yaptığınız için teşekkür ederim. Mabet kelimesinin TDK’ya göre iki anlamı var. Birincisi sizin de söylediğiniz “tapınak” anlamı. İkincisi ise “Özel bir konuda, sevgi ve saygı ile bağlanmanın ortaya konulduğu yer.”

    http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.583172267ec643.15315106

    Ben bu kelimeyi futbol literatürü dahlinde kullandım, dini açıdan değil.

    Saygılarımla.

CEVAP VER