Fenerbahçe’yi Hep Mağlup Olduğunda Eleştirmeyeceğiz Ya

0

Pazar günkü derbiyi, rakibine neredeyse pozisyon bile vermeden kazanan Fenerbahçe’yi önce tebrik ederek başlayayım yazıma. Bu derbi 1 ay önce oynansaydı belki durum Fenerbahçe açısından hezimetle sonuçlanabilirdi.

Ancak Galatasaray’ın düşen ve Fener’in yükselen formu, ezeli rekabet ve ligin akıbeti açısından rüzgarı tersine çevirdi. Şu sıralar sarı-kırmızılı camiada Fatih Terim ismi anılıyor. Umarım milli takımı bırakıp ait olduğu camiaya geri döner “imparator” lakaplı teknik adam.

Ben bugün Fenerbahçe’nin transfer politikasını ve kadro mühendisliğini eleştirmek istiyorum müsaadenizle. Genelde bu tip eleştiriler, beklenmeyen mağlubiyetler yaşandığında veya işler kötü gittiğinde yapılır. Bu tutum bana popülistçe ve fırsatçılık gibi geldiği için işler iyi giderken de gerekli eleştirilerin yapılmasından yanayım ben.

Biliyorsunuz artık futbolumuzda UEFA kriterleri hakim. Eskisi gibi zengin bir başkanın veya yöneticilerin kulübe yaptığı hibelerle yıldızı sönmeye başlamış, eskinin iyisi futbolcuları Türkiye’ye getirme dönemi sona ermek üzere. Artık futbolcu satarak elde ettiğiniz gelirle yeni futbolcu transfer edebiliyorsunuz.

Bu şartlar altında eldeki kısıtlı imkanın özellikle Fenerbahçe nezdinde daha faydalı değerlendirilebileceğini düşünüyorum. Mevki mevki ilerleyelim mi, ne dersiniz?

Kaleci

Bana göre kalede bir problem yok. Seveni de sevmeyeni de var, karakteri veya ahlakını da eleştirebilirsiniz ancak yetenek açısından Volkan Demirel, Spor Toto Süper Lig kriterlerine göre fazlasıyla yeterli bir kaleci.

Buraya bir dipnot düşmek istiyorum. Kulüplerimizin düştüğü başka bir hata ise Avrupa turnuvalarındaki beklentiler. Sanki piyango bileti alıyormuş gibi “bu sene Avrupa’da başarılı olacak bir kadro kuruyoruz” gibi her transfer döneminde forma ve kombine satışlarını artırmaya yönelik demeçlerle yöneticiler hem kendilerini hem de taraftarları kandırıyorlar maalesef.

Halbuki, Avrupa’da hakkıyla mücadele edebilecek kadrolar oluşturmak en az 3-4 yıllık bir süreç gerektirir. Kulübün geçmişi, kültürü ve ruhuna göre bir mantalite oluşturulur. Bu mantaliteye uygun bir hoca getirilir. O hocayla birlikte geleceğe yönelik bir kadro oluşturulur. İşler yolunda gitmez ve o hocayla yollar ayrılsa bile kadronun bozulmasına izin verilmez, tam tersine o kadroya uygun başka bir hoca takımın başına getirilerek yola devam edilir. Bizde maalesef her yeni gelen hoca kendine göre kadroyu şekillendirmeye çalışıyor ve sonunda ortaya ucube kadrolar çıkıyor. Bu durum özellikle sık teknik direktör değiştiren Anadolu kulüplerinde daha yaygın göze çarpıyor.

Savunma

Caner ve Gökhan’ın ayrılmalarında tabii ki Aziz Yıldırım’ın iletişim ve yönetim beceriksizliğinin etkisi büyük. Yönetmek her zaman gücünün yettiğini ezmeye çalışmak değildir. Bir kişiye, yapmak istemediği şeyi; ikna ederek, gereken konularda tavizler vererek ve gerekli motivasyonu sağlayarak yaptırmaktır yöneticilik.

Olan oldu, Fener’in as bekleri ayrıldı. Yerlerine Hasan Ali’nin yedeği olarak İsmail Köybaşı ve Şener’i yedek bırakması planlanan Van Der Wiel transfer edildi. İsmail için herhangi bir itirazım yok. Çünkü Hasan Ali zaten Türkiye için yeterli bir bektir. İsmail de Hasan’ın yokluğunu aratmayacak tecrübeye ve yeteneğe sahip güçlü bir oyuncudur.

Ancak Van Der Wiel konusu tam bir fiyasko oldu Fenerbahçe için. İlk geldiğinde tüm taraftarı kendine aşık eden, ancak ilerleyen yıllarda yıldızı sönen ve eski halini mumla aratan Gökhan’dan daha iyi diye getirildi Hollandalı sağ bek. Şu an kadroya dahi giremiyor.

Halbuki geçen sezonun başında Gökhan Gönül sakatken yerine oynayan Şener Özbayraklı’nın başarılı performansı akıllara gelmeli ve Şener’i as sağ bek yapıp gelecek vaat eden genç bir sağ beki yedek olarak transfer etmeliydi Fenerbahçe. Şener konusunda iki hata yapıldı geçen seneden beri. Birincisi, Gökhan’ın sakatlığı geçer geçmez Şener’in yedeğe çekilip Gökhan’ın ilk 11’e alınmasıydı. Diğeri ise bu sene Van Der Wiel’ın transfer edilmesiydi. Şu an geç de olsa hatadan dönüldü, ancak Şener de geçen seneki Şener değil. Her geçen maç formunu yükseltmeye çalışsa da eski performansını henüz gösteremiyor.

Stoperler.

Sarı-lacivertlilerin en başarılı oyuncusu Kjaer’in yanına Skrtel gibi tecrübeli bir stoperin alınması doğru hamleydi. Stoper ve ön libero arasında rotasyon oyuncusu olarak Neustadter’in transferine de lafım yok. Ancak yerli yedekler Hakan Cinemre ve Berkay Can Değirmencioğlu, yaşlarına göre Kjaer ve Skrtel’in yerlerini dolduracak potansiyele sahip değiller.

Biri 23 diğeri ise 24 yaşlarında olmalarına rağmen as stoperlerden herhangi biri oynayamayacak olduğunda ya Neustadter ya da ön libero Mehmet Topal buraya kaydırılıyor. Fenerbahçe’nin 3-4 sene sonraki as stoperleri olacak, bugünün yedek stoperlerinin her fırsatta forma şansı bulması ve tecrübe kazanması gerekiyor. Demek ki Dick Advocaat yeterli görmüyor ki Türkiye Kupası maçları hariç kendilerini yeşil sahalarda henüz göremedik.

Orta Saha

Kadro mühendisliğinde en büyük hata orta sahada yıllardır yapılıyor. Zira Fenerbahçe’nin kadrosunda bulunan tüm orta saha oyuncuları format olarak birbirlerine yakın çizgideler. İsimlerle ilerleyelim isterseniz. Mehmet Topal’ın Josef De Souza’dan veya Josef’in Ozan Tufan’dan ne farkı var? Ya da Salih Uçan’ın Alper Potuk’tan?

Her birinin bazı özellikleri diğerlerinden baskın olabilir. Ancak benim anlatmak istediğim bu değil. Ezeli rakip Galatasaray’ın bir zamanlar efsane olan Selçuk İnan ve Felipe Melo ikilisini örnek verirsem sanırım daha anlaşılır olur. Melo, fizik olarak Selçuk’tan daha güçlü ve oyun tarzı olarak da daha agresif olduğu için savunma ağırlıklı görevler üstlenebiliyordu. Selçuk’un ise muhteşem pas becerileri ile Galatasaray orta sahası oyun kurmakta zorluk çekmiyordu.

Fenerbahçe’de öyle mi? Ne Josef, Topal’ın rakibinden kazandığı topu pas aldıktan sonra Fener’in kalitesine yakışan bir oyun kurabiliyor ne de Ozan Tufan. Salih ve Alper için de aynı durum geçerli. İyi top sürmek veya sür’atli olmak Fenerbahçe orta sahasında ilk 11’de sahaya çıkabilmek için yeterli değil maalesef. Fizik yeterliliği ve oyun kurma becerisi de gerekli. Salih çoğu zaman topu fazla ezerken Alper ise son paslarda sorun yaşıyor.

Gelelim hücuma yönelik orta sahaya. Aatif transferi, bu mevkinin yedeği olması için doğru bir hamle. Şu an yoklukta iş yapıyor. Van Der Wiel’a harcanan parayla bu noktaya birinci sınıf bir 10 numara transfer edilebilirdi.

Kanatlarda da ha keza; Jeremain Lens, son derece doğru bir isim olduğunu hepimize kanıtladı. Ancak solda Volkan Şen ismi yine yoklukta iş görenlerden biri. Lens kalitesinde bir de sol açık transfer edilip Volkan’ın, bu oyuncunun yedeği olarak kulübede oturtulması gerekiyordu.

Hücum

Van Persie, eğer orta saha yukarıda anlattığım düzene uygun kurulsaydı çok daha fazla verim alınabilecek bir oyuncuydu. Şu an ne orta sahanın merkezinden ne de kanatlardan yeteri kadar beslenemiyor.

Sow’un geri dönmesi olumlu, hatta en başta gitmemesi gerekiyordu. Sow’dan maksimum verim, 4-4-2 dizilişinde Van Persie’nin yanında oynatılarak alınabilir. Kanatlarda harcanıyor. Eğer yönetim Sow’a kanat oyuncusu gözüyle bakıyorsa 20 milyon Fenerbahçe taraftarına ayıp ediyor.

Emenike’nin geri dönmemesi gerekiyordu. O zamanki adı Saraçoğlu, bugünkü adıyla Ülker Stadyumu’nda Fener formasını sırtından çıkarttığı maçtan itibaren kadro dışında kalması ve elden çıkartılması gerekirdi. Efsane oyuncu Alex‘e, kulübe bir zarar vermediği halde “hiçbir oyuncu Fenerbahçe’den büyük değildir” diyerek kulübün kapısını gösteren Aziz Yıldırım; çubuklu formayı giymek istemeyen Emenike’yi gönderememe basiretsizliğini gösterdi ve kulübün değerini futbolcuların gözünde düşürmüş oldu. Zaten karakteri de büyük takımda oynamaya müsait değil, çünkü yedek kalmayı hazmedemiyor. Üzgünüm Emenike ama Fenerbahçe’de Van Persie dahil yedek kalamayacak bir oyuncu yok. Sana bunu yöneticilerin veya menajer Hasan Çetinkaya’nın anlatması gerekirdi.

Fernandao’nun transferinin Van Persie’yle aynı döneme denk gelmesi, Brezilyalı golcü için talihsizlik oldu. Van Persie’nin takıma bir türlü adapte olamaması ve yıldız kaprislerinin faturasını maalesef ilk geldiğinde başarılı performans gösteren Fernandao yedek kalarak ödemek zorunda kaldı. Bu süre zarfında da kilo alıp formdan düşerek ilk 11 şansını tamamen yitirdi.

Sonuç

Bana göre Fenerbahçe’nin kadrosu yukarıdaki gibi kurulsaydı bu sene Türkiye’de şampiyonluk iddiası olabilirdi. Takımın son birkaç maçtır iyi oynuyor olması her şeyin yoluna girdiğini göstermez. Böyle tek yönlü ve yanlış kurulmuş bir kadronun tökezlemesi için 1-2 futbolcunun sakatlanması yeterlidir.

Fenerbahçe maalesef ligin başından beri, lig boyunca kaybetme toleransının olduğu puanların hepsini kaybetti. Eğer şampiyon olmak gibi bir hedef varsa bundan sonraki maçların hepsinde asgari puan kaybı olmalı ve devre arasında takımı sırtlayabilecek; biri hücuma yönelik orta saha, diğeri ise birinci sınıf bir sol açık olmak üzere en az iki transfer yapmalı.

Hepimiz biliyoruz ki Aziz Yıldırım, bu kadronun ve Fenerbahçe’nin bugün geldiği noktanın sorumlusudur. Egosu ve futbol bilgisi eksikliğiyle Türkiye’nin en büyük futbol kulüplerinden birini oyuncağı haline getirmiş ve taraftarı kulübe küstürmüştür. Kendisine Alex’i kovarken söylediği “kimse Fenerbahçe’den büyük değildir” sözünün bir şekilde hatırlatılması gerek. Sanırım bu da ancak koltuk değişikliği sonrası Ali Koç’un başkanlığı sayesinde olabilecek.

CEVAP VER