Bugünkü (18 Kasım 2016) FETÖ haberleri

0

39Yıldız Teknik Üniversitesinde FETÖ operasyonu; 103 akademisyen hakkında gözaltı kararı

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından Yıldız Teknik Üniversitesi’nde görevli aralarında doçent, yardımcı doçent ve araştırma görevlilerinin de bulunduğu akademisyenlere yönelik FETÖ/PDY soruşturması kapsamında ‘ByLock’ operasyonu düzenlendi. Yıldız Teknik Üniversitesinde yürütülen soruşturma kapsamında 103 öğretim üyesi hakkında gözaltı kararı çıkarıldı. Operasyonda ilk belirlemelere göre şu ana kadar 70 akademisyen gözaltına alındı.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri sabah saatlerinde İstanbul genelinde önceden belirlenen adreslere eş zamanlı FETÖ/PDY operasyonu düzenledi.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden konvoy halinde araçlarla çıkan polis ekipleri, saat 06.00 sıralarında operasyon yapılacak adreslere doğru yola çıktı. Operasyona çok sayıda şube de destek verdi.

Operasyon kapsamında bir grup polis Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü’ne B Kapısı’ndan girdi. Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Yerleşkesi’nde de aramalar yapıldı. Bunun yanı sıra akademisyenlerin evlerinde de arama çalışmalarının sürdüğü ifade edildi. Operasyon düzenlenen başka bir adres de Başakşehir’deki bir siteydi.

70 AKADEMİSYEN GÖZALTINDA

103 öğretim üyesi hakkında gözaltı kararı çıkarıldı, ilk belirlemelere göre 70 akademisyen gözaltına alındı. Gözaltına alınan şüpheli akademisyenler Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sağlık kontrolünden geçirildi.

OPERASYONLAR BAZI ADRESLERDE DEVAM EDİYOR

Operasyonun çeşitli adreslerde devam ettiği öğrenilirken, gözaltına alınan şüpheliler ise sorgulanmak üzere Vatan Caddesi’nde bulunan Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ne getirildi. Şüphelilerin emniyetteki işlemleri devam ediyor.

Kaynak: Hürriyet ve Star ve Akşam ve Türkiye ve Akit

38İlker Başbuğ: Gülen dosyalarını mahkemeye gönderin

İlker Başbuğ, Washington’da 15 Temmuz darbe girişimine dair bir konuşma yaptı ve olayın arkasında Fetullah Gülen’in olduğuna şüphe olmadığını belirterek ABD Yönetimi’ne Türkiye’nin Gülen’in iadesi için yolladığı dosyaları mahkemeye göndermesi çağrısında bulundu.
Genelkurmay eski Başkanı (2008-2010) emekli orgeneral İlker Başbuğ (73), 15 Temmuzdarbe girişimine ilişkin Washington’daki Ulusal Basın Kulübü’nde bir konuşma yaparak aralarında bazı ülkelerin Washington’daki büyükelçilik temsilcilerinin de bulunduğu salona Fetullah Gülen’in olaylardaki rolüne dair bilgi verdi ve Amerikan Yönetimi’ne Türkiye’nin Gülen’in iadesi için yolladığı dosyaları mahkemeye iletmesi çağrısı yaptı.

Başbuğ, ABD Ulusal Savunma Üniversitesi’nde bir yuvarlak masa toplantısına katılıp başta Suriye bölgeye dair düşüncelerini açıklarken, Amerikan medyası ve Amerikalı bazı düşünce kuruluşu temsilcileriyle görüştükten sonra perşembe günü Columbia Üniversitesi’nde Atatürk konulu bir konuşma yapmak için New York’a geçti.

Başbuğ, yaklaşık 200 kişinin takip ettiği, Türkiye’de hükümetin politikalarına yakın Turkish Heritage Organization tarafından düzenlenen “15 Temmuz’dan önce ve sonra Türkiye” başlıklı oturumda şu mesajları verdi:

2005 KARARI UYGULANSAYDI

Fetullah Gülen, 2005’te Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkûm edilen bir adam. Tabii, o zaman bu karar daha Yargıtay’ın önüne gitmemişti. Gerekçeli kararda şunu söylüyor: Laik devlet yapısını değiştirerek yerine din kurallarına dayalı devlet kurmak amacıyla. DGM bence çok doğru tespit etmiş. Bunun için ne yapmışlar? Devam ediyor karar: Yasadışı örgüt kurup bu amaç doğrultusunda hareket etmiştir. 2005’te DGM aslında bugünü görmüş, 2016’da ne olacağını görmüş. Daha nasıl net ve açık ifade edilir! İşte o zaman insan sormadan edemiyor. DGM’nin 2005’teki bu kararını dikkate alsaydık, oradan hareket etseydik, acaba Türkiye bu trajik olayı (darbe teşebbüsü) yaşar mıydı? Yaşamazdı.

OBAMA YÖNETİMİ’NDE BİR İLK

15 Temmuz darbe girişimi, din temelli, devletin yapısını, rejimini değiştirmeye yönelik bir hareketti. Bazıları bunu anlamakta halen zorlanıyor. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı John Kerry’nin yardımcılarından birinin basına yansıyan bir beyanatı oldu. Ve görevi bırakacak olan Obama Yönetimi’nden en nihayet birisinin bu konuda ilk defa duyduğumuz açık ve net cemaatle ilgili bir tanımı. O kişi şöyle diyor: Gülen tarafından yönetilen hayır işleri ve eğitim organizasyonunun şüpheli yapısı ve finansmanı olduğunu… İzlediği yöntemlerin karapara aklamak için para saklamaya çalışan insanlar ayarlayan organize suç örgütlerine benzediğini… Bu çok önemli bir tespit.

KARA PARA ABD İÇİN ÖNEMLİ

Türkiye’nin Fetullah Gülen’le ilgili olan şikâyetinde elbette 15 Temmuz bağlamında çok söylenecek şeyler var. Onlar mutlaka öne çekilmeli. Ama Türkiye Fetullah Gülen’in özellikle, ki bu ABD için çok hassas bir konu, bu örgütün burada da dedikleri gibi bir nevi kara para aklayan, yaptıklarının ne olduğu belli olmayan, adeta organize bir suç örgütü gibi olduğu ortaya konulursa, öyle ümit ediyorum ki, özellikle hele yeni gelecek Trump Yönetimi’nin bu konuda olaya daha ciddi bakabileceğini ifade etmek kanaatimce doğru olur.

EN AZINDAN ÖZÜR DİLE

Bu cemaat devleti ele geçirmeyi hedeflemiştir. Zaten kavga bu. Bu örgütü görmemezlikten gelemezsiniz, bu ciddi bir tehdittir. Tabii Türkiye öyle ki, insan bazen şaşırıyor. 14 Temmuz’a kadar cemaatin neredeyse en savunucu olanların 15 Temmuz’dan sonraki beyanatları. En azından bir özür dile. Bazıları hiç değilse özür diledi, yanlış yaptık vesaire…
TSK KOMUTA KADEMESİ ÖNLEDİ

15 Temmuz darbe girişimi ciddi bir olaydır. İyi planlanmıştır, planlanmamıştır. Bunu yargılamak için biraz erken. Bana sorarsanız başarısız olmasının ana nedeni TSK komuta kademesinin, Genelkurmay başkanı, kuvvet komutanları, Jandarma Genel Komutanı, 2. Başkanı dahil olmak üzere bu darbe girişimine karşı direnmesidir. Bunun göz ardı edilmesi bir kere TSK’ya karşı çok büyük bir haksızlık olur. Ama şunu da söylemek lazım. Komuta kademesi, istihbaratı, MİT bu süreci iyi yönetmişler midir? Bakın o farklı bir soru. Benim cevabım, o süreci daha iyi yönetebilmeliydiler.

İÇERİ SIZAN CUNTA DARBESİ

15 Temmuz’u doğru isimlendirmek de önemli. Çoğu kimse askeri darbe diyor. Bu bir askeri darbe değil. 15 Temmuz Fetullah Gülen’in örgütünün TSK’ya sızdırdığı cunta tarafından yapılan bir darbedir, FETO’nun silahlı bir darbe girişimidir.

“BİZİMKİLER YAKALAYAMADI, BARİ SİZİNKİLER…”

ABD’nin istihbarat örgütlerinin bu yaşanan olaylardan daha önceden bilgisi olmuş mudur diye bana soracak olursanız, ben olabileceğini düşünüyorum. Olmamasını pek rasyonel bulmuyorum. Ama şu anlama da gelmemeli. İstihbarat örgütlerinin, Türkiye’de yaşanacak olaylardan daha önce bilgisi olması demek, bu istihbarat örgütlerinin 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında olduğu anlamına gelmez. Ciddi devlet adamlığı ve ciddi devlet de bunu gerektirir. Elinizde belge vesaire olmadan tamamen arkasında olduğunu çok kesin çizgilerle ifade etmenin de doğru olduğu kanaatinde değilim. Tabii şimdi eğer koca ABD’nin istihbarat örgütleri de bu olayı yakalayamadıysa zaten dünya uyumuş oluyor. Bizimkiler yakalayamadı. Bari sizinkiler hiç değilse böyle bir şey olduğunu bilmiş olsun. O zaman siz de kapatın buraları demek lazım.

SORGULAMAK ABESLE İŞTİGAL

Adil Öksüz’ün kayıtlarından da şunu görüyoruz. Adil Öksüz en son olarak darbe planlarını Gülen’e sunmak için 11 Temmuz Amerika’ya gelmiş. İki gün kalmış. 13 Temmuz’da da buradan Türkiye’ye dönmüş. Adil Öksüz’ün yanında birisi daha çıktı. Bunlar Akıncı Üssü’nde… Resimleri var, kayıtlara girmiş, ikisi de orada. E şimdi bu olayvarken Fetullah Gülen bu işin içinde midir dışında mıdır diye sorgulamak, abesle iştigaldir.

TÜRKİYE’NİN TALEBİ HAKLI

Türkiye’nin haklı bir talebi var. Dosyalar sunulmuş. ABD’nin kendi hukuk yapısı var ama herhalde bu hukuk sistemi bu dosyaların mahkemeye gönderilmesine engel değil. Dosyaların mahkemeye gönderilmesini istemek doğal bir şey. İstenilen o. Bu dosyaları ilgili mahkemeye gönderin. He mahkeme sonra ne karar verir, o ayrı bir konu, ona bir şey diyemeyiz.

Kaynak: Hürriyet

37Belçika’ya darbe girişimi sonrası 225 iltica başvurusu

Fetullahçı Terör Örgütünün (FETÖ) darbe girişimi sonrası en az 225 Türkvatandaşı, Belçika’dan iltica talep etti.
Belçika Mülteci ve Göç Bakanı Theo Francken’in bir soru önergesine verdiği cevaba göre, Türk vatandaşlarının Belçika’daki iltica başvuruları 15 Temmuz sonrası 10 kat arttı.

Mayıs ve haziranda 17 kişi başvuruda bulunurken, FETÖ’nün darbe girişimi sonrası ekim sonuna kadarki sürede 175 kişi sığınma istedi. Kasım ayının ilk 10 günündeki başvuru sayısı ise 50 oldu.

Bakan Francken, Belçika Sığınmacılar ve Vatansızlar Genel Komisyonunun (CGRA) darbe girişimi öncesi de bellli başvuruları kabul ettiğini söyledi. Darbe girişimi öncesi başvuruların ağırlıklı olarak PKK yandaşlarından, 15 Temmuz sonrası ise ağırlıklı olarak FETÖ yandaşlarından geldiği belirtiliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı açıklamada, “Belçika, şu anda bu işin adeta önemli bir merkezi. Sadece PKK değil FETÖ’nün de önemli bir merkezi. Bu kadar önemli hadiseler oluyor, camilerimiz orada kundaklanıyor, kimsede bir duyarlılık söz konusu değil” ifadesini kullanmıştı.

Kaynak: Hürriyet

36Son dakika haberi: Bylock deşifre olunca farklı uygulama kullanmışlar

FETÖ operasyonlarında dikkat çeken bir detay ortaya çıktı. Gizli tanığın ifadesi sonrasında Şubat 2016’da İzmir’de deşifre edilen ByLock’un tüm Türkiye’deki istihbarat, emniyet ve savcılık makamlarına bildirildiği öğrenildi. FETÖ üyelerinin ByLock’un deşifre olması nedeniyle aynı amaç doğrultusunda “Eagle IM” isimli programı da kullanmaya başladıkları, bu programın geliştirilmesinin ardından ByLock’un aktif olarak kullanılmadığı belirlendi.
‘ByLock’un ekran ara yüzü deşifre edildi.  İzmir’de FETÖ’nün sözde “Karşıyaka eyalet yapılanması”nın deşifre edildiği operasyonda, örgütün kriptolu yazışma programı ‘ByLock’un ekran ara yüzü ortaya çıkarıldı. 2016 şubat ayı sonuna kadar ‘ByLock’u aktif olarak kullanan FETÖ mensuplarının, bu tarihte “Yeğen” kod adlı gizli tanığın ifadeleriyle deşifre olan programı kullanmayı bırakarak Eagle IM programı üzerinden iletişim kurmaya başladıkları tespit edildi.

Gizli tanık beyanlarına göre yapılan çözümlemede, ByLock ana ekran ara yüzünde ‘Friends (9/27)” olarak görülen üst kısımda 27 kullanıcının bulunduğu, grupta çevrim içi olan 9 kullanıcıdan birinin de ‘Hoca Efendi’ isimli kullanıcı olduğu belirlendi – Gizli tanık “Yeğen”in ifadesinden: ‘Bylock’ta çevrim içi olan ve ‘Hoca Efendi’ olan kayıtlı kullanıcı Fetullah Gülen’di”

FETÖ’ye yönelik mayıs ayında gerçekleştirilen operasyon öncesinde İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde ifade veren “Yeğen” kodlu gizli tanığın beyanları doğrultusunda, örgüt üyelerinin ByLock adlı gizli yazışma programını kullandığı tespit edildi.

Gizli tanığın ifadesi sonrasında Şubat 2016’da İzmir’de deşifre edilen ByLock’un tüm Türkiye’deki istihbarat, emniyet ve savcılık makamlarına bildirildiği öğrenildi.

FETÖ üyelerinin ByLock’un deşifre olması nedeniyle aynı amaç doğrultusunda “Eagle IM” isimli programı da kullanmaya başladıkları, bu programın geliştirilmesinin ardından ByLock’un aktif olarak kullanılmadığı belirlendi.
İtirafçı ve bazı zanlıların beyanlarında da ByLock’u mart ayına kadar aktif olarak kullanan örgüt üyelerinin ByLock’tan yapılan duyuru sonrası Eagle IM’i kullanmaya başladıkları bilgisi yer aldı.

‘HOCA EFENDİ İSİMLİ KULLANICI…’

Gizli tanık “Yeğen”in itirafları ve İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesince yapılan çalışmalarla, örgütün gizli yazışma programı ByLock’un ekran ara yüzü ortaya çıkarıldı.

İtiraflarda bulunan gizli tanık “Yeğen”in “Bylock’ta çevrim içi olan ve ‘Hoca Efendi’ olan kayıtlı kullanıcı Fetullah Gülen’di” ifadeleri emniyet kayıtlarına geçti.

Gizli tanık beyanlarına göre yapılan çözümlemede, ByLock ana ekran ara yüzünde “Friends (9/27)” olarak görülen üst kısım 27 kullanıcının bulunduğu, grupta yeşil renkte ve çevrim içi olan 9 kişiden birinin “Hoca Efendi” isimli kullanıcı olduğu tespit edildi.
ByLock’un ekran arayüzünde sarı renkte görünen kullanıcıların gelen mesajlara göre anlık çevrim içi, gri renkte olanların ise çevrim dışı oldukları belirlendi.

EAGLE ÜZERİNDEN KONUŞMA

Ekran ara yüzünde bazı kullanıcıların örgütün kullandığı bir başka gizli yazışma programı olan “Eagle” kullanıcı adlarını ve şifrelerini grupta herkesin gördüğü profil ana ekranında paylaştıkları, örgüt mensuplarının bu sayede diğer kullanıcılarla “Eagle” üzerinden de görüşme yaptıkları tespit edildi.

Bir kullanıcının ise örgütün yayın organı Zaman gazetesinin logosunda yer alan kum saatini profil ekranına yansıttığı belirlendi.

Emniyet kayıtlarına geçen ByLock yazışmalarına göre, “Asrın hatibiyle aynı anda” başlığıyla 8 Şubat 2016’da yapılan paylaşımda, “Hamlar haslardan tamamen ayrılsın” ifadeleri yer alıyor.

KARŞIYAKA’DA OPERASYON

İzmir’de 17 Mayıs’ta 73 adrese düzenlenen eş zamanlı operasyonda, örgütün “okullar ve dershaneler Türkiye sorumlusu” olduğu ileri sürülen, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in yeğeni Mehmet Mezher Gülen, teğmen M.A.T, örgütün “Bergama emniyet imamı” Sinan Özmen, “Bergama Işık evleri imamı” Mehmet Öksüz, “Bergama diyanet imamı” Celal Döner, “Kınık ilçe imamı” Harun Yeşil, Ovacık Altın Madeni İşletme Müdürü Cemalettin Çetin’in de aralarında bulunduğu 36 kişi gözaltına alınmış, daha sonra gerçekleştirilen operasyonlarla birlikte 79 zanlı tutuklanmış, 54 şüpheli adli kontrol ve yurt dışı yasağıyla serbest bırakılmış, 8 kişi de serbest bırakılmıştı.

Operasyonda ele geçirilen kayıtlar ve muhasebe takip programları üzerinde yapılan incelemede, örgütün sözde eyalet yapılanmasındaki Karşıyaka bölgesinden sağladığı gelirler ve bunların dağıtımına ilişkin bilgilerin ayrıntılı şekilde yer aldığı saptanmış, İzmir’in kuzeydeki ilçelerinin yer aldığı bölgeden “kurban, burs ve himmet” adı altında bir yıl içerisinde yaklaşık 330 milyon lira gelir sağlandığına ilişkin bilgilere ulaşılmıştı. Elde edilen gelirin dağıtımına ilişkin bilgilerin de bulunduğu kayıtlarda, bu gelirden yüzde 15’lik payın örgütün lideri Fetullah Gülen’e aktarıldığı ve “Pensilvanya” diye kayda geçirildiği iddia edilmişti.

Kaynak: Hürriyet

35Edirne’de FETÖ şüphelilerii adliyeye gönderildi

Engin ÖZMEN/EDİRNE, (DHA) – EDİRNE’de FETÖ/PDY’nin kapatılan eğitim kurumlarında öğretmenlik yaptığı belirlenen 6 şüpheli, 4 günlük gözaltı sürelerinin ardından ifadeleri alınarak gece adliyeye sevk edildi.
Edirne Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, FETÖ/PDY’nin kapatılan eğitim kurumlarında öğretmenlik yaptığı belirlenen B.B., A.A., Ö.G., S.S., Ü.T. ve M.K.’yı 4 gün önce gözaltına aldı. Emniyette ifadeleri alınan 6 şüpheli, saat 21.30 sıralarında adliyeye sevk edildi. Sağlık kontrolünün ardından adliyeye getirilen şüphelilerden bazıları, tanınmamak için yüzlerini kapattı.
Şüphelilerin savcılık sorgularının devam ettiği belirtildi.

Kaynak: Hürriyet

 

34Mustafa Demir: 17 Aralık’ta iftira attılar

MUSTAFA DEMİR: 17 ARALIK’TA İFTİRA ATTILAR

17-25 Aralık sürecinde FETÖ’nün hedefindeydiniz. Neler söyleyeceksiniz?

Bunun hikâyesi 40 yıl öncesine dayanıyor. 2012’de MİT Krizi ile kendilerini gösterdiler. MİT müsteşarını ifadeye çağırıp, başbakanımızla uğraşacaklardı. Sonra Gezi Parkı olayları çıktı. Ne istiyorsunuz diye sorulduğunda, “3. Köprü, havalimanı ve Kanal İstanbul’u istemiyoruz” dediler. Gezi meselesinde çok ciddi manipülasyon olduğunu gördük. Arkasından da 17-25 Aralık geldi.

Beni neyle suçladılar? Sözüm ona beni iki dosyayla suçluyorlardı. İftira attılar. Ama hiçbir suçum olmadığını zaten biliyorlardı. Neticede bunların ne kadar hain olduğunu herkes gördü. Gezi’yle gençlerin enerjisini kullanarak hükümeti devirmeye çalıştılar. 17-25 Aralık’ta da yargı yoluyla darbe yapmaya çalıştılar.

Kaynak: Hürriyet

 

33Cahit Paksoy’un tahliyesine itiraz

FETÖ/PDY’ye maddi destek sağladıkları iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında İhlas Holding eski CEO’su Cahit Paksoy’un tahliye edilmesine savcılık itiraz etti.
AKFA Holding ve holdinge bağlı 44 şirket ile ortakları ve çalışanlarına yönelik düzenlenen soruşturma kapsamında 26 Ağustos tarihinde “Terör örgütüne üye olmak”, “Terör örgütüne finansman sağlamak” ve “Suçtan kaynaklı mal varlığı değerlerini aklamak” suçlarından tutuklanan Paksoy, avukatının itirazı üzerine geçtiğimiz günlerde serbest kaldı. Soruşturmayı yürüten Anadolu Örgütlü, Kaçakçılık ve Ekonomik Suçlar Soruşturma Bürosu, Paksoy’un tahliye edilmesine itirazda bulundu.

“KARAR, USUL VE YASAYA AYKIRI HUSUSLAR İÇERİYOR”

Tahliye kararını veren Anadolu Sulh Ceza Hakimliği’ne gönderilen itiraz yazısında soruşturma kapsamının FETÖ/PDY’nin mali yapılanmasına yönelik ve ihbar doğrultusunda başladığı belirtildi. Yazıda, bu ihbarlar neticesinde bir çok vergimüfettişinin raporuyla MASAK’ın hazırlamış olduğu raporlar çerçevesinde soruşturmanın yürütüldüğü kaydedildi. Söz konusu soruşturmanın ana konusunun AKFA Holding ve bağlı şirketler olduğu belirtilen itiraz yazısında, tutukluluk haline itiraz kararını inceleyen hakimliğin kararının usul ve yasaya aykırı hususlar içerdiğinin tespit edildiği kaydedildi.
“FETÖ İLE MÜCADELEYİ SEKTEYE UĞRATACAK”

“Şüphelinin geçmişi, ekonomik ve sosyal durumu dikkate alındığında, söz konusu para hareketlerinin hayatın olağan akışına uygun düştüğü” şeklinde tahliye kararının verildiği belirtilen itiraz yazısında, bu şekilde çok zengin iş adamlarının mal varlıklarına göre cüzi sayılabilecek miktardaki para akışlarının aklanmış olacağı, bu durumun da devletin tüm kurum ve kuruluşlarıyla mücadele etmekte olduğu FETÖ/PDY ile mücadeleyi sekteye uğratacağı aktarıldı.

Sulh ceza hakimliklerinin yargılama yapmadıkları için delilleri değerlendirme yetkilerinin olmadığı belirtilen itiraz yazısında, hakimliğin beraat kararı verir gibi karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gibi düşündürücü olduğu da kaydedildi. Hakimliğin söz konusu soruşturmanın boş bir soruşturma olduğu izlenimini verecek şekilde karar vermesinin de hukuk ile bağdaşmadığı kaydedilen yazıda, Paksoy hakkında verilen tahliye kararının kaldırılarak tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılması talep edildi.

Kaynak: Hürriyet

32Avukat Aksoy’a 3 yıl hapis cezası

Bahri KARATAŞ/İZMİR, (DHA) – İZMİR’de FETÖ/PDY’ye yönelik operasyon kapsamında tutuklanan avukat Ali Aksoy, başka bir soruşturmanın ardından açılan ve tutuksuz yargılandığı davada, 3 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, Aksoy’a verilen cezayı ertelemedi.
İzmir Cumhuriyet Başsavcıvekili Okan Bato’nun 2014’te yürüttüğü paralel yapıya yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınan bazı şüphelilerin avukatlığını yapan Ali Aksoy’un, İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Bozyaka Hizmet Binası önünde basın mensuplarına yaptığı açıklamada Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı Engin Dinç, Başsavcıvekili Okan Bato ve İzmir Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü Kudret Dikmen’in isimlerini açıkça deşifre ederek hedef gösterdiği öne sürüldü. Olayı soruşturan Cumhuriyet Savcısı Ömer Doğruöz, avukat Ali Aksoy hakkında ‘Açıklama ve yayınlama suçunun basın ve yayın yoluyla işlenmesi’ suçlamasıyla ağır ceza mahkemesinde yargılanması için dava açtı.
BERAATİNİ İSTEDİ
İzmir 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın son duruşmasına, FETÖ/PDY’nin darbe girişimine ilişkin soruşturma kapsamında tutuklanan avukat Ali Aksoy Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. Aksoy, olay tarihinde müdafilik görevinde bulunduğunu, basın aracılığıyla yaptığı açıklamanın da müvekkillerinin haklarını korumaya yönelik olduğunu, suç teşkil eden herhangi bir davranışta bulunmadığını belirtip, beraatine karar verilmesini talep etti.
MAHKEME HEYETİNDEN ‘HASSAS DÖNEM’ VURGUSU
Mahkeme heyeti, terörle mücadele eden Engin Dinç, Okan Bato ve Kudret Dikmen’in isimlerini basın yoluyla ifşa ederek bunları hedef gösterdiği iddiasıyla, sanık Ali Aksoy’u 3 yıl hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme, sanığın yargılama esnasındaki davranışlarını da göz önünde bulundurarak, cezasında herhangi bir indirime gitmedi ve ertelemedi. Mahkeme heyeti kısa kararında suçun, devletin kamu kurum ve kuruluşlarına sızmış bir terör örgütüne yönelik suç soruşturmalarının başlatıldığı bir zamanda, örgütle mücadele için kamuoyunun ortak bilinç ve desteğinin gerektiği hassas bir dönemde işlenmiş olduğuna dikkat çekti.

Kaynak: Hürriyet

31Milli Savunma Bakanı’ndan flaş açıklamalar…

Milli Savunma Bakanı Fikri Işık: “Türk Silahlı Kuvvetlerimizden bugüne kadar 3 bin 665 personel FETÖ terör örgütüyle irtibatlı olduğu için ihraç edilmiştir. Neticede 16 bin 423 öğrenciyle beraber değerlendirildiğinde 20 bin 88 kişinin Türk Silahlı Kuvvetleri ile bağı kesilmiştir. Ayrıca 2 bin 855 personelin de soruşturma işlemleri sürdürülmektedir” dedi.
Işık, “PKK terör örgütüne karşı mücadelemiz kararlılıkla devam etmektedir. Bu kanlı terör örgütüne geçtiğimiz 35 yıllık süre içerisinde karşılaştığından çok daha ağır zayiat verdirilmiştir. Türkiye terörle mücadelede dünyanın lider ülkelerinden biri konumuna gelmiştir. Terörle mücadeleyi sonuna kadar sürdürmekte kararlıyız” diye konuştu.

Kaynak: Hürriyet

3013 ilde FETÖ operasyonu: Emekli general ve muvazzaf subaylar gözaltında

İzmir merkezli 13 ilde terör örgütü FETÖ üyelerine yönelik operasyondüzenlendi. Operasyonda emekli general ve muvazzaf subayların da aralarında olduğu 37 kişi gözaltına alındı.
İzmir merkezli 13 ilde, ’İzmir askeri casusluk davası’ ile ilgili kumpas soruşturması kapsamında polis tarafından düzenlenen operasyonda, aralarında emekli generallerin de bulunduğu 31 muvazzaf ve emekli askerin yanı sıra 6 sivil gözaltına alındı.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu Savcısı Berkant Karakaya’nın koordinesinde, İzmir Emniyeti Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen ’İzmir askeri casusluk davası’ ile ilgili kumpas soruşturmasının devamı niteliğinde, bugün sabah saatlerinde çok sayıda adrese eş zamanlı baskınlar yapıldı.

ASKER EŞLERİNE ‘ABLA’LIK YAPIYORLARDI

Operasyon kapsamında, aralarında generallerin de bulunduğu 37 emekli ve muvazzaf asker ile askerlerin eşlerine ’ablalık’ yaptığı belirlenen 11 sivil hakkında gözaltı kararı verildi.

İzmir, İstanbul, Bursa, Ankara, Balıkesir, Samsun, Kayseri, Amasya, Uşak, Kocaeli, Mardin, Malatya ve Antalya’daki adreslere düzenlenen operasyonlarda emekli ve muvazzaf 31 asker ile 6 sivil yakalandı. Gözaltına alınanlar, sorgulanmak üzere İzmir’e getirildi. Hakkında gözaltı kararı bulunan diğer kişilerin yakalanması için çalışmalar sürüyor.

Kaynak: Hürriyet

29AİHM’den FETÖ başvurusu için karar

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), FETÖ’den yargılanan hakimin başvurusunu iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle reddettiğini açıkladı.
AİHM, 15 Temmuz sonrası gündemine taşınan ve sayıları 3 bine yaklaşan dava başvurularıyla ilgili ilk kararını bugün açıkladı. Karar, 15 Temmuz öncesi GiresunAdliyesi’nde çalışan ve 18 Temmuz’da hakkında geçici tutukluluk kararı verilen hakim Zeynep Mercan tarafından yapılan başvuruyu kapsıyor. Mercan, 15 Temmuz sonrası Anayasa Mahkemesi’nin 2 üyesi ve bazı raportörlerinin gözalatına alınıp tutuklandığını belirterek, “delil gösterilmeden tutuklandığı, tutuklanma nedeninin belirtilmemiş olması ve tutukluluğunun süresi” gerekçeleriyle 2 Eylül’de AİHM’e başvurmuştu. AİHM, gerekçeli kararında, Zeynep Mercan’ın, AİHM gözünde bir iç hukuk yolu olan Anasaya Mahkemesi yolunu henüz tüketmediği belirtildi. Karar aynı zamanda diğer başvurulan için de bir emsal niteliği taşıyor.

Kaynak: Hürriyet ve Sabah

2815 pilot FETÖ’den tutuklandı

Konya merkezli 8 ilde Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’na yönelik yapılan operasyonda gözaltına alınan 47 pilottan, 15’i tutuklanırken, 32’si serbest bırakıldı.
Konya Cumhuriyet Başsavcılığı darbe girişiminin ardından FETÖ/PDY’ye yönelik soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında Konya’da bulunan 3’üncü Ana Jet Üs Komutanlığı’na bugüne kadar 4 kez operasyon düzenlendi. Operasyonlarda gözaltına alınan pilotlardan, itirafçı olanlar ifadelerinde, örgütün yapılanmasını anlattı. Bunun üzerine de örgütün Hava Kuvvetleri yapılanmasına yönelik, 7’si daha önce ihraç olan 1’i yarbay, 54’ü üsteğmen olmak üzere 55 pilot hakkında yakalama kararı çıkartıldı. Konya’da 5, Ankara’da 18, İzmir’de 16, İstanbul’da 5, Kayseri’de 3, Eskişehir’de 3, Balıkesir’de 4 ve Adana’da 1 pilotun gözaltına alınması için geçen 9 Kasım günü eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda 47 pilot gözaltına alındı. Gözaltına alınan pilotlardan 1’i kadın 15’i tutuklandı, 32’si de serbest bırakıldı. 3’üncü Ana Jet Üssü’nde daha önce düzenlenen 4 operasyonda aralarında pilotların da bulunduğu toplam 70 asker tutuklanmıştı.

Kaynak: Hürriyet

27KPSS soruşturmasında iddianame tamam

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 2010 KPSS sorularının sızdırılmasına ilişkin soruşturma kapsamında “FETÖ/PDY üyesi olmak”, “resmi belgede sahtecilik” ile “kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık” suçlarından 91 şüpheli hakkında daha iddianame düzenleyerek, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderdi. İddianamede, Mehmet Baransu’nun ağabeyi Yalçın Baransu ile eşi Aygün Baransu da bulunuyor. İddianamede, soruşturma konusu sınava girmeyen Yalçın Baransu’nun, bazı adaylara soruları verdiği, eşi Aygün Baransu’nun ise soruları sızdırılan sınavda 120 sorunun tamamını doğru cevapladığı kaydedildi.
Cumhuriyet Savcısı Yücel Erkman’ın hazırlayarak Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderdiği iddianamenin kabulü halinde şüpheliler, daha önce açılan davalarda olduğu gibi “FETÖ/PDY üyesi olmak”, “resmi belgede zincirleme sahtecilik” ve “kamu kurum ve kuruluşlarının zararına zincirleme dolandırıcılık” suçlarından yargılanacak ve daha önce 2010 KPSS’ye ilişkin açılan dava sayısı 5’e, bu davalardaki sanıkların sayısı ise 475’e yükselecek.
BARANSU’NUN AĞABEYİ DE İDDİANAMEDE

Şüpheliler arasında FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in akrabası Muhammet Sait Gülen, gazeteci Mehmet Baransu’nun ağabeyi Yalçın Baransu ile eşi Aygün Baransu da bulunuyor. İddianamede, soruşturma konusu sınava girmeyen Yalçın Baransu’nun, bazı adaylara soruları verdiği aktarıldı. Eşi Aygün Baransu’nun ise soruları sızdırılan sınavda 120 sorunun tamamını doğru yaptığı, bu sınavın iptalinin ardından yapılan tekrar sınavına ise girmediği kaydedildi.

İddianamede 10 Temmuz 2010’daki KPSS’ye 294 bin 909 kişinin katıldığı belirtilerek, sınavda yüksek net yapan 3 bin 227 adaydan bin 970’inin kendi arasında telefon irtibatının bulunduğu, bunlardan 907’sinin tekrarlanan eğitim bilimleri sınavına girmediği ifade edildi. Şüphelilerden yüzde 61’inin, Gülen cemaatine ait Turgut ÖzalDüşünce ve Hamle Derneğinden soruları dağıtan ve yurt dışına firar eden Mehmet Hanefi Sözen ile cemaate ait Maltepe Dershanesinden soruları dağıtan Nebil Ekiz’e kadar ulaşan irtibatlarının bulunduğuna yer verilen iddianamede, yüksek net yapan adayların bin 148’inin akraba, bunların 896’sının karı koca olduğu, eşlerin 453’ünün tekrarlanan eğitim bilimleri sınavına girmediği bildirildi.

Yüksek net yapan adayların 2 bin 690’ının aynı firma veya kurumda çalıştığı, 10 ve üzeri adayın çalıştığı iş yeri kaydı baz alınarak yapılan değerlendirmede ise 167 kurum ve özel şirkette 2 bin 39 adayın görev yaptığı, bunların 970’inin tekrarlanan eğitim bilimleri sınavına girmediği aktarılan iddianamede, 3 bin 227 adayın bin 136’sının aynı adresleri, 217 adayın aynı site veya apartmanı iletişim adresi olarak beyan ettiklerine dikkat çekildi.
İptal edilen sınavda yüksek net yapan 3 bin 227 adaydan bin 175’inin yüksek başarıya rağmen tekrarlanan eğitim bilimleri sınavına katılmadığına işaret edilen iddianamede, sınava katılanların ise bin 1999’unun puanını düşürdüğü aktarıldı.

‘BİR ÇOK SINAVIN SORULARINI ELE GEÇİRDİ’

İddianamede, 120 sorunun tamamını doğru yapan 350 adaydan 148’inin tekrarlanan eğitim bilimleri sınavına girmediği belirtilerek, şu değerlendirmede bulunuldu:

“Açıklanan nedenlerle, eldeki veriler birlikte değerlendirildiğinde soru hırsızlığı eyleminin örgütlü bir yapı ve organizasyonu olmaksızın gerçekleştirilemeyeceği, soruşturmanın konusunu oluşturan bu örgütün, bireylerin Anayasa’dan kaynaklanan fırsat eşitliği gibi temel haklarını ortadan kaldırarak, toplum düzenini, kamu güvenliği ve barışını tehlikeye düşürdüğü, gerçekleştirdiği eylemlerle vatandaşların, devlet erkleri yasama, yürütme ve yargıya olan güven duygusunu zedelediği, devletin kılcal damarlarına nüfus etmenin yolu olarak kullanıldığı aşikardır. FETÖ’nün 2010 KPSS ile birlikte 2009 KPSS, 2012 KPSS, 2011 ve 2012 Hakimlik Sınavı, 2011, 2012 ve 2013 YDS, ALES, 2012 üniversite sınavı, Jandarma Sınavları, Askeri Liseler Sınavları, Polis Koleji ve Akademi Sınavları,TİB kurum sınavı gibi ÖSYM ve kurumların yaptığı birçok sınavın sorularını ele geçirdiği anlaşılmıştır.”

İddianamede, Temmuz 2010’daki genel kültür, genel yetenek ve eğitim bilimleri alanları sorularının sınavdan önce elde edilerek dağıtıldığının jandarma kriminal, emniyet bilişim uzmanlığı, TÜBİTAK raporları, şüpheli ikrarları, müşteki ve tanık beyanlarına göre “kesin ve net” olduğu vurgulandı.
YÖK Denetleme Kurulunun hem eğitim bilimleri hem de genel yetenek alanı sorularının binlerce adaya ulaştığına ilişkin raporuna rağmen sadece eğitim bilimleri alanı sınavının iptal edilerek tekrarlandığına yer verilen iddianamede, bu nedenle birçok adayın iptal edilmeyen genel kültür ve genel yetenek puanına göre devlet memurluğu kadrolarına atandığı kaydedildi.

KPSS’ye ilişkin soruşturmaları yürüten Savcı Erkman, ilk davayı 230 kişi hakkında 25 Aralık 2015’te açmıştı. İddianamede, sınavdan önce soruların Fetullah Gülen cemaatine yakınlığıyla bilinen Ankara Turgut Özal Düşünce ve Hamle Derneği görevlisi Berat Koşucu tarafından, Süleyman Mustafa İnanıcı aracılığıyla Yalvaç’taki sanık Baki Saçı’ya e-postayla gönderildiğine dair deliller üzerine başlatılan soruşturmada “örgüt” bağına da ulaşıldığı bildirilmişti.

DEVLET ZARARA UĞRATILDI

İlk iddianamede, “Soruşturmada olayın sadece yerel ölçüde kalmadığı, soruların bu kişiler haricinde sınava giren birçok adaya örgütlü şekilde ulaştırıldığı, şüpheli konumundakilerin birlikte hareket ettiği, bu birlik ve beraberliğin tesadüflerden ibaret olmadığı ve birçok ortak noktalarının olduğu tespit edilmiştir. Delillerin değerlendirilmesinde eylemlerin hiyerarşik ve örgütlü gerçekleştiği anlaşılmıştır.” tespitinde bulunulmuştu.

Sanıklar arasında “cemaat bağı” olduğuna, soruların sınavdan önce genellikle bu bağa uygun dağıtıldığına işaret edilen açıklamada, profilleri, iş yerleri, mali ve sosyal irtibatları incelendiğinde sanıkların FETÖ/PDY içinde yer aldıkları belirtilmişti. İddianamede, 2010’daki KPSS eğitim bilimleri sınavının iptal edilerek yeniden yapılmasıyla, devletin 9 milyon 111 bin 138 lira 13 kuruş zarara uğratıldığı öne sürülmüştü.

KPSS kapsamındaki ikinci davada 51 sanığa aynı suçlamalar yöneltilmişti. Üçüncü davada ise ÖSYM’nin soru hazırlama biriminde görevli 3 kişi sanık olarak gösterilmişti. KPSS’ye ilişkin son dava ise 100 sanık hakkında açılmıştı. Bu davalar da halen Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediyor.

Kaynak: Hürriyet ve Takvim ve Türkiye

26Şoke eden itiraf! ‘FETÖ’ seçtirdi’

Tutuklu bulunan ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen Kazım Uslu, şike davasının temyiz sürecinde boşalan Yargıtay 5. Ceza Daire Başkanlığı seçimini Bahri Demirel’in cemaat desteğiyle kazandığını, ardından dosyanın onanması yönünde oy kullandığını söyledi.
Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) soruşturması kapsamında tutuklanan ve itirafçı olan Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) üyesi, Yargıtay Tetkik eski hâkimi Kazım Uslu, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın da yargılandığı şike davasının temyiz sürecinde boşalan Yargıtay 5. Ceza Daire Başkanlığı seçimini Bahri Demirel’in cemaat desteğiyle kazandığını itiraf etti. Uslu, Demirel’in ardından şike dosyasında kararın onanması yönünde oy kullandığını söyledi.

Kaynak: Hürriyet

25Müritlere ‘izin’ vermiş: İçki için oruç bozun

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başkanvekili ve 2. Daire Başkanı Mehmet Yılmaz, Fetullahçı Terör Örgütü ile bağlantılı oldukları gerekçesiyle 203 hâkim ve savcının daha meslekten ihraç edildiğini açıkladı.
Yılmaz, FETÖ’den ihraç edilen hâkimlerden 3 bin 285’inin itirazının da reddedildiğini bildirdi. Yargıdan FETÖ nedeniyle ihraç edilen hâkim ve savcıların sayısı 3 bin 659’a yükseldi. Meslekten çıkarma kararlarının HSYK’ya samimi şekilde itirafta bulunan hâkim ve savcıların beyanları sonucu alındığı vurgulandı. Bazı itirafçı ve gizli tanık hâkimlerin ifadeleri de karara dayanak oldu. Bu itiraflardan bazıları özetle şöyle:

KURAN’A EL BASTIRIP SORULARI VERDİ

“…Ben ve (x), (y) isimli ser murakıbın söylemiş olduğu adrese gittik. …(y) bize hitaben ‘size Adli yargı hâkim savcılık sınavının, cevaplar işaretlenmiş şekilde sorularını vereceğim, kabul eder misiniz?’ diye sordu. Tek tek bize Kuran’a el bastırdı. ‘Hocaefendi bile gelse, bu soruları aldınız mı dese almadık şeklinde söyleyeceksiniz’ dedi. Biz de Kur’an üzerine yemin ettik ve soruları aldık.

Bunların ‘ruhsat’ adını verdikleri ‘izinleri’ vardı. Gülen’in ruhsatları ya da ‘Peygamber Efendimiz ile görüşerek aldıkları bildirilen’ durumlar. Örneğin içki içmek haramdır ancak büyük abilere gerekirse içki içmeleri söylenmiş. ‘Bayanların giyimi Tansu Çiller’in giyim kuşamına yakın olacak… Ramazanda oruç da olsanız su şişesi ile gezeceksiniz ve eğer ki Ramazan’da bir meslek büyüğü size bir şey ikram edecek olursa orucunuzu bozup onu içeceksiniz, sonrasında da kazasını yapacaksınız’ şeklindeydi.”

Kaynak: Hürriyet

24‘Adalet’in ‘ABİ’ çarkı

Mesut Hasan BENLİ / ANKARA

Etkin pişmanlıktan yararlanıp serbest kalan eski Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyesi Mustafa Kemal Özçelik’in Adalet Bakanlığı’ndaki cemaatkadrolaşmasını anlattığı 34 sayfalık yeni ifadesi ortaya çıktı. Cemaatçi olduğunu itiraf eden Özçelik, 2010-2012 döneminde Adalet Bakanlığı’nda Personel Genel Müdürü olarak görev yaparken, cemaat mensuplarının, HSYK üyeleri Ahmet Hamsici, Birol Erdem ve İbrahim Okur’un referanslarıyla işe yerleştiğini söyledi. Ankara Başsavcısı Harun Kodalak ve Başsavcıvekili Hakan Pektaş’ın soruşturmasında Özçelik’in ifadesi özetle şöyle:
“ALINACAKLAR LİSTESİ GELİRDİ: 2001 yılında İbrahim Okur’un benim ismimi vermesi üzerine Adalet Bakanlığı’nda tetkik hâkim olarak göreve başladım. 2005 yılından sonra gelen tetkik hâkimlerin çoğu cemaat mensubudur. Bu kişilerin getirilmesinde Ahmet Hamsici, Birol Erdem, İbrahim Okur’un etkisi olmuştur. Kimlerin geleceğine bu kişiler karar veriyordu. Daha doğrusu bu kişiler refere ederdi, üst makam da uygun görürdü. Ben genel müdür olduğum dönemde personel alımları olmuştur. Fetullah Gülen’in ‘Hizmet hareketi mensuplarının önünü açın’ fetvasını biliyorum. O dönemde de cemaat mensuplarının yoğun şekilde bakanlığa girdiğini biliyorum.

HÂKİM VE SAVCILARI HİZMETTEN SEÇERDİK: Genel müdür olduğum zamansohbet abim bana ve diğer arkadaşlarıma bakanlığa alınacak kişilerin ‘hizmet’ten olmasına dikkat edilmesi gerektiğini söylüyordu. Ben de bundan yana olduğum için bu isteklere hayır demiyordum. Ben genel müdür olduğum dönemde hâkim ve savcıların alınması ile ilgili yapılan mülakatlara katılırdım. Bu mülakata giren adaylar arasında cemaatçilerin listesini o dönem daire başkanı olan Fetullah Gülen mensubu Mustafa Babayiğit bana getirir verirdi. Babayiğit’in bu listeyi bana vermesinin nedeni benim de cemaat mensubu olmamdır.

BAKAN ERGİN BANA MESAFE KOYDU: Ekim 2012 tarihine kadar ben Bakanlık Personel Genel Müdürü olarak görev yaptım. Haziran 2012 tarihlerinde dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin benimle çalışmak istemediğini belli etmeye başladı. Bunun nedenleri arasında, o dönemde MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile cemaatin kavgası başlamıştı. Bakan bey de benim cemaat mensubu olduğumu tahmin ettiğinden aramıza mesafe koymaya başladı. Bu durumu ben İbrahim Okur ve Ahmet Hamsici’ye anlattım. O dönemde Yargıtay üyeliği seçimi olunca beni İbrahim Okur ve Ahmet Hamsici’nin gayreti ile Yargıtay’a üyeliğine seçtiler.

CEMAAT DESTEĞİ OLMAYAN, DAİRE BAŞKANI SEÇİLEMEZDİ: Yargıtay üyeleri arasında yapılanma hukuk ve ceza olarak ayrılmaktaydı. Her grubun bir abisi vardı. Bizim grubun abisi ise Osman Yurdakul’du. Hukuk dairelerinin sorumlusu Ali Akın’dı. Ali Akın’ın üzerinde İlyas Şahin vardı. İlyas Şahin’in üzerinde sivil kişi olarak ‘Faik’ isimli kişi vardı. Bu kişiyi ben bir defa yemekte gördüm. Bu kişinin Yargıtay’ın sivil imamı olduğunu o zaman anladım. Benim Yargıtay üyeliği yaptığım dönemde Fetullah Gülen cemaatinin desteklemediği hiç kimse daire başkanı olmazdı. Cemaat bu adayı beğenmiyorsa seçimin kilitlenmesi yönüne oy kullanırdı.
BYLOCK KURMADIM: Nazmi Dere, benim HSYK’ya aday olmamı istedi. HSYK üyeliği yaptığım dönemde cemaat istedi diye cemaat mensupları lehine, irademe aykırı kararlar verdiğim istisnadır. 2015 yılında Nazmi Dere benim cep telefonuma ByLock
programını kurmak istedi. Ben kendisine ‘Cep telefonum buna müsait değil’ dedim.

MİT TIR’LARI SAVCISI CEMAATÇİDİR: MİT TIR’ları davasıyla ilgili Başsavcı Süleyman Bağrıyanık’ı tanırım. Fetullah Gülen cemaati mensubudur. Diğer yargı mensuplarının da cemaat mensubu olduklarını sonra öğrendim. (HSYK’nın MİT TIR’ları davasındaki kararıyla ilgili olarak) Bu soruşturmada da ben klasik olan muhalefet şerhini yazdım.

KENDİMDEN NEFRET EDİYORUM: Cemaatin bu şekilde davranıp şeriat devleti kurma özlemi içinde olduklarını algılayamadım. Ben bu cemaatin içinde en zavallılardan biriyim. Bunların içinde olmaktan dolayı da kendimden nefret ediyorum. Bu yapının gücünden korktuğum için bugüne kadar ifade veremedim. Çünkü yapı o kadar güçlüdür ki, bana ve aileme zarar verecekler korkusunu halen taşıyorum.”

Kaynak: Hürriyet ve Akit ve Sabah ve Akşam ve Türkiye

23Cumhurbaşkanı Erdoğan Pakistan’da konuştu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Pakistan Başbakanı Navaz Şerif ile baş başa ve heyetler arası görüşmelerin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.
FETÖ tehtidinin bertaraf edilmesi için Pakistan’ın büyük dayanışma örneği gösterdiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Pakistan’da kapatılan FETÖ okullarıyla ilgili olarak “Pakistan Milli Eğitim Bakanlığı ve Maarif Vakfımızın çalışmalarıyla buradaki öğrenciler yetiştirilecektir” dedi.

Kaynak: Hürriyet ve Sabah ve Türkiye

22İçeriden ilk itiraz

Bakan Avcı, ‘gazeteci, yazar ve çizerlerin tutuksuz yargılanmasının uygun olduğunu’ belirterek bu görüşlerini Adalet Bakanlığı ile paylaştıklarını söyledi.

Hükümet, Cumhuriyet gazetesi yazar çizer ve yöneticilerinin tutuklu olarak yargılanmasına ilişkin ilk kez konuştu. Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı, Cumhuriyet yazar, çizer ve yöneticileri ile birlikte tüm tutuklu gazeteci ve yazarlar için “Tutuksuz yargılanmalarında sakınca olmayan herkesin tutuksuz yargılanması hukukun temel ilkelerine uygundur” dedi. Avcı, “Özellikle yazarların, çizerlerin üzerinden geliştirilen bazı söylemler gerçekten tutuklu olarak yargılanmaya devam edilmesi gereken birtakım katil zanlılarının, darbe zanlılarının da sanki aynı bu insanlar gibi haksız yere tutuklandıkları gibi bir intiba, bir izlenimin doğmasında kullanılıyorlar” diye konuştu ve Kültür Bakanlığı olarak bu görüşlerini Adalet Bakanlığı ile de paylaştıklarını söyledi.

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda önceki akşam Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bütçesi görüşüldü. Görüşmeler sırasında CHP’li Zeynep Altıok ve Utku Çakırözer, Cumhuriyet gazetesi yazar, çizer ve yöneticileri ile birlikte gazeteci ve yazarların tutuklu olarak yargılanmalarını gündeme getirdi.

Algı yaratılıyor

Bakanı Avcı ise hükümet adına ilk kez gazeteci ve yazarların tutuksuz yargılanmaları gerektiğini söyledi. Avcı, “Şu anda tutuklu olarak yargılanmakta olan yazarlar çizerlerle ilgili olarak iddia edilen suçlar itibarıyla tutuksuz yargılanmalarında sakınca olmayan herkesin tutuksuz yargılanması hukukun temel ilkelerine uygundur, özellikle yazarların, çizerlerin” dedi. Avcı konuşmasını şöyle sürdürdü: “Çünkü bunlar üzerinden geliştirilen bazı söylemler; gerçekten tutuklu olarak yargılanmaya devam edilmesi gereken birtakım katil zanlılarının, darbe zanlılarının da sanki aynı bu insanlar gibi haksız yere tutuklandıkları gibi bir intiba, bir izlenimin doğmasında kullanılıyorlar. Böyle bir istismara da fırsat vermemek bakımından; bu gerçek darbecilerin, katil zanlılarının yargılanmasında hukuka aykırı bir durum olmadığının uluslararası ve ulusal düzlemde de görülebilmesi için, bu insanlarla ilgili yargılama süreçlerinin işledikleri iddia edilen suçlarla mütenasip bir formatta yürütülmesinin doğru olduğunu Kültür Bakanlığı olarak biz Adalet Bakanlığımıza da bu konudaki görüşlerimizi aktarıyoruz.”

Kaynak: Cumhuriyet

21Kadir Topbaş’tan ‘FETÖ’den tutuklanan damadıyla ilgili açıklama

İBB Başkanı Kadir Topbaş “Benim ailemle ilgili yargı süreci devam ediyor. Yargıya intikal etmiş konularda hassasiyet gösterip, bağımsız yargıya saygı göstermek lazım” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) bütçe görüşmelerinde meclis üyelerine seslenen İBB Başkanı Kadir Topbaş, İBB’nin 2017 bütçesini sundu. Prosedür gereği CHP ve AKP grubu temsilcileri de bütçeye katkıda bulunmak ve eleştirilerini sunmak üzere söz aldı.

Bütçeye yönelik eleştirilerini sıralayan CHP’li Meclis Üyesi Tarık Balyalı’nın Kadir Topbaş’ın FETÖ soruşturması nedeniyle tutuklanan damadı Ömer Faruk Kavurmacı hakkındaki sözleri tartışma yarattı.

CHP’li üye, Topbaş’a damadı ile ilgili iddiaları sordu

CHP Grubu adına söz alan Tarık Balyalı, “Bir belediye başkanı düşünün, elindeki imkanları kullanarak damadının yapmış olduğu inşaatlara fazladan imar hakkı vererek haksız bir rant yaratacak ve daha sonra kendisi de şirketleri aracılığıyla bu ranttan payını alacak. Ne düşünürsünüz? Belediye Başkanımız Kadir Topbaş’ın FETÖ terör örgütüne üye olmaktan tutuklanan damadına sağladığı inşaat rantı ve oradan şirketi aracılığıyla aldığı 5 tane gayrimenkul bu mecliste konuşuldu, soru önergesi verildi, basında yer aldı ancak Sayın Başkan bu iddialara yalan bile demedi, tek kelime etmedi. Biz en azından bugün kendisinden iddialara yanıt vermesini, yalansa yalanlamasını istiyoruz” dedi.

“Burada bunu dile getiren ne kazanacak”

Topbaş, “Bütçe konuşulurken farklı atmosferlerde gezmek, uzay çapında yaşamak gibi bir şey. Defalarca söylendiği, basına yansıdığı halde, halen -eski tabirle ‘temcit pilavı’ gibi- siyaset ürettiğini zannetmek farklı bir şey. Cevap verilmez bile. Ben yakınlarımla ilgili konu geldiğinde açık ve net olarak Hz.Muhammed’in “Hırsızlık yapan, kızım Hz.Fatıma da olsa, yine elini keserim’ dediğini ifade ettim. Diğer iddialarla ilgili cevaplar medyada yer tuttu. Burada bunu dile getiren ne kazanacak. Kadir Topbaş’ın milletin gözündeki yerini aşağı çekemezsiniz. Bu millet inandığı ve güvendiği için İstanbul’da 3 dönemdir görev yapıyorum” dedi. CHP’nin siyaset çizgisini eleştiren Topbaş, “Bir yerlere gelmek için başkalarını karalamak yerine kendinizi sevdirmeye çalışınız. Cumhuriyet Halk Partisi, kendinizi sevdirmeye çalışın” ifadelerini kullandı.

“Burada konuşarak yargıyı etkilemek mi istiyorsunuz’ diye sorarlar”

“Kadir Topbaş’ın bu şehre maliyeti sıfırdır. Bunu herkes biliyor. Hiçbir şey yapışmaz bize, üzerimizde iz bırakmaz. Hamdolsun. Biz kendimizi biliyoruz, İstanbullular da bizi biliyor” dedi.

Yargı sürecinin devam ettiğini vurgulayan Topbaş, “Benim ailemle ilgili yargı süreci devam ediyor. Yargıya intikal etmiş konularda hassasiyet gösterip, bağımsız yargıya saygı göstermek lazım. ‘Burada konuşarak yargıyı etkilemek mi istiyorsunuz’ diye sorarlar insana. Yargı mı etkilensin” dedi. Topbaş sözlerini “Gururla mutlulukla söyleyeceğim: Rabbim bana bu ülkeye, bu şehre hizmete fırsat verdi. Ve ben adeta bir ibaret gibi gördüğüm bu işi onurla yapmaktayım” diyerek sözlerini noktaladı.

Kaynak: Hürriyet ve Cumhuriyet

20Açığa alınan akademisyen, 8. kez gözaltına alındı

Yeni Kanun Hükmünde Kararname ile açığa alınan ve hukuksuzluğu her gün Ankara’da oturma eylemi ile proteston eden akademisyen Nuriye Gülmen sekizinci kez gözaltına alındı.

Olağanüstü hâl (OHAL) kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile açığa alınan akademisyen Nuriye Gülmen, Ankara’daki yaptığı eyleminin 9. gününde yine gözaltına alındı. Gülmen, 9 günde 8 kez gözaltına alınmış oldu.

KHK ile açığa alınan KESK üyesi Nuriye Gülmen’in tüm kamu emekçilerinin hakkına sahip çıkmak için Ankara’da İnsan Hakları Anıtı’ndaki oturma eylemine dokuzuncu gününde de polis müdahalesi gerçekleşti. Gülmen ve ona destek olan bir kişi gözaltına alındı.

Kaynak: Cumhuriyet

19Bozdağ’ın Gülen’in iadesi için gittiği ABD heyetindeki büyükelçi ‘FETÖ’den ihraç edildi

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın Fethullah Gülen’in iadesi için gittiği ABD temaslarında bulunan Washington Büyükelçiliği Basın Müşaviri Fatih Öke KHK ile memuriyetten ihraç edildi.

Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği Müşaviri Mehmet Fatih Öke, 29 Ekim’de yayınlanan KHK ile memuriyetten ihraç edildi. Bozdağ’ın 25-28 Ekim tarihleri arasında Washington’da yaptığı resmi ziyarette kendisine eşlik eden Öke, Bozdağ’ın Türkiye’ye dönmesinin ardından devlet memurluğundan çıkarıldı. Sözcü’den Kamil Elibol’un haberine göre; Öke’nin Gülen’in iadesi temasları sırasında eşlik ettiği heyette, Adalet Bakanı Bozdağ’ın yanı sıra, AKP’li Meclis Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya, komisyon üyesi Hakkı Köylü, CHP Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan ve MHP İstanbul Milletvekili Faruk Aksu da vardı.

Fatih Öke daha önce MHP İstanbul Milletvekili Ekmeleddin İhsanoğlu’nun müşaviri olarak görev yapmıştı. Washington’a atama kararnamesinin altında ise, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ile Başbakan eski Yardımcısı Bülent Arınç’ın imzası bulunuyordu.

Kaynak: Cumhuriyet

18Batılı 20 ülkeyi FETÖ için uyardık

Hükümet FETÖ’nün mal varlığının dondurulması için 20 ülkeyi uyardı. Bu ülkelere, açılan hesapların listeleri gönderildi
Türkiye, Fetullahçı Terör Örgütü’ne (FETÖ) bir darbe daha vurmak için düğmeye bastı. Örgütün ABD ve Avrupa’daki mal varlığının dondurulması için 20 ülkeyi uyaran Türkiye bu ülkelere açılan hesaplar, terörün finansmanına destek veren, kara para aklayan kurum ve kişilerin listesini verdi. Listede yer alan terörü doğrudan finanse ettiği belgelenen 400’ü aşkın şirket ve kişinin mal varlığı ile para akışının dondurulması istenirken, yeni dönemde bu konuda mütekabiliyet esasının işletileceğine dikkat çekildi.

İŞLEM YAPMA YASAĞI
Adalet, İçişleri, Maliye ve Dışişleri bakanlıkları FETÖ ile yurtdışında mücadele için hem hukuki hem de diplomatik bütün kanalları kullanıyor. Maliye, şüpheli işleme dayalı transferleri durdurma yetkisini kullanarak, terör örgütünün yurtdışına kaçırdığı varlıklar için resmi başvuruda bulundu. Darbe girişiminde doğrudan rol alan isimlere ait şirketlerin mal varlıklarının dondurulması istendi. MASAK’ın yaptığı incelemede, FETÖ üyelerinin veri tabanı üzerinden belirlenen ticari faaliyetlerine ve mal varlıklarına ilişkin kayıtların uyumlu olmadığı ortaya çıkmıştı. FETÖ’nün yurtdışındaki işbirlikçileri hakkında da “işlem yapma yasağı” getirilmesi istendi.

MÜTEKABİLİYET ESASI
Hükümet yetkilileri, Birleşmiş Milletler’in Türkiye’de mal varlığı dondurma yönünde taleplerde bulunduğunu anımsatarak, “Terör örgütlerinin mal varlıklarının dondurulması, el koyma konularında bugüne kadar alınan kararlar var. AB ve ABD benzeri bir talepte bulunduğunda biz de FETÖ’yü hatırlatıyoruz. Bundan sonra mütekabiliyet esası işletilecek” dedi.

MASAK MİLYONLARCA EURO BULDU
MASAK, özellikle 17-25 Aralık sonrası FETÖ’nün para hareketlerinin izini sürdü. Darbe girişiminin hemen ardından Avrupa’daki bazı önemli bankalarda milyonlarca euroluk hesaplar açıldığını belirledi. İlgili ülkelerin mali istihbarat birimlerine gönderilen mektupta terörün finansmanı için kullanılan bu paraların bulunduğu hesapların da dondurulması istendi. Öte yandan, yurtdışında binlerce kilit kuruluş ve kişiye bilgi verildi, bugüne kadar 80’in üzerinde okul, kuruluş kapandı. Türkiye’nin FETÖ ile mücadelesinde güçlü destek veren kuruluşların başında Körfez İşbirliği Konseyi geliyor. Bu ülkelerde FETÖ okulları kapatıldı.

Kaynak: Sabah ve Akşam

 

17Cezaevlerine uçaksavarlı koruma…

Adalet Bakanlığı, cezaevlerinde FETÖ tedbirleri uygulamaya başladı.15 Temmuz gecesinden sonra yurt genelinde bulunan 387 açık ve kapalı cezaevindeki iç ve dış güvenlik tedbirleri üst seviyeye çıkarıldı. Silivri, Sincan ve Şakran cezaevlerinde ise uçaksavarların yer aldığı hava savunma sistemleri kuruldu. Cezaevlerinde alınan tedbirlerden bazıları şöyle:
İç güvenlikte nöbet sistemleri değiştirildi. Özellikli alanlardaki görevliler ile gece çalışacak personel ve güvenlik kamera kayıtlarını inceleyen birimde görevli personel sayısı artırıldı.

Tek kişilik odalarda kalan hükümlü veya tutuklular, güvenlik önlemleri alındıktan sonra bir saatten az olmamak üzere hep aynı kişilerle havalandırmaya çıkacak. Hükümlü ve tutukluların havalandırmaya çıkıp çıkmadıkları tutanakla tespit edilecek.

Ankara Sincan, İzmir Şakran ve İstanbul Silivri cezaevlerine uçaksavarların yer aldığı savunma sistemleri kuruldu.
Gerektiği taktirde tutukluların sevk ve nakillerinde jandarmanın yanı sıra polis de görev alacak.
Yangınlara karşı da tedbirler artırıldı.
Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Enis Yavuz Yıldırım bu yıl sonuna kadar 7 bin 500 personelin daha göreve başlayacağını belirterek “Kurumlarımız tamamen kontrolümüz altındadır. Genel müdürlüğümüzce 24 saat esasına göre tüm kurumlarımız takip edilmektedir” dedi.

Kaynak: Sabah

16Trump ekibine ‘FETÖ’ markajı

Hükümet, Türk Amerikan Yönlendirme Komitesi kanalıyla, ABD’nin yeni Başkanı Trump’ın ekibiyle Cumhuriyetçiler’e FETÖ gerçeğini anlatıp Gülen’in iadesi için lobi faaliyeti yürütecek
AK Parti ve hükümet, önümüzdeki ocak ayında ABD başkanlık koltuğuna oturacak Donald Trump ekibine ve ülke genelindeki Cumhuriyetçiler’e FETÖ gerçeğini anlatıp, örgütün elebaşısı Fetullah Gülen’in iadesi için adeta adam adama markaj yapacak. 150 Türk ve Amerikan derneğinin çatı kuruluşu olan ve en son 15 Temmuz darbe girişimini protesto etmek için ABD’nin prestijli gazetelerine ilanlar veren Türk Amerikan Yönlendirme Komitesi, FETÖ ile ilgili gerçekleri ABD’li siyasetçi ve yöneticilere anlatmak için harekete geçti. Komite’nin ABD’nin tüm eyaletlerinde üyeleri ve bağlantıları bulunuyor.

FETÖ LOBİSİNE KARŞI ÖNLEM…
Komite, eyaletlerdeki üyeleri aracılığı ile ABD’nin tüm eyaletlerinde lobi faaliyeti yürütecek. Valiler, siyasetçiler ve kamuoyu önderleri ile bir araya gelip FETÖ’nün Türkiye ve de dünyadaki faaliyetleri, kirli para ağı ve bağlantılarını anlatacak. Aynı zamanda Türkiye ile ilgili ABD kamuoyunda birçok konuda yürütülen algı operasyonu ortadan kaldırılmaya çalışılacak. Trump’ın yakın çevresi ile de temasa geçilecek. Özellikle Fetullah Gülen başta olmak üzere ABD’deki örgütün önemli isimlerinin iadesi konusunda kulis yapılacak. FETÖ, ABD’deki lobi faaliyetlerini bugüne kadar Demokratlar üzerinden yürüttü. Şimdi cumhuriyetçilere yönelmesi bekleniyor. Komitenin, cumhuriyetçileri bilgilendirmesi sayesinde FETÖ’nün bu hamlesinin önüne de geçilmiş olacak. Trump’ın, ocakta ABD başkanlık koltuğuna oturması ile birlikte ise milletvekillerinden oluşan heyetler sık sık ABD’ye gidip FETÖ ve Türkiye’nin Irak ve Suriye başta olmak üzere birçok alandaki duruşunu anlatacak.

Kaynak: Sabah ve Takvim ve Türkiye

15Trump savcı Bharara’yı görevden alacak iddiası!

ABD’de yeni Başkan Donald Trump ile beraber başsavcıların’da değiştirileceği konuşuluyor. The Wall Street Journal Gazetesi’nin haberine göre FETÖ’nün finanse ettiği ve Rıza Sarraf’ın davasına bakan Manhattan Savcısı Preet Bharara’da görevine veda edebilir.

Kaynak: Sabah ve Star ve Akşam

14“ByLock’ta, Hoca Efendi isimli kullanıcı Gülen’di”

İzmir’de, FETÖ elebaşısı Fetullah Gülen’in yeğeni Mehmet Mezher Gülen’in de tutuklandığı FETÖ’nün sözde “Karşıyaka eyalet yapılanması”na yönelik operasyonda, ByLock’un ekran ara yüzü de ortaya çıkarıldı. Örgütün programı, Şubat 2016’ya kadar kullandığı, “Yeğen” kod adlı gizli tanığın ifadeleriyle deşifre olması üzerine de Eagle adlı programa geçtiği belirlendi.

SARI ÇEVRİM İÇİ, GRİ ÇEVRİM DIŞI
Gizli tanık beyanlarına göre yapılan çözümlemede, ekran ara yüzünde sarı renkte görünen kullanıcıların gelen mesajlara göre anlık çevrim içi, gri renkte olanların ise çevrim dışı oldukları belirtildi. Ara yüzde “Friends (9/27)” olarak görülen üst kısımda 27 kullanıcının bulunduğu, biri Hoca Efendi ismiyle kayıtlı olan 9 kullanıcının ise çevrim içi olduğu görüldü. Gizli tanık Yeğen, “Hoca Efendi adıyla kayıtlı olan çevrim içi kullanıcı Fetullah Gülen’di” dedi.

Kaynak: Sabah

13Askeri casusluk kumpasında 31 gözaltı

Konya’da gözaltına alınan 47 kripto pilottan 15’si tutuklandı. Tokat’ta 15 hâkim ile savcı tutuklanırken, “Askeri Casusluk Davası” kumpası ile ilgili de 2’si general 31 şüpheli gözaltında
İzmir: Askeri casusluk kumpası soruşturmasında, aralarında emekli generallerin de bulunduğu 31 muvazzaf ve emekli asker ile bu askerler ve eşlerinden sorumlu 6 imam ve örgüt ablası gözaltına alındı. Kumpas soruşturmasının 3’üncü dalgasında 13 ilde düzenlenen operasyonda, gözaltı kararı verilen 48 şüpheliden, emekli Tuğgeneraller Muzaffer Öztosun ve Hacı Abdullah Doğan, emekli Albay Halil Çetin, ihraç edilen Binbaşı Ahmet Ruhi Toraman ile Albay Murat Aydın’ın da dahil olduğu 31’i asker 37 şüpheli gözaltına alındı. Daha önce 37 şüphelinin tutuklandığı soruşturma kapsamında, Fetullah Gülen, firari gazeteci Tarık Toros ile yurtdışına kaçan Tümamiral Mustafa Zeki Uğurlu ve Tuğamiral Ali Suat Aktürk ile 7 şüpheli aranıyor.

Konya: Hava Kuvvetleri yapılanmasına yönelik operasyonda gözaltına alınan 47 pilottan, biri kadın 15’i tutuklandı.

Tokat: 15 hâkim ve savcı tutuklandı.
Kayseri: 16 şüpheli tutuklandı.
Zonguldak: 7 doktor tutuklandı.
Bolu: Aktif-Sen Bolu Şube Başkanı Zeki Yıldıran ile öğretmenler İsmail Tiryaki, Necettin Dalkılıç, İlhan Akman ve Salih Ay tutuklandı.
Ordu: 4 şüpheli tutuklandı, 1 şüpheli gözaltına alındı.
Denizli: “FETÖ ablası” 2 kadın tutuklandı.
Isparta: Yalvaç ilçesinde bir öğretmen tutuklandı.
Manisa: Demirci ilçesinde bir şüpheli tutuklandı.
Gaziantep: ByLock kullandıkları belirlenen 13 avukat ve bir öğretmen gözaltına alındı.
Bartın: Aralarında profesörlerin de bulunduğu 9 akademisyen ve 3 polis gözaltında.
Sivas: 6 asker ile bir doktor, bir öğretim görevlisi ve bir öğretmen gözaltına alındı. 7 işadamı da tutuklandı.
Samsun: 19 Mayıs Üniversitesi’ne yönelik soruşturmada, 7 kişi daha gözaltına alındı.
Hatay: ByLock kullandıkları belirlenen ve daha önce açığa alınan 2 şube müdürü ve 1 komiser gözaltına alındı.

Ceyhan TORLAK-Halit TURAN – Ali ALTUNDAŞ-Mehmet BONCUK – Kasım ŞAHİN-Şaban YILMAZ – Yaser ÇAPAROĞLU-Akif YAMAN

Kaynak: Sabah

12FETÖ’nün Asya yapılanması ve CIA bağlantısı

Türkiye’nin FETÖ ile mücadelesi uzun sürecektir. Sadece Dışişleri tarafından yapılan uyarılar ile başarı sağlanamayacağı için örgütün ekonomik faaliyetlerinin ve gelirlerinin kesilmesi, Asya’daki yapılanması ile ilgili her bölge ve ülke için özel ekipler kurularak çalışmaların yürütülmesi yararlı olacaktır.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının hemen ardından 1990’lı yıllarda FETÖ, düzenli bir istihbarat örgütü edasıyla Sovyetler ve Asya coğrafyasına eşzamanlı olarak operasyon yaparcasına girmeyi başardı. Bazı bölge ülkelerinde FETÖ yönetimindeki okullar, Türk büyükelçilik ve temsilciliklerinden daha önce açıldı. Hatta kendilerinden sonra faaliyete başlayacak olan Türk temsilciliklerine sözde destek ve öncülük yaparak devletin de sempatisini kazandılar. Çünkü bölgelerdeki yerel yönetimlerle çoktan içli dışlı olmuşlardı bile. Bu örgütün sadece eğitim öğretim kurumlarından ibaret olmadığı, ABD İstihbarat Teşkilatı CIA tarafından desteklendiği ve çalışanları arasında bizzat CIA ajanlarının bulunduğunu ise eski Sovyet Cumhuriyetleri arasında ilk olarak Rusya ve Özbekistan fark etti.

FETÖ yapılanmasına Rusya’dan başladığımızda 1990’lı yılların başında Kuzey Kafkasya’daki Cumhuriyetlerden, Rusya Federasyonu içerisindeki Türk dilli diğer Cumhuriyetlere, St. Petersburg’dan, Sibirya ve Hakasya’ya kadar her yerde Türk okulları adı altında örgüt kurumlarının faaliyet göstermeye başladığı söyleyebiliriz. 10 yılın ardından ise 2000’li yılların başında Rusya birliğini sağlamış, Putin’in iktidar olmasıyla birlikte istihbarat teşkilatının yakın takibine takılmışlardı. 2002 yılında uzun süren bir çalışmanın ardından Rus İstihbarat Teşkilatı FSB, FETÖ okullarının Amerikan istihbarat teşkilatıyla direk ilişkili olduğunu, CIA adına Rusya’nın ulusal çıkarlarına aykırı olarak istihbarat çalışmalarında bulunduğunu, İslam’ın bağlamından koparılmış bir eğitimle Rusya’nın ve Orta Asya’nın yapısına aykırı mezunlar ve elemanlar yetiştirmeye çalıştığını, okullarındaki öğretmen ve öğrencilerin de normal öğretmen ve öğrenci dışında bir asker ve istihbaratçı motifinde yetiştiğini tespit edip mahkeme kararıyla okulların büyük bir kısmını kapatmıştı. Sözde öğretmen yani istihbarat elemanlarını sınır dışı etmişti. Bir ülkeye eğitim öğretim kılıfı ile giren FETÖ eşzamanlı olarak bölgedeki ticari faaliyetleri ve ekonomiyi de ele geçirmeye çalıştığı için okullardaki hızlı kapatma ticari yapılarda aynı hızda olmadı. Bugün bile büyük çapta şirketlerin gizlice FETÖ’ye destek verdiği ve faaliyetlerde bulunduğu gerçektir.

İlk darbe Özbekistan’a

FETÖ yapılanmasını çözen ikinci ülke olarak ise Özbekistan’dan söz edebiliriz. Özbekistan’a da aynı tarih ve yöntemler ile sızan örgüt, bir süre sonra Özbek devletinin ve istihbaratının dikkatini çekmiştir. Okullarda verilen çarpık eğitimle Özbekistan halkının birliğine aykırı faaliyetler gösterdiği, okullarda yetişen öğretmen ve öğrencilerinin ABD çıkarlarını koruma amacı taşıdıkları belirlenmişti. Daha ileriye gidip de ilk darbe girişimini 1990 yılında Özbek lider İslam Kerimov’a suikast ile gerçekleştirdiği, bu suikastın altında FETÖ’nün bulunduğunun tespiti neticesinde okullara baskın yapılmak suretiyle Özbekistan’dan çıkarılmıştı. İstihbarat elemanlarının bir kısmı tutuklanıp cezaevlerine konuldu. Fakat o günlerde muhalif lider Muhammet Salih’in Türkiye tarafından korunması ve Özbekistan’a iade edilmemesi sebebiyle kardeş ülke Türkiye ile bugünlere kadar sürecek olan ilişkiler en alt seviyeye indi ve kopma noktasına geldi. FETÖ ilk darbe girişimi Özbekistan’da yapmakla birlikte başarılı olamasa da Türkiye ile başka bir devletin arasını bozmuştur.

Kırgızistan’a baktığımızda ise tablonun bambaşka olduğu ve FETÖ tarafından Kırgız devletinin adeta ele geçirildiğini görüyoruz. 1992 yılında Türk ve Kırgız Cumhurbaşkanlarının da bizzat katılımıyla Sebat Vakfı’na bağlı okulların açılışı sağlandı. Fakat buradaki netice Rusya ve Özbekistan’daki gibi olmadı. Örgüt, Kırgızistan’daki faaliyetlerini günümüze kadar sürdürdü. Yetiştirmiş olduğu on binlerce mezun ile Kırgızistan’ın yönetimini, iş dünyasını, ekonomik dengelerini dahası halkın bilincini dahi ele geçirdi. Şu an Kırgızistan’ı kendine üs yaptı. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Türkiye’nin kardeş ülke Kırgızistan’a defalarca yapmış olduğu uyarılar, FETÖ etkisindeki Kırgızistan yönetimi tarafından hoş olmayan bir tutum ile karşılandı. Türkiye ile ekonomik ilişkilerin kopma riski dahi göz önüne alınarak okullar kapatılmayıp FETÖ’ye tam destek verilmeye devam edildi.

Kazakistan’a ise aynı tarihlerde ve benzer metotlarla giren FETÖ, okullarının ve iş dünyasının faaliyetleri ile süratle 2000’li yıllara doğru ilerlemiş hatta 1990’lı yılların sonlarında Türk- Kazak anlaşmalarındaki aracılığı ile varlığını daha da güçlendirmiştir. Her ülkede olduğu gibi Kazakistan’da da ülkenin elit nüfusunun çocuklarının okutulduğu okullarda istihbarat teşkilatı yöntemi ile verilen eğitim aracılığıyla ailelerin gözleri boyanmış ve takdirleri alınmıştır. Türk devleti tarafından örgütün gerçek amacı anlaşıldıktan sonra Kazakistan’a yapılan uyarılar geri tepmiş ve bizzat Devlet Başkanı Nazarbayev tarafından “FETÖ lideri Gülen ve ona bağlı okulları bir tehdit görmüyorum” cevabıyla karşılaşılmıştır. Örgüt iş dünyası çalışmalarında ise çok sayıda gayrimenkul elde etmiş ve Kazak ekonomisinin küçümsenmeyecek bir kısmını ele geçirmiştir. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Türkiye’yi ziyaret eden ilk liderlerden biri olan Nazarbayev tehlikenin biraz da olsa farkına vararak okullarla ilgili inceleme başlatacağını, takip altına alacağını söylemiştir. Ancak geçen zaman içerisinde hiçbir girişimde bulunulmamıştır.

Tacikistan’da ise 1990’lı yılların ortalarında eğitim kurumları ve yatırımlar adı altında ülkeye giren örgüt, kısa zamanda bölge halkını etkilemiş ve iş dünyasındaki CIA destekli başarılarıyla da yönetimin gözüne girmiştir. Türkiye devleti tarafından Tacikistan yönetimine yapılan uyarılar başarıya ulaşamamıştır. Örgüte bağlı okulların ve şirketlerin faaliyetleri ise sürmektedir.

Tehlikeyi gördüler

Türkmenistan’a baktığımızdaysa Rusya ve Özbekistan’dan sonra FETÖ’nün tehlikesini görenlerden biri sıfatını bu ülke kazanmıştır. Türkmenistan’da da aynı tuzaklar gerçekleştirilmiş, örgüt okullarından mezun olanların önemli görevlerde yer alabilmeleri için rüşvet de dahil olmak üzere her türlü yöntem denenmiştir. 2011 yıllarında ise 14 okul kapatılmıştır. Türkiye’ye en yakın coğrafya olarak Azerbaycan’a geldiğimizde ise hikayenin hemen hemen aynı olduğunu belirtebiliriz. Türkiye modeline en yakın olarak Azerbaycan’ı seçen FETÖ, Dil Birliği’nin benzer olması sebebiyle Azerbaycan’daki faaliyetlerini daha hızlı ilerletmiştir. Azerbaycan’da da milli birlik ve kültür maskeleri altında önce eğitim kurumları sonrasındaysa ticari faaliyetler ilerleme kaydetmiş ve eğitim kurumlarından mezun olanlar, devletin önemli kademelerine yerleştirilmiştir. Azerbaycan’a da darbe öncesi uyarılar yapılmış ancak Sayın Aliyev bizzat bu okulların kapatılmasının Azerbaycan’ın eğitim politikasına zarar vereceğini mümkünse bu problemin barış yöntemiyle çözülmesi gerektiğini ifade etmişti. Fakat 15 Temmuz darbe girişiminden sonra olayın ciddiyetini fark ederek kendi ülkesinde de ne kadar yol kat ettiği görülen örgütü mercek altına almıştır. Bu bağlamda örgütün okulları kapatılmış ve bazı örgüt üyeleri tutuklanmış ve sınır dışı edilmiştir. Örgüt lideri Gülen ise cüretkar bir tavırla “Aliyev’i Hazar’a atarım” diyerek Azerbaycan’da hangi seviyeye kadar ilerlediğini göstermeye çalışmıştır.

Çin’e bilgi sattı

Çin’de ise kanunların izin vermemesi sebebiyle okullarını açamayan FETÖ, çeşitli vakıflar, temsilcilikler ve ticari şirketler adı altında bölgeye militanlarını göndermeyi ihmal etmemiştir. Birçok FETÖ elemanı halen Çin’de çalışmalarını sürdürmektedir. Ayrıca 1990’lı yıllarda FETÖ’nün Türkiye’de devlet kurumlarına elemanlarını yerleştirmesi ile FETÖ şirketlerinin dünyanın her yerinde olduğu gibi Afrika’daki geniş ve etraflı çalışmaları Çin devletinin dikkatini çekmişti. Çin İstihbaratı ise Afrika’nın bazı ülkelerinde FETÖ’cüler ile işbirliği yapıp onları desteklemiştir. Çin’in buradaki amacı ise örgütün Türkiye’deki devlet kurumlarındaki elemanlarının çalışmalarını kontrol etmek, Türkiye ile olan Uygur bölgesi sorunu ile ABD’nin Türkiye’deki Çin politikaları çerçevesindeki gelişmelerini takip etmekti. FETÖ, eğitim kurumları ile giremedikleri Çin’den ise Türk devletinden sızdırdıkları bilgileri satarak ekonomik destek almış ve ticari olarak Çin’de varlık göstermiştir. Bir Asya ülkesi olmasa da eski Sovyet ülkesi Moldova’da da Gagavuzya Özerk Bölgesi FETÖ ve CIA’in Avrupa’nın ortasında olması dikkatini çekmiş orada da benzer şekilde eğitim kurumları adı altında istihbarat faaliyetlerine girişmiştir. Türkiye’nin tehlike açısından ilk sıralara sokmadığı Moldova’da ise örgüt çalışmalarını devam ettirmektedir.  Sonuç itibari ile 15 Temmuz darbe girişimi ile örgütün gerçek yüzünü tam olarak gören Türk devleti ve halkı büyük bir acı yaşamıştır. Türkiye’nin bu örgütle mücadelesi ise uzun sürecektir. Sadece Dışişleri tarafından yapılan uyarılar ile başarı sağlanamayacağı için örgütün ekonomik faaliyetlerinin ve gelirlerinin kesilmesi, Asya’daki yapılanması ile ilgili her bölge ve ülke için özel ekipler kurularak çalışmaların yapılması yürütülmesi olacaktır.

talatcetincom@gmail.com

Kaynak: Star

11FETO-Selo koalisyonu

İzmir’de hem PKK ve hem de FETÖ adına faaliyet suçundan gözaltına alınan HDP’li Erhan Kahraman’ın, iki örgüt arasında stratejik bir kurye olduğu ortaya çıktı.

FETÖ’NÜN elebaşı Fetullah Gülen ve terör suçundan tutuklanan HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın altı yıldır kuryeler aracılığıyla iletişim kurdukları ve hükümeti devirmek için PKK’nın hendek terörü ile 15 Temmuz darbe sürecinde işbirliği yaptığı iddia edildi.

İstihbarat raporlarına ve FETÖ-PKK soruşturmalarında ele geçen belgelere göre; Gülen’in kardeşleri Kutbettin ve Mesih Gülen ile PKK’nın hendek terörüne destek veren Beyaz Sivil İnisiyatifi’nden HDP’li Erhan Kahraman, İzmir’deki Çağlayan Matbaacılık’ta toplanıyordu. Kahraman daha sonra HDP eş Başkanı Selahattin Demirtaş ve Sırrı Sakık’ı telefonla arayarak ‘örgütler arası kuryelik’ yapıyordu. Hatta HDP-PKK’lı Kahraman’a FETÖ içinde bir de kod adı verilmişti: HDP’li Şakirt (HDP’li öğrencimiz)

KAYNAK’IN TEMELİ

Çağlayan Matbaacılık, FETÖ’ye uzak bir isim değil. Darbe girişimin ardından el konulan FETÖ’nün finansmanı Kaynak Holding’in temelleri, 1983 yılında Çağlayan Matbaacılık ile İzmir’de atıldı. Silahlı terör örgütleri FETÖ ve PKK ile HDP’lilerin yolları da Çağlayan Matbaacılık’ta kesişti. Fetullah Gülen’in kardeşleri Kutbettin Gülen ve Mesih Gülen, şirkette ‘Danışman’ olarak görünüyor. İzmir’de yanında çalıştırdığı Gülen’in yeğeni Şima Gülen ile kızlarıyla birlikte gözaltına alınan ER-KA İnsan Kaynakları Lojistik’in sahibi Erhan Kahraman da Çağlayan Matbaacılık’a taşeronluk yapıyor.

Kaynak: Star ve Akşam

10Zarok TV’nin kapatılması FETÖ’nün kumpası çıktı

Fetullahçı Terör Örgütü’nün, sahibi olduğu Irmak TV ve Yumurcak TV’nin kapatılmasından sonra frekans talep ettiği Zarok TV’nden aldığı olumsuz yanıt üzerine Kürtçe çizgi film yayını yapan kanalın yayınını durdurduğu ortaya çıktı.

Zarok TV- Digisat Dijital Platformu Yönetim Kurulu Başkanı Behçet Sevim, Zarok TV’nin yayınlarının durdurulmasının arkasında FETÖ’nün Türkiye’yi zor durumda bırakma planının olduğunu söyledi. Sevim, “Amaçları bir taşla iki kuş vurmaktı” dedi.

FREKANS ALAMADILAR

FETÖ’nün daha önce de Zarok TV’yi kapatmaya kalkıştığını belirten Sevim, “ Örgütün Pensilvanya’da yaşayan firari bilişimcisi Nurettin Eygören bizi aradı, Yumurcak TV ve Irmak TV yöneticisi olduğunu söyledi. Bir hafta içinde şirketimize geldi. Kendisinin RTÜK tarafından gönderildiğini ve kapanan iki kapatılan iki kanalın bize ait platformlarda yayına sokmak istediklerini iletti” diye konuştu. Eygören’e devlet tarafından yayınları durdurulan kanallara platformlarında yer veremeyeceklerini söylediğini anlatan Behçet Sevim, “Bunu ifade etmemizden hemen sonra RTÜK tarafından şirketimizin kapatılmasına yönelik çalışmalar başlatıldı. Birkaç gün izinsiz yayın yaptığımız gerekçesiyle lisansımıza iptal yoluna gidildi. Ancak konu edilen yayınlar izinleri alınmış yayınlardı. Bu oyun tutmayınca bu kez FETÖ üyesi olmakla suçlanan biriyle ilişkimiz olduğunu iddia ettiler. Bahsettikleri kişi ile de hiçbir ilgimiz olmadığını ispatlamış durumdayız. Çünkü o isim RTÜK’te ve bizim olağan evrak teslimi dışında hiçbir hareketliliğimiz söz konusu değil” ifadelerini kullandı. Yapılan müraacat sonucu çocuk kanalı Zarok TV’nin yayını yeniden açıldı.

Kaynak: Star

9Antalya’daki FETÖ soruşturmasında 21 tutuklama

Antalya’da, Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbe girişimine ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 48 şüpheliden 21’i tutuklandı.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Antalya Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekiplerince FETÖ’nün darbe girişimine yönelik soruşturma kapsamında ildeki çeşitli adreslere operasyon düzenlendi. Operasyonda çeşitli meslek gruplarından 48 kişi gözaltına alındı. Örgütün şifreli haberleşme sistemi olan “ByLock” programını kullandıkları belirtilen zanlılar, emniyetteki ifade işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.

Zanlılardan 21’i çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı, diğerleri ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Kaynak: Akşam

8Darbecilerin rehin aldığı Şanver ilk kez konuştu

15 Temmuz darbe girişimi gecesi, kızının düğünündeyken darbeci askerler tarafından derdest edilerek helikopterle kaçırılan emekli Korgeneral Mehmet Şanver, o geceyi anlattı

15 Temmuz gecesi kızını evlendiriyordu Mehmet Şanver. Türk Hava Kuvvetlerinin iki numarası, tüm muharip hava ordusunun komutanıydı. Bir ay sonra gerçekleşecek Yüksek Askeri Şura’da (YAŞ) orgeneralliğe terfi ettirilmesi görüşülecek, terfi alması halinde teamüller çerçevesinde Türk Hava Kuvvetlerinin bir sonraki komutanı olacaktı. O gece, Türkiye’nin hava sahasını kontrol eden Ankara ve Eskişehir’deki ana karargahlarda görevli nöbetçi generaller hariç; Hava Kuvvetlerinin tüm komuta kademesi İstanbul Moda Deniz Kulübü’ndeki bu düğüne davetliydi. Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Abidin Ünal oradaydı. Eski Hava Kuvvetleri Komutanı, YAŞ Üyesi Orgenral Akın Öztürk ise bir gün önce mazeret bildirerek düğüne katılamayacağını belirtmişti. Mehmet Şanver, Ağustos ayı itibarıyla kendi isteğiyle emekli oldu.

BALYOZ SAYESİNDE

Bu yapı Silahlı Kuvvetler’e ne zaman girdi, nasıl barındı?

Bu örgüt varlığını mutlak gizlilik üzerine inşa etmiş bir örgüt. Özellikle de Silahlı Kuvvetler içinde çok gizli hareket ettiler çünkü Silahlı Kuvvetler kendi emir komuta yapısı dışında herhangi bir yapılanmayı asla kabul etmemiştir, edemez.

Bazı çocukların daha askeri okullara girmeden ele geçirilmesi söz konusu. Genç askerler ve pilotlardaki durum bu. Yüksek rütbede olanların bir kısmının ise sonradan devşirildiklerini değerlendiriyorum.

Belirli ikballe kandırıldıklarını; buna göre de her yolu mübah gördüklerini ve tuzaklar kurduklarını görüyoruz. Normal şartlarda sarsamadıkları Silahlı Kuvvetlerin liyakat sistemini bu tarz oyunlarla; manipülasyonlarla kendi lehlerine çevirmeye çalıştılar. Balyoz ve diğer kumpas davaları bunun en önemli aracı oldu. Kumpas davaları haricinde de iftiralar, dijital kayıtlar, dijital kurgular vb. yöntemlerle yoğun saldırılar oldu. Bu yollarla sistem dışına çıkan personel yerine kendilerini yerleştirmeye gayret gösterdiler. Bu davalar ve dijital saldırılar döneminde FETÖ, TSK içinde adeta çağ atladı: Sızma seviyelerini hem artırdılar hem derinleştirdiler.

Ben ve ailem de özellikle generallik kariyerim boyunca belli saldırılara maruz kaldık.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oteli üzerindeki keşif uçuşunda sizden izin alındığı iddiaları da bir tuzak mıydı sizce?

Tuzak değil ancak görevin komutan izni alınarak yasallaştırılması çabası olarak değerlendiriyorum. Bu uçuşları biraz sadeleştirerek açıklamakta yarar var.

Karşılıklı hizmet dediğimiz görevler aylık olarak ve Kurmay Başkanı imzasıyla yayınlanır. Bu görevler hangi yedek meydanımızın eğitime ihtiyacı varsa ona göre düzenlenir. Çorlu, Dalaman, Akhisar, Sivrihisar gibi dağılma meydanlarımızda görev yapan askeri personelin ihtisas eğitimlerinin devamı için bu görevler önemlidir ve aylık ihtiyaca göre düzenlenir. Bu çok rutin, basit ve sürekli yapılan bir görev türüdür.

12 Temmuz da icra edilen bahse konu görev normal planlamada olmayıp Diyarbakır’ın talebi üzerine planlanan ilave bir görev idi. Eğitim ihtiyacına bağlı olarak bu tür ilave görevler planlanıp icra edilebilir. Ama Diyarbakır’dan bu göreve planlanan uçaklar Dalaman` a nişten önce Marmaris’e yöneliyor ve sonra iniyor.

Ayrıca indikten sonra pilotlardan biri arsa bakma isteği ile Meydan dışına çıkıyor. Meydan dışına çıkma işlemi askeri araç ve şoförle değil bir başka pilotun arsa bakacak pilotu nizamiyeden alması ile gerçekleşiyor Bu iki pilot yaklaşık 1,5 – 2 saat meydan dışında birlikte arsa bakıyor!

Bu durumda ya gerçekten arsa bakılmıştır ya da belirlenmiş bir hedefe havadan hedefleme pod`u ile karadan gözle keşif yapılmış olabilir.

Sn . Cumhurbaşkanımızın tatil planladığı otelin civarda olması, bu görevde yer alan pilotlardan birinin Diyarbakır Üs Komutanı Tuğg. Deniz Kartepe ve diğerinin yani onu karşılayan generalin Tümg. Atilla Darendeli olması bir diğer pilotun ise 181nci Filo Komutanı Yb. Ahmet Özdemir olması ve bu üç personelin de şu anda tutuklu olması bu görevin masum bir karşılıklı hizmet görevi olmadığı savını güçlendirmektedir.

Özetle karşılıklı hizmet görevinin ilave edilip icra edilmesinde problem olmayıp, problemin karşılıklı hizmet adıyla başka işlemlerin gerçekleştirilmiş olmasıdır.

Bir de 13 Temmuz’da Akıncı’dan kalkan 2 uçağın keşif görevi yapması olayı var. O uçaklar Ege’de keşif görevine zaten önceden planlanmış durumda. Kurmay Başkanı Tümg. Suat Murat Semiz geldi ve bana dedi ki, ‘Komutanım dün malumunuz Meis’te bazı hareketlilik olmuştu. Yunanlılar Meis’te çok sınır ihlali yaptılar, birtakım faaliyetler gerçekleştirdiler. Müsaade ederseniz Ege keşif görevini Dalaman’a indirelim, Dalaman’a inerken de Meis’e baktıralım, Meis’teki Yunan icraatını tespit edelim’. Gerçekten mantıklı ve harekat anlayışına uygun bir teklif idi. Çünkü bir gün önce de orada Yunanlıların 15-20’ye yakın hava sahası ihlali olmuştu ve bu ihlallerin sebebini öğrenmek uygun olacaktı.

Bu amaçla Ege keşif görev kolunun iniş meydanı değiştirilir. Bu uçaklar Ege keşif görevini yaptıktan sonra Meis’e yönelip orada da keşif görevini gerçekleştirip Dalaman’a inişlerini gerçekleştirirler. Buraya kadar sorun yok. Normal harekat ihtiyacına yönelik bir faaliyet.

Normal olmayan husus, görev sonrasında ana meydana dönüş rotasında baş gösteriyor. Normalde kalkıp direk Akıncı’ya yönelmeleri gerekirken bunlar kalkıyorlar ve kalkıştan sonra, Marmaris üzerinde birkaç tur atıp, ondan sonra Akıncı’ya yönelip inişlerini gerçekleştiriyorlar. Sıkıntı burada. Bu pilotlar kalkışı takiben neden direk Akıncı rotasına dönmüyor da Marmaris üzerinde tur atıyor?

Biz burada yine aynı hedefe, Marmaris teki Sn. Cumhurbaşkanımızın tatil planladığı otele yönelik keşif görevi yaptıklarını değerlendiriyoruz.

Dalaman Meydan komutanı ve görevli arkadaşların bu faaliyetlerde tespit ettiği ve normalin dışında gördükleri hususlar bize rapor edildikten sonra bu uçuşlar Hava resmi tekrar incelenerek tespit edilmiş ve konu yetkili makamlara suç duyurusu şeklinde bildirilmiştir.

Bunlar aslında komuta sistemini ve planlı yasal görevleri kullanarak yaptıkları yasal olmayan faaliyetlere yasallık sağlama çabalarıdır. Ancak dikkatli arkadaşlarımızın ihbarı sonrası yapılan titiz çalışmalar bu faaliyetlerin detayına ışık tutmuştur.

TAMAMI TASFİYE EDİLECEKTİ

Ordudaki yapılanmaya dönersek, FETÖ’cüler neden farkedilemedi ve engel olunamadı?

Bunlarla beraber yaşıyorsunuz. Hissediyorsunuz; özellikle de son dönemlerde daha iyi hissediliyordu ama kişisel bazda somut bulgular eksik kalıyor. Tabi, 17-25 Aralık’tan sonra bu yapının kurumlara nüfuz ettiği iyice tescillendi. Özellikle yargıdan ve polis teşkilatından tasfiyeler başlamıştı. TSK ile ilgili de ihbarlar ve istihbaratlar artık iyice olgunlaşmıştı. 2016 Ağustos Askeri Şurasına yönelik bazı hazırlıklar vardı. FETÖ’cüler artık sıranın Askeriyeye de geldiğini; tasfiye sürecinin başlayacağını gördüklerinden bu kalkışmaya cüret ettiler.

ÇOK DAHA KANLI OLABİLİRDİ

15 Temmuz gecesi girişimin başarısız olmasında, rüzgarın tersine dönmesinde en önemli unsur neydi sizce?

Malumunuz Hava Kuvvetleri hemen her türlü harekatta olduğu gibi bu kalkışma açısından da çok kritik öneme haizdi. Düğün gecesi nöbetçi generallerimiz yerlerindeydi. Bunların haricinde Hava Kuvvetleri Komutanımız, ben ve hava kuvvetleri komuta kademesinin pek çok üyesi bir arada düğünümüzdeydik.

Darbe girişimini biz de sonradan; olaylar vuku bulmaya başlayınca öğrendik. Düğün 19:00’da başladı ama bizim, en azından benim, olayların başladığı 21-21:30 surlarına kadar darbeye yönelik her hangi bir ön istihbaratım yoktu. Daha sonra da, 23:00 gibi düğün mekanı darbeci askerler tarafından basıldı ve 00:00-30 surlarında bizi esir aldılar. Ancak esir alınmadan önce başardığımız iki çok kritik olaydan bahsedebilirim:

Birincisi, olayları görür görmez derhal Yardımcım Korgeneral Kadıoğlu’nun ve beraberinde üç general arkadaşımızın Eskişehir’e; 2 üs komutanının da kendi görev yerlerine gitmesi emrini verdim. Yani bizler yoğun biçimde telefonlarla duruma müdahale etmeye başlarken o mekandan anında 6 generali uzaklaştırmış oldum ve bu generaller esir düşmemiş oldular. Nitekim, Eskişehir çok kritikti. Burada tüm muharip unsurları komuta edebilen; komutanı olduğum Muharip Hava Kuvveti Karargahı ve onun Harekat Merkezi vardı. Darbeciler Ankara’daki Hava Kuvvetleri Karargahını ve onun Harekat Merkezini ele geçirmişlerdi. Ama Eskişehir’e halen biz hakimdik. Benim gönderdiğim bu arkadaşlar, gece yarısından sonra Eskişehir’e ulaştılar ve biz esir alındıktan sonra doğrudan komuta kontrolü ele alarak karşı harekatı yönettiler. Nihayetinde sabaha karşı da Akıncı üssüne taarruz ettiler. Eğer bu arkadaşlar da esir alınmış olsalardı; karşı harekatımız sekteye uğrayabilirdi. Darbeciler daha esnek hareket edebilirlerdi. Hava kalkışmasını durdurmak çok çok daha zor ve kanlı olabilirdi. Çünkü darbecilere karşı uçak kaldırma veya taarruz etme gibi kritik emir verecek komutan kalmayacaktı.

İkinci başardığımız olay derdest edilene kadar Hava Kuvvetlerinin hemen hemen tüm birliklerine verdiğimiz yazılı ve sözlü emirlerdir. Havacı komutanlar olarak olayı 21-21:30 gibi öğrendik. Düğündeki masalarımızdan kalkıp bir köşede adeta ayaküstü bir karargah oluşturduk. Hava Kuvvetleri Komutanımızın yanında, tüm birliklerime emirler yağdırmaya başladım. Komutanı olduğum Eskişehir harekat merkezi üzerinden tüm hava birliklerine iletilmek üzere; emir komuta dışında illegal faaliyet olduğunu açıklayan; tüm faaliyetleri yasaklayan ve de darbecilerin eline geçmiş Ankara karargahının emirlerinin dinlenmemesi; bunun yerine emirlerin komutanı olduğum Eskişehir’deki karargahtan alınması gerektiğini ifade eden ve de Hava Kuvvetleri Komutanımızın ismiyle iletilen yazılı bir emir yayınlatılmasını sağladım.

İşte bu yazılı emir tüm Hava Kuvvetleri personelini olup bitenle ilgili resmi ağızdan uyandırmış oldu. Bundan sonra, darbeci olmayan çoğunluk personelimiz, kimden emir alacağını ve nasıl hareket edeceğini anladı. Yine bu anlarda tüm birlikleri yoğun şekilde telefonla aradık. Pek çok uçağın kaldırılmasını telefondaki sert ve net emirlerimizle önledik. Örneğin pistlere araç sokulması, seyrüsefer sistemlerinin kapatılması ve uçakların emniyete alınması gibi olağanüstü tedbirler alınması direktiflerini daha o dakikalarda esir alınmadan önce birliklere ilettik. Bu yazılı ve sözlü emirler neticesinde, pek çok personelimiz darbecilerin girişimini engelleyen; engellenememesi halinde ise yavaşlatan faaliyetlerde bulundular.

Dolayısıyla bu iki kritik hareketimiz, darbecilerin Hava Harekatını sekteye uğrattı. Bu emirlerimiz darbeciler için sonun başlangıcını teşkil etti.

Genelkurmay Başkanı’nın hava sahası talimatı 19.05’te verilmişti değil mi?

Hayatın normal akışına aykırı bir durum bu. Böyle bir emir yayınlandığı anda hava sahasının kontrolünden sorumlu komutan olarak benim haberimin olması lazımdı. Bu emir yayınlanmış. Daha yayınlanmadan, emir olgunlaşma safhasında telefonla benim haberdar edilmem gerekirdi.

Bu emir nasıl yayınlandı? Mehmet Partigöç’ün de o gece kullandığı sistem üzerinden mi?

Genelkurmay, Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi’ne bildirmiş, Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi de Eskişehir dahil diğer harekat merkezlerine bildirmiş. Normal emir-komuta sistemi üzerinden. Partigöç nasıl gönderdi bilmiyorum ama o da aynı sistem üzerinden göndermiş olabilir. Bu yazılı emir 19.26’da Eskişehir’e gelmiş. Ama Muharip Hava Kuvvet Komutanı olarak bundan benim haberim yok. Her kim bu emri aldıysa bana bildirmesi gerekirdi. Hava sahasından sorumlu komutan benim.

Bu emirden ne zaman haberdar oldunuz?

Emirden hiç haberim olmadı. Sadece 19.30-45 gibi yardımcım Kadıoğlu general geldi, telefon elinde, durumu, tam o da bilmeden ‘Komutanım Eskişehir’de bir şeyler varmış ve nöbetçi bıraktığımız General kendisini rahat hissetmiyormuş’ dedi, ben de ‘sen Eskişehir’e git o zaman’ dedim. Daha nikah kıyılmamıştı, misafirleri karşılıyordum. Nasıl gitsin diye düşünürken Hava Kuvvetleri Komutanıma söyledim, ‘izin verirseniz Kadıoğlu’na bir uçak ayarlayacağım, onu Eskişehir’e gönderelim dedim.’ Komutanımızsa bu aşamada gerek yok, gerekirse benim uçakla göndeririz’ dedi. Yani o aşamada; düğünün başlangıcında, bana ulaşan herhangi bir kalkışma emaresi veya istihbaratı olmadı. Olaylar başlayınca durumu görmüş olduk.

KORUMALAR DERDEST ETTİ

O gece sizi derdest edenler kimdi? Derdest edildikten sonra ne oldu?

Muharebe Arama Kurtarma (MAK) Timleri… İçlerinde Hava Kuvvetleri Komutanımızın korumaları vardı. Önce komutanı götürdüler. Komutanımızı bağlamadan tek götürdüler. Beni ve arkadaşlarımı sonradan bağlayıp topluca götürdüler. Ellerimiz bağlıydı; hiç çözülmedi. Arkadan bağlıydı; ‘böyle olmuyor’ dedik, çözüp önden bağladılar. Belli ölçüde iyi davranıyorlar ve isteklerimizi dinliyorlardı. Helikoptere bindirildik. Sabaha kadar yoğunlukla İstanbul üzerinde alçak irtifada sıkça manevra yaparak farklı noktalara dolaştırdılar. Bunu muhtemelen yerimizin tespit edilmemesi için yaptılar. 7-8 kere farklı yerlere indik; yakıt ikmali yaptılar. Yeşilköy’deki Hava Harp Okulu’na götürüldük ve orada bir-bir buçuk saat bekletildik. Sabah gün ağarırken de 2 helikopterle bizi Akıncı üssüne götürdüler.

KELEPÇELERİ ÖZTÜRK KESTİ

Hiç siville karşılaştınız mı orada bulunduğunuz süre içinde?

Hayır. Bizi bir misafirhanede tek tek ayrı odalara bıraktılar. Zaman zaman gelip ekmek, su isteyip istemediğimizi sordular. Ellerimiz bağlıydı. Sonra ayaklarımızı da gözlerimizi de bağladılar. Ama göz bağı gevşek olduğu için, başımda bekleyen şahıs odadan çıkınca göz bağımı çıkarabildim. Saat 17-17:30 gibi serbest kalana kadar da el ve ayaklarımız bağlı kaldı. Sonra kapı açıldı, şu an kim olduğunu hatırlamadığım bir general sivil kıyafetli girdi içeri, ‘Komutanım kurtuldunuz, geçmiş olsun’ dedi. Sonra Hava Kuvvetleri Komutanımız geldi. Karşıma oturdu, ‘Şanver geçmiş olsun’ dedi. Ben de ‘Size de geçmiş olsun komutanım’ dedim. Sonra da Akın Öztürk geldi; makasla ellerimiz ve ayaklarımızdaki kelepçeleri kesti.

Adil Öksüz’le daha önce hiç karşılaştınız mı?

Adil Öksüz’ün ismini ilk defa olay sonrasında duyduk. Daha önce ne duydum, ne gördüm.

TÜM BELGELER SAVCILIKTA

Ertesi gün serbest kaldınız ve Eskişehir’deki Karargâhınıza döndünüz. Oradaki ceride defterlerini, kayıtları vs. incelediğinizde ne gördünüz?

Ben cerideyi 3 defa okudum. Neredeyse ezberledim. Ceridenin biraz acelece, o psikolojiyle doldurulduğunu görünce, hakim ve savcıların bunu tam anlayamayabileceği fikri oluştu bende ve bir bilirkişi grubu oluşturarak cerideyi daha açıklayıcı hale getirdim. 48 sayfalık ceride, oldu 96 sayfa. Bir de hava resmini tersten oynatarak, yapılan bütün uçuşların rotalarını çıkardık. Cumhuriyet Başsavcılığı’na ilettiğimiz notta; EK A orijinal ceride, EK B genişletilmiş açıklamalı ceride, EK C de hava resmi olacak şekilde en önemli evraklar olarak teslim ettim.

Yani bu soruşturma kapsamında en önemli evrak bu diyebilir miyiz?

Evet; özellikle Hava Harekatı açısından bu üç evrak son derece önemli. O üç evrak da ilgili savcılıklarda mevcut. Her şeyin detayı orada var. Zaten Eskişehir’e gider gitmez cerideyi, telefon ve kamera kayıtlarını emniyete aldırdım. Bunların birisi yazılı, biri sözlü, biri görüntülü kayıtlardır. Bunlar somut belgelerdir.

Havacılardan darbeye karışanların kurtuluşu yok diyebilir miyiz?

Yok. Eskişehir muharip karargahı açısından yok. Zaten ben cerideyi inceleyip suç duyurularında bulunmaya başlayınca ilk taarruz geldi bana. Mehmet Şanver tutuklandı, Mehmet Şanver gözaltında diye basına haberler düştü. Kim yazdı bunları? Halbuki ben görevimin başındayım. Kim çıkardı bu haberleri? Neden çıkarıldı bu haberler?

Yaptıklarınızı önlemek amaçlı olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Bu haberler çıktı, tekzip ettikten sonra ikinci aşaması seldi. Daha önce tanık ve mağdur olarak ifade vermiş olmama rağmen; ikinci kez pek anlam veremediğim şekilde Savcı bey davet etti. Gittik. Gözaltı işlemi değildi. Suçlama veya sanıklık durumu yoktu. Bir anlamda misafir edildim. 48 saate yaklaştığında ancak Savcı Beyle görüşebildik. Görece kısa bir görüşmemiz oldu; hakkınızı helal edin diyerek uğurladı sağ olsun. Tüm bunlar; yani hakkımda yalan haberler ve aniden ikinci kez ifademin istenmesi, terfi durumumun görüşüleceği Yüksek Askeri Şuraya günler kala yaşandı. Bu bakımdan enteresandı.

TİYATRO DEĞİL, İSYANDI

Bu bir tiyatroydu diyenler oldu?

Uçaklara bomba atmasını emretmezdi ki o zaman o sistem. Bomba attırır mıydı? 246 insanımız öldü. Bu iddiayı ancak uçuk bir komplo teorisi diye değerlendiriyorum ben. Bu ciddi bir kalkışmaydı. FETÖ’cüler devlet içinde zor durumda kaldı. Son çare olarak bomba atana kadar geldiler. Böyle tiyatro olmaz. Bu bir isyandı ve devleti ele geçirmek amaçlanmıştı.

Bu girişimde dış destek olduğu değerlendirildi, tartışıldı?

Bu girişimde dış etki konusuna katılıyorum. Ana hedef devletin ele geçirilmesi. Bunda başarılı olamadılar. Tali hedeflerden biri Silahlı Kuvvetlerin ele geçirilmesi ve güçsüz duruma düşürülmesi. Bunda kısmi başarılı olundu. Silahlı Kuvvetlerin itibarı düşürüldü, yapısı çok farklı hale geldi.

MÜCADELE DEVAM ETMELİ

Hava Kuvvetleri’nin FETÖ’den tümüyle temizlendiğini düşünüyor musunuz?

Ne Hava Kuvvetlerimizin ne de diğer kurumlarımızın tümüyle temizlendiğinin garantisini kimse veremez. Bu uzun soluklu bir mücadele. Ama bu kalkışma teşebbüsü çoğunluğunu deşifre etti. Onlara da zaten gereken yapıldı. Mücadeleyi kesinlikle devam etmek lazım.

Sizce bu düğünü fırsata çeviren neydi peki?

Düğünümüzü kullandıkları kesin. Çünkü bu kadar komuta kademesini bir arada bulamazlardı başka zaman. Davetiyelerimizi önceden vermiştik. Tarih belliydi. Ayrıca Ağustos ayındaki Yüksek Askeri Şura öncesi ön almaları gerekiyordu ve 15 Temmuz buna uygun gözüküyor. O gece bizim düğünümüzle beraber 3 tane düğün daha vardı. Deniz Kuvvetleri Komutanı; Jandarma Genel Komutanı ve Özel Kuvvetler Komutanı da bu düğünlerdeydi.

Kaynak: Yeni Şafak ve Akşam

7ABD’deki bu hamle FETÖ’ye büyük darbe vuracak!

ABD Başkanlığına seçilen Trump’ın, emekli Korgeneral Flynn’e “ulusal güvenlik danışmanlığı” görevini önerdiği iddiası ortaya atıldı. Flynn FETÖ hakkında yazdığı bir yazıda dikkat çeken ifadeler kullanmıştı.

ABD Başkanlığına seçilen Cumhuriyetçi Donald  Trump’ın, kampanya döneminde yakın ekibinde yer alan 57 yaşındaki emekli  Korgeneral Michael Flynn’e “ulusal güvenlik danışmanlığı” görevini önerdiği iddia  edildi.

ABD medyasında yer verilen haberlere göre, Trump’ın “geçiş süreci”  ekibinden birisi, Trump’ın Korgeneral Flynn’e Beyaz Saray’da ulusal güvenlik  danışmanlığı pozisyonu için teklif götürdüğünü belirtti.

Flynn’in teklifi kabul edip etmediği henüz bilinmiyor ancak Trump’ın  “geçiş süreci” ekibine yakın kişilerin, Flynn’in söz konusu görevi en iyi şekilde  yapabileceğini dile getirdiği bildirildi.

IRAK VE AFGANİSTAN’DA GÖREV YAPTI

Trump’ın kampanya sürecinde “güvenlik ve istihbarat başdanışmanı”  olarak görev yapan Flynn, daha önce Afganistan ve Irak’ta da bulunmuş “deneyimli  bir asker” olarak biliniyor.

Flynn’in görevi kabul etmesi halinde Kongre onayına gerek duyulmayacak  olması, emekli korgeneralin göreve başlama sürecini hızlandırabilir.

Adı Savunma Bakanlığı için de geçen Flynn’in bu göreve gelebilmesi  için emekliliğinin üzerinden 7 yıl geçmesi gerekiyor. Buna göre, 2014 yılında  ordudan emekli olan Flynn’in, en az 5 yıl daha beklemesi gerekebilir ancak  Kongrenin ilgili maddeyi geçici olarak ötelemesi durumunda Flynn’in bakan  olabilmesinin yolu da açılabilir.

Halen başkanlık koltuğunda oturan Barack Obama döneminde Flynn,  Savunma İstihbarat Ajansı Direktörü olarak görev yaparken 2014 yılında işine son  verilmişti.

FLYNN, FETÖ ELEBAŞI GÜLEN İLİŞKİN ŞUNLARI YAZMIŞTI

Emekli Korgeneral Flynn, kısa bir zaman önce Fetullahçı Terör Örgütü  (FETÖ) elebaşı Fetullah Gülen’e ilişkin de bir yazı kaleme almıştı.

Flynn yazısında, “Arka bahçemiz Pensilvanya’ya rahatça yerleşmiş olan  bu maskeli terör ve istikrarsızlık kaynağı tarafından Washington’ın gözü  boyanırken NATO müttefikimiz Türkiye’ye engel olmak mantıksızdır. Türkiye’nin  bakış açısıyla Washington, Türkiye’nin Usame Bin Ladinine sığınak oluyor. 11  Eylül’den sonra Usame bin Ladin’in Türkiye’de güzel bir köyde yaşadığını ve aynı  anda Türk vergi mükelleflerinin vergileriyle fonlanan 160 okulu işlettiğini  öğrenseydik ne yapardık?” yorumunu yapmıştı.

Kaynak: Hürriyet ve Akşam ve Akit

6İşte isim isim tüm mesleklerden men edilen FETÖ’cüler

Kaynak: Takvim

5FETÖ’nün a’nato’misi.

Üs akıl, Türkiye’yi hedef aldı. Militanları, Almanya’ya sığındı! Önce Can Dündar pasaportu kaptı! Şimdi de Ramstein kasabasındaki NATO Üssü’nde görevli Türk askerler sahneye çıktı! FETÖ cuntasının elemanları, Almanya’ya iltica başvurusu yaptı….

Üs akıl, Türkiye’ye saldırmaktan vazgeçmedi. Kanlı terör örgütleri PKK, DHKP-C ve FETÖ, karanlık lobi ile birlikte hareket etti. Yıllarca güvenlik güçlerimizi ve vatandaşlarımızı hedef seçti. Ancak ne Avrupa ne de ABD bir kez bile bu hainlere tepki göstermedi. Bunun yerine onlara kol kanat gerdi! Terör ile üs akıl arasındaki işbirliği ise bir kez daha gözler önüne serildi! Adres, Almanya’nın Rheinland-Pfalz Eyaleti’nin Kaiserslautern kenti yakınlarındaki Ramstein kasabasında bulunan NATO Üssü’ydü. Üste görevli olan ve FETÖ’nün darbe girişimi kapsamında hakkında yakalama kararı bulunan Türk askerleri, Almanya’ya sığınmak için sıraya girdi! 30 askerin Almanya’ya iltica başvurusunda bulunduğu belirtildi.

KİŞİSEL HAK SAYDILAR!
Bu başvuru Kaiserslautern Kaymakamlığı tarafından da bizzat teyit edildi. Türkiye konuyla ilgili bilgi istedi. Ancak Almanlar, “Kişisel hakların korunması ve güvenlik gibi gerekçeler nedeniyle sözü edilen bireylerin iltica süreçleriyle ilgili bilgi veremiyoruz” dedi. Kaiserslautern Kaymakamlığı’ndan bir yetkili, iltica başvurularının Federal Göç ve Mülteciler Dairesi BAMF tarafından incelendiğini kaydetti. İltica başvurusu için askerlerin Türkiye’deki siyasi durumu gerekçe gösterdiği öğrenildi. 600 NATO askerinin görev yaptığı Ramstein Üssü’nde 30-40 arasında Türk askerinin bulunduğu kaydedildi. Almanya, FETÖ’nün diğer sanıklarına da destek verdi! Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturmaları kapsamında hakkında yakalama kararı bulunan Can Dündar, Almanya’ya firar etti. Kendisine geçici Alman pasaportu bile verildi. Yine teröristbaşı Gülen’in firari savcıları Zekeriya Öz ile Celal Kara da Almanya’nın koruması altına girdi. Öte yandan FETÖ’cü hainler, Almanya’dan sonra başka bir Avrupa ülkesi olan Belçika’nın da kapısını çaldı. Buna göre terör örgütü üyelerinin Belçika’daki iltica başvuruları 15 Temmuz sonrası 10 kat arttı. Darbe girişimi öncesi başvuruların ağırlıklı olarak PKK yandaşlarından, 15 Temmuz sonrası ise FETÖ üyelerinden gittiği açıklandı. 225 kişinin Belçika’ya sığınmak için kolları sıvadığı ortaya çıktı.

MADE IN GERMANY!
Almanya, terör örgütü PKK’nın Kandil’i haline geldi. Alman İç İstihbarat Teşkilatı’nın yayımladığı resmi rapor bunu gözler önüne serdi. O rapora göre Almanya’da 14 bin terör örgütü PKK üyesi bulunduğu belirtildi. Türkiye’nin sadece Almanya’dan değil Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden istediği teröristler de iade edilmedi. Son 9 yılda istenen 399 teröristten sadece 11’i Türkiye’ye verildi.

KRİTİK NOKTA
NATO üssünün bulunduğu Ramstein Havaalanı, Amerika Birleşik Devletleri’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Almanya’nın Rheinland-Pfalz eyaletine kurduğu havaalanının adı. Havaalanı, ABD’nin Avrupa’daki hava gücünün ve NATO’nun lojistik tesislerinin merkezi konumunda. Üssün doğu kapısı Kaiserslautern’den 10 kilometre uzaklıkta yer alıyor. Söz konusu üste 30 ülkeden 600 asker bulunuyor..

Kaynak: Takvim

4Firari FETÖ’cü ataşe Almanya’da görüldü

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Berlin’e Deniz Ataşesi olarak atanan ancak geri çekilme talimatına uymayarak yurda dönmeyen Deniz Albay Yusuf Kocaman Berlin Başkonsolosluğunda noter işlemi yaptırmak isterken görüldü.

Noterde işlem yaptırmak üzere Berlin Başkonsolosluğuna gelen Kocaman için, görevlinin diplomatik pasaportunun iptal edildiğini sistemde görmesi üzerine işlem yapmadığı ve durumu yetkililere bildirdiği öğrenildi.

Bunun üzerine hızlıca Başkonsolosluktan çıkmak isteyen Yusuf Kocaman’a Başkonsolosluk görevlilerince diplomatik pasaportunu iade etmesi gerektiği tebliğ edildi. Üzerinde pasaport bulunmadığını beyan etmesi üzerine Kocaman, hakkında herhangi bir işlem yapılmadan Başkonsolosluktan ayrıldı.

Kaynak: Takvim

3Trump seçilmesi sonrası FETÖ destekçisi o isim istifa etti

Clapper, Obama döneminde atanan ve Trump’ın göreve başlama sürecinde istifa etmesi beklenen üst düzey yöneticiler arasında istifa eden ilk isim oldu. Clapper, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası tutuklanan darbeci askerler için, “Bizim bazı muhataplarımız, ya tasfiye edildi ya da tutuklandılar” demişti.

ABD Ulusal İstihbarat Direktörü James Clapper, yeni başkan seçilen Cumhuriyetçi Donald Trump’ın Beyaz Saray’da göreve başlamasına 64 gün kala istifasını sunduğunu açıkladı.

Clapper, istifa açıklamasını, ABD Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesindeki ulusal güvenlikle ilgili bir oturumun öncesinde yaptı.

Trump’ın göreve başlamasına 64 gün kaldığını hatırlatan Clapper, “Dün gece istifa mektubumu sundum, ki bu beni çok iyi hissettirdi.” ifadesini kullandı. Clapper’ın, Trump’ın iş başına gelmesiyle birlikte yeni atanacak yöneticilere yer açmak için görevinden ayrıldığı belirtiliyor.

Clapper, Obama döneminde atanan ve istifası beklenen üst düzey yöneticiler arasında istifasını sunan ilk isim oldu.

İstifasını neden erken sunduğuna ilişkin açıklama yapmayan Clapper, Amerikan istihbaratının çatı kuruluşu olarak bilinen Ulusal İstihbarat Direktörlüğünün 4. direktörü olarak 6 yıldır görev yapıyordu.

15 TEMMUZ SONRASI SKANDAL BİR AÇIKLAMADA BULUNMUŞTU
ABD Ulusal İstihbarat Direktörü James Clapper. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ soruşturması kapsamında tutuklamalara ilişkin , “Darbe girişimi ve geri tepmesi, Türkiye’deki ulusal güvenlik aygıtının tamamını etkiledi. Bizim bazı muhataplarımız, ya tasfiye edildi ya da tutuklandılar” açıklaması yaparak FETÖ’cü komutanları koruyan bir tavır sergilemişti.

Kaynak: Takvim

2FETÖ ve CIA’in yeni stratejisi ne?

Gazeteci-Yazar Abdurrahman Dilipak, A Haber ekranlarında konuk olduğu Arka Plan programında FETÖ ile CIA arasındaki kirli ilişkiye ilişkin dikkat çekici ifadeler sarf etti.

Kaynak: Takvim

1Evinde Gülen imzalı “hatıra çeki” bulundu!

Fetullahçı Terör Örgütü’nün 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin soruşturma kapsamında Samsun’un Kavak ilçesinde tutuklanan şüphelilerden birinin evinde, terör örgütü elebaşı Fetullah Gülen imzalı “hatıra çeki” ile teşekkür belgesi ele geçirildi.

Kaynak: Akit

 

CEVAP VER