Yeni araç satın almak ne kadar mantıklı?

2

ÖTV’ye yapılan son zamla birlikte Türkiye’de sıfır araç satın almak her zamankinden daha da zorlaştı. Bazı durumlarda aracın kendi bedeli kadar, bazı durumlarda ise aracın iki katı bedelinde vergiyi devlete ödemek zorunda kalıyor sıfır araç almak isteyen tüketiciler.

Bu yazımda devletin vergi politikası hakkında değil, toplumsal tüketim alışkanlıklarımızdan bahsetmek istiyorum.

Alım gücü ve refah seviyesi Türkiye’ye göre çok daha yüksek ülkelere yaptığım seyahatlerde edindiğim şahsi gözlemlerimden biri trafikte gezen araçlarla ilgiliydi. Çoğu araç ortalama beş yaşında veya daha eskiydi. Yolda yeni model araç görmek, en azından Türkiye’de alışık olduğumuz kadar kolay değildi.

Bu durumun birkaç sebebi var.

Bunlardan biri tamamen teknik, diğeri ise sosyolojik.

Teknik olan sebep; özellikle Almanya, Fransa veya İtalya gibi kendi aracını kendi üreten ülkelerde araç bakımları, ülkemize kıyasla ekonomik ve mekanik açıdan çok daha kolay yapılabiliyor.

Düşünsenize, 7 yaşındaki aracınızın bir parçası değişmek zorunda kaldığında Türkiye’deki gibi kur farkından veya ithalat sürecinde binen ekstra maliyetlerden etkilenmiyorsunuz. Çünkü kendi aracınızı ve dolayısıyla yedek parçalarınızı da kendi ülkenizde üretiyorsunuz.

Böyle olunca, bir de mekanikerlerin kendi ülkelerinde üretilen araçlara yıllar boyunca edindiği aşinalık eklenince; aynı aracı 10 yıldan daha kısa süre kullanmak bu gibi ülkelerde pek alışılagelmiş bir durum olmuyor.

Sosyolojik sebep ise biraz daha karmaşık.

Ülkemizin 1923’ten bu yana geçtiği zorlu dönemlerden sonra; 90’lardan itibaren günümüze kadar halkımızın alışık olmadığı bir alım gücü artışı yaşandı.

Alım gücü artınca; bundan 30-40 sene önce lüks sayılabilecek, yolda görüldüğü zaman parmakla gösterilebilecek araçlar, bugün alındıktan 2-3 sene sonra sahipleri tarafından eski gözüyle bakılıp yenilenme arayışına kurban gidiyorlar.

Çünkü maalesef, akıllı telefonlarda olduğu gibi; otomobillerin de yenisinin sahibine prestij kazandırdığı yanılsaması mevcut insanlarımız arasında.

Sanılıyor ki; yeni, nispeten büyük ve ortalamanın üzerinde gücü olan bir araç satın aldığında, insanlar ona, o güne kadar göstermedikleri saygıyı gösterecek ve değer verecek.

Aslında bu illüzyona kapılıp gerçekten yeni, büyük ve pahalı araç sahibi olanlara toplumumuzda maalesef daha fazla saygı duyuluyor. Tabii ki bu saygının içi boş ve altı temelsiz, çünkü aracın sahibi hakkında hiçbir kişisel bilgiye sahip olmadan bu yapay izlenim insanların zihinlerinde oluşuyor.

Dediğim gibi; bunun sebebi de toplumsal hafızalarımıza kazınmış eski ve bugünlere kıyasla daha zor zamanlardaki yapılmak istenip de imkansızlıklardan ötürü yapılamamış, öykünülmüş ama hiçbir zaman ulaşılamamış şeylerin oluşturduğu olumsuz refleksin hala günümüze sirayet etmesi.

Mutlaka bu refleks de zaman içinde körelecek ve insanlar 2-3 yılda bir eskisini satıp yeni model araç almanın mantıksızlığını fark edecekler. Bu yeri gelecek devlet eliyle, sıfır araç alırken uygulanan zamlarla olacak; yeri gelecek çevreci endişeler doğrultusunda kendiliğinden hayata geçecek.

“Teknoloji her geçen gün gelişiyor, yeni araçlar eskilerinden daha çevreci. Çünkü daha az yakıt harcıyor ve etrafa daha az karbon salınımı yapıyorlar” dediğinizi duyar gibiyim.

Evet, aracın üretiminden sonraki kısım için dediğiniz doğru. Ancak üretilirken doğaya salınan zehirli gazlar, kullanılan materyallerin doğadan çıkarılırken yarattığı tahribatı kimse aklına getirmiyor.

En azından ülkemizde getirmiyor diyelim.

Japonlar akıllarına getirmiş ve 2004 yılında Toyota bu konuyla ilgili araştırma yapmış.

Araştırmaya göre, bir otomobilin kullanım ömrü boyunca çevreye bırakacağı karbondioksit miktarının %28’i zaten o araç üretilirken, henüz kullanılmaya başlanmadan salınıyor.

Bu araştırmanın aynısını yine Japonya’daki Seikei Üniversitesi yapınca da bu oranın %12 olduğu ortaya çıkmış.

Araştırmaların teknik detayları bir tarafa, dikkatleri çektiği nokta çok önemli. Çünkü siz, 4 yaşındaki bir aracınızı satıp yerine yeni model bir araç almaya kalktığınızda; çevreye eski aracınızı kullandığınız 4 yıl boyunca saldığınız toplam karbondioksidin beşte birinin henüz yeni aracınızın kontağını çevirirken doğaya salınmasına katkıda bulunuyorsunuz.

Üstelik bu durum çevreci olarak bilinen hybrid (hem benzinli hem de elektrikli) araçlarda daha da ciddi. Çünkü elektrikli motorun çalışabilmesi için araçta bulunan pillerin üretiminde lityum ve kobalt maddelerine ihtiyaç duyuluyor. Bu kimyasal maddelerin çıkarıldığı madenler ise bulundukları çevreye ve dolayısıyla dünyamıza son derece zehirli atıklar bırakıyorlar.

O zaman ne yapmak gerek?

Yeni araç mı almalı? Hybrid veya elektrikli araçlara mı yönelmeli? Mazotla çalışan yeni teknoloji motorlara sahip araçlar mı daha çevreci yoksa eski moda benzinli araçlar mı?

Araştırmalara göre, 100 km’de 6 litre ve civarında mazot harcayan ikinci el araçları tercih etmek çevre için en sağlıklısı. Hurdaya çıkan veya parçaları ayrılarak satılan araçların bile çevreye olumsuz etkisinin olduğunu düşünürsek; sıfır araç alırken iki kez düşünmek gerek.

Yapılan ÖTV zammına bu ışık altında bakılırsa devletin olumlu bir iş yaptığı söylenebilir. Ancak tabii ki sadece vergi zammı yapmakla kalmamalı. Teknik servislerde verilen hizmetlerin en üst düzeyde denetlenmesi, araç üreticilerinin yedek parça fiyatlarına düzenleme getirilmesi ve ikinci el araç alımında tüketicilere bazı teşviklerin uygulanması gerekli.

Hem bu sayede cari açığımız da kontrol altında tutulmuş olur. Ne dersiniz?

2 YORUMLAR

  1. Maalesef ülkemizde yol kalitesinden dolayı araçlar çabuk yıpranıyor.
    Belediyelerimiz yollardaki lögar kapakları ile asfalt seviyesini bir türlü birbirine denk getiremiyor.Çukur ve tümsekler arabanın ömrüne darbe vuruyor.
    Hükümetimiz bu önemsiz gibi görülen konuya da el atabilse dövizlerimiz yurt içinde kalır. Araçlar daha az yıprandığı için daha uzun süre ve verimli kullanılır. Yedek parça tüketimi azalır.

  2. “bunun sebebi de toplumsal hafızalarımıza kazınmış eski ve bugünlere kıyasla daha zor zamanlardaki yapılmak istenip de imkansızlıklardan ötürü yapılamamış, öykünülmüş ama hiçbir zaman ulaşılamamış şeylerin oluşturduğu olumsuz refleks”

    əla təsbitdir, qısaca “görməmişlik” də deyilə bilər. Bir də bunun halal olmayan pullarla alındığını (hamının da bunu bildiyini) hesab etsək, necə bir sosyal travma yaşadğımız (yaşayacağımız) göz qabağındadır.

CEVAP VER