Feminist hareket Türkiye’de neden başarılı olamıyor?

1

Kadın cinayetleri, kadınlara yönelik taciz ve tecavüz olayları, kadına şiddet, kadın hakları…

Gündemde sıkça karşılaşmamıza rağmen maalesef herhangi bir iyileşme göremediğimiz konular bunlar.

Kadın örgütleri bir araya geliyor, protestolar yapıyor, bildiriler yayınlıyor; ama sanki hep eksik bir şeyler var gibi.

Bu yazının görseli de meşhur “We Can Do It” posterinin yeniden canlandırması. Fotoğrafın sağ tarafında bir eksiklik hissediyor musunuz? Bir erkeğin eksikliği mesela?

Tamam; kadınlar cinayete kurban gidiyor, kadınlar taciz ediliyor ve tecavüze uğruyor, kadınlar her gün şiddet görüyorlar, kadınların hakları her gün çiğneniyor…

Peki ya erkekler?

Erkekler öldürülmüyor mu? Erkekler tacize veya tecavüze uğramıyor mu? Erkekler hiç şiddet görmüyor mu? Hiçbir erkeğin hakkı çiğnenmiyor mu?

Pekala bunların hepsi erkeklerin de başına geliyor.

Gel gelelim, hiçbir protesto yürüyüşünde “erkeğe şiddete hayır” pankartları göremiyor, slogan işitemiyoruz.

Bunda kadınların, erkeklere nazaran bu tip konularda daha çok örgütlenmesinin mutlaka payı var. Peki neden kadınlar, yaptıkları protestolarda “kadına şiddete hayır” diyor da şiddetin tamamını lanetlemiyor?

Neden şiddet gibi toplumun tüm unsurlarını ilgilendiren bir konuda bile özellikle kadın ve cinsiyet nezdinde bir ayrışma yoluna gidiyorlar?

Bununla alakalı üniversitedeyken başıma bir olay geldi, anlatayım.

Bahçeşehir Üniversitesi’nde Sosyoloji lisansı yaparken, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne özel bir sempozyuma; ne idiği belirsiz, kadın hakları savunucusundan başka bir titri olmayan, sol görüşlü olduğu 100 metre öteden belli olan bir kadını konuşma yapmak için üniversitemize davet etmişlerdi.

Arkadaşlarım, sempozyumun moderatörlüğünü yapmam için benden ricada bulundular. Seve seve kabul ettim.

Sempozyuma bir saat kala haber geldi; konuşma yapmaya gelen hanım, Dünya Kadınlar Günü’nde moderatörlük yapacak kişinin bir erkek olmasını kabul etmiyor diye programda değişikliğe gidilmiş ve sempozyum moderatörsüz yapılmıştı.

Tabii ki uğradığım cinsiyetçi ayrımcılığa susmayacak ve tepkimi gösterecektim. Sempozyuma izleyici olarak katıldım, hanımefendinin tüm konuşmasını pür dikkat dinledim. Soru cevap bölümüne gelince de mikrofonu elime alarak: “Cinsiyet ayrımcılığının en büyük mağdurlarından, yani bir kadın olarak; 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde moderatörlük yapacak bir insanı sırf erkek diye istememeyi nasıl açıklayacaksınız?” diye sorumu yönelttim.

Bu sorum üzerine sahnedeki hanımefendinin sigortaları attı, bağırarak konuşmaya başladı. Kadınların bu eşitlik, hak ve özgürlük yürüyüşünde erkekler kenara çekilip alkışlamalıymış. Erkeklerden hiçbir şekilde yardım, destek veya katılım istemiyorlarmış.

Böyle bir zihniyetle hiçbir yere varılamaz dostlar.

Hem kadın-erkek eşitsizliğinden şikayet edeceksiniz, cinsiyet ayrımcılığında mağdur olan taraf olduğunuzu iddia edeceksiniz, hem de elinize geçen ilk fırsatta erkekleri ezerek hak arayışına girişeceksiniz.

Kusura bakmayın ama bu mantaliteyle çıkılan yolun sonu bir türlü gelmez, çamura saplanmış araba misali patinaj çeker durursunuz.

Eğer şiddet protesto edilecekse, cinsiyet ayrımı yapılmadan; hem kadına hem de erkeğe yönelik şiddet protesto edilmeli.

Eğer tecavüz protesto edilecekse, cinsiyet ayrımı yapılmadan; hem kadına hem de erkeğe yönelik tecavüz protesto edilmeli.

Eğer hak mağduriyetleri protesto edilecekse, cinsiyet ayrımı yapılmadan; hem kadına hem de erkeğe yönelik hak mağduriyeti protestolarında bulunulmalı.

Hem de bunu kadın-erkek el ele yapmalı. Kadınlar avaz avaz bağırırken erkekler bir kenarda durup alkışlamamalı. Kadınların haykırışlarına erkekler de katılmalı ve hep bir ağızdan tepki verilmeli.

Bunlar olmazsa, kadınlar kendileri çalıp kendileri söylemeye devam edecekler. Çünkü karar mercisinde bulunan insanlar zaten protesto edilen erkekler.

Sokaklarda yürüyen kadınlar; kendilerinin uğradığı mağduriyetlerin aynılarına uğramış erkekleri de yanlarına katmadıkları sürece, yapılan eylemler karar mercisinde bulunan erkekler tarafından popülist görülmeye devam edecek ve toplumun tamamı üzerinde bir etkisi olduğunu kavrayamayacaklardır.

1 YORUM

  1. Anlattıklarınıza bakılırsa atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş.
    İleri sürdüğünüz erkek mağduriyetine dayanan sitemkar tespitler feminizmin başarısını ortaya koyuyor.
    Yakındığınız durumu kanıtlamış gibisiniz…
    Bir er kişi olarak eşitlik talep eder hale gelmişsiniz…

    Kadınları hafife almayın.
    Kadınlar öyle ya da böyle amaçlarına ulaşıyorlar.
    Her gün kaç erkeğin katledildiği, erkek mağduriyeti böyle gözlerden kaybolur gider.

    Yakında memleketteki bütün üniversiteler neredeyse kız okulu olacak…
    Zaten cinsiyetler arası eşitliğin en çok kadınlara yaradığını istatistikler söylüyor.
    Belki zaman alıyor ama feminizm hissettirmeden kadın haklarını ileriye taşıyor.

    Kadın bu kadar toplumsal, dinsel, ailesel ve bedensel yüke, sorumluluğa ve eşitsizliğe rağmen bunu başarıyor.
    Kadınların ne kadar önemli olduğunu, erkeklere rağmen, kendileri anlatıyor.
    Hemde hemen her yerde…

    Feminizm önemlidir.
    Hepimiz için…
    Özellikle de dünyanın yükünü taşımaya koşullanmış biz er kişiler için…

CEVAP VER