Ertuğrul Günay yazarımız Veysi Dündar’a açıkladı: “Yeni oluşumlarla ilgilenmiyorum”

0

Beylikdüzü Belediyesi’nin düzenlediği “Barış ve Sevgi Buluşmaları” başlıklı konferanslar dizisinin konuğu eski Kültür ve Turizm Bakanı Sn. Ertuğrul Günay’dı.

Ufuk açan önemli konulara temas ettiği konuşmasını dinleme imkanı buldum ve akabinde röportaj yapmak için teklifte bulundum. Sağ olsunlar nezaket ve teveccüh gösterdiler, teklifimi kabul ettiler. Röportajı yaparken hem bilgilendim, hem çok etkilendim. Umarım siz de okurken aynı duyguyu yaşarsınız.

Dünün AKP’siyle bugünün AKP’sinin kuruluş ve yükselme dönemindeki söylem ve uygulamalarıyla, adından başka hiçbir ilgisi, hatta benzerliği yok

VD- Bir boşluktan zuhur eden AKP’nin milletin teveccühünü kazanması, sizin gibi sosyal demokratların partiye katılımıyla karşılık bulmuştur. Milli Görüş geleneğine, sizin gibi AKP’nin kuruluşunda, yola devam edişinde ve bu hale gelişinde rollerinizi küçümsemek, görmezden gelmek mümkün değildir. Katıldığınız AKP ile bugün uzağında durduğunuz AKP arasındaki ne gibi farklar var?

EG- Bir grup arkadaşımla Adalet ve Kalkınma Partisine 2007’de, 27 Nisan Genelkurmay e-Muhtırası sonrası katıldım.

O tarihte (2004’ten beri), başka bir parti üyesi değildim, bağımsızdım.

AKP de o dönem, sivil, çoğulcu, demokrat, AB yanlısı bir çizgi izliyor; parlamenter sistemin kuvvetler ayrılığı esasına göre güçlendirilmesini savunuyordu. Bu söylem ve tutumuyla muhalefetteki bütün partilerden daha ilerici bir görünümdeydi.

Bugünkü AKP’nin, kuruluş ve yükselme dönemindeki söylem ve uygulamalarıyla, adından başka hiçbir ilgisi, hatta benzerliği yok.

Üçüncü genel seçimde oylarını artırdıktan sonra, kibirli, “dediğim dedik” bir tek adam görüntüsü belirmeye başladı

VD- Sayın Günay; siyasi kişilik olarak her dönemde ilgi odağı olabilmiş bir isimsiniz; bu bakımdan bugün de önemlisiniz. AKP’nin kurucu kadrosundansınız ve bakanlık yaptınız. AKP ile yollarınızı ayırma sebebiniz nedir?

EG- 2011’de, üçüncü genel seçimde de oylarını arttırdıktan sonra, partinin liderlik anlayışında belirgin bir tutum değişikliği yaşandı.

Eski, ‘eşitler arasında birinci’ görüntüsü yerine daha yukarıdan, kibirli, ‘dediğim dedik’ bir tek adam görüntüsü belirmeye başladı.

Bu tavır değişikliği politikalara da yansıdı.

AB üyesi olmak yerine Ortadoğu’ya, Arap dünyasına önderlik etmek gibi ham hayaller öne çıktı. Suriye’de rejimi değiştirmek konusunda baş rollere soyunmak bu hayalin kötü bedellerini ödemeye neden oldu.

Uzun süren her iktidarın çevresini saran ‘her devrin adamları’ yönetimle yakınlıklar kurup, eski çürümüş dönemlerin görüntülerini hortlatmaya başladı.

Bu süreçte benim tarihi dokuyu korumaya yönelik tutumum, Suriye politikasına karşıtlığım ve nihayet otoriterliğe ve nepotizme karşı söylemlerim önce Hükümetten, sonra da partiden ayrılmamızı gerektirdi.

Biliyorsunuz Türkiye, doğru söyleyenin dokuz köyden kovulduğu ülkedir.

Görüşlerime uygun bir oluşum henüz yok

VD- Şimdilerde adınız Akşener’in partisiyle birlikte anılıyor. Kısa bir açıklama yapmıştınız. Tekrarında bir faide görüyorum. Akşener’in başarı şansı nedir? Katılım teklifi oldu mu, olduysa neden kabul etmediniz? Ne tip bir eksiklik hissediyorsunuz?

 

 

EG- Şu anda -hayatımda birkaç kez olduğu gibi- yine bağımsız bir siyaset adamı konumundayım.

İmkan bulduğum bazı mecralarda siyaset ve kültür/turizm konularında görüşlerimi yazıyorum.

Var olan, ya da kurulacağı görülen hiçbir siyasi oluşumla ilgim yok, ilgilenmeyi de düşünmüyorum. Görüşlerime uygun bir oluşum henüz yok.

Sayın Akşener’in liderliğinde kurulacak partiye toplumda ilgi, daha da fazla merak var. Program, söylem ve kadro bu ilginin büyümesine yol açabilir, ya da tersi olabilir.

Toplumda geleneksel milli(yetçi), samimi mütedeyyin, modern-muhafazakar diyeceğimiz geniş kitlede yeni bir arayış var.

Umarım başarılı olurlar.

Güç ve İktidar Meclis’te değil, Saray’da

VD- 2019 ya da daha erken bir tarihte siyasi mülahazanız neyi işaret ediyor? Seçimi nasıl bir aday kazanır? 

EG- Bugünkü sistemde Cumhurbaşkanı seçimi partiler arası yarıştan önemli.

Çünkü artık güç ve iktidar Meclis’te değil, Saray’da.

Bu açıdan, 2018/19 CB seçimi Türkiye için bir kader anıdır.

Bu seçimde, birden çok partinin tabanında olumlu yansıma bulacak, bugünkü yetkileri kullanmayı değil, güçler ayrılığına dayalı yeni bir anayasa yapmayı vaat eden ve bütün yaşamıyla bu konuda güven veren deneyimli, bilgili, kararlı bir siyaset adamı CB adayı olmalı ve mutlaka kazanmalıdır.

Partiler, bunu başardıkları takdirde bir önem ve anlam taşımakta devam edebilir. Yoksa bu orta oyununda birer konu mankeni olmaktan öte geçemezler.

“Hak bildiğimiz yolda yalnız da olsa” yola devam edeceğiz

VD- Siyasi hayatınıza nasıl ve nerede devam etmeyi düşünüyorsunuz? 

Çoğulcu demokrasiye, insanların eşitliğine ve devletin görevinin imkan eşitliği yaratmak olduğuna, düşünce ve inanç özgürlüğüne, barışın değerine, adalet ilkesinin önemine inanıyorum. Yaşamım boyunca bu değerler uğruna mücadele ettim.

Galiba, bu arayışı sürdürüp, “Hak bildiğimiz yolda yalnız da olsa” gidebildiğimiz kadar yola devam edeceğiz.

‘Sözde muhafazakar’ dönemde bulduğum tablo gerçekten vahimdi

VD- Paneldeki konuşmanızda; “Birileri ekranlarda boy boy çıkıp millete tarih dersi veriyor, ahkam kesiyor. Topkapı Sarayı yönetiminden mesul iken, saraya gecekondular yapıldı. Bu mu tarihe saygınız sevginiz?” dediniz. Kastınız İlber Ortaylı hepimizce malum oldu. O dönemki aksaklıklar nelerdi?

EG- Tarih duyarsızlığı ve mekanların tahribatı konusunda bir ismi özellikle kastedemem. Bu haksızlık olur.

Ama bu, “sözde muhafazakar” dönemde bulduğum tablo gerçekten vahimdi.

Topkapı örneğini verdim: Sur-u Sultani içinde gecekondular, otoparklar, inşaat artığı döküntüleri, haksız işgaller.

Başka yerlerden de örnek verebilirim. Ama, imparatorluğun merkezi böyle olursa gerisini herkes hayal edebilir. 

Boşuna yorulmamam ve yabancı muhataplarımla kötü olmamam konusunda uyarı mektupları bile yazdılar

VD- Tarihi değeri yüksek ve bize ait olan eserlerin bize kazandırılmasında çalıştınız. Hatta öyle ki; sizi makamınızda bulmak neredeyse imkansızdı. Eserlerin Türkiye’ye getirilmesi konusundaki hassasiyetiniz takdire şayan. Bize ait eserlerin geri getirilebilmesi için tavsiyeleriniz olacak mı?

 

EG- Ülkemizden kaçırılan eserlerin geri alınması bilgili, kararlı ve ısrarlı takibi gerektiriyor. 

100 yıldır geri alamadığımız Boğazköy Sfenksi için biz uğraşırken, bazı duayen büyükelçiler bana boşuna yorulmamam ve yabancı muhataplarımla kötü olmamam konusunda uyarı mektupları bile yazdılar. Ama biz yorulmayı ve gerekirse ülkemiz için başkalarıyla kötü olmayı seçtik, bir çok eseri geri aldık.

Bakınız, 2010’dan beri takip ettiğimiz Herakles Lahdi de geldi.

İşin sırrı da, özeti de şu: Bu toprağı sevmek, bilmek, inanmak, kararlı ve ısrarlı olmak!

CEVAP VER