Veysi Dündar Özcan Yeniçeri ile Türkiye’yi ve İYİ Parti’yi konuştu…

0

Pazar günü TÜYAP kitap fuarındaydım. Geçen dönem MHP’den Meclis’e girmiş, Yeniçağ gazetesi yazarı Prof. Özcan Yeniçeri ile karşılaştık. Sohbet ettik. ‘Emperyalizme Karşı Yerli ve MİLLİ DURUŞ’ adlı yeni kitabını konuştuk. Sorularıma içtenlikle cevap verdi. Alt kimlik- Üst kimlik, Emperyalizme Karşı Milli duruş, Türklük ve Türkiyelilik konularını ve dış politikayı konuştuk. 

Emperyalizme karşı milli duruş

Veysi Dündar (VD)– Öncelikle kitabınızdan bahsedelim. Emperyalizme Karşı Yerli ve Milli Duruş nasıl sağlanır?

Özcan Yeniçeri (ÖY)- Milli duruş yerli ve milli politikalarla sağlanır:  Ankara merkezli, Türk jeopolitiği eksenli, kendi gerçeği üzerine oturan bir politikayla milli duruş sağlanabilir. Hala Türkiye, Azerbaycan ve Kuzey Kıbrıs arasında mevcut ilişkilerin ötesinde bir birlik neden kurulmadığı anlaşılır değildir.

 

VD- Emperyalizme karşı durabilmek için topyekûn birliktelik ne derece mümkündür?

 ÖY- Türk Milleti tarihte tahmin dahi edilmeyen birçok imkânsızı mümkün kılmış bir millettir. Topyekûn birliktelik sonuç almaya büyük katkı sağlar ama zorunlu değildir. Mümkün mümkün olursa, mümkünün mümkün olduğu görülecektir. Sorun stratejik hedef ve milli aydınla ilgilidir. Kitlelerle değil… Bazen bir kişi bir devlet kadar etkili, bazen de bir devlet bir kişi kadar etkili değildir. Atatürk bunun örneğidir!

VD- Size göre “Türk ve Türklük” tanımı nedir? Ülkemizde yaşayan her vatandaş kendini Türk mü, Türkiyeli mi hissetmelidir?

ÖY- Türk, Türklük ve Türkiyelilik tartışmalarını Türk Milleti, Kurtuluş Savaşı öncesi tartışmış ve sonuçlandırmıştı. Ziya Gökalp, O zaman “Yalnız bir tek kelime, mukaddes ve mübarek (TÜRK) kelimesidir ki, bu herc ü merc içinde doğru yolu görmemize sebep oldu” diyecektir.

Bugünlerde birilerinin ısrarla dayattığı “Türkiyelilik” kavramıyla ilgili olarak da Gökalp neredeyse yüz yıl önce şu görüşü ileri sürmüştür: Türk kelimesi ile Türkiye kelimesi arasında büyük fark vardır; her Türkiyeli, Türk değildir; aynı zamanda her Türk de Türkiyeli değildir.

Türkiye kelimesi devletimizin ismidir; Türk kelimesi milletimizin adıdır. Ben tabiiyetim itibariyle Türkiyeliyim, kültürüm itibariyle de Türküm. Benim bu iki ada birlikte sahip oluşum, bu kelimelerin eş-manalı olmasını gerektirmez.

İşte Türk ve Türkiyeli kelimelerinin mukayesesi gösteriyor ki, Türk başka bir şey, Türkiyelilik ise başka şeydir.

Gökalp ve arkadaşlarının ilk işi, devlet, ümmet, millet kelimelerinin farklarını meydana koymak oldu. Devlet tabiiyette, ümmet dinde, millet kültürde müşterek olan fertlerin toplamıdır. Bu suretle, bizim, Türkiye devletine, İslam ümmetine, Türk milletine mensup olduğumuz anlaşıldı.

Ziya Gökalp İslamcılığı, Osmanlılığı ve Türkçülüğü aynı konsept içinde birleştirmiştir.

Şu satırlar Gökalp’a aittir:

“Türk mütefekkirleri, Türklüğü inkâr ederek beyne’l edyan bir Osmanlılık tasavvur ettikleri zaman İslamlaşmak ihtiyacını duymuyorlardı; hâlbuki Türkleşmek mefkûresi doğar doğmaz İslamlaşmak ihtiyacı da hissedilmeye başladı”.

“Türkçülük, ne kavim, ne ümmet ne de ahali Türkçülüğüdür. Türkçülük demek, Avrupa medeniyeti içinde bir Türk harsı vücuda getirmektir. En mukaddes şahıs (Hazreti) Peygamber; en mukaddes ma’bed, (Kabe-i Muazzama) kalacak. En güzel lisan, Türkçe(dir). Musiki ve edebiyatta, Türk güzelliği tecelli edecektir”.

Dahası Türk ve Türklük tanımla olacak bir şey değildir. Bu bir aidiyet ve mensubiyet sorunudur. Ait hissedersiniz ya da etmezsiniz, mensubiyetinden şeref duyarsınız ya da duymazsınız; bu genle ilgili değil vicdan, idrak ve kültürle ilgilidir.

“Kürt sorunu yok, Kürtleri sorun haline getirmeye çalışanlar var”

VD- Alt kimlik-Üst kimlik tartışmaları ve “Kürt Sorunu” tanımlamalarıyla terörün vardığı nokta çok acı. Kayıpsız tek bir günümüz yok. Nasıl yorumlarsınız? Neye bağlıyorsunuz?

ÖY- Millet ortak yanlarıyla millettir. Farklılıklar, ayrıntılar, başkalıklar özgünlük yönünden değerlidir. Farklılığı ne kutsamak ne de mahkûm etmek doğrudur. Patates, domates, patlıcan der gibi her Allah’ın günü “Kürt, Türk, Çerkez, Gürcü, Alevi, Sünni” derseniz farklılıkları zenginlik ve değer olmaktan çıkarır bela haline getirirsiniz. Türkiye’de olan da odur.

Türkiye’de Kürtler sorun değildir, dolayısıyla da Kürt sorunu da yoktur… Kürtleri sorun haline getirmeye çalışanlar vardır!

Verilen şehitler istiklal ve hürriyetin sadakasıdır. Dünyanın en pahalı jeopolitiğinde oturuyorsanız bunun bir maliyeti olacaktır.

VD- Lahmacunu Kürtlerin Türkleri asimile etme gayreti olarak ifade etmiştiniz. Hala aynı kanıda mısınız?

ÖY- Bu sözün aslı şudur: Türklerin Kürtleri asimile ettiğini yana yakıla anlatan televizyondaki muhataba karşı “medeniyette ileri olanlar taklit edilir” demiştim. Bu başka bir şey, asimile etmek başka bir şeydir. Türk gibi konuşmak, düşünmek, davranmak, yemek, içmek ve hareket etmek Türk kültürünün işlenmiş ya da işlenmemiş olmasıyla ilgilidir. İleri olanları geridekiler, zengin olanı fakirler, gelişmiş olanı gelişmemişler, güçlü olanı zayıflar taklit eder. Yemekte, eğlenmekte, yaşamakta başkaları gibi davranmak kendisinde bazı eksiklikleri olanların yaptığı bir şeydir.

Bu bağlamda Türklerin damak zevkine çok uygun olan Lahmacun Kürtlere ait bir yiyecek olarak bilinir, ama Türkler de onu yemektedir. Damak zevkiyle, işlenmiş diliyle, sanatıyla, edebiyatıyla, felsefesiyle güçlü olan kültürler zayıf olanı etkilerler. Lahmacun ya da hamburger tek başına asimilasyon için bir anlam ifade etmez. Ancak bir bütün içinde anlamlıdır. Her anlamda üst kültür, alt kültürü yönetir. Lahmacunu yiyen Türkler, o kültüre ait üstün başka eserler olsaydı onları da alıp kullanırdı.

Asimilasyona gelince; doğuda Türkler Kürtler tarafından asimile edilmiştir, Karakeçilileri örnek olarak vermiştim. Batıda da Kürtlerin zaman içinde asimile olmaları söz konusu olmuştur, dedim. Sözlerime kasıtlı olarak kast etmediğim anlamlar yüklenmiştir.

VD- Kuzey Irak’taki referandumdan sonra bölgede tansiyon daha da yükseldi. Durum daha çetrefil bir hal aldı? Sizce yapılması gereken nedir? Nasıl bir duruş sergilenmelidir?

ÖY- Hiç kimse yutacağından daha büyük bir parçayı ısırmamalıdır. Fırsatçılık çoğu kez fırsatı yok eder. Yapılması gereken Türkiye’nin bölgedeki yumuşak gücünün farkına varması ve siyasetini onun üzerine kurmasıdır. Peşmerge silahlanırken, Türkmen’in eli kolu bağlı tutulması aklın alacağı bir şey değildir. Söylem ve demagoji siyaset değildir. Türkiye bölgede kendisiyle iltisaklı unsurları başta Türkmenler olmak üzere korumaya almalıdır. Özerk Türkmen bölgesi ilan edilmeli ve Türkiye garantör olmalıdır. Merkezi hükümetlerle hem Şam hem de Bağdat’la ilişkiler güçlendirilmelidir.

VD- “Evlerinin duvarları camdan olanlar başkalarına taş atmasınlar” cümleniz çok hoş ve manidardı. Bununla kastınızı daha da ifade etmek isterseniz, neler söylersiniz?

ÖY- Başka ülkelerin hassasiyetlerini kaşırsanız, başka ülkeler de sizin hassasiyetlerinizi kaşır. Bu etme-bulma dünyasıdır. Komşu ülkelerle ilişkiler karşılıklı, dengeli ve saygı esasına dayanmalıdır.

Seçimler ve İYİ Parti

VD- Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Sen kimsin ki, millet senin lütfunla yürüsün?” diye sormuştunuz? 2018 yerel ve 2019 genel seçimlerinde sizce halk kimle yürüyecek?

ÖY- Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının demokratik hak ve özgürlükleri anayasal sistemin koruması altındadır. Her yurttaş, silahsız ve saldırısız olarak önceden izin almaksızın toplu gösteri ve yürüyüş yapma hakkına sahiptir. Bunu anayasa ve yasalar verir. Kişilerin bu haklarını kullanmaları herhangi bir kişinin lütfuna bağlı değildir. Normal şartlarda demokratik hakların bu arada yürüyüş hakkının kullanılmasının birilerinin lütfuna bağlı olduğu rejimler demokratik değildir.

2018 ya da 2019 seçimlerinde halkın kiminle yürüyeceğini önümüzdeki süreçteki gelişmeler tayin edecektir.

VD- İyi Parti siyasete renk kattı aslında. Güçlü iktidar için güçlü muhalefet şarttır diyorum ben. Sizce İyi Parti’nin başarı şansı nedir? Ne tip kazanımları olacak ülkeye?

ÖY- 2002 yılından bu yana yapılan bütün seçimlerde iktidarı belli, muhalefeti belli olan bir siyasi denklem söz konusuydu. On beş yıldır iktidar iktidarından, muhalefet muhalifliğinden memnun olduğu bir süreç yaşanıyordu. İyi parti bu denklemi bozabilir. Kazanan demokrasi ve halk olur.

 

“Bugünkü dış politika Türkiye’yi terör ülkesi yaptı”

VD- Dış politikamızdaki handikaplar nelerdir?

ÖY- Türkiye dış politikasının ve uluslar arası ilişkilerinin en büyük handikabı stratejik vizyon ve misyon yoksunluğudur. Gideceğiniz yer belli değilse attığınız hiçbir adım sizi istediğiniz yere götürmez.

Bugün vizyonsuz, basiretsiz, stratejik kör ve gerçeklerden kopuk politikalar Türkiye’yi terör ve göçmen ülkesi haline getirmiştir. Stratejik körlüğün ülkeyi içeride ve dışarıda hangi handikaplarla karşı karşıya getirdiğini örneklerle ortaya koymak mümkündür:

Güdümlü, kronik, kitle katliamı yapan bir hain bölücü hareket “çözüm süreci”yle sona erecek. Bu uğurda vücutlarını, başlarını, ellerini, gövdelerin taşın altına koyduklarını açıklıyorlar. Bu iktidarı hem kesmiyor hem de yetmiyor, çözüm süreci uğruna bir de “Baldıran Zehiri” içeceklerini söylüyorlar!

​Süreç başlatıyor, akil adamlar görevlendiriliyor, İmralı, Oslo ve Dolmabahçe derken koskocaman bir fiyaskoyla Türkiye’yi karşı karşıya bırakıyorlar. Ne taşın altına koydukları gövdelerinde bir hasar oluşuyor ne de içtiklerini söyledikleri baldıran zehrinin bir etkisi gözüküyor.

​“Yüz yıllık tarihi sorun tarih olacak” sloganıyla, Ermenistan’la spor, peynir, açık kapı diplomasisi başlatılıyor… Zürih protokolleri, kapı açmalar derken tam bir hezimetle karşı karşıya kalınıyor.

​“Çözümsüzlük çözüm değildir” sloganıyla Kıbrıs’ta “bir adım önde olacak” tarzda adımlar atıyorlar. Denktaş gidiyor Talat geliyor. Kapı açılıyor. Annan Planı kabul ediliyor. Kıbrıs’ta sorun çözülecek yerde daha da karmaşık bir hale geliyor.

​ABD’yle Suriye için “eğit-donat” toplantıları yapıyorlar.  “Suriye dostları” adı altında Suriye’nin ne kadar düşmanı varsa onlarla toplantı düzenleniyor. Siz havadan biz karadan teklifleri gırla gidiyor. Sonuçta ABD ile Türkiye tam anlamıyla Suriye’de karşı karşıya geliyor.

​ABD terör örgütüne açıkça binlerce TIR silah veriyor ve Türkiye’ye karşı açık bir düşmanlık ortaya koyuyor. Stratejik müttefik ABD, stratejik tehdit halini alıyor. ABD, Türkiye’ye rağmen PKK/PYD ile müttefik oluyor.

​Rusya ile önce uçak düşürülüyor sonra kuzu sarması bir işbirliği kuruluyor. Önce ambargo uygulanıyor sonra S-400 silahları alınıyor. Ardından turist, domates hareketliliği yaşanıyor.

​AKP iktidarı uluslararası ilişkilerde gerçeklerden kopuk, anlık bir birine taban tabana zıt etkisiz bir siyaset uyguluyor. Uluslararası ilişkilerde adeta bir ileri iki geri esasına dayanan mehter modeli uygulanıyor.

CEVAP VER