Veysi Dündar Hasip Kaplan’la konuştu: “Yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç var”

0

“İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor. Kendisini sevilmeye lâyık görmediği için, sevilmekten korkuyor. 

Sorumluluk getireceği için, düşünmekten korkuyor. Eleştirilmekten korktuğu için, konuşmaktan korkuyor. Reddedilmekten korktuğu için, duygularını ifade etmekten korkuyor. 

Gençliğinin kıymetini bilmediği için, yaşlanmaktan korkuyor. Dünyaya iyi bir şey veremediği için, unutulmaktan korkuyor. 

Ve aslında yaşamayı bilmediği için, ölmekten korkuyor” der W. Shakespeare.

“Bizim herşeye rağmen ortaklığımız var. Demokrasi mücadelesinde kazanımlarımız var. Niye yeniden Kürdistan hayali ile sıfırdan başlansın. Buradaki  kazanımların üzerine birşeyler koyalım. Kürdistan demokratik olmayacaktır. Kürtler hep kullanıldı. Şimdi de öyle olacaklar. Kanaatim budur” diyor ve Hdp eski milletvekili Hasip Kaplan ile söyleşimizi yayınlıyor, istifadenize sunuyorum.

 

Veysi Dündar (VD): Kuzey Iraktaki referandum için neler söylersiniz? Yapılması yanlış mıydı? 

 

 

 

Hasip Kaplan (HK): Referandum halkların kendi kaderini tayin hakkıdır. Bu hak evrenseldir, Ortadoğu’da kırk milyon üzerinde Kürt halkı yaşamakta ve dünyada devletsiz en büyük halk olarak gösterilmektedir.

Dünya savaşı sonrası Sykes-Picot anlaşması ile yeni sınırlar çizilmişti. Kürt halkı daha önce İran ve Osmanlı arasında yaşarken, Irak ve Suriye’nin kurulması ile dört devletin içinde yaşamak zorunda kaldı. Gertrude Bell (Lawrence’in Hocası) gibi Çöl Kraliçesi olarak tanınan, bölgede görev yapan İngiliz ajanları, Churchill Çanakkale yenilgisi sonrası Türk ve Kürt halkına düşmanlık yaparak, Musul vilayetinin de Irak’a dahil edilmesini sağladılar.

Bu nedenle Kürt halkının özgürlük mücadelesi, her ülkede farklı bir seyir izledi. Irak’ta Saddam diktatörlüğü zamanında Kürt halkı Halepçe katliamı başta olmak üzere, enfal katliamları yaşandı. Irak müdahalesi sonrası, Saddam’ın devrilmesi sonucu Irak federal bir devlet oldu, yeni anayasasında Kürt Cumhurbaşkanı seçildi. Ancak sorunlar bitmedi. Şii- Sünni ve Kürt bölgelerinde İŞİD saldırıları sonrası, yeni gelişmeler yaşandı. Petrol ve doğalgazın paylaşımı, merkezi bütçe payları sorun olunca, referandum gündeme geldi. 

En çok tepkiyi, İran, Suriye, Irak ve Türkiye göstermişti. Buna rağmen yapıldı ve Evet oyları çoğunlukta çıktı; sonrasında Kerkük’e Merkezi Irak güçleri ve İran’ın müdahalesi oldu. ABD, Avrupa ve diğer ülkeler bu duruma seyirci kaldı. Kürtler bir kez daha mı kandırılıyordu denilebilir? Ancak Ortadoğu’da o kadar çok etken var ki, yarın kimin lehine gelişeceğini kestirmek çok güçtür. Özgürlük mücadelesi ise süreklidir.

Referandum sürecinde Türkiye’de siyasi İslamcıların ümmet tezi ile solcuların kendi kaderini tayin hakkı tezi iflas etmiş ve samimi olmadıkları ortaya çıkmıştı. Hepsi el birliği ile karşı çıkmıştı.

VD: Kürtler, hep kandırılan bir toplum. Böyle bir bilinç ve akıl farkındalığı yok gibi. Abd’nin Ortadoğu’daki çıkarlarının kalıcı olmasına hizmet eden PYD için ne düşünüyorsunuz?

HK: Suriye’de farklı bir durum yaşanıyor. İŞİD’in Kobani saldırısı bir dönüm noktasıdır. Kürt halkının zaferi uluslararası kamuoyunda büyük saygınlık kazandı. ABD’nin başını çektiği koalisyon ve Rusya-İran-Suriye ittifakı, İŞİD’in yenilgisi sonrası, Suriye’de yeni bir yapılanmaya ve anayasaya doğru çözüm arayışında. Kürt halkının yaşadığı bölgelerde, Süryani, Arap, Türkmen farklı halklar yaşamakta ve yeni yapılanmalarla, Suriye’de haklarına kavuşacaklardır. Kanton ve yerel seçimler ile yönetimlerini belirlemektedirler.

Suriye’de ciddi bir petrol ve doğalgaz paylaşımı mücadelesi dikkat çekiyor. Aynı zamanda Sunni-Şii güçleri arasında mücadele var. ABD ve koalisyon güçleri yeni üsler kurma peşinde. Masadaki görüşmelerde silahlı güçlerin statüsü de –polis veya orduya katılma gibi– hala tartışma konusudur.

HDP’nin geleceği

VD: HDP’nin siyasi geleceği ve muhtemel 2019 seçimleriyle ilgili beklentiler nelerdir? 

HK: HDP tüm baskılara rağmen seçmen kitlesini muhafaza eden ve 2019 seçimlerinde kilit rolü oynayabilecek bir güce sahiptir. Önümüzdeki seçimler de, savaş ve geriliminden yana olanlarla, barış ve demokrasiden yana olanların ittifak mücadelesi olarak şekillenecektir. 

HDP bu seçimlerde şiddete karşı barışı savunarak, önümüzdeki dönem demokrasi mücadelesinde en geniş ittifaklara hazır olmalıdır. Kurultaydan yenilenmesi, yeniden yapılanması ve adaylık belirleme süreçlerinde halkın katılımı, önseçim son derece önemlidir.

VD: Her şey güzel giderken, halkın özellikle gençliğin arzuladığı özgür bir dünya vaadeden söylemlerle ileriye umut taşıyan bir oy oranına ulaşmış ve tam bir Türkiye Partisi olacakken sizi bambaşka bir profile sokan neydi? Kimleri aşamadınız ve bunu niçin aşamadıniz veya yıkamadınız? Neden 7 Haziran seçimlerinde verilen Türk halkının desteğini daimi hale getiremediniz?

HK: HDP barışçıl zamanlarda demokratik mücadelesi ile öne çıkmıştır. Savaş ve çatışma hallerinde baskı altına alınmakta ve çalışması engellenmektedir. 7 Haziran seçimleri sonrası, yükselen oy oranlarını görünce, iktidar savaşı başlatarak, çözüm sürecini bitirdi. İntikam almak ve partiyi baraj altında bırakmak için çok gayret etti. 

Şehirlerde uygulanan yasaklar, yıkımlar, ölümler, işlenen insanlığa karşı suçlar, belediye başkanlarının görevden alınması, milletvekillerinin tutuklanması sonrası; AKP’nin bölgede oyları ciddi bir şekilde azalmıştır. Halk kesinlikle çatışma, savaş ve gerilim istememektedir. 

VD: Selahaddin Demirtaş, bir proje midir? 

HK: Demirtaş bir proje değildir. Halkın içinden mücadele ile basamakları tırmandı. İnsan hakları mücadelesi, avukatlık ve ardından milletvekili seçilerek, Eş Başkanlığa yükseldi. En genç başkan olarak Cumhurbaşkanlığı seçiminde halktan kabul gördü. Artık Türkiye’de halk yeni söylemler ve yeni siyasetçiler görmek istiyor. Çatışmacı, ötekileştiren  dili kullanan liderler kutuplaşma gerilim yaratıyor.

VD: Abdullah Öcalan ile Hdp ve özelde Selahaddin Demirtaş arasında bir sorun mu var? 

HK: Tam iki yılı aşkın bir süredir, İmralı adasındakiler ailesi ve avukatlarıyla görüşme yapamamaktadır. Demirtaş çözüm sürecinde yer aldı, görüşmeleri oldu, herhangi bir sorun yaşanmamıştı.   

VD: Kürt seçmenin oyları ile seçilmiş belediyelere kayyım atanırken, genel başkanları hapse atılmışken, Sur yıkılırken, vekilleriniz hapse sokulurken Kürtler hep suskun kaldı. Neden?

HK: 15 Temmuz darbe girişimi bahanesiyle bütün hakların askıya alınması, haksız gözaltılar, işten atılmalar ve OHAL nedeniyle, basının susturulması, gazetecilerin tutuklanması, sivil toplum kuruluşlarının kapatılması, partiye yoğun saldırı ve gözaltılar, Valiler tarafından aktivitelerin yasaklanması nedeniyle halkın tepkisinin az olduğu söylenebilir. Ama, Newroz bayramlarında bütün baskılara rağmen yüzbinlerin alanlara çıkması aslında sahiplenmenin ifadesidir. Halk suskun, ama sessiz değildir. İnsanlığa karşı işlenen savaş suçlarında haksızlıklara karşı demokratik haklarını sonuna kadar kullanmaya çalışmaktadır.

VD: Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu Chpli belediye başkanları da görevden alınınca, “OHAL milli iradeyi esir aldı” diye bir açıklamada bulundu. Siz de hukukçusunuz, avukatsınız. Bugünkü yargılamalar, tutuklamalar, FETÖ, KHK’lar, hem sizden hem de Chp’den görevden alınan başkanlarla ilgili ve OHAL için ne dersiniz?

HK: OHAL nedeniyle en büyük hukuksuzluk, adalet alanında yaşanmaktadır. Avukatlara savunmaya yönelik baskıda sesleri çıkmayanların siyasi çifte standartları samimi olmadıklarını gösteriyor. CHP görevden alınan belediye başkanlarına ses çıkarmadı. Kayyumlara ve tutuklanan milletvekillerine ses çıkarmadı, kendilerine dokununca sesi çıktı. Aslında bu suskunluk ve verilen oylar bu sonucu doğurdu. 

AKP belediye başkanları azledilirken, ana muhalefet partisi, yolsuzluk veya suçları konusunda somut adımlar atamadı. Zarrap davası nedeniyle AKP, bu sefer muhaliflerini yolsuzlukla suçlamaya başladı.

VD: Bir kaç gün önce, esnek istihdamın ve yönetim etkinliğini artırmanın en işe yarar kurumu olan taşeronluk ve geçici işte-geçici işçi çalıştırma serbestliği kamuda yasaklandı. Kimi eleştirmenler; “Herhalde ne ‘sol’ CHP, ne de ‘sağ-sol’ MHP; ‘sağ’ AKP’nin bu kararına karşı çıkacak kadar siyaset acemisi değildir. HDP’nin ise böyle ıvır zıvır işlere ayıracak vakti zaten yok” diye bir eleştiride bulundular. Hdp gerçekten de bu tip yapısal reformlarla ilgilenmiyor mu? 

HK: HDP’nin mecliste verdiği önergeler ve yasa tekliflerinin, dikkate bakılacak olursa, yüzde yetmişi, ekonomik, sosyal ve çevre hakları konusundadır. Mecliste görev aldığım yıllarda bunun dökümü yapılmıştı, yüzde yetmişin üzerinde çıkmıştı. Taşaron sisteminin son bulması ve esnek istihdam konularında DİSK ve KESK ile birçok etkinliği oldu HDP’nin. Ancak basın, özellikler OHAL sonrası HDP’nin çalışmalarını görmezlikten geldiği gibi, ayrımcılık yapmaktadır. Eleştirmenlerin “HDP böylesi konularla ilgilenmiyor” düşüncesi önyargılıdır.

İyi Parti.. Aysel Tuğluk.. Kudüs..

VD: Meral Akşener’in partisi, İyi Parti siyasi arenada ne kadar etkin olur? 

HK: MHP’yi böldü, baraj altına düşürdü, referandumda hayır dedi, etkili olduğu görülüyor. Merkez sağ-milliyetçi kulvarda yarışacağı anlaşılıyor. Doğu ve Güneydoğu’da eski DYP/ANAP tarzı bir çalışma ile bazı yerlerden milletvekili çıkarma çabası olsa da etkili olamayacaktır. HDP’den çok diğer partilerden oy alabilir.

VD: Aysel Tuğluk’un validesinin cenazesinde yaşananlar bilinçli bir organizasyondu. Referandum öncesine denk getirilmesi de manidardı. Çok tehlikeli bir savrulma idi. O tehlike bitti mi? 

HK: Hayır, daha büyük tehlikeler seçim dönemi ortaya çıkabilir. Milis örgütlenmeler, siyasilerin şiddet dili, ayrıştırıcı ve çatışmacı yaklaşımlara karşı uyanık olmak, barış ve demokrasi güçlerinin ittifakını güçlendirmek gerekir. Halkın reaksiyonunun daha da genişlemesini sağlamak lazım. Provakatif bu tür eylemlere karşı etkili tepki konulmalıdır. 

VD: Acizane ben de sizinle aynı güne denk gelen “Kudüs İçin Yakaza Olmak” adlı makalemde; “Kudüs fatihi Selahaddin’in gölgesi Kudüs’ü korumaya yetmiyor. Yeni bir Selahaddin lazım” demiştim. Bu tespitim yerinde ve olumlu karşılandı. Lakin sizin; “Kudüs için bir Selahaddin-i Eyyübi lazım, o da ancak Kürt Halkının doğuracağı bir evlat olur..!” cümleniz ırkçı bulundu. Oysa Selahaddin Eyyubi, gerçekten de Kürt’tü. Kudüs’ün başkent ilanını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ömer lazım, Selahaddin lazım Kudüs için. Sizce Ömer ruhu, Selahaddin ruhu var mı? Mecliste 4 partinin imzaladığı bir deklarasyon oldu ilk defa. Bu fasl-ı müşterek ilerisi için umut olabilir mi?

HK: Kudüs denilince Selahaddin-i Eyyübi akla gelir, Kürt olduğu için sosyal medyada buna vurgu yapmamız nedeniyle hakaret ve tehditler oldu. Buna bile tahammül edilmiyor. Hz.Ömer’in adaleti, özellikle farklı dinlerin inançların olduğu yerlerde çok önemlidir. 

Selahaddin ve Ömer’in ruhunu göremiyoruz, ümmet bile sesini çıkarmadı, özellikle Arap ülkeleri. Mecliste 4 partinin ortak deklarasyonu önemli. Daha önce darbelere karşı da yapılmıştı, ama HDP’ye de darbe yapıldı. Dış politika konusunda ortaklaşma olsa, Ortadoğu’da Türklerle Kürt halkının siyasi stratejik birliği için adımlar atılırdı.

VD: Felsefe sorunuz da geliyor: Acaba Zamanın Ruhu hakkında ne düşünüyorsunuz? Zamanı yakaladığınızı hissediyor musunuz? 

HK: Bizde bir Kürt Atasözü var, ’’bir şey bozulmadan düzelmez’’ diye. Sanırım artık bu noktadayız. Her şey bozuldu. Başta adalet, sonra basın özgürlüğü, eşitlik ve tüm temel haklar kazındı. Ekonomik kriz tavan yaptı, döviz fırlıyor, enflasyon yükseliyor. İşsizlik artarken ülkede 4 milyon statüsü mülteci olmayan misafirimiz var. Hapishaneler doldu, muhalif olan herkes susturuldu. Sadece iktidar gücü kullanıyor. Oysa onlar da çok korkuyor. Kendilerini kuşatılmış kalelerde yaşıyor hissediyorlar. Yüzlerce araç, binlerce güvenlik gücüyle korunuyorlar. 

Artık normalleşmemiz lazım. OHAL kalkmalıdır. Demokratik seçimler yapılabilmelidir. Savaşa karşı barış konuşulmalıdır. Diktaya karşı demokrasi öne çıkarılmalıdır. Sözde, öteki söylemlere son verilmeli, inancı, kimliği, dini ne olursa olsun, herkes eşit yurttaş olmalıdır. Çok güzel bir ülkemiz var. Unutmayalım, şarkılar, halaylar, diller, tarih, kültürler asla terörist değildir.

VD: Hasip Kaplan, sinemaya tiyatroya konsere sergiye gider mi? En son neye gittiniz?

HK: İlkokul, ortaokul, lisede tiyatro oynadım. En çok ‘’ayıkla pirincin taşını’’ piyesini sevmiştik. Adalette pirincin taşını ayıklamaya devam ediyorum. Hayat felsefemde ve avukat olmamda etkisi oldu. Yazarım, beş kitabım yayınlandı. Sergilere sık giderim, özellikle resim sergileri ve gittiğim ülkelerde müzelere giderim. Sinema ve müziğe gelince… Mesleki olarak Yılmaz Güney Vakfından, Şiwan, Cıvan Haco, diğer Kürt sanatçıların davaları ile ilgilendim. Uluslararası müzik festivalinin oluşmasında ön çalışmalara katıldım. Çokça kitap okumayı ve doğada gezmeği severim.

VD: Bize umudun resmini çizer misiniz? Türkiye adına gelecekten ümitli misiniz?

HK: Çok güzel bir ülkemiz var. Farklılıklarımız, zenginliğimiz ve demokrasimizin harcıdır. Ayrımcılığı ortadan kaldırsak, herkesin eşit yurttaş olmasını sağlarsak, barış ve demokrasi içinde mutlu günler yaşayabiliriz. Çok dilli, dinli, kimlikli gelişmiş demokrasilerde, konfederasyon, federasyon, eyalet, otonomi gibi modellerle birlikte yaşamanın yolunu bulmuşlar. Bir çok resmi dilleri var. Bunları çatışma aracı olmaktan çıkarıp, birleşmişler. Ben birlikte gülmenin resmini, mutluluğunu görmek istiyorum.

VD: Elinizde zamanı geriye sarma imkanı olsaydı, neleri değiştirirdiniz?

HK: Böyle bir gücüm olsa, Türk-Kürt, Sağcı-Solcu, Alevi-Sünni, Laik-Antilaik, ayrışmasını sona erdirecek çalışmalar yapar, emekçilerin haklarını korurdum. Özellikle adil bir gelir bölüşümü, barajsız demokratik bir seçim ve yeni bir toplu sözleşme ile yeni bir toplumsal sözleşme (anayasa) yapılmasını isterdim. Bu anayasada  azınlıkların, dezavantajlı grupların haklarının güvenceye alınmasını isterdim. Doğa, tarih, kültür ve insan hakları yanında hayvan haklarını koruyucu adımların atılmasını, sanata ve kültüre önem verilmesini  isterdim.

CEVAP VER