Veysi Dündar Nurten Ertuğrul ile görüştü: ‘’OHAL’de hak ihlalleri çok yaygın’’

0

Hak ve Adalet Platformu geçen hafta içerisinde 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası girilen OHAL döneminde yaşanan hak ihlalleri konusunda bir rapor yayımladı. Raporu Bayram Erzurumluoglu, Ömer Gergerlioglu ve Cihangir İslam yorumladilar. Moderatörlüğü Nurten Ertuğrul yaptı.

Yazarımız Veysi Dündar Nurten Ertuğrul ile rapor üzerine konuştu.

Nurten Ertuğrul Kimdir?

Bingöl doğumlu. Evli. Bir kız annesi. Mali Müşavir. Bingöl’de AK Parti’den Belediye Meclisi’ne üye olarak seçilmişti. İstifa edip İstanbul 2. Bölge 6. sıra milletvekili adayı oldu. Şimdilerde daha çok Stk’larda (Dik, Bir Aradayiz Yanyanayiz, Hak ve Adalet Platformunda) aktivist olarak yer alıyor.

OHAL ihlalleri

Veysi Dündar (VD): Hak ve Adalat Platformu olarak 15 Temmuz 2016 sonrası “OHAL”de yaşanan hak ihlalleri ve sosyal boyutları ile ilgili raporun moderatör olarak sunumunu yaptınız. İhlaller noktasında sizi en çok şaşırtan ne idi? Sosyal boyutta sizi en çok etkileyen ne oldu?

 

Nurten Ertuğrul (NE): İşin aslı bu süreçte yaşanılan hemen hemen her şey aşağı yukarı birbirine benziyor ve hepsi de beni çok etkileyen hadiseler. Kanımca bu sürecin en yaralayıcı kısmı, ana ile oğulun, baba ile kızın birbirine düşman gözüyle güvensiz bir nazarla bakmasıdır. İnsanlar zor zamanlarında sevdiklerini yanında görmek isterler; ancak bu süreç o kadar yakıcı bir şekilde ilerledi ki, bu yangın “aman bana sıçramasın” diyerek, en yakınlarındaki insanlar elini eteğini KHK’lı mağdurlardan çekti. Ana ile oğul bir birbirine düşman edildi. Kardeşler yabancı bir gözle birbirine bakmaya başladı. Olan, güven duygumuza oldu. Zor zamanda kimseyi yanında göremememin verdiği acı, işinden atılmaktan daha yakıcı bir durum bana göre.

VD: Sunum sırasında çok etkilendiğim bir sahne vardı. Khk mağduru bir memur validesiyle ne olur ne olmaz diye helalleşmek istiyor. Eve varınca abisi kapıyı kendisine açmıyor. Khk’lılar vebalı gibi görünür oldu? Bu kırılma toparlanabilir mi?

NE: Demin yukardaki soruda anlatmaya çalıştığım tam da buydu işte. Evet tüm kapılar yüze kapanıyor, dayanacak bir duvar, yüze açılacak bir kapı bırakılmıyor. Devlet sizi mimlemişken bir de en yakınızdakilerden aldığınız bu darbe sizi darmadağın ediyor. İş ekmek herşey yerine konur, lakin yitirilen bu güven duygusu kolay kolay tamir edilemez. OHAL en çok böyle bir mağduriyet yarattı. Yardım etmeyi geçin, en yakınızdakiler sizi ispiyonlamaya başlıyor. “Kaç kişiyi ispiyonlarsan o kadar vatanseversin” duygusu pompalanıyor. Böyle bir ortamda bizi biz eden hiçbir kadim duygu sağlam kalamaz. Yara alır ve alıyor da.

Süreç İslâm’ın sorgulanmasına yol açıyor

VD: Dinden soğuyan çok insan oldu. Dine ve dindara bakışı değişti. İnanç noktasındaki değişimi siz nasıl analizlersiniz? Ne tip gözlemleriniz oldu?

NE: İktidarın 15 yıllık serüveninde aşırı zenginleşme, haksız kazanç, ehil olmayana makam verme, rüşvet vb. gibi İslam’ın ruhuna ters durumlar çok fazla yaşandığı görüntüsü var. Bu durum insanlarda zamanla şu algıyı oluşturdu: “Harun gibi geldiler Karun gibi oldular”. Bu Karunluk algısı doğal olarak kendisini İslamcı tanımlayan çevrenin sorgulanmasına ve zamanla da İslam’a karşı bir cepheye dönüşmesine neden oldu.

Doğru veya yanlış, en Müslümanım diyen, Allah’ı dilinden düşürmeyenler bunları yapıyorsa ve milyonlarca Müslüman da bunu problem etmiyorsa bir problem var diye düşünülüyor. İşte insanların bir bölümü bu problemin faturasını maalesef İslam’a kestiler. Ve bu durum onları deizme hatta ateizme yönlendirebilir.

VD: OHAL ve Khk’lar toplumun çok büyük bir kesimi üzerinde etkili olmuşa ve tamiri zor yaralar açmışa benziyor. Mağdur edilen kesimlere baktığımızda en dinamik kesimi hedef aldı adeta. Birey-devlet ve toplum-devlet düzeyinde ne tür kırılmalar yarattı?

NE: En güçlü muhalefet eden yapılar, sivil toplum örgütleri, sendikalar hedef şu anda. Sokak eve hapsedildi. Toplumsal tepkiler OHAL gerekçesiyle geri püskürtülüyor ve sindirilmeye çalışılıyor. Basın açıklaması yapan, iş bırakan, sendikal eylem yapanlar idari ve adli süreçlerle karşılaştı, ihraç edildi, cezaevi gördü, sürgüne gönderildi. Bu doğal olarak örgütlü yapının gücünü zayıflattı. Ancak buna rağmen yine de bir çok sivil yapı ve kişi ayakta durmaya ve direnmeye devam etti. KESK, Hak Adalet Platformu, Semih Özakça, Nuriye Gülmen, Veli Saçılık direnişin sembol yapıları ve isimleri oldu.

VD: Hukuk devleti tüm vatandaşlar için temel haktır. Devleti normalden uzaklaştıran OHAL dönemi ne hikmetse hep uzatılıyor. Böyle yönetmek daha kolay olsa gerek…

NE: Tabii ki daha kolay. Kanun koyucu, uygulayıcısı, kontrol edicisi üçü birden tek kişide toplanıyor. Bu çok konformistçe. Bu konformizmi iktidar bırakmak istemiyor, 2019 başkanlık seçimine kadar da bırakmayacak gibi.

VD: Siz bir ayrımcılığa tabi tutulmuştunuz Bingöl’de. Mali müşavirsiniz. AKP’den 1’inci sıradan Belediye Meclis üyeliğine seçildiniz. Kadınlardan yüzde 65 oy alarak seçilen ve ilk icraatı olarak “Başkan vekilliği ve yardımcılığı için kadınlara görev vermeyeceğini” açıkladı AKP’li Belediye Başkanı Yücel Barakazi. Siz de hemen sonrasında istifa ettiniz. Hazmedilmeyen neydi orada? Sizi istifaya götüren sebepler nelerdi?

NE: Kadınlarla köprüyü geçtiler. Köprüyü geçtikleri günün sabahı meydanı “asıl sahibi” olan erkeklere terk etmemizi istediler. AKP’de kadının sembolik bir anlam taşıdığını, kadının işlevsel bir anlamı olmadığını anladım. Beni pasif bir görevle siyasetin dışına itmeye çalıştılar. Bunu fark ettikten sonra orada durmanın onuruma yakışmayacağını düşünüp ertesi gün istifa ettim..

Demokrasiye olan inanç…

VD: AKP “Başörtüsüne özgürlük” dedi. Şu an toplum dramatik ve travmatik bir ruh hâli yaşıyor… Başörtüsü örtünmekten öteye gitti, modalaştı… Ne oldu sizce?

NE: İşin özü kaybedilirse elde posa kalır; bugün olan bu. Bu durumu sadece başörtülü kadın örneği üzerinden okumak da yanlış. Hatta sadece yanlış değil, kolaycı bir yaklaşım da. Biz her türlü dezenformasyonu, yozlaşmayı neden kadın bedeni ve giyimi üzerinden okuyoruz ki? Erkek bedeni ve kıyafeti üzerinden hiç bunun tartışmaya açıldığını gördünüz mü? Ben görmedim. Bu da başlı başına başka bir sorun. Erkek ne kadar beden ve giyimi ile din dediğimiz çerçevenin dışına çıkıyorsa kadın da o kadar.

VD: AKP’li Türkiye nereye gidiyor? Endişe ve kaygı duymamız gerekiyor mu bu süreçte?

NE: İslamcılık gayesi ile yola çıkan bu yapı, adalet ve ümmet kavramlarını yerlilik ve milliyetçilikle değiştirdi. İşin daha acı tarafı, bir çok Müslüman da bu değişimi kabullendi ve buna imanın parçasıymış gibi sarıldı. Kavramları, algıları, doğru-yanlışı, hak-batılı bu kadar alt üst eden bir durum tabii ki kaygı veriyor. Bütün sistemin tek elde kilitlendiği bir dönemde insanlar demokrasiye olan inancını yitirmiş durumda. Sandıkta kaybetseler bile gitmeyecekleri dahi düşünülmeye başladı. Bunların hepsini bir arada düşününce, evet Türkiye demokrasisi açısından endişe verici bir durum olduğunu söyleyebilirim.

VD: Siyasal düşünceler tarihinde en çok tartışılan konulardan biri vatandaşlık tanımıdır. Devlet vatandaşının canını, malını ve ırzını korumakla mesuldür… Devleti yönetenler; bu klâsik, basit tanımı hayata geçirebildi mi?

NE: İnsan ile devlet arasında “vergi verme” üzerinden bir vatandaşlık ilişkisi kurulmuştur. Ben devlete karşı ödevimi/görevimi yerine getirince o da bana karşı vatandaşlık hakkımdan kaynaklı görevlerini yerine getirmek zorundadır. Can ve mal güvenliğimi garantiye almak zorundadır. Lakin paramızı (vergimizi) verip üstüne üstlük canımızdan olduğumuz, özgürlüğümüzden, düşünce hürriyetimizden mahrum bırakıldığımız bir ülkede vatandaşlık tanımından bahsetmek trajik bir durum. Bir de diğer ülkelere kıyasen kat be kat daha fazla vergi ödediğimiz düşünülecek olursa bu durum daha bir trajikleşiyor.

VD: İktidara hayli eleştirel yaklaşıyorsunuz. Toplumdaki bozulmalara da değinidiniz. Toplumun yeniden fabrika ayarlarına dönmesi için nasıl bir çalışma yapmak gerekir?

 

 

 

NE: Herkesin en kısa zamanda devletle tanışmasını ümit ediyorum. Devlet dediğimiz mekanizma merhametten yoksun soğuk bir duvardır. Bu duvar üstümüze yıkılabilir. Bugün akrabamız eşimiz dostumuzun üstüne yıkıldı, eğer sessiz kalırsak yarın bizim üstümüze yıkılacaktır. “O Ermeni’yi dövdürmeyecektik’’ meselesini hepimiz biliyoruz. Onu şu an OHAL ile dövüyorlar, eğer ses çıkarmazsak yarın biz de aynı köteği yiyeceğiz. Dünün muktediri olan Gülen cemaati bunu en acı şekilde tecrübe etti. Bunun için unutmamak ve devamlı olup biten şeyleri hatırlamak lazım.. Hafıza; bir toplumun daha iyi günleri görmesi için olmazsa olmazdır.

CEVAP VER