Veysi Dündar’dan Haftanın Portresi: Aydın Selcen ve Stratejik Derinliğin Sahte Okeyleri

0

Bir ülkeyi ülke yapan, onu diğer ülkelerden ayıran en mühim şey tabii ki sınırlarıdır. Sınırın içi dahildir. Dışı ise hariç. Tam da bu nedenle sınırın dışı ile meşgul olan meslek erbabına Hariciyeci derler. Tıpta da Hariciyeci vardır. Lakin tıptaki dahiliyecinin mütekabili siyasette ya da devlette yoktur. Envai çeşit dahili iş vardır ama harici iş bir çeşit olur.

Hariciyeci bir devletin evvel emirde en mühim mütemmimidir. Hariciyeci devletin vekilidir. Milletin vekili belki ilkokul mezunu olur da; devletin vekili mecbur mürekkep yalamış, erkan, yol, yordam bilir olacaktır.

Çok severim bir lafı: “Senin baban ya diplomat, ya manav” denir. Bir insandaki anlaşılmaz çelişkiyi bundan iyi anlatacak hiç bir söz olamaz. Manavlara haklarını teslim etsek de, bir diplomattan beklentinin hıyarları sulamak, maydanozu ayıklamak, turpu temizlemekten ve tartmaktan çok fazla ayrıştığını ilan eden bir güzel laftır bu.

Geçtiğimiz akşam Selman Öğüt ile laf dalaşına giren Musul’un son konsolosu Öztürk Yılmaz’ın diplomatik becerilerinin sığlığına delalet eden kifayetsiz üslup ve içeriksiz söylem gayreti ile, Selman Öğüt’ü dahi tam olarak mat edemeyen halü pür melalinin yarattığı hayal kırıklığı oldukça derin idi. Her ne kadar Selman bey kendi kendini imha konusunda muarızına rol bırakmayarak dil ve akıl sürçmesinin ibretlik bir misalini ortaya koysa da, karşısında eski bir diplomat değil münazara ekibinin 3. yedeği tadında bir muhatap bulunca bu hatasının dahi kefaretini yeterince ödeyemedi.

Ben Musul Başkonsolosunun CHP’ye bu haliyle vereceği katkının Muş’taki bir manav ile çok da ayrışmayacağı kanaatimle aklıma gelen bir diğer diplomatı, yine Irak’ta görev almış Erbil’in başkonsolosu Sn. Aydın Selcen’i yad ettim.

Hatta bir adım daha ileri gidip, Türk Hariciyesinin bu altın çocuğunu, bu hiç tanımadığım ama yazıları ile kalpleri ve zihinleri fetheden entellektüel derinliği anladığım kadarı ile size resmedeyim istedim.

Seçim kazanıp istifası alınan Davutoğlu’nun iktidarını 2004’te bir dost meclisinde eleştirdi diye, 2013’te görevden almadığı ancak Büyükelçi de yapmadığı Selcen’e ettiği muamele kendisine de pek fayda etmedi. Hoş Davutoğlu için doktor “ne yerse yesin” çoktan demiş idi. Onun irtihaller ile mebzul akademya macerası her ne kadar titr verse de praxis, stratejik derinliği Suriye ovasında stratejik sakilliğe teşmil etmek suretiyle bir güzel hak ettiği tarihsel geri dönüşüm kutusuna sevk etti.

Aydın Selcen ise altının her hal ve şartta değerini kesb ettiği realitesini aleme ve alemi bilenlere anlatmak üzere bize duvarın üstünden bildirmeye devam etmekte. Tüm öngörüleri akim olan bir dışişleri bakanının gadrine uğrama şerefine nail olmak suretiyle, öngörülerinin sarahatından emin olan bir aksiyoner olarak kendi ile ne kadar gurur duysa az.

“Bıyıklar konuşuyor” adlı Hasan Hüseyin Korkmazgil eserinde yer alan bir standarda dahil olmasa da işsiz geçen yıllarına mütekabil (Selcen, görevinden istifa etmişti, hatırlatmakta fayda var) ortaya koyduğu mürekkep gayet güçlü bir imajı terkip ediyor.

Aydın Selcen, Kaşıkçı cinayetine dair yazdığı yazı ile diplomasi bilgi ve hünerini konuşturup bu hususta yazan bir çok kişiye çerçeve çizmesi ile son dönemde yıldızını daha da parlattı.

Yazdığı her yazı sadece bilgi ile değil birikim ile temayüz eden dersler niteliğinde uyanık muvazzaf hariciyecilerin kişisel cep telefonlarının hafızasına girdi bile.

Bu ülkenin belki de en değerli kurumu olan ve katılımı en meşakkatli olan Hariciye Vekaletini dahi arsız bir yüzsüzlükle sadece dindar olma ortak paydasında bir vasatlığa terk edip, hain darbenin ertesinde “ah biz ne yaptık?” diye kadroları adeta boşaltan akıl, yalakalık kapasitesi az diye dolaylı olarak işinden olmasına neden olduğu Aydın Selcen’den özür dilemeyi düşünür mü acaba?

Bu umutsuz hayalin mevcut akılla alaka ve bağının olmadığı, dünyanın sayılı başkentlerine büyükelçi olarak atanan envai çeşit AKP kadro fazlası ile ilan oluyor.

1960 darbesinden sonra Darbenin sözcüsü olan Türkeş’in (Bildiğimiz Alparslan Türkeş, Cumhur itifakının paydaşı Sn. Bahçeli’nin ebedi başbuğu) Hindistan’a yollanmasını anımsatan envai çeşit tayin ile belki gözden ırak olsun denilenlere payeler veriliyor ama devlet de vekaletini gayet yetersiz yapmaya razı geliyor.

Aydın Selcen’in yazdıklarını okumak, zihin akışını takip etmek, bu ülkenin kaynakları ile yetişmiş has bir diplomattan feyz almak adına her zeka sahibinin hem hakkı hem de ödevi olmalı.

Belki en az 20 sene daha gönül rahatlığı ile hizmet ederek yücelteceği devletin onda bulamayıp daha sonra derdest ettiklerinde bulduğu her ne ise pek de matah değilmiş. Ne o, ne de öteki olan Öztürk Yılmaz için de yapılacak şey sınırlı. O zaten Selman testinde sınıfta kalarak kalibrasyonunu tamamladı.

Biz Aydın Selcen’i Gazete Duvar’da, twitterda, Youtube’da yakalayıp bize sunduğu heybeden sonuna kadar faydalanmadan gitmeyeceğiz. O da bizden bilgisini birikimini eksik etmesin. Bize stratejik değil akademik derinlik lazım. O da eskimiş başbakanlarda değil, eskimeyen diplomatlarda var.

CEVAP VER