Veysi Dündar’dan Haftanın Portresi: Temel Karamollaoğlu

0

Savrulan değerlerin, kırılan ilkelerin peşinde bilgelik dersleri

Christchurch’da ahlaksız bir şiddet pornografisini, kutsal bir mekanı kirleterek dünyaya servis eden adamı hiçbir zaman unutmayacağız.

Şiddetin insanın aklını alan, duygularını kirleten ağır karabasanı ile mücadele etmek güç.
Dünyanın giderek küçüldüğü herkesin 5 dakikalığına değil her an ünlü olabildiği bu modern ötesi dünyada bilgi kirliliğinin insani kirliliğe tahvil olduğunu görüyoruz.

Christchurch katliamı, Müslümanları hedef alması, bunu gaddarca yapması ve üstelik bunu bir de hastalıklı bir dünya algısını ifade eden bir manifestoya bağlaması ile zihinlere kazındı.

Yine de Abdullah Gül’ün ifadesi ile “bunun bir daha olmaması için ne yapabiliriz?” buna bakmalıyız.
İnsanları dini inançları ile ayırmaya çalışan bu katilin amacına ulaşmaması için üzerimize düşen nedir?
Bugünden itibaren çaba harcamamız gereken tam da budur.

Her cumartesi, o günkü yazımla da mümkün olduğu kadar uyumlu bir portreye yer vermeye çalışıyorum. Bugünkü portremin Temel Başkan yani Temel Karamollaoğlu olması aslında biraz da bu bahsettiğim çabaya dair.

Türkiye 2 Temmuz 1993’de hala gerçek nedenleri çok anlaşılmasa da zahiri nedeni hoşgörüsüzlük olan Sivas acısını yaşadığında Temel Karamollaoğlu Sivas’ın belediye başkanı idi.
Haksız biçimde olaylara müsebbip görülen, ancak öyle olmadığı zaman içinde teslim edilen Karamollaoğlu, tam 26 yıl sonra çok farklı bir kimlikle karşımıza geliyor.

Önceki gün Erdoğan’ın bizim dahi yazımızla ifade ettiğimiz 1389 adaylı Saadet’i tahkir eden konuşmasına karşı duyduğu kızgınlığı gizlemeyen Karamollaoğlu yola beraber çıktığı yol arkadaşları ile kıt kaynaklardan azami verimi elde etme telaşında.

Yine bugün söyleşimizle konuk olan Essum Saatçi Aslan’dan, Ahmet Faruk Ünsal’a, Sabahattin Cevheri’den Necdet Gökçınar’a herbiri münhasır özel seçilmiş insanlarla yola çıkan Karamollaoğlu aslında emanet ettiği oy tabanını AKP’den geri istiyor.

AKP’nin MHP ile kurduğu ortaklığın rakiplere şedit ve nobran da olsa özellikle AKP’nin kurmaylarınca sadece zaman zaman Saadet’lilere servis edilmeye çalışılan “biz kardeşiz” retoriğine pas vermiyor.
Belli ki AKP’nin kökendeki birliğe sırtını çoktan döndüğünü tespit etmiş.
MHP ile kurulan ötekileştirme diline olan itiraz “din kardeşiyiz” repliği ile iknaya tahvil olmuyor.

Karamollaoğlu’nun en önde durduğu Saadet, AKP liderinin dilinde “particik” diyerek tahkir ve tezyif ediliyor.
Karamollaoğlu partisine yapılan haksızlığı belki affedebilir ama hakkın bizatihi kendisine yapılan taarruzu affetmeye niyetli değil.

Karamollaoğlu’nun Sivas acısını yaşamış olması onu belki de bugünlerde AKP’nin o ötekileştirme diline karşı en çok katılaştıran gerçeklik.

Bu ülkede tek tip insan yaşamadığını, tek tip insandan ibaret bir ülkenin yaşanabilir olmadığını çoktan anlamış ve anlatmaya çalışmakta.
Temel Karamollaoğlu AKP’nin inanç ile çıktığı yolda kaybettiklerini, düşürdüklerini toplama telaşında.

Temel Karamollaoğlu eski yol arkadaşına arkasında bağıran bir “refik”. Düşenleri topluyor, kırılanları tamir ediyor, heybeye koyuyor, düzenliyor, temizliyor, paklıyor. İşi o kadar zor ki.

AKP treninin ne raya, ne lokomotife, ne de yolcuya saygı duymayan tozu dumanında arkada kalan her şey onun sırtında.

“Biz bu trenden indik çünkü siz bu trene koyduğumuz en değerli eşyayı trenden savurdunuz” demenin derdinde. Aslında Saadet bu trene hiç binmedi ya, Erdoğan dediği için kinaye yapıyorum.

AKP’nin her kademesinden Saadet’e ve onun (Temel Beyin) kardeşim dediği dillerden Bay Temel’li izrara tabi olmasının arkasında tek bir gerçek var. MHP’nin artık siyaseten hiçbir karşılığı olmayan liderinin söyleyecek sözü de aynı nedenle bitirdiği aşikar.

Temel’de 5 harf var basitliğine kadar tenzil olan siyasi laf ebeliği ile birleşen AKP-MHP karması Temel Başkanın tuttuğu aynadan ve gösterdiği kırılmış envalden rahatsız.

Temel Başkan rahatsız etmeye devam edecek.
Çünkü o birileri rahat etsin diye koskoca bir toplumun başına gelenleri en iyi bilenlerden.

Temel Başkan AKP’nin kazansa da tarihe en ağır hezimet olarak zaten geçen 31 Mart seçimlerini kazandı.
Gönüllerde değil vicdanlarda kazandı.
Çünkü gönül her çiçeğe konar ama vicdan yapma çiçekte değil kırçiçeğinde açar.

CEVAP VER