Veysi Dündar’dan Haftanın Portresi: Avrupa’ya Hukuk Dersi Veren Adam İbrahim Kaboğlu

0

Baro Başkanı yargı reformunun yeşil pasaportla ilişkisini alkışlayadursun Türkiye’de bir çok hukukçu hukukla ilgili görevini yapamaz durumda.

Hukukun temel ilkelerinin ciddi hasar gördüğü süreçlerin eleğin üstünde bıraktığı kum giderek eleğin gözlerini tamamıyle kapattı. Artık ülkemizde halk oyuyla seçilen vekil dahi olsanız KHK’lı olduğunuz sürece adliyenin kapısına ancak sanık sıfatı ile gidersiniz.

İbrahim Kaboğlu’nu, Zafer Arapkirli’ye konuk olarak dinlerken aklıma ilk gelen kavram nezaket oldu. KHK ile mesleğinden edilen Kaboğlu akıllara ziyan bir maddiyat vurgusu ile savunulan yargı reformunun kendi özelinde hiçbir çare getirmediğini bilse de büyük bir nezaketle konuyu zamana bırakabiliriz diyerek müthiş bir incelik gösterdi. Avukatlar sanki acından ölmüşçesine paradan, kdv’den, komisyondan söz edip bundan yargı reformu türetmeye çalışan aklı her şeye rağmen direk çöpe atmadı.
Ama sözünü sakınmadan bize reform adı altında sunulan paketin maluliyetini de ifşa etti :
“Bugün Türkiye’de en acımasız biçimde OHAL hukuku devam ediyor. Böylece iki ayrı hukuk sistemi var. OHAL sırasında yargısız infaza tabi tutulan sorgusuz sualsiz yaptırıma tabi tutulan kişiler oy veremesin dendi”

İbrahim Kaboğlu bu ülkenin yetiştirdiği en değerli hukukçular arasında yer almasını rağmen nezaketini muhafaza ederek bugünlere gelmişti. Bu duruşu hiç bozmadan sükûnetli kalmak herkesin harcı değil.
Bir çeki gününde ödenmese nevri dönen esnafa “kardeşim artık alış satış yapamazsın” dense sigortası atar, bu ülkede yüzbinlerle insana mesleğini yapamazsın denmekte.

Bir hukukçuya kararname ile hukukçuluğu men etmek ne kadar mümkün ise Kaboğlu için de o kadar mümkün oldu.
1950’de Artvin’in Borçka’sında başlayan hayatına tam 25 kitabı sığdıran Kaboğlu kolaylıkla yurtdışında idame olabilir hayatı hiçbir zaman tercih etmemiştir.

Avrupa’ya hukuk dersi vermek lafta olmaz onun gibi fiiliyatta olur. Ülkeyi sevmeyi tekeline alanlara inat Fransa’da, İtalya’da, İspanya’da, Polonya’da ders verip en sonunda muhakkak ülkesine dönen gerçek bir vatanseverden söz ediyoruz.

Vatan sevgisi lafta olmaz. İcraatınızı görelim diyenlerden. Hatta diyenlerin önünde gidenlerden. Evet sıkı bir solcu olduğu yalan değil. Füruzan’ın 47’lilerini 3 yıl geriden takip eden bir “çaylak” ama zaten çaylak dediğin şahinlerin peşi sıra giderek ustalaşmaz mı ?

İbrahim Kaboğlu’nu OHAL kararnamesine tıkıştıran zihniyet aslında sadece onu değil hamasetle sözde acır gibi göründüğü tüm geçmiş mağdurları da bir kez daha mahkum etmişti.
Bu ülkede eğer bir vizyon mottosu olsa, ülkeye bir anafikir arasak, bulacağımız cümle, “Kendine Müslüman” olur.

İbrahim Kaboğlu’nun bırakın okuduğunun, yazdığının 10’da birini dahi okumamış akılla mücadelesi kendini bildiğinden beri sürüyor olmalı.
Ömrüne sığdırdığı akademik derinliğin, hukuka olan saygının ve siyasete katkının bu mücadeleyi hep en yükseğe çıkardığını görmemek mümkün olabilir mi?

Bedel ödemek kavramının cisimleşmiş hali için Kaboğlu’nu tereddütsüz örnek olarak görebiliriz. Kendine anayasa profesörü deyip aklını ve emeğini birilerine kiraladığı yılların görsellerini görmezden gelen twitter fenomen kurt postlu kuzusu ne ise Kaboğlu tam da onun olmadığıdır.

Bedel ödemek aslında hiç tanımadığınız insanların huzuru için kendinizden vermektir.
Barış bildirisi imzaladığı için dahil olduğu KHK yaptırımına karşı kendini hukuk dairesinde savunduğu metnin bir düşünce özgürlüğü manifestosu olarak bu ülkenin müzelerinde çerçeveletilip sergilenmesi gerekir.

İnsan Hakları Beyannamesinden Yurttaş Hakları Bildirgesine kadar kurucu tüm metinlere atıf yapan bu savunmanın sadece şu cümlesi dahi Kaboğlu’na yapılan haksızlığın ülkenin tüm insanların haklarını ihlal eden bir cüret vesikası olduğunu göstermeye yettiğini söylemek lazım:
“Barış bildirisi, adından anlaşıldığı üzere bir barış istemine ilişkin olup, şiddet çağrısı yapan veya şiddet çağrışımı yaratan herhangi bir sözcük veya kavram içermemektedir… Bildiri yoluyla dile getirilen görüş ve öneriler, ‘düşünce özgürlüğünün toplu kullanımı’ olarak ifade özgürlüğü korumasından, Anayasa çerçevesinde ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler gereği yararlanır.”

Türkiye’de siyasal iktidarı ele geçirmekle yetinmeyip bir de kendileri gibi düşünmeyenleri oyun dışı etmeye gayret edenlerin on yıllardır bitmeyen kampanyasına karşı ayakta durmak kolay değil.
Bu yolda düşenler, mum gibi sönenler çok…

Demokratların en yorgunu bile hiçbir zaman umudunu kaybetmez. Kaboğlu yorulsa da, belli ki, azıcık dinlenip tekrar koşturanlardan. Siyasi iktidarın, biz ne ara düşünceyi cezaya saydık dediğinde, “Google”a İbrahim Kaboğlu yazması yetecektir.

Biz bu ülkede yaşadığımıza yine de şükrediyoruz. Borçka’lı bir uşağın dünyaya hukuk dersi vermesinden daha övgüye değen; bu ülke insanının hukukun evrensel ilkelerinden istisnasız, amasız, kayıtsız yararlanması için gösterdiği çabadır.

İbrahim Kaboğlu’nun heykelini falan dikmeyin, onun heykeli çoktan dikilmiş.
Adaletin gözü bağlı adalet terazisini tutan kılıçlı kraliçesinin heykelini her gördüğünüzde aklınıza gelecek olan sadece o olmalıdır.

CEVAP VER