12 Eylül dönemi benzeri gelişmelerle karşı karşıyayız..

0

HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendirdi. 14 yıldır Hrant Dink için adalet mücadelesi verildiğini belirten Oluç, şunları söyledi:

“Her iddianamede iktidarın ihtiyaç duyduğu kişiler ve çevreler ön plana çıkarıldı. İlk iddianamede cinayeti işleyenler sözde hassas ve milliyetçi gençlerdi. İkinci iddianamede Ergenekon bağlantısı ortaya çıkarıldı. 3’üncü iddianamede FETÖ bağlantısı ortaya çıkarıldı. Yani her iddianame iktidarın ihtiyaçlarına uygun olarak yeniden şekillendirildi. Ama 14 yıldır adalet arayışı sürüyor ve bir sonuç alınamadı.

Asker ve sivil bürokrasisi ile devlet bürokrasisinin, kimi siyasetçilerin içinde yer aldığı büyük bir komplo sonucu Hrant Dink katledildi. Kamu görevlileri 9 yıllık süreçte davaya dahil edilmedi. Neden dahil edilmedikleri sorusunun cevabı da ortaya çıkarılmadı. ‘9 yıldır kamu görevlilerinin davaya dahil edilmesini kimler engelledi, neden onlar hakkında soruşturma yapılmadı’ sorularının bir cevabı yok. 124’üncü duruşma da bugün yapılıyor. Şu çok açık; bu dava Türkiye açısından bir utanç davasına haline gelmiştir.

1921 Anayasası 100’üncü yılında ama bugüne kadar inkar edildi, görmezden gelindi. Bugünkü otoriterliğin de sebeplerinden birisidir aslında o günün ruhunun yakalanmamış olması. 1921 Anayasası’nın esas aldığı güçlü meclistir ve halklar gerçekliğidir. 100 yıl sonra bu gerçeklik büyük tehdit altındadır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle parlamento neredeyse yok sayılmaktadır, yürütmenin tahakkümü altına girmiştir. İktidarın çoğunluğu nedeniyle parlamento işlevini yerine getirememektedir. Denge ve denetleme mekanizmaları işletilemez durumdadır. Kuvvetler ayrılığı bir kişide birleştirilerek bu prensipten vazgeçilmiştir. Otoriter rejim; halkları, inançları, fikirleri tekçilik üzerinden birleştirmeye çalışmaktadır. Kuruluş ruhu her gün ayaklar altına alınmaktadır.

Yüz yıl sonra bir kez daha 1921 Anayasası’nın ruhunu konuşmak Türkiye açısından önemlidir. Kuvvetler ayrılığının yeniden tesis edilmesi, hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu bir rejimin yeniden tesis edilmesi ama en önemlisi 1921 Anayasasında var olan yerelden ve yerinden yönetim anlayışının yeniden tesis edilmesi tekrardan konuşulmalıdır. Çünkü kayyım atamaları nedeniyle yerel yönetimlerin demokratikleşmesi de ortadan kaldırılmıştır. Yerel demokrasinin işlemediği bir dönem yaşanmaktadır. Bütün bunların tekrardan konuşulması sırasında 1921 Anayasasını da hatırlamak gerekiyor.

Bir kez daha Türkiye’de aydın, gazeteci ve siyasetçilerin hedef gösterildiği, lince uğradığı bir dönem yaşanıyor. 12 Eylül öncesinde de böyle şeyler yaşanıyordu. Siyasetçi, gazeteci ve aydınların katledildiği ya da linç edildiği günleri biz atlatmıştık. Şimdi ne yazık ki tekrardan benzer gelişmelerle karşı karşıya kalıyoruz. Bu vesile ile Sayın Selçuk Özdağ’a, Orhan Uğurlu’ya, Afşin Hatipoğlu’na yaşadıkları saldırılardan dolayı geçmiş olsun diyorum. Elbette ki hedef gösterilen Karar Gazetesi yazarları ile dayanışmamızı da ifade etmek istiyorum.

Türkiye’de zaten gazeteciler üzerinde korkunç saldırılar var, bunlar korkunç boyutlara ulaşmıştır. Her ne kadar İletişim Başkanlığı basın özgürlüğünün en güzel döneminin yaşandığını söylese de sadece kendi basınları için geçerlidir bu. Muhalif basın için geçerli bir durum değildir. Muhalif basın Türkiye’de, tarihinin belki de en ağır saldırılarının olduğu dönemi yaşamaktadır. En ciddi baskılarla karşı karşıyadır. Belki de tarihin en karanlık dönemini yaşamadıktadırlar.

Bir kez daha sivil topluma ve herkese şunu hatırlatmak istiyorum. Gazetecilere, aydınlara, siyasetçilere dönük saldırıların teşvik edilmesi Türkiye açısından son derece yanlış, riskli ve kesinlikle en sert biçimde kınanması gereken adımlardır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Siyasetçi konuşamazsa, canından korkarak siyaseti sürdürmeye çalışırsa; gazeteci yazmaktan korkarak işini yapmaya çalışırsa Türkiye çok daha karanlık bir dönemin içine girecektir. Bu zihniyette olanlar, bunu yapanlar, bunu hoş görenler, bunu azmettirenler emin olun ki demokratik hak ve özgürlüklerin, demokrasinin ve demokratik siyasetin bir numaralı düşmanlarıdır. Bir kez daha en sert biçimde bu tür adımları kınıyoruz.

Türkiye’yi gün geçtikçe daha ciddi bir iktisadi darboğaza sürükleyen iktidar, ekonomideki kötü gidişi birilerinin üzerine yıkarak bu dönemi atlatabileceğini düşündü. Evet, bir Hazine ve Maliye Bakanı istifa etti ama yapılan değişiklikler bu kötü gidişatın, krizin kişilerden değil yapısal kaynaklı olduğunu bir kez daha gösterdi. Hazine ve Maliye Bakanının açıklamasından da anlaşılıyor ki 2021 yılı da ülkeyi faiz, döviz kuru ve enflasyon sarmalından kurtaracak bir yıl olmayacak.

Maalesef aslında pandemi döneminde de sermayeyi koruyan politikalar güden, bunun karşısında işçiyi ücretsiz izne ve günde 39 liraya mahkum eden, kısa çalışma ödeneğine mahkum eden siyasi iktidar; sermayeye işçiler için biriktirilmiş olan İşsizlik Fonu ve bütçeden ciddi kaynak ayıran iktidar bu tutumundan vazgeçmiyor. Önümüzdeki hafta Meclis açılıyor. Bir kez daha göreceğiz ki iktidar işsize, işçiye, emekçiye, emekliye, köylüye, çiftçiye, dar gelirliye, kadına, gence yönelik paketlerle gelmeyecek. Tam tersine yine kendi yandaş şirketlerine maskeli ihalelerle kaynak aktarma önerileriyle gelecek. Yine vergilerini yandaş firmaların terkin etmesi önergeleri ile gelecek. İşsiz kalmış ve açlıkla yoksullukla mücadele eden vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına cevap verilmeyecek. Öyle görünüyor ki 2021 yılı da kara delik dönemi olarak tarihe bir kez daha yazılmış olacak.”

Tutuklu bulunan Ayhan Bilgen’in yeni parti paylaşımıyla ilgili ise Oluç, şöyle konuştu: “Ayhan Bilgen benim kişisel olarak da çok uzun yıllardan beri tanıdığım, birlikte siyaset yaptığım, HDP öncesinde de birlikte siyaset yaptığım bir kişidir. Birlikte mücadele ettik ve etmeye devam ediyoruz. Öyle sanıyorum ki önümüzdeki dönemde de bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Ayhan Bilgen’in sözünü ettiği yeni fikirler her zaman gelişebilir, yepyeni fikirlerle karşılaşabiliriz. Bunlar zaten partimizde mevcut olan ve ilk günden beri tartıştığımız fikirlerdir.

Geniş bir toplumsal zemine sahip fikirlerdir. Bu yüzden iktidarın hedefi haline gelmektedir HDP. Her gün bir başka baskı çeşidi ile karşı karşıya kalmaktadır. Ayhan Bey de bunu bilmektedir. Bu yüzden kendisi cezalandırılmıştır. Ayhan Bey partimizde milletvekilliği, grup başkanvekilliği, parti sözcülüğü, en son Kars Belediye Eşbaşkanlığı yapmıştır. Bu nedenlerle cezaevine konulmuştur. İktidarın ayıbıdır. Kars’a kayyım atamak için Ayhan Bilgen tutuklandı. Cezaevinden fikirlerini açıklamak zorunda olması iktidarın ayıbıdır. Sadece Ayhan Bilgen değil, Ayhan Bilgen gibi tüm rehin tutuklu seçilmişlerimiz, milletvekillerimiz, belediye eşbaşkanlarımız, MYK üyelerimiz için de geçerlidir aynı şey. Biz Ayhan Bilgen ile fikir alışverişinde bulunmaya devam edeceğiz. En başından beri söyledik, kendisinin eleştirileri bize güç verir, bizi büyütür. Her eleştiri bizim için demokratik bir tartışma demektir. Her fikir kıymetlidir, her eleştiri de bizim açımızdan önemlidir.

Ama temennimiz odur ki Bilgen’in ifade ettiği fikirler bu iktidara payanda olmasın ve iktidar tarafından kullanılmasın. Çünkü şunu çok iyi biliyoruz ki, Ayhan Bilgen bugün cezaevindeyse bu iktidarın Kars’a kayyım ataması, onu siyasi rehin olarak tutması ve siyasi çalışmasını engellemesi sebebiyledir.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here