15 Temmuz “Hafıza Müzesi”ne Dair – Vezir Çıkan Piyonlar Müzesi…

0


Bir gün yazılarımı kitap haline getirirsem adından en ufak bir kuşku duymuyorum. Bu kitabın adı “Zamanın Ruhu” olacak. Veysi Dündar’ı her konuda eleştirin ama zamanın ruhuna olan dokunuşunu teslim edin. Gerçekten de her ne yazıyorsam en azından gündemle uyumlu ya da gündem yazdıklarımla uyumlu.
Bu kural önceki gün de bozulmadı. 15 Temmuz için yazdığım yazının başlığında ve tabii ki içeriğinde ‘Hafıza’ kavramına yer vermiştim. 

Bunu yaparken 15 Temmuz anmalarına eşlik eden açılış ile 15 Temmuz Şehitler (Boğaz) Köprüsünün Anadolu tarafındaki tuhaf yapının bir müze olduğuna dair bilgim yoktu. Haliyle bu müzenin adının da “Hafıza Müzesi” olacağına dair en ufak bir fikre sahip değildim.
“Hafıza” ve “Müze” kelimelerini yanyana koyarak zihinlerde 15 Temmuz’u unutturmamak için çifte çaba gösterildiği anlaşılıyor. Lakin herkes bilir ki, ‘Müze’ demek, zaten hatırlamak ve ‘hafıza’ demek.

Edebiyat ve sanat tanrıçası “Muses’in Makamı”ndan türeyen müze kelimesi eski Yunan’ın ve onu daha sonra tekrar keşfeden Aydınlanma Avrupa’sının bize mirası
Muses en büyük Yunan tanrısı Zeus ile bilin bakalım hangi tanrıçanın çocuğu?
Tabii ki Hafıza Tanrıçası Minemosyne’nin…
Benim gibi bir filmseverin kaçırmasına imkan olmayan “Johnny Mnemonic” filmindeki sözün kökeni de bu tanrıçanın adına dayanır.

Özetle müzeler zaten hafızanın çocuğudur.
“Hafıza Müzesi” aslında “Hafızanın Hafıza Evi” demektir.
Bunu gerçekten bilinçli bir tanım ile görseydik doğru ifade 15 Temmuz “Hafıza/Bellek”, “Mekanı/Evi” olacaktı.

Yazık ki, AKP’nin telaşlı iş bitiricileri bir çok alanda yaptıkları gibi, alelacele, araştırmadan ve özenmeden yaptıkları işlere bir yenisini eklemekten imtina etmediler.

15 Temmuz’u bir müze ile anmayı ama bu müzenin ne işe yaradığını da etrafa anlatmayı tercih ettiler. Bunun için buldukları çözüm en hafifinden komik olsa da, gerçekte pekiştirme ve biraz da hafızayı sınırlama kaygısı kaynaklı diye düşündürüyor.

Ben de 15 Temmuz’u hatırlamak, onu belleklerde kaydetmek üzerine yazmıştım. Ancak bu hafıza malzemesini fazlasıyla aşar.
15 Temmuz müzede sergilenecek görsel malzemenin hafızalara nakşedilmesinden ibaret değildir.

15 Temmuz müzede dondurulacak hafıza kesitleri değil, Türkiye’nin yakın tarihinin bir panaroması olmalıdır.
İşte bu yüzden belki de onu ‘hafıza müzesi’ diye kısıtlamak ihtiyacı doğmuştur.
Bilinçaltında tarihin akışını dondurma kaygısı olanlar için bu müzenin hafıza müzesi olmasından daha doğal bir şey yoktur.
Çünkü belli ki, ezberlenmiş bir öğretiyi tekrar tekrar söylemek için bir fırsat yaratılmak istenmiştir.

Reklam

15 Temmuz Müzesi ya da Hafıza Evi Türkiye’nin en azından 1945’den başlayan çift kutuplu dünyada ayakta kalma mücadelesinin yan etkilerini arka plana almadan eksiktir, hatalıdır, boşadır.

Sitemizde yayımlanan açık sözlü bir röportajda da yinelendiği üzere hem Abdullah Öcalan hem Fetullah Gülen aslında soğuk savaş satrancının piyonlarındandır. 
Soğuk savaş bitip de ortada vezir, kale kalmayınca meydanı boş bulup vezir çıkan (*) bu piyonların ülkenin başına ördükleri çorapların belki de en kallavisidir 15 Temmuz.

Geçmişleri ile yüzleşmek isteyenler gerçek bir müze yaparlar.
Hafıza Müzesi gibi, matematik terimi ile söylersek, “değilinin değilini” almazlar.

ABD’de Kongrenin karşısında Kızılderili Soykırım Müzesi vardır.
Almanya’nın dört tarafı müze olmuş toplama kampları ile doludur.
Bunlar tarihi soyut bir gazete kupürüne indirgemezler. Tarih başı ortası ve sonu ile hatta geleceğe olan perspektifi ile yer alır bu müzenin sergi raflarında.

15 Temmuz Müzesi yapılacaksa, bu ülkenin Cumhurbaşkanının çekinmeden sorduğu soru da ziyaretçileri karşılamalıdır: “Ne İstediniz de Vermedik?”.
Sorunun cevabını verecek olan tarihtir. 1945’de başlayan Amerikan Anti-Komünist propagandanın istediği ideolojik bir zemindi ve tarih bu zemin için ne istenirse verileceğini göstermişti.
Askeri darbeler, idamlar, yasalar…..

Tüm bunlar bu ülkede bir dinsel cemaati tartışmasız bir güce taşıyorsa ona bunu sağlayan bu tarihsel altyapıdır.
Her 15 Temmuz bizi hafızaya davet edecektir.
Tarih denilen zincirin bir baklasını koparsanız da ondan önceki baklaların izini bulursunuz.
Biz bu kopuk baklaları tek tek ortaya çıkarmaya devam edeceğiz.

Aynı bakladan 100 tane de ortaya konsa bunların zincirin eksik parçalarını gizlemek için olduğunu ifadeden kaçınmayacağız.
Belki tam da bu sayede; “Tarihin Önlenebilir Şeylerin Bir Yekunu Olduğunu Topluma Anlatabiliriz.” (**)

(*) Bütün tahtayı geçerek tahtanın son kısmına ulaşan piyonun, oyuncunun isteğine göre aynı renkteki vezir, kale, fil ya da at‘a terfi etmesi mümkündür. Terfi eden piyon oyundan çıkarılır ve diğer oyuncu hamlesini yapmadan önce bulunduğu kareye seçilen yeni taş koyulur.
(**) Adenauer

Reklam

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here