Hayatın her alanında sırât-ı müstakim

1

Bir önceki yazımızda sırât-ı müstakim’in tarifini yapmıştık. İşte şimdi bu tarifi esas alarak her şeyin sırât-ı müstakimi/istikametinin varlığına  dikkat çekmek istiyoruz.

Nitekim Yüce Allah kullarına her şeyde sırât-ı müstakimi dua ile talep etmelerini (Fatiha,1/4) başta Peygamberine hitaben sırât-ı müstakime göre yaşamalarını (Hud,8/112) emrediyor. Eskiler buna kısaca istikamet tabirini kullanırlardı. Biz Kur’an’ın kullandığı terimi esas aldık.

İnsan tabiatında mündemiç olan iyi ve kötü bütün duygu ve düşünceleri için bir sırât-ı müstakimi olduğu gibi, insanın yapıp ettiklerinin de bir sırât-ı müstakimi vardır.

İslâm düşünce sisteminde sırat-ı müstakim tarif edilirken, dünden bugüne ilgili ayatlerin tefsirlerinde, özellikle  Fatiha’nın tefsirinde (Fatiha,1/4) bu mesele genellikle; İnsanın, hayatını devam ettirmesini sağlayan üç temel kuvvete irca edilmiştir.

İnsandaki bu kuvvetlere,  dinen ve fıtraten bir had/sınır ve bir nihâyet  tayin edilmemiş olduğundan, bu kuvvetlerin herbirisi ifrat, tefrit,  vasat şeklinde  üç hali vardır.

İfrat, herhangi bir konuda, aşırı gitme, ölçüyü kaçırma, aşırılık demektir.

Tefrit, herhangi bir konuda geri kalma, yeterli ölçüde olmama durumudur.

Vasat/itidâl/orta hâl demektir. İşte bu vasat hal,  sırât-ı müstakim olarak ifade edilmiştir (Bakara,2/142).

Reklam

Bu üç temel kuvvet:

1-Kuvve-i şeheviye, Yemek, içmek, konuşmak, uyumak, cinssel istek gibi kabiliyetler ve insanın yaşamı için lazım olan istek ve vb. arzulardır. Yaşamak İçin gerekli olan menfaatlerini celb etmek için verilmiştir.

Kuvve-i şeheviyenin ifrat, vasat, tefrit mertebeleri vardır. Tefrit  mertebesi humuddur ki, ne helâle ve ne de harama şehveti, isteği, iştihası yoktur. İfrat mertebesi fücurdur ki, her şey mübah düşüncesi ile namusları ve ırzları pâyimal etmek iştihasında olur. Vasat mertebesi/ sırât-ı müstakimi ise iffettir ki, helâle istek ve arzusu var, harama yoktur.

2-Kuvve-i gadabiye,  öfke gücü ve gazap duygusu. Zararları defetme, insanın kendini, malını mülkünü koruma kabiliyetidir. Kuvve-i gadabiye, insanın kendisine yöneltilecek zulümleri, zarar, ziyanı def’ etmek için verilmiştir. Kuvve-i gadabiyenin de ifrat, tefrit ve vasat mertebeleri vardır.

Tefrit mertebesi cebanettir ki, korkulmayan şeylerden bile korkmak. İfrat mertebesi tehevvürdür ki, ne maddî ve ne manevî hiç bir şeyden korkmamak. Bütün istibdadlar/baskı,  tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür.

Vasat mertebesi/ sırât-ı müstakimi ise şecâattır ki; hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için canını feda eder, ama meşru olmayan şeylere itibar etmez.

3-Kuvve-i akliye, iyi ile kötüyü birbirinden ayırıp, iyiliği seçmek ve kötülükten sakınmak kabiliyetidir.  İnsanın insanlığı ve dini, imanı akliyledir.

Kuvve-i akliyenin de üç mertebesi vardır. Tefrit mertebesi gabavet/ahmaklık ki, hiç bir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi cerbezedir ki; hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde (akı, kara; karayı ak)  gösterecek kadar aldatıcı bir algı oluşturmaktır.  

Reklam

Vasat mertebesi/ sırât-ı müstakimi ise hikmettir ki; “Hakkı hak bilip, hakka imtisal etmek, bâtılı bâtıl bilip, batıldan içtinab etmektir”.(hadis)

İnsanın duyguları ve kabiliyetleri/melekeleri dışında,  her yapıp ettiklerinin, her eylemlerinin ve söylemlerinin de sırât-ı mütakîm’i/istikameti vardır.

Birkaç örnek vermek gerekirse;

Dinde;  Yahudiler tefrit, Hrıstiyanlar ifrat ettiler.  Dinin vasatı/ sırât-ı müstakimi, İslam’dır.(Bakara,2/142)

Dindarlıkta ifrat, din adına, helalleri haram yaparak,  beş’e  beş eklemek, dini yaşanmaz hale getirmektir;

Tefrit, haram, helal hassasiyeti kaybedip her şeyi mübah saymaktır;

Dindarlığın  Vasatı/ sırât-ı müstakimi ise, imanın ve İslamın şartları çerçevesinde inanmak ve yaşamaktır.

Devlet yönetiminde ifrat, teokrasi ve bizantizm; tefrit, kargaşa, yönetimsizliktir; vasat/ sırât-ı müstakim ise demokrasidir.

Sosyal medyada, basın yayın alanında ifrat, basın yayın ilkelerine aykırı, yalan, yanlış, iftira, hakaret, haksız hukuksuz her şeyi yayımlamak;

Tefrit, doğruları, gerçekleri, tersyüz ederek değiştirmek sureti ile algı oluşturmak veya görmemezlikten gelmek;

Vasat/ sırât-ı müstakim ise basın yayın ilkeleri doğrultusunda sadece gerçekleri ve doğruları yayımlamaktır.

Hukuk alanında ifrat, evrensel hukukta ve anayasada suç sayılmayan şeyleri bile çeşitli karinelerle suç sayarak cezalandırmak;

Tefrit, suçluları, insanların hakkına hukukuna tacavüz etmiş, her türlü azgınlık, yapmış tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemiş,  kamu malına zarar vermiş, çalmış, çırpmış  kimseleri bile çeşitli sebeplerle cezalandırmayı ihmal etmektir;

Vasatı/ sırât-ı müstakimi ise everensel ve anayasal hukuk düzenini esas alarak, kanunlar ve insan hakları bağlamında yargılamaktır.

Hâkezâ (derdi büyüklerimiz) siz diğerini  bunlara kıyas edin demektir.

Kur’an’da sırât-ı müstakim, İslamın bizzat kendisi ve bir yaşam biçimi olarak kabul edildiği için;  Önemine binâen günde beş vakitte,  kırk rekat namazın her rekatında Fatiha okunarak;

(إِهْدِنَا الصِّرٰاطَ المُسْتَقِيمَ)  “(Allahım) Bizi sırât-ı müstakim’e ilet/ulaştır”  (Fatiha,1/4) duası edilir. Başta iç alemimizdeki duygu ve düşüncelerimizde olmak üzere, hayatın her alanında sırât-ı müstakimde yaşamak dileği il

1 YORUM

  1. İman biaddır. Biat ise itaat gerektirir. Rabbim bize sırat-ı müstakim dairesinde itaat eden kullarından eylesin. Çünkü şeytana ebedi cehenneme inanması değil(çünkü o Allah’ı bizzat görüyor ve müşahade ediyordu) itaatsizliği sokmuştur.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here