2021 yılında Türk dış politikası (2)

0

2019 ve 2020‘de dağınık bir izlenim veren Türk dış politikasının nasıl şekillendirilmesi gerektiğine geçmeden önce Türkiye’yi ve dünyayı yakından etkileyen 2020’deki kökten değişikliklere değinmek gerekir.

Zira Türk dış politikasının, bundan böyle uluslararası ilişkilerde oyun kurucu olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa, bunların bağlı oldukları Avrupa Birliği ve NATO ile komşumuz Rusya Federasyonu, İran, Güney Doğu Asya ve Orta Doğu‘daki gelişmelere göre şekillenmesi beklenmelidir. Tabii artık Covid-19 salgınının değiştirdiği koşulların bundan böyle geçerli olamayacağının da altını çizmek gerekiyor.

Özellikle zengin ülkelerin nüfuslarının iki katı aşı alarak vatandaşlarına  iki doz yapmak üzere stoklamaları ve aşıya başlamaları fakir veya gelişmekte olan ülkelerle arayı açan ve eşitsizliği sağlayan ayrı bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır. 2020 sonunda bu salgın nedeniyle dünyada ve özellikle Türkiye’de perakende satışlara dayalı küçük ve orta ölçekli işyerleri kapanmaya, küçülmeye veya batmaya yok olmaya başlamışlardır. Bu durumun 2021’de daha vahim bir hal alacağı ekonomistlerce öngörülmektedir.

Salgınla birlikte küreselleşme kesintiye uğramış, insanların seyahatleri, kısıntıya uğrayarak turizm sektörü tüm dünyada zarar görmüş, Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ve ABD gibi ülkeler arasında ekonomi alanında büyük bir rekabet, salgına rağmen devam etmiştir. Bu gelişmeler ışığında ve globalleşmenin kesintiye uğramasına karşın büyük bir dijital devrim olmuştur. Türkiye’de internet erişiminin olduğu büyük yerleşim merkezlerinde şirketler özellikle gıda sektöründe hemen internet ortamını daha yoğun kullanmaya başlamışlardır. Salgın koşullarının zorladığı ve geliştirdiği sanal ortam insanların yaşama, çalışma ve satın alma alışkanlık ve düzenlerini tamamen değiştirmiştir. Üçüncü önemli gelişme ise ekonomisi güçlü devletlerin arasındaki rekabettir. Her ne kadar ÇHC, OECD 2019 rakamlarına göre % 7’lik büyüme göstermiş, ve adı SinoVac olan devlet kontrolündeki Çin aşısını piyasaya sürmüşse de, salgının ÇHC kaynaklı olması nedeniyle batılı kaynaklarda bu ülkeye karşı  güvenin henüz olmadığı görülmektedir.

Bu genel perspektif içinde esas radikal değişikliğin ABD’nde olduğu bilinen bir gerçektir. Devlet geleneğinden gelen ve diplomasiye büyük önem atfeden Demokrat Partili, Katolik ve 78 yaşındaki Joe Biden‘ın ilk iş olarak Trump‘ın Avrupa’da  büyük tepki toplayan Paris İklim Değişikliği Anlaşması ve Dünya Sağlık Örgütü’nden çıkma kararlarına karşı bu Anlaşma ve Örgüte tekrar döneceği seçim konuşmalarında yeralmıştır. Ayrıca batı değerlerine ve Avrupa ile ilişkilere önem veren bir devlet adamı olarak Biden’in ilk ziyaretlerini büyük bir ihtimalle Almanya, Fransa ve Vatikan/İtalya‘ya yapması büyük bir olasılıktır. Biden seçim sırasında da telefonla görüştüğü öne sürülen Papa Francis‘i iyi bir Katolik olarak  ziyaret etmek istemekte; ve Vatikan kaynaklarında Papa’nın Mart 2021’de Irak’a yapacağı ziyaret sırasında ABD’nin güvenlik konusunda kendisine destek vereceği yazılmaktadır. Biden, seçim konuşmaları sırasında iç ve  dış politika konularında demokrasiye ve diplomasinin gücüne güvendiğini açıklamıştır. Ayrıca NATO’nun kuvvetlendirilmesinden yana olduğunu sıkça yinelemiştir.

Türkiye’nin “stratejik ortağı”  ABD ile Trump dönemindeki inişli çıkışlı ilişkilerin Biden yönetiminde de devam edeceği, Biden’ın seçim konuşmalarında yaptığı demokrasi vurgusu, NATO ve Avrupa ilişkilerine öncelik vermesi ile daha da zorlaşarak süreceği öngörülebilir. Daha da önemlisi, Trump döneminde aile bağları ve doğrudan iki başkan arasında yürütülen ilişkinin daha kurumsal bir yapı üzerinden yeniden yapılanacağı ve diplomasinin öneminin artacağı beklenmektedir.

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füzelerini satın almasıyla başlayan kırılma, Trump’ın giderayak  Türkiye için  imzaladığı CAASTA‘nın (ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar yoluyla Mücadele Etme Yasası)  uygulanmasıyla birlikte, Türk savunma sanayiini ABD’nden teknoloji ve uluslararası kredi alamayacağı için zorda bırakacağı öngörülen zararlar arasında sayılabilir. Ayrıca Trump döneminin seçtiği en hafif yaptırımların dozunun artıp artmayacağı da şimdilik bir soru işaretidir. Şu anda görünen, Türkiye’ye karşı örtülü bir silah ambargosu uygulanacağıdır. Biden’ın dış politika konularında serbestçe hareket etmesini zorlaştıran bir neden de Senato’da Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olmasıdır. Ancak Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yazdığı 9 Ekim 2019 tarihli mektuptaki hoyrat ve kaba diplomasi tarzının Biden ile sona ereceği açıktır. Tabii bu kadar deneyimli Biden gibi bir Başkanın Trump zamanında kenara savrulan deneyimli Amerikan diplomatlarını işbaşına getireceği  temaslarından anlaşılmaktadır. ABD’nin Türkiye diplomasisinde bunun nasıl yansımaları olacağını hep birlikte göreceğiz.

Dış politikasında ABD ile sorunlu ilişkileri bulunan Türkiye’nin, gelenekleri itibariyle batıdan 360 derece farklı bir ülke olan Japonya’daki ilk büyükelçilik görevi süresince  deneyim kazandığı ifade edilen ve dışardan atanan bir Büyükelçinin bu kadar hassas bir dönemde  ABD’ye atanmasının ne kadar isabetli olabileceği tartışmalıdır. Bu şekilde dışardan atanan bir büyükelçinin yanında bir süre çalışan kıdemli bir diplomat olarak ABD’ne kariyerden, liyakat sahibi  ve kıdemli bir diplomatın  atanmasının daha iyi sonuçlar vereceğini düşünmekteyim. Diplomasi mesleğinin en alt kademesinden başlayarak ve deneyim kazanarak öğrenileceğini yaşayarak gören bir diplomat olarak başta temsil olmak üzere görüşmelerin, anında tutum saptanmasının deneyimli diplomatlarca daha başarılı olarak yürütüldüğüne şahit oldum. ABD ile yürütülmesi öngörülen görüşmelerde, basına da yansıyan lobi şirketlerinin faydadan çok zarar getirdikleri ve ödenen parayla eş düzeyli hizmet alınamadığı geçmiş dönemlerde görülmüştür. 

ABD’nin Suriye, Irak ve Libya politikalarının yakından takibi; özellikle Suriye ile olan sınır boyunca bir Kürt devletinin kurulması ihtimali ile önümüzdeki döneme ilişkin stratejileri biran önce hazırlamak büyük fayda sağlayacaktır. Bunun için evde oturtulduklarını bildiğim değerli diplomatlarımızdan yararlanmak gerekmektedir. Özellikle bu bölgelerde görev yaparak bölgeyi tanıyan diplomatlarımız, büyükelçilerimiz hazırlanacak bu stratejiye büyük katkı sağlayacaklardır.

Avrupa’da Türkiye’nin ticaretteki en büyük ortağı olan Almanya’da, Avrupa Birliği yaptırım kararlarının şimdilik uygulanmamasını sağlayan ve 2005’den itibaren dört dönem seçilerek iş başında kalan  Şansölye Angela Merkel’in, 2021 sonbaharında görevini bırakacağı göz önüne alınırsa yerine aday olan üç Alman politikacının siyasi eğilimlerini, geçmişteki tutumlarını  Türk dış politikası açısından şimdiden izlemek gerekecektir.

Covid-19 nedeniyle İtalyan ekonomisine büyük para yardımı sağlayan Almanya’nın nabzını tutmak önümüzdeki dönemde oldukça önemli. Bu ülkede yaşayan Alevi soydaş veya Alevi vatandaşlarımızın dini kimliklerini Aralık 2020’de hukuken de tanıyan bu ülkede ikamet eden ve çoğu Alman vatandaşlığına geçen Kürt, Süryani, Türk ve halen T.C. vatandaşlıklarını koruyan vatandaşlarımız nedeniyle Almanya, 1960’lardan itibaren Türkiye’yi mercek altında takip eden bir Avrupa ülkesidir.

Avrupa Birliği’nden çıkış sürecindeki (Brexit) Britanya, salgın ve kapanma nedeniyle kısa bir süre için Biden’ın ilgi alanı dışında sayılabilir. Başbakan Boris Johnson’un yanlış politikası ile  İngiltere’nin AB’den çıkış kararı alan Britanya Krallığını oluşturan İngiltere dışında Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda‘nın  Britanya’ya bağlarını da sarsmış, İskoçya AB’de kalma kararı almıştır.

S-400 füzelerini alarak NATO ve Atlantik ittifakı içinde sıkıntıya neden olan Türkiye için 2021’de Rusya’da yapılacak genel seçimler bu ülkede önemli değişikliklerin habercisi olabilir. Yargı, yürütme ve yasama erklerini elinde tutan ve görev süresini 2020’de 2036’ya kadar uzatan ayrıca Aralık 2020’de ömür boyunca yararlanacağı Dokunulmazlık Yasasını imzalayan Başkan Vladimir Putin’in ana muhalefet lideri Alexei Navalny‘i zehirlettiği iddialarının Navalny tarafından da doğrulanması, Putin’in 2021 seçimlerindeki şansını azaltmasına ve seçimlerin kanlı geçeceği yolunda söylentilerin artmasına neden olmuştur. Bu bakımdan  Rusya’daki gelişmelerin dikkatle takip edilmesi ve batıda artık “diktatör” olarak tanımlanan ve Sovyet dönemine ait politikaları uygulayarak güvenlik güçlerini istediği gibi kullanan, baskı uygulayarak muhalefeti susturan ve basına sansür uygulayan ve muhalif gazatecileri yok eden  Putin ile mesafenin korunması  Türk dış politikası açısından önemlidir. Türkiye, Rusya ile İdlip ve Libya’da karşı karşıya gelmiştir.

Ekonomisinin hassas dengelere dayalı olduğu bu salgın döneminde Türkiye, dış politikasında, ulusal çıkarları koruyarak daha diplomasi ağırlıklı politikalar oluşturmaya özen gösterilmesi, daha uzlaşıcı ve kaba olmayan bir retorik kullanılması, Mısır ve Suriye gibi büyükelçi bulunmayan ülkelere büyükelçi atanması, uluslararası toplantılarda daha uzlaşıcı bir tutum alınması, dijital iletişimin artık dış gelişmelerin takibinde ne kadar önemli olduğu (örneğin Azerbaycan’da okunan bir şiire İran’dan gelen ağır tepki gibi) dikkate alınması, özellikle Yunanistan’ın dış politikasında uyguladığı gibi batı ittifakları içinde etkin olunması, önemli kararlarda TBMM ve muhalefetin ve sivil toplumun dışlanmaması, tarafı bulunduğumuz uluslararası hukuk kurumlarının kararlarına saygılı olunması dış ilişkilerde büyük önem taşımaktadır. Diğer önemli bir nokta da dış politikanın iç polikada  malzeme olarak  kullanılmamasıdır.

Doğu Akdenizde  Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin (GKRY) Türkiye’yi köşeye sıkıştırma ve yalnız bırakma politikalarının, karşı cephenin bölünmesine yönelik stratejilerle bozulması önem kazanmaktadır. Libya ile yapılan anlaşma bir süre kazanılması için kısa vadede yararlı olmuştur denebilir. Tunus ve Cezayir gibi ülkelerle işbirliği yaparak hatta Tunus’a bir neden olmaksızın beş milyon ABD Doları yardımda bulunmanın Avrupa’yı rahatsız edecek tavırlar olduğu unutulmamalı, işbirliği için Katar, Tunus ve Cezayir’den daha başka ülkelerle de işbirliği yolları araştırılmalıdır. Para dağıtarak lobi ve taraftar arama çabaları ve bunu da basın yoluyla ilan edilmesi ancak XIX.yüzyıl diplomasisine uygun davranışlardır.

Özellikle salgında çok sayıda insanımızı kaybetmemiz nedeniyle global aşı dağıtım koalisyonuna  (COVAX) girilmesi ve biran önce aşıya başlanması insan hayatı başta olmak üzere Türkiye ekonomisi açısından da önemlidir. Güney Doğu Asya ülkelerinde salgının artmamasının nedeni olarak ülkelerin sınırlarını hemen kapatmaları ve salgına karşı önlemleri çok iyi uygulamaları olarak  gösterilmektedir.

Dünya Turizm Örgütü’nün Aralık 2020 raporuna göre turizm sektörünün 1990 yılı düzeyine düşmesi gelirlerinin büyük kısmını turizmden elde eden ülkeler ve Türkiye için büyük bir gelir kaybıdır.

Aslında Türkiye, Avrupa’nın ve ABD’nin gözden çıkarabileceği bir ülke değildir. Bu nedenle Türkiye dış politikada biran önce  toparlanmalı, evrensel insan hakları ve hukukun üstünlüğü değerlerine sahip çıkan bir ülke olarak  yeni ittifaklarla güçlenmeli hala daha hiç de “değerli” olmayan yalnızlıktan kurtulmalıdır. Ancak bunları yaparken kendi muhafazakar çevresi içinde kapalı, deneyimsiz akademisyenleri bulunan SETA (Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı. 2005’de kurulmuştur. Bünyesinde Insight Turkey ve Kriter gibi yayınlar hazırlanmaktadır. Bu yayınlarda genellikle muhafazakar kesimin yazılarına yer verilmektedir.) gibi kuruluşlardan değil, deneyimli bürokrasisi ile kuvvetlendirilmiş Dışişleri Bakanlığı liyakat sahibi diplomatlarından ve Prof. Dr. Hüseyin Pazarcı gibi hem dış politika hem hukuk konularında söz sahibi uzmanlardan yararlanılmalıdır.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here